Tekil Mesaj Gösterimi
Eski 21-01-2008, 13:48   #2
fütüvvet
Onbaşı
 
Katılım Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 32
Varsayılan

Büyük Bir İftira
İşte, “mum söndürme” hadisesi de bu iftiralar cümlesindendir. Cem ayininin sonunda mumların söndürülmesi ve anne, kızkardeş, hala, teyze... kim rast gelirse gelsin, herkesin karanlıkta kendisine denk düşen kişiyle beraber olması şeklinde anlatılan, yani tam manasıyla bohemliğe ve ibâhiyeciliğe sapıldığı iddiasıyla dile dolanan böyle bir bühtanın gerçekmiş gibi algılanması ve milletimizin bir kesimine o nazarla bakılması çok büyük bir zulümdür, insanlığa karşı saygısızlıktır ve altından kalkılamayacak azim bir iftiradır. Alevîleri karalamaya ve onları yoldan sapmış göstermeye matuf olarak kullanılan bu iftira, bir kısım zâlimler tarafından ortaya atılmış; bazı saf insanların duyduklarına hemen inanmaları ve onu hakikatmiş gibi aktarmaları neticesinde bir kısım Sünnî camia içinde de yayılmıştır. Aslında, bazı mihraklar, Sünnîlerin yanına varıp onlara Alevîlerle alâkalı bin bir türlü yalan söylemişler; daha sonra Alevîlerle beraber olup bu defa da onlara Sünnîlerle ilgili gayr-i vaki beyanlar ileri sürmüşler ve böylece kardeşi kardeşe düşürmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardır.
Bu açıdan, mum söndürme meselesi gibi, bir zümreyi karalamaya ve insanımızı birbirine düşman kılmaya matuf olarak ortaya atılmış iftiralara ve uydurma beyanlara karşı çok ciddi bir tavır almak gerekir. Kulağa fısıldanan her sözü sağlam bir asla dayanıyormuş gibi hemen kabul etmek doğru değildir; hele o söz bir kesimi suçlayıcı ve küçük düşürücü ise, ona itibar etmek ve onu orada burada dile getirmek bir mü’mine asla yakışmaz. Binaenaleyh, ömrüm boyunca âlim ve ârif hiçbir insanın ağzından böyle bir bühtan duymadım; çocukluğumdan itibaren büyük pirlerin, üstadların ve meşayihin meclislerinde bulundum; fakat, onların sohbetlerinde ya da muhaverelerinde bu kabil bir güft u gûya rastlamadım. Öyle anlaşılıyor ki, bu türlü ithamlar, halk arasında, meseleleri ayağa düşüren kimselerin dedikodularından ibarettir; bunları yayanlar ve bu şekilde toplumun huzurunu kaçıranlar ise, ya cahil kimselerdir ya da ülkemizde düşmanlık duygularını kızıştırmaya çalışan hainlerdir.
Ayrıca, vicdanı çürümemiş bir kimse, böyle bir iftiranın gerçek olabileceğine de asla ihtimal veremez. Çünkü, bizim kültür ortamımızda yetişen insanların bu türlü bir bohemliğe ve bağışlayın, hayvanlığa tenezzül edeceğine ihtimal vermek hem mahiyet-i insaniyeye karşı saygısızlıktır hem de o insanlara hakarettir. Hele, “Eline, beline, diline sahip ol!” telakkisine bağlı yaşayan ve namusları uğruna çok defa mücadele vermiş bulunan insanların iffetlerini görmezlikten gelerek, onları gönülden yaralayacak isnatlarda bulunmak ve iftiralara ortak olmak değil Müslümanlığa, insanlığa dahi sığmayacak bir kötülüktür.
Ehl-i Kitab’a mensup bazı müfteriler de Hazreti Dâvud’a (aleyhisselam) iftira atmışlardır. Hâşâ, Kutlu Nebî’nin, Hitti Uriya adındaki komutanını kasıtlı olarak cephede ön safa sürdüğünü, onun öldürülmesini temin ettiğini ve böylece, geride dul kalan hanımı ile kendisinin evlendiğini söylemişlerdir. Bu uyduruk hikayenin kendi döneminde de yaygın şekilde anlatıldığını işiten Hazreti Ali (kerremallahu vechehu) efendimiz, böyle bir iftira karşısında çok üzülmüş ve Dâvud Aleyhisselam hakkındaki bu yalanı diline dolayanları cezalandıracağını ilan etmiştir. Kim bu bühtana iştirak ederse, bir peygambere iftira atma cezası olarak, ona yüz altmış değnek vuracağını belirtmiştir.
İşte, haddizatında söz konusu yapmaya bile değmeyecek kadar asılsız ve çirkin bulduğum; fakat, müfterilere kanabilecek bazı kimseleri uyarma kasdıyla, hakkındaki düşüncelerimi ifade etmeyi gerekli gördüğüm böyle bir bühtan karşısındaki hislerimi özetleme sadedinde diyebilirim ki: Şayet bugün de Haydar-ı Kerrar dönemindeki gibi bir uygulama mevzubahis olsaydı ve karar verme salâhiyeti bana düşseydi, ben de “mum söndürme” iftirasını seslendirenleri cezalandırırdım.
  Alıntı Yaparak Cevapla