Ynt: Nefis ve nefsin kısımları NEFİS VE HEVÂ
İnsanoğlunun hem üstün meziyetleri, hem garip zaafları vardır. Bu cümleden olarak bâtın âlemimizi ifade eden mefhumlardan birisi de nefistir.
Kelime olarak, bir şeyin zâtı ve kendisi demek olan nefis, tasavvuf ıstılâhında değişik keyfiyetleri ifade için kullanılmıştır.
Meselâ Kur’ân-ı Kerim’de İsrâiloğulları’na hitâben, “Hemen Hâlik’ınıza (Yaradanınız’a) tevbe edip, nefislerinizi öldürünüz”(3) buyurulmuştur.
Buradaki “Faktülû enfüseküm (nefislerinizi öldürünüz)” emri, intihar ediniz mânâsına değildir. Bununla, hiçbir meşru‘ hudut tanımayan ve daima hayvanî şehvetlere meyyâl olan nefs-i emmâre ile mücâdele emredilmiştir.
Hevâ meselesine gelince...
Kelime olarak arzu ve istek mânâlarına olan hevâ, tasavvuf lisânında nefsin, süflî cihete yönelip ulvî cihetten yüz çevirmesi... Hakk’ı inkâr veya ihmâl edip, nefs-i emmârenin şehvetlerine tâbi olmasıdır.
Şöyle de diyebiliriz:
Hevâ, kişinin dînî ölçülere bakmaksızın nefsinin hoşuna giden şeylere yönelmesidir.
Hevâya tâbi olmak; insanın İslâm’dan uzaklaşmasına, ahlâken bozulmasına, amellerinde, tavır ve hareketlerinde zulüm ve azgınlığına sebep olur.
O bakımdan mü’minlerin, gerek nefs-i emmâre ile gerekse hevâlarını ilah edinenlerle mücâdeleleri kıyâmete kadar devam edecektir.
Bu mücâdelenin, bir takım zorlukları, sıkıntı ve meşakkatleri beraberinde getirmesi de muhakkaktır. Nitekim Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz buyurmuşlardır ki:
“İnsanların en çok sıkıntıya uğrayanları peygamberler, sonra sâlih amel sahibi olan kimselerdir. Kişi dinine göre belâlarla imtihan edilir. Eğer dini(ne bağlılığı kuvvetli ve) sağlamsa, belâsı daha da artırılır. Şayet dininde (imânında) zayıflık varsa, ona göre belâsı da azalır.”(4)
Binâenaleyh bu uğurda muhtelif belâ ve musîbetlere mâruz kalan Müslümanların, sabır ve sebat üzere olup vazifelerini, mes‘ûliyet ve mükellefiyetlerini hiçbir şart ve ahvâlde ihmâl etmemeleri gerekir. Gerçek sabır ve sebat ise, “Musîbetlerin ve zorlukların ortaya çıktığı hallerde kendini tutmak ve İslâm ahkâmına tâbi olmakta sebât etmek” yani hududu tecâvüz etmemektir.
Cenâb-ı Mevlâ-yi Müteâl ve’l-Kemâl hazretleri cümlemizi, sabreden, sabrında sebat gösterebilen, râbıta ve zikir ehli mü’minlerden eylesin. Âmîn...
*** |