| Binbaşı
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,718
| Kalbimizin, Dünyamızın ve Ahiretimizin Nurlanması için Biz onu (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.” “Onu bir Kur’an olarak, insanlara dura dura okuman için (bölüm bölüm) ayırdık ve onu safha safha bir indirme ile indirdik.” İsra Suresi: 105-106 “Kur’an’ı okuyup onunla amel eden mümin, utruce meyvesi gibidir, tadı da güzel kokusu da güzeldir. Kur’an okumayan fakat onunla amel eden mümin ise hurma meyvesi gibidir, tadı güzel ama kokusu yoktur. Kur’an’ı okuyan münafığın durumu da reyhan çiçeğine benzer, kokusu güzeldir ama tadı acıdır. Kur’an okumayan münafığın durumu da Ebu Cehil karpuzu gibidir, tadı da acı kokusu da acıdır.” Sahih-i Buhari
Bizler için bir öğüt, bir hidayet, bir müjde, bir hatırlatma, doğruyu yanlıştan ayıran ve okuduğumuzda imanımızın artmasına vesile olan yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’i öğrenmek ve öğretmek için bir zaman tayin etmek doğru değildir. İmkân ve fırsat bulduğumuz her zaman ve ortamda Kur’an-ı Kerim’i okumak, okutmak, anlamak ve yaşamakla sorumluyuz. Fert, aile, toplum ve ümmet olarak bununla mükellefiz. Okulların tatil olmasıyla beraber çocuklarımız ve öğrenci kardeşlerimiz için bir hatırlatmada bulunmak istedik. Hemen her sayımızda, her yazımızda hangi konuyu işlersek, mutlaka bir vesileyle Kur’an ve sünnet çerçevesinde yaşamayı, Kur’an ve sünnet dairesi içinde kalmayı, her işimizde, davranışımızda ve ilişkilerimizde sünneti ihya etmenin lüzumunu hatırlatıyor ve istiyoruz. Resulullah aleyhissalatu vesselam döneminde olduğu gibi, ondan sonraki dönemden ta kıyamete dek fert, aile, toplum ve ümmet olarak bütün Müslümanlar Kur’an ve sünnete sarılma, her işlerinde Kur’an ve sünneti ölçü olarak kabul etmekle mükelleftirler. Sorumluluklarının bilincinde olup sorumluluklarını yerine getirmek isteyenler bu cehd ve gayret içinde yaşamışlar, yaşamaya çalışmışlar. Kur’an-ı Kerim’i ve Müslümanları bu şekilde bilip tanıyan, Allah ve Hz. Peygamber düşmanlarının da, Mekke döneminden günümüze kadar, Kur’an’ı Müslümanların içinden çekmek ve onları Kur’an’dan uzaklaştırmak için her türlü yola başvurduklarını, her türlü yolu kendilerine mubah gördüklerini biliyor ve görüyoruz. Düşünce planında zihinleri bulandırıp iğfal etmek için Kur’an-ı Kerim’e; “uydurmadır” demişler, “geçmişlerin masallarıdır” demişler, “başkalarının yardımıyla oluşturulmuş” demişler, “çöl kitabı” demişler, demişler, demişler… Fiziki baskı ve çeşitli müeyyidelerle, maddi imkânlar sarf ederek bunu yapmışlar, yapmaya devam ediyorlar. Küfür ve inatlarından, cahili alışkanlıklarından, bozuk inançlarından, ahlaki kokuşmuşluklarından ve hakkı görmediklerinden bunu yapıyorlar. Düzenlerini, makamlarını, mevkilerini ve çıkarlarını korumak için bunu yapıyorlar. İnatçı kâfirlerin dışında, Kur’an-ı Kerim’i kimse inkâr edemez ve Kur’an-ı Kerim’e karşı çıkmaz. Küfür ve inatlarından dolayı doğru ve iyi hareketlerden, doğruya götüren yoldan ve doğruyu gösteren her şeye düşmanlık ederler, nefret ederler, engel olmak isterler. Böyleleri; Kur’an-ı Kerim’den ve ondaki emir ve nehiylerden kin ve nefret duyar. Kur’an-ı Kerim’in en ufak bir işaretinden dahi ne kadar köpürdüklerini ve nefret ettiklerini görüyoruz, biliyoruz. Bunların akıbetleri, dünyada rezillik, rüsvaylık ve hüsrandır. Ahirette ise, kendilerini kuşatmış bir ateş, yüzleri kavuran erimiş madenden bir su, yakıtı insan ve taşlar olan ateş ve tarif edemeyeceğimiz büyük azap onları bekliyor. Kalpleri ve kulakları mühürlenmiş ve gözlerinin üzerine perde çekilmiş olanlar, her türlü engele rağmen Resulullah aleyhissalatu vesselamın Kur’an-ı Kerim’i öğretmesine, Habbab b. Eret, Hz. Ebubekir, Abdullah b. Mesud, Osman b. Maz’un, Mus’ab b. Umeyr ve daha nice sahabilerin -Allah onlardan razı olsun- Kur’an-ı Kerim’i okumalarına, okutmalarına ve yaşamalarına engel olamadılar. “Müslümanların ellerinde Kur’an oldukça onlara hâkim olamayız” diyen İngiliz ve Fransızlar, zalim Ruslar ve onların görevlerini yapan işbirlikçileri de İslam ülkelerinde istedikleri neticeyi alamamışlar. Her türlü işgal, baskı, müeyyide, hile ve oyunlarına rağmen Kur’an, onların korkulu rüyası olmaya devam ediyor. Sorumluluklarımızın neler olduğunu ve nasıl yapılması gerektiğini, Hakk ile batılı, helal ve haramı, hidayet ve dalaleti, doğru ve yanlışı, aydınlık ve karanlığı birbirinden ayırmak için Kur’an öğrenmek ve öğretmek zorundayız. Birilerine inat olsun diye değil, sadece kulluk görevimizi yerine getirmeye vesile olan Kur’an-ı Kerim’i ibadet, tefekkür, tebliğ ve amel etmek için öğreneceğiz ve öğreteceğiz inşallah. Bütün Müslümanlar, özellikle İslam’a hizmeti ve İslami tebliği kendine esas alan kardeşler, herkesten daha çok Kur’an-ı Kerim’i ibadet, tefekkür, tebliğ ve amel etmek için okuyacak, öğrenecek ve öğretecek inşallah. Eshab-ı Kiram, Kur’an-ı Kerim’i anlamak ve yaşamak için dinlemiş, öğrenmiş ve okumuşlar, okudukları ayetleri hayatlarına geçirmeden diğer ayetlere geçmemişlerdir. Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam, İslam’a davet ettiği herkese Kur’an okumakla başlamış. Kendisini ziyarete gelen tüm heyetleri Kur’an ile karşılamış. Kendisine gelen eleştirilere Kur’an ile cevap vermiş. İnen her ayeti en yakınında bulunan ashabına okumuş, okutmuş ve yazdırmış. Kimine de ezberletmiş. Hz. Cafer, Habeşistan hicretinde, Necaşi’nin sorularına Kur’an okuyarak cevap vermiş. Mus’ab b. Umeyr, Medine’de tebliğine engel olmak isteyenleri yanına oturtup Kur’an’dan ayetler okuyarak onları ikna etmiş. Bütün bunlar bizlere Kur’an-ı Kerim’i çok iyi okumamız, okutmamız, anlamamız ve yaşamamız gerektiğini gösteriyor. Hesabını veremeyeceğimiz şekilde zamanımızı değerlendirmeme ve boş geçirme gibi bir lüksümüz yoktur. Bizler yani Müslümanlar; “tatildeyiz” veya “izindeyiz” diyerek sorumluluklarımızı yerine getirmezlik edemeyiz. Dolayısıyla çocuklarımızı, zamanlarını boşa geçirmeye alıştıracak bir davranış içine giremeyiz. Nerede olursak olalım, nereye gidersek gidelim, başta komşularımız olmak üzere ulaşabileceğimiz herkesi Kur’an-ı Kerim okumaya ve okutmaya seferber edelim. Okulların tatil olmasıyla beraber bütün camilerde imamlar ders verecekler. Çocukları camilere ve Kur’an-ı Kerim kurslarına gönderelim, götürelim. Camiye ve Kur’an-ı Kerim kurslarına gidemeyecek durumda olan büyüklere -kadın/erkek- evlerde ders verelim, ders alalım. Öyle bir gayret içine girelim ki, hem bizlerin hem de ulaşabildiğimiz tüm sevdiklerimizin, insanların en hayırlılarından olmaları için Kur’an-ı Kerim’i öğrenelim, öğretelim. Kur’an-ı Kerim okumalarına ve okutmalarına vesile olacağımız çocuklarımızı, dostlarımızı ve sevdiklerimizi Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselamın tarifine mazhar kılmak için okuduklarını anlayıp anladıklarıyla amel etmelerine yardımcı olalım: “Kur’an’ı okuyup onunla amel eden mü’min utruc (portakal) meyvesi gibidir. Tadı da, kokusu da güzeldir.” Kur’an-ı Kerim okumanın, ibadetlerin en faziletlisi olduğu, her harfinin on kat fazla sevabı olduğu şuuruyla okuyalım. Yüzünden okumanın sevabının yanında, maksadın mücerred okumak olmadığı, asıl maksadın, okuyup üzerinde düşünmek, anlayıp amel etmek olduğudur. Bu anlayışı yine çocuklarımıza, sevdiklerimize ve dostlarımıza verelim, hatırlatalım. Kur’an-ı Kerim okuyacak ve okutacak kardeşlerimizin, Kur’an-ı Kerim’i okumada riayet etmeleri gereken adaba dikkat etmeleri gerekir. Yani; abdestli olması, tecvid kurallarına dikkat etmesi, güzel ses ile okumaya çalışması, tevazu ve huşu ile kıbleye yönelmesi, tane tane ayetlerin manalarını düşünerek okuması, azap ayetlerini okuyunca Allah’a sığınması, rahmet ayetlerini okuyunca Allah’tan yardım dilemesi, tesbih ayetlerinde Allah’ı tenzih etmesi, secde ayetlerinde secde etmesi ve diğer hususlar… Özellikle yetenekli çocuklarımızın hafızlık yapmaları, Kur’an’ı ve Kur’an ilimlerini aslından öğrenmek ve okumak için Arapça okumalarını sağlamaya çalışmak ve ortam sağlamaya sebep olmak, ölümümüzden sonra da hayır defterimizin açık kalmasına ve sürekli hasenat yazılmasına vesile olur. Allah’ım! Bizi, Kur’an tilavetini hakkını vererek okuyanlardan, okuduğunu anlayanlardan, anladığını yaşayanlardan eyle! (Âmin) Allah’a emanet olun. inzar |