Tekil Mesaj Gösterimi
Eski 13-02-2008, 01:25   #15
TaLia
Albay
 
Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 5,158
Varsayılan HukukÇu Olarak Nasreddİn Hoca





HUKUKÇU OLARAK NASREDDİN HOCA

Nasreddin Hoca, medrese öğretimi gördükten sonra mahkemelerde kadılık(hâkimlik) görevi de yapmıştır. Dolayısıyla onun din adamı, bili adamı, mizah adamı yönü yanında hukukçu bir kimliği de vardır. Zaten fıkralarında mahkeme, kadı, davalı-davacı, şahit kavramları bu yüzden sıkça geçmektedir.
Nasreddin Hoca, bir hukukçu sıfatıyla yeni içtihatlar peşinde koşan biri değildir. Daha çok mevcut hükümleri uygulayan biridir. Bunu yaparken de yine diğer konularda olduğu gibi basit bir dili ve anlatımı tercih etmiştir. Ayrıca, Hoca’nın hukuki uygulamalarında yine onun müthiş zekâsı, şahsiyet özellikleri, mizahi ve hikemi yönü ağır basmaktadır.
Şimdi kimi fıkralar eşliğinde Hoca’nın bu yönünü görmeye çalışalım: Mesela; Hoca, mahkemelerde hâkimlik yaparken kurallara göre hüküm vermeden önce vereceği hükmün adil olması için önce kendini davalı ve davacının yerine koymaktadır. Bu fıkraya onun bu tutumunun bir örneğidir: Hoca kadılık yaparken yanına iki adam getirirler. Davacı, diğer adamın kulağını ısırdığını ve cezalandırılması ister. Diğeri inkâr eder, aramın kendi kulağının kendisinin ısırdığını söyler. Hoca, onlara “Biraz bekleyin” diyerek içerir girer ve kendi kulağını ısırmaya çalışır. Bu esnada arka üstü düşer ve başı yarılır ve kanar. Hoca, başını bir bezle sararak adamların yanına gelir. Davacı “Hoca Efendi, insaf ediniz” der. “Hiç insan kendi kulağını ısırabilir mi? “Hoca, başındaki sargıyı göstererek “Hayır ısıramaz ısırayım derken arka üstü düşer ve başı yarılır.” Der ve kararı bu kişisel deneye göre verir ve böylece bir kadı’nın gözlemci ve araştırmacı olmasının önemini vurgular.
Hocanın hukuki meselelere kişisel çıkarlarını karıştıranlara da bir eleştirisi vardır: Şu fıkrasında bunu görebiliriz: Hoca kadılığı sırasında birisi yanına gelip “Efendi” demiş, “Kırda sığır yayılırken bir alaca inek_sanırım sizinki- bizim ineği karnından boğazlayıp öldürdü. Buna ne gerekir?” diye sorar. Hoca, “Bunda sahibinin kabahati yok, hayvandan kan davası alınmaz” der. Adam, “Yok yanlış söyledim bizim inek sizinkini öldürdü” deyince Hoca, “ O zaman iş çatallaştı” der ve elini kitaba uzatarak “Bakalım” der “ Bizim kara kaplı bu konuda ne diyor?”
Hukuk adamlarının Rüşvet alma sorunu Hocanın en çok üzerinde durduğu meselelerdendir. Hoca, bu konuda çok acımasızdır. Rüşvetçi kadılara sonunda rezil edecek mizansenler hazırlar. Şu fıkraya bakalım: Hoca zamanında rüşvetçi bir kadı varmış. Hoca’nın bir ilam işi olur. Ne yaptıysa kadı’ya bunu yaptıramaz. Nihayet ona içi bal dolu bir çömlek hediye ederek ilamı tasdik ettirir. Kadı, birkaç gün sonra, kepçeyi bal çömleğine daldırır. Fakat altından bal yerine balçık çıkar. Öfkelenir ve Hoca’ya adam göndererek “İlamın tasdikinde bir yanlışlık olmuş. Versin de düzeltelim” der. Hoca da “Bozukluk ilamda değil sizin kadı’nın akidesindedir. Bizim ilamı maiyetindeki memurlar doğru hazırlamışlar. Cenab-ı Hak, kadı’yı ıslah etsin” der.
Yalancı şahitlik hukukta çok ciddi bir sorundur. Hoca’nın bu meseleye de değindiğini görürüz: Bir gün Hoca’yı gafil avlayıp yalancı şahitlikte bulunsun diye mahkemeye götürürler. Hoca’yı götüren adam hasmından buğday dava etmektedir. Mahkemede Hoca, “Bu adamın buğday alacağı vardır” diyeceği yerde “arpa alacağı vardır” der. Davacı “Hoca, ne yaptın sen, buğday diyecektin” deyince “Behey cahiller! Yalan olduktan sonra ne fark eden ha arpa olmuş ha buğday” şeklinde cevap verir..
Mahkemelerin önemli bir sorunu da gereksiz davalardır. Hoca bu konuda da duyarlıdır. Hoca’nın kadı’lık yaptığı günlerde mahkemeye iki adam gelir. Biri ötekini göstererek “Bu adam sırtına odun yüklenmiş geliyordu. Ayağı takıldı, düştü, odunlar döküldü. Onları sırtına yüklememi istedi. Bunun için bana ne vereceksin, dedim. “hiç” dedi. Şimdi hakkımı istiyorum. Hoca “Haklısın” diyerek oturduğu minderin üzerindeki seccadeyi gösterir. “Şu seccadenin köşesini kaldır… Bak bakalım ne var orada. Adam bakar ve “hiç” diye cevap verir. “Onu al git der Hoca. Böylece hakkını almış oldun.”
Yargıda en önemli sorunlardan biri asıl suçluyu bulabilmek ve hak ettiği cezayı yasalara göre verebilmektir. Hoca, hukukun bu çok önemli ilkesini daha o yüzyılda bilip uygulamaktadır. Hoca, tarlada çift sürerken buzağıya bir at sineği musallat olur. Hayvan sinekten kurtulmak için öteye beriye koşmaya, önüne gelini yıkıp devirmeye başları. Tarlayı harap bir hale getirir. Hoca, bu durum karşısında eline bir sopa alır ve buzağıyı değil öküzü dövmeye başlar. Bu olaya tanık olanlar “Hoca, öküzün bunda ne suçu var?” dediklerinde ise “Suç öküzde, o öğretmemiş olsaydı daha dünkü buzağı bu kadar marifeti ne bilecekti?” der. Böylece sadece görünüşte suçlu olana takılıp kalmaz. Suçun asıl sahibini, insanı suça teşvik edenleri, azmettiricileri dikkate almak gerekmektedir. Görüldüğü gibi Hoca, İslâmın hukuk kurallarının uygulanmasında son derece titizdir. Haklının hakkını mutlaka almasını, hâkimlerin doğru ve adil karar vermelerini, yalancı şahitliğin doğuracağı sonuçları, rüşvet olayını ve benzer hukuk sorunlarını kendine özgü mizahi anlayışla kıyasıya eleştirir.



Düzenleyen: TaLia , 13-02-2008 - 01:37.
  Alıntı Yaparak Cevapla