Tekil Mesaj Gösterimi
Eski 13-02-2008, 00:57   #13
TaLia
Albay
 
Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 5,158
Varsayılan Mutasavvif Olarak Nasreddİn Hoca




MUTASAVVIF OLARAK NASREDDİN HOCA

Günümüz şairlerinden Ali Günvar, Nasreddin Hoca ile ilgili bir makalesinde “Nasreddin Hoca, devletin üniter, monolitik ve baskıcı ideolojik yapısının dağıldığı fakat bununla birlikte de pek çok ekonomik ve sosyal sıkıntının yaşandığı bir toplumsal kriz durumunda, insanları mizah yolu ile vuzuha kavuşturduğu İslâmî Ahlâk paradigması içinde tefekküre yöneltmiş olan ve onlara, zaman zaman demir leblebi denilen konuları mizahen anlatabilmiş, evliyadan bir zat-ı muhteremdir, dersek pek de yanlış olmayacaktır.”[1] demektedir.
Ali Günvar’ın Hoca için söylediği “Evliyadan bir zat-ı muhterem” ifadesi önceki zamanlarda da söylenmiş ve Hoca tasavvuf ehli, derviş, halife, şeyh isimleriyle de anılmıştır. Bunun bir örneği Hoca ile ilgili bilgi veren kaynaklar bölümünde yer alan Bayburtlu Osman’ın eserinde Hoca’nın büyük evliyalar arasında sayıldığı bilgisidir. Halkın bakış açısı da zaten böyledir. Bu yaklaşıma bağlı olarak da Hoca’nın fıkraları tasavvufi bakış açısıyla yorumlanmıştır. Mesela Mevlâna’nın torunlarından Burhaneddin Çelebi (1814–1897) Nasreddin Hoca’nın 121 fıkrasını tasavvufi bakış açısıyla izah etmiştir.[2]
Bu konuda Sabri Tandoğan’ın söyledikleri de çok önemlidir: “Nasreddin Hoca fıkraları yalnızca bir gülme ve mizah malzemesi olarak görülmemelidir. Tasavvufi görüşle değerlendirildikleri takdirde insanlığın öğreneceği çok şey bulunduğu anlaşılacaktır.”[3]
Nasreddin Hoca’nın fıkralarına günümüzde böyle bir açıdan yaklaşan bir isim de İsmail Emre’dir. 1900 Adana doğumlu olan Emre “Hoca’nın fıkralarında tasavvufi bir hikmet bulmakta” ve buna göre yorumlamaktadır.[4] Emre’ye göre Nasreddin Hoca, büyük bir mutasavvıftır. Fıkralarında da tasavvufi hakikat ile tasavvufi ahlakı telkin etmek istemektedir. Ayrıca, Hoca’nın bu yönü onun fıkralarının taklitlerinden ayrılmasında da bir ölçüdür.[5]
Nasreddin Hoca, önceden de belirtildiği üzere bilgin bir kişidir. Küçük yaşlarından itibaren hemen her türlü dini bilgiyi almış, Kur’an hafızı olmuş ve Sivrihisar’da müderrislik yapacak bir seviyeye ulaşmıştır. Onun Konya ve Akşehir’e götüren sebep muhtemelen tasavvufi arayışları olabilir. Zira kendilerinden faydalanmak üzere bulundukları yere gittiği Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim Sultan mutasavvıf kişilerdir. Nitekim Mecmua-i Maarif adlı esere dayalı olarak Hoca’nın bu durumunu ele alan Fuat Köprülü de Hoca’nın köyünden ayrılmasını bu iki mutasavvıf zata intisap maksadıyla olduğunu belirtmektedir.[6]
Ali Günvar, bahsettiğimiz yazısında yine Hoca için Saltuknâme’deki bilgileri referans alarak “Seyyid Mahmud Hayrânî Hazretlerinin dervişlerindendir. Muhtemelen bu zatın halifesi ve Mahmud Hayrânî Hakk’a yürüdükten sonra da dergâhın şeyhi olarak görev yapmıştır.”[7] demektedir.
Bilindiği üzere 13. asır yani Nasreddin Hoca’nın da yaşadığı yüzyıl bir bunalım çağı olmakla birlikte aynı zamanda bir tasavvuf asrıdır. Moğol istilası neticesinde Anadolu’ya göç eden Türkistanlı dervişler ve onların öğretisi olan tasavvuf düşüncesi Anadolu halkı için bir kurtuluş reçetesi olarak görülmüştür. Bu devirde Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre bu asrın zirve mutasavvıflarıdır. Nasreddin Hoca da bu çağın insanıdır. Hoca, Konya’da bulunduğuna göre muhtemelen özellikle Mevlana ile görüşmüş olabilir.
Asıl önemli olan ise Nasreddin Hoca’nın Mevlana tarafından da büyüklüğü kabul edilen ve saygı gösterilen Seyyid Mahmud Hayrani (ö. 1268) ve Seyyid İbrahim Sultan’ın talebesi olmasıdır. Çünkü bu zatlar sadece âlim değil aynı zamanda ârif kişilerdir. Yani tasavvuf ehlidirler.
Nasreddin Hoca’nın Konya’dan bu büyük zatların Akşehir’e göç etmesi üzerine peşlerinden buraya gelmesi de bu anlamda ilgi çekici bir durumdur. Bu durum Hoca’da bir tasavvufi yön olduğunun açık belirtisidir.
Yine Hoca’nın dini daha çok iç yapısıyla ve ahlaki ilkeleriyle ele alışı, kalenderliği, hoşgörülüğü, tatlı dili, güler yüzü, insanları eğitim ve tenkit metodu gibi durumlar da göz önüne alındığında ondaki tasavvufi yönü görmek daha da kolaylaşır.
Bu özelliklerinden dolayı “Nasreddin Hoca, halk mabeyninde sâlih, veli ve mübarek bir kişi” olarak kabul edildi. Hoca’nın fıkralarının ilk derlemecileri de onu bu gözle gördü. Eserlerinde ondan bahsederken “Evliyadan Nasreddin Hoca” diye bir not düşme ihtiyacı duydular. Yine ilmi ve entelektüel anlamda ona ilk eğilenler de mesela Şemsettin Sami Hoca’nın ermişliğinden söz etti. Son zamanlardaki ilmi araştırmacılar da Hoca’nın bu yönünü üzerinde de durmaya başladılar.
Fakat, Hoca’nın hakkındaki tarihi malumata ve fıkralarına bağlı olarak olaya baktığımızda onu Ali Günvar’ın “şeyh” olarak görme yorumunu kabul etmek zorlaşmaktadır. Hoca’nın bu yönü hakkında bir bilim adamının da belirttiği gibi olsa olsa şöyle söylenmelidir: Hoca, tasavvuf müntesibidir. Tasavvufi yönü bulunan bir şahsiyettir. Onu şeyh olarak görmek eldeki mevcut bilgilere göre zordur. [8]
Mustafa Miyasoğlu da bir makalesinde Nasreddin Hoca’yı “Güldüren Evliya” olarak vasıflandırdıktan sonra bu görüşü benimser gözükmektedir. “İslam kültürünün tasavvuf geleneğinden beslenen yanını Dede Korkut gibi Nasreddin Hoca da görmekteyiz. Mevlana ve Yunus Emre’de açıkça görülen bu özellik, Nasreddin Hoca’da biraz gerilerde, alttan alta süren bir geleneğin yansıması gibidir.” [9]
Mehmet Önder de benzer bir yorum yapmaktadır: “Nasreddin Hoca, XIII. yüzyılda Anadolu’nun bir kasabasında yarı aç, yarı tok yaşamını sürdüren, hazırcevap, zeki, medrese görmüş, tasavvufa meraklı bir halk adamıydı. Hoşgörüyü bir inanç felsefesi olarak gören tasavvufa meyli, onun Akşehir’de türbesi olan Seyyid Mahmud Hayrani’ye bağlılığından dolayıdır.”[10]
Bu yorumlar da Hoca’nın tasavvufla ilgi olduğunu ondan beslendiğini fakat bir dergâhta şeyhlik gibi bir durumunun olmadığını göstermektedir.
Ama gerçek ne olursa olsun, Hoca’nın fıkraları Bereketzâde Abdullah Bey’in ifadesiyle “zahiri hande-fezâ, bâtını hikmet-nüma” olan fıkralardır. Bu hikmetin kaynağı ise ancak tasavvuf olabilir. O yüzden onu Bir Mevlana, bir Hacı Bektaş gibi düşünmek hatalı bir tutum sayılmaz.[11]
Hoca, bir mutasavvıf olarak (ister şeyh, isterse müntesip olarak ele alalım) yine kendine özgü bir tutumun sahibidir. Öncelikle pek çok tasavvuf insanında da görüldüğü gibi gönül adamlığı onu taassuptan uzak tutmuştur. Bu yüzden Hoca, asla katı kuralcılık yapmaz.
Geniş bir hoşgörünün ve derin bir insan sevgisinin insanı olarak hayatını sürdürür. Çevresine de bunu telkin eder.
Yine onun mutasavvıflığı şayet bir dergâhın içinde bulunduysa bile dergâh sınırları içinde kalmaz. Hayatın ve olayların içinde ve insanların arasındadır. Başka bir deyişle tasavvufi tutum ve anlayışı hayattan ve günlük hayatın gerçeklerinden kopuk değildir.
Bir başka önemli husus da Hoca’nın tasavvufi bir terim olan “keramet”in ulu orta gösterilmesinden son derece rahatsız olmasıdır. Zira, din ve tasavvufun gerçek manasında uzak zümrelerce tasavvuf, daha çok bu yönüyle algılanmaktadır. Tasavvufu böyle anlayanlara karşı Hoca’nın kılıcı son derece keskindir. Şu fıkrası bu tutumun güzel bir örneğidir.
Bir gün Şeyyad Hamza bir toplulukta “Ben öylesine kâmil biriyim ki her gece bu âlemden geçer, göklere uçar, oradan da dünyayı seyrederim” der. Hoca bunun üzerine “ Sen göklerde uçarken hiç eline samur gibi yumuşak bir şey dokunuyor mu? diye sorması üzerine Şeyyad Hamza “evet” deyince Hoca “ İşte o eline dokunan şey benim eşeğimin kuyruğudur.”cevabını verir.
Bir başka fıkrasında da yine istismara çok açık olan “keramet” konusunda benzer bir tepkinin içindedir: Halk bir gün Hoca’dan keramet göstermesini isterler. Hoca “tamam” der. “Şu karşıdaki ağacı bana doğru yürüteceğim.” Ve ağaca “yürü” diye seslenir. Tabi ki ağaç yürümez. Hoca, bunun üzerine ağaca doğru kendisi yürümeye başlar. Ne yaptığını soranlara da “Bizde gurur kibir yoktur. Ağaç bize gelmezse biz ağaca gideriz.” cevabını verir.
Bu tutum ilk bakışta bir kurnazlık gibi algılanabilme özelliğine sahipse de burada asıl verilmek istenen mesaj kerametin bir “gösteri” olmadığını açıklamaktır. Yine burada dikkat çeken bir husus büyüklenmenin değil tevazunun tasavvufun ana ilkesi olduğu vurgusudur. Kimi anlatımlarda bu fıkradaki ağacın yerine dağın konulduğunu da ayrıca belirtelim.
Yine tasavvufi meselelerde yanlış bir kanaat, Allah’la kulu arasında aracılar koymaktır. Hoca, bu tutuma da şiddetle karşıdır. Bu anlamda şu fıkraya bakalım: “ Hoca, komşularıyla dağa odun kesmeye gider. Odunlar kesilip eşeğe yüklenir. Dönüşte yolları bir yanı uçurum olan bir keçi yoludur. Bu esnada eşeğin ayağına bir taş takılır ve eşek uçuruma doğru yuvalanmaya başlar. Hoca hayvanın kuyruğuna yapışır bir yandan da: “ Yetiş ya enbiya ya evliya yetişin” diye bağırır.
Komşuları yavaş yavaş uçuruma yaklaşan eşeğin Hoca’yı da birlikte sürüklediğini görünce beline sarılarak, “Burak şu eşeğin kuyruğunu sen de uçuruma gideceksin” derler. Hoca da öfke içinde “ Ey enbiya ey evliya!.. Geldinizse kaçılın. Eşeğin kuyruğunu bırakıyorum” der.
Bu fıkrada da bu aracılar meselesi tenkit edilirken başka bir yaklaşımla da tedbir ve takdir kavramlarının özüne dikta çekilmektedir.
______________________________ __________
[1] Ali Günvar, Bana Damdan Düşmüş Olan Bir Doktor Getirin, Yedi İklim N.Hoca Özel sayısı s. 10
[2] Burhaneddin Çelebi, Letâif-i Nasreddin Hoca, yayına hazırlayan Fikret Türkmen Ankara 1989
[3] Aktaran Bekir Şahin, Nasreddin Hoca’nın Felsefesi, Nasreddin Hoca, s. 11
[4] İsmail Güleç, İsmail Emre ve Nasreddin Hoca’nın Fıkralarına Farklı Bir Yaklaşım, Yedi İklim Dergisi a.g.s. s.99 , Bu tür yorumlara ilişkin malumatı Sabri Erdoğan’ın “Yunus Emre ve Tasavvuf” isimli bildirisinde de görmek mümkündür. Bknz. V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Nasreddin Hoca Bildirileri, Ankara 1996
[5] İsmail Güleç, a.g.y. s. 100
[6] M. Fuat Köprülü a.g. s.22
[7] Ali Günvar, a.g..y. s. 9
[8] Alim Yıldız, Nasreddin Hoca’nın tasavvufi Yönü, Yedi İklim a.g.s. s.103-105
[9] Mustafa Miyasoğlu, Güldüren Evliya Aramızda, Yedi İklim, a.g.s. s. 152
[10] Mehmet Önder, Nasreddin Hoca Gerçeği, Minyatürlerle Nasreddin Hoca s. 8
[11] Abdurrahman Güzel, 1. Milletlerarası Nasreddin Hoca Bildirileri, s. 106

MAKALELER

Düzenleyen: TaLia , 13-02-2008 - 01:10.
  Alıntı Yaparak Cevapla