"İsmi Mansur'du, bir yeniçeri.
Gece. Yedikule surları içinde.
İsminin üzerinden bir iptal serüveni geçti. Siyahtı yeniçeri katibinin kullandığı mürekkebin rengi."
Ne kadar zaman yetti Mansur'un bedeninin, Mansurun bedeni ki benim yurdum, dışarı çıkartılmasına? İstanbul'un bütün camilerinde okunan sabah ezanlarının gelip de beni bulduğu o vakitte. Et siyah, kan kırmızı. Her zamanki gibi bir gece olsa idi, yurdumdan uyanıp da bir bardak buğulu kiraz şerbetini yudumlayacağım o saatte. Meyyit kapısından çıkan muhafızların, daha da ağırlaşmış yükleriyle bir sandala atladıklarını, kıyıdan, çok değil, sadece biraz açıldıklarını, sonrasında yüklerini suyun koynuna usulca bıraktıklarını, seçebildiğim saatte. Her şey olup bitiyordu ve ben sadece bakıyordum. Sağ yanım deniz. Karşımda Yedikule. Yedikule'nin yedisi birden yıkıldı üzerime. Sonrası bir büyük sessizlik ki dışı sükut, içi kıyamet.
Gözlerimi yumdum..,
Kendi cesedimin taşınmasına tanık tutuldum...
yine Nazan Bekiroğlu....