Tekil Mesaj Gösterimi
Eski 09-08-2006, 10:40   #1
BÜŞRA NUR EYMEN
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan R.N.Külliyatı: Hizmet Rehberinden çok EHEMMİYETLİ bazı bölümler

Aziz, Sıddık Kardeşlerim,



Sizin tesanüdünüze benim ziyade ehemmiyet verdiğimin sebebi: Yalnız bize ve Risale-i Nur’a menfaati için değil; belki tahkiki imanın dairesinde olmayan ve nokta-i istinada ve sarsılmayan bir cemaatin kat’i buldukları bir hakikata dayanmaya pek çok muhtaç bulunan âvam-ı ehl-ı iman için dalalet cereyanlarına karşı yılmaz, çekilmez, bozulmaz, aldatmaz bir merci, bir mürşid, bir hüccet olmak cihetiyle sizin kuvvetli tesanüdünüzü gören kanaat eder ki: “Bir hakikat var, hiçbir şeye feda edilmez, ehl-i dalâlete başını eğmez, mağlûb olmaz.” diye kuvve-i mâneviyesi ve imanı kuvvet bulur. Ehl-i dünyaya ve sefahate iltihaktan kurtulur. (Şuâlar, s. 269)







Aziz, Sıddık Kardeşlerim, Hüsrev ve Mehmed Fevzi, Sabri,



Ben sizlere bütün kanaatımla itimad edip istirahat-ı kalble kabre girmek ve Nurların selâmetini size bırakmak bekliyordum. Ve hiçbir şey sizi birbirinden ayırmayacak biliyorum. Şimdi dehşetli bir planla Nur’un erkanlarını birbirinden soğutmak için resmen bir iş’ar var.

Mâdem sizler lüzum olsa, birbirinize hayatınızı, kuvvet-i sadakatınız ve Nurlara şiddetli alakanızın muhtezası olarak feda edersiniz. Elbette gayet cüz’i ve geçici ve ehemmiyetsiz hissiyatınızı feda etmeye mükellefsiniz. Yoksa kat’iyen bizlere bu sırada büyük zararlar olacağı gibi, Nur dâiresinden ayrılmak ihtimâli var diye titriyorum.

Üç günden beri hiç görmediğim bir sıkıntı beni tekrar sarsıyordu. Şimdi kat’iyen bildim ki, göze bir saç düşmek gibi az bir nazlanmak sizin gibilerin mâbeyninde hayat-ı Nuriyemize bir bomba olur.

Hattâ size bunu da haber vereyim:

Geçen fırtına ile bizi alâkadar göstermeye çok çalışılmış. Şimdi mâbeyninizde az bir yabanilik atmaya çabalıyorlar. Ben sizin hatırınız için, her birinizden on derece ziyade zahmet çektiğim halde, sizden hiçbirinizin kusuruna bakmamaya karar verdim. Siz dahi, haklı ve haksız olsa benlik yapmamak; Üstadımız olan şakirdlerin şahs-I manevisi namına istiyorum. Eğer o acib yerde beraber bulunmaktan gizli parmaklar karışıyorlar, biriniz Tahiri’nin koğuşuna gidiniz… (Şuâlar, s. 425)


Aziz, Sıddık kardeşlerim,



Bu eski ve yeni iki medrese-i Yûsufiyedeki şiddetli imtihanla sarsılmayan ve dersinden vazgeçmeyen ve yakıcı çorbadan ağızları yandığı halde talebeliğini bırakmayan ve bu kadar tehâcüme kaşı kuvve-I mâneviyesi kırılmayan zatları ehl-i hakikat ve nesl-i âti alkışlayacakları gibi, melâike ve ruhamiler dahi alkışlıyorlar diye kanaatım var. Fakat içinizde hastalıklı ve nâzik ve fakirler bulunmasıyla, maddi sıkıntı ziyadedir ve buna karşı da her biriniz her birisine birer tesellici ve ahlâkta ve sabırda birer nümune-i imtisâl ve tesânüd ve taltifte birer şefkatli kardeş ve ders müzâkeresinde birer zeki muhatab ve mucib ve güzel seciyelerin in’ikâsında birer âyine olmanız, o maddi sıkıntıları hiçe indirir… diye düşünüp ruhumdan ziyade sediğim sizler hakkında teselli buluyorum. (Şuâlar, s. 257)



Kardeşlerim,



Gerçi yeriniz çok dardır; fakat kalbinizin genişliği o sıkıntıya aldırmaz. Hem yerlerimize nisbeten daha serbesttir. Biliniz: En esaslı kuvvetimiz ve nokta-I istinadımız, tesanüddür. Sakın, sakın!.. Bu nisbetlerin verdiği asabilik cihetiyle birbirinizin kusuruna bakmayınız. Kısmet ve kadere itiraz hükmünde olan şekvalar ve “Böyle olmasaydı, şöyle olmazdı.” diye birbirinizden gücenmeyiniz.

Ben anladım ki; bunların hücumundan kurtulmak çaremiz yoktu; ne yapsaydık onlar hücumu yapacak idiler. Biz sabır ve şükür ve kazaya rıza ve kadere teslim ile mukabele ederek, tâ inâyet-i ilâhiye imdadımıza gelinceye kadar az zamanda ve az amelde pek çok sevap ve hayrat kazanmaya çalışmalıyız. Oradaki kardeşlerimizin selâmetlerine duâlar ediyoruz. (Şuâlar, s. 260)




Aziz, Sıddık Kardeşlerim,



Bu dünyada, hususan bu zamanda, hususan musibete düşenlere ve bilhassa Nur şakirdlerindeki dehşetli sıkıntılara ve me’yusiyetlere karşı en te’sirli çâre, birbirine teselli ve ferah vermek ve kuvve-i mâneviyesini takviye etmek ve fedakar hakiki kardeş gibi birbirinin gam ve hüzün ve sıkıntılarına merhem sürmek ve tam şefkatle kederli kalbini okşamaktır. Mabeynimizdeki hakiki ve uhrevi uhuvvet, gücenmek ve tarafgirlik kaldırmaz. Madem ben size bütün kuvvetimle itimad edip bel bağlamışım ve sizin için, değil yalnız istirahatımı ve haysiyetimi ve şerefimi, belki cevinçle ruhumu da feda etmeye karar verdiğimi bilirsiniz, belki de görüyorsunuz.

Hattâ kasemle temin ederim ki: Sekiz gündür, Nur’un iki rüknü zahiri birbirine nazlanmak ve teselli yerine hüzün vermek olan ehemmiyetsiz hâdisenin bu sırada benim kalbime verdiği azab cihetiyle “Eyvah, eyvah! El’ aman! El’ aman! Yâ Erhame’r Râhimin meded! Bizi muhafaza eyle. Bizi cin ve insi şeytanların şerrinden kurtar. Kardeşlerimin kalblerini birbirine tam sadakat ve muhabbet ve uhuvvet ve şefkatle doldur.” diye hem ruhum, hem kalbim, hem aklım feryad edip ağladılar.

Ey demir gibi sarsılmaz kardeşlerim! Bana yardım ediniz. Mes’elemiz çok naziktir. Ben sizlere çok güveniyordum ki, bütün vazifelerimi şahs-i manevinize bırakmıştım. Siz de bütün kuvvetinizle benim imdadıma koşmanız lazım geliyor. Gerçi hadise pek cüz’i ve geçici ve küçük idi; fakat saatimizin zenbereğine ve gözümüzün hadekasına gelen bir saç, bir zerrecik dahi incitir… (Şuâlar, s. 419)


Aziz Kardeşlerim,



Bu defa yazılarınızda ihlâs risalelerini gördüğüm için, sizi o gibi risalelerin dersine havale edip, ziyade bir derse ihtiyaç görmedim. Yanlız bunu ihtar edriyorum ki: Mesleğimiz, sırr-ı ihlâsa dayanıp, hakaik-i imaniye olduğu için hayat-ı dünyaya, hayat-ı içtimaiyeye mecbur olmadan karışmamak ve rekabete, tarafgirliğe ve mübarezeye sevk eden halattan tecerrüd etmeye mesleğimiz itibariyle mecburuz.

Binler teessüf ki; şimdiki müdhiş yılanları hücumuna mâruz biçâre ehl-i ilim ve ehl-i diyanet, sineklerin ısırması gibi cüz’I kusuratı bahane ederek, birbirini tenkid ile yılanların ve zındık münafıkların tahrıbatlarına ve kendilerini onların eliyle öldürmesine yardım ediyorlar. (Tarihçe-i Hayat, s. 274)




Aziz, Sıddık, Kardeşlerim,



Bizler, imkân dairesinde bütün kuvvetimizle Lem’a-i İhlâs’ın düsturlarını ve hakiki ihlâsın sırrını, mabeynimizde ve birbirimize karşı istimâl etmek vücub derecesine gelmiş.

Kat-i haber aldım ki, üç aydan beri buradaki has kardeşleri birbirine karşı meşreb veya fikir ihtilafıyla bir soğukluk vermek için, üç adam tayin edilmiş.

Hem metin Nurcuları usandırmakla sarsmak ve nazik ve tahammülsüzleri evhamlandırmak ve hizmet-i Nuriyeden vazgeçirmek için sebepsiz mahkememizi uzatıyorlar. Sakın sakın! Şimdiye kadar mabeyninizdeki fedakarane uhuvvet ve samimane muhabbet sarsılmasın. Bir zerre kadar olsa bile bize büyük zarar olur.

Bizler, birbirimize lüzum olsa ruhumuzu feda etmeye hizmet-i Kur’aniye ve imaniyemiz iktiza ettiği halde, sıkıntıdan veya başka şeylerden gelen titizlikle hakiki fedakarlar birbirlerine karşı küsmeye değil, belki kemâl-i mahviyet ve tevazu ve teslimiyetle kusuru kendine alır; muhabbetini, samimiyetini ziyadeleştirmeye çalışır. Yoksa habbe, kubbe olup, tamir edilmeyecek bir zarar verebilir. Sizin ferasetinize havale edip kısa kesiyorum. (Tarihçe-i Hayat, s. 522)



Ey âhiret kardeşlerim… ve ey hizmet-i Kur’aniyede arkadaşlarım!



Bilirsiniz ve biliniz: Bu dünyada, hususan uhrevi hizmetlerde

• En mühim bir esas,

• En büyük bir kuvvet,

• En makbûl bir şefaatçi,

• En metin bir nokta-i istinad,

• En kısa bir tarik-i hakikat,

• En makbûl bir duâ-yı mânevi,

• En kerametli bir vesile-i makasıd,

• En yüksek bir haslet,

• En sâfi bir ubudiyet, ihlâstır.

(Lem’alar, s. 153)


Cenab-I Hakkın rızâsı ihlâs ile kazanılır. Kesret-i etba ile ve fazla muvaffakıyet ile değildir. Çünkü onlar vazife-i ilâhiyeye ait olduğu için istenilmez, belki bazen verilir.

Evet bazen birtek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rızâ olur. Kemmiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı; çünkü bazen bir tek adamın irşadı bin adamın irşadı kadar rızâ-i İlâhiye medar olur.

Hem ihlâs ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmaktır. Yoksa, “benden ders alıp sevap kazandırsınlar” düşüncesi nefsin ve enaniyetin bir hilesidir.

Ey sevaba hırslı ve a’mâl-i uhreviyeye kanaatsiz insan! Bazı peygamberler gelmişler ki mahdut bir kaç kişiden başka ittiba edenler olmadığı halde yine o peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner kesret-i etba ile değildir. Belki hüner rıza-i İlahiyi kazanmakladır. Sen neci oluyorsun ki, böyle hırs ile “herkes beni dinlesin” diye vazifeni unutup, vazife-i İlâhiyeye karışıyorsun? Kabûl ettirmek, senin etrafında halkı toplamak Cenab-ı Hakkın vazifesidir. Vazifeni yap, Allah’ın vazifesine karışma. (Lem’alar, s. 147)
  Alıntı Yaparak Cevapla