| Yarbay
Katılım Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 2,872
| özünden Türk olan bir sanat; Minyatür Özünden Türk Olan Bir Sanat: Minyatür Dr. MAHMUT NAHAS Bayanlar ve Baylar, Bu konuşma, burada, büyük İslâm uygarlığına Türklerin payı üzerine geçen yıl yapmak şerefine ermiş olduğum ve bunda uygarlıkları milletlerin değil, fakat egemen sınıfın yarattığı, onu geliştirdiği ve ona kendi zevk ve kişiliği damgasını vurduğu üzerinde durduğum konuşmanın devamıdır. Hatta, bu konuşmada, göze çarpan örnek olarak Mısır'ın Firavunlar, Yunan -Roma valileri ve İslâm çağlarında yaşadığı birbirinden çok ayrı 3 uygarlıktan söz ettim. Bir de, komşu hatta akraba olan ve efsanelerde ve tarihte savaşları ya da birleşmeleri dolayısıyla sözleri edilen iki ulusun, İranlılar'la Turanlıların, iki yönde sık sık geçtikleri karışık bir sınırı belirlemenin olanaklı olması ölçüsünde Türklerin ve Türk uluslarının yurtlarını belirlemeye çalıştım. Eski Türkistan, Batı'da Hazer Denizi, Doğu'da Çin, Kuzey'de Sibirya, ve Hazer Denizinin güney kıyılarından geçen bir yançizginin içinde bulunan bütün memleketleri içine alan bir yurt olarak saptanabilir. Demek ki Türkistan şu ülkeleri kapsamaktadır : 1 ) Başlıca kentleri çagatay Türkçesi konuşan Semerkand, Buhara vb. olan Mavera-i Nehir (Oksüs-ötesi) ; 2) Amudaria (ümmüderya) ırmağının Batısında, Hazer Denizinin Doğusunda, İran'ın Kuzeyinde ve Hvarezm'in Güneyinde bulunan Horasan. Burası, başkenti Ekbatan olan Part'lar ülkesinin yeridir ; zira Part'lar, Türkmenlerle Kürd'lerin atalarıdır. Horasan'ın başlıca kentleri : Herat, Belh (Afganistan'da) ; Merv (Türkmenistan Sovyet Cumhuriyetinde), ve Nişabur (şimdi İranda) dır. 3) Horasan'ın Kuzeyinde, Kvarezm denizi (Aral gölünün eski adı) nin ve Alt-Amudaria'nın Batısında ve Hazer Denizinin Doğusunda bulunan Hvarezm. Başkenti Hvarezm (şimdi Hive). Daha sonraları Türklerin İmparatorluğu çok büyüdü, Çini, hemen hemen bütün Hindistan'ı, İran'ı, Arabistan'ı, Mısır'ı ve Avrupa'nın pek büyük bir parçasını içine aldı. Sonra, Türklerin büyük İslâm uygarlığındaki paylarından söz ederken, İslâm'ı, sızma ile ya da fetih ile kabul eden, bütün Türk kabilelerini: Bui'leri, Selçukluları, Gaznelileri, Harezm'lileri, Moğol'ları, Timurileri (ve bunlarla birlikte Hint Moğollarını), son olarak da Osmanlıları saydım. Bütün bu belirlemelerden sonra Türklerin bütün alanlardaki başarı paylarından söz ettim. İlkin, askerlik alanında: Şunu söylemek isterim ki, bu kez Türkiye'de bulunduğum sırada, iki büyük hatırlama töreninde bulunmak mutluluğuna eriştim; birincisi, 900 yıl önce büyük kahraman Alp Arslan'ın Malazgirt'te, kendisininkinden 4 misli büyük Rum ordusunu ezdiği, böylece, İmparator Romanos Diogenes tarafından tehdit edilen bütün İslâm, uygarlığım kurtardığı parlak zaferdir. Bunun kadar önemli olan ikinci olay, kahraman Gazi Mustafa Kemal'in, Rum'ların ordularım Sakarya'da mahvetmekle yalnız Türklerin bağımsızlıklarını değil, kurtlar arasında parçalanmasına karar verilen bütün yakın Doğu'yu kurtardığı büyük zaferdir. Ve 2 Türk kahramanın hatıralarını büyük saygı ile selamlamak için bu fırsattan faydalanmaktayım. Onceki konuşmamda Türklerin bilim alanındaki paylarını da ayrıntılı olarak söz konusu ettim ve. A1 Hvarizmi, Al Farabi, Al Biruni ve üstadlar üstadı İbn Sina gibi büyük Türk bilginlerin ve listesi okunmayacak kadar uzun bütün bilginlerden söz ettim. Ayrıca Arap edebiyatında ve gramerinde ya da din incelemelerinde önemli yapıtlar meydana getiren Türk edebiyatçılarının ve imamlarının listesini okudum. Bunların başında Abu Abdullah Mohammed İbn İsmail,Hadiste enbüyük otorite, ve “Al Cami’al al Sahih”te Peygamberin sözlerinin kompilatörü İmam al Buharî bulunmaktadır. Son olarak Türklerin Rodaki'den Mevlâna Nureddin Abdurrahman El Cami’ye kadar Fars edebiyatındaki paylarını tartıştım. Ve burada, Farsça yazdıkları halde Türk oldukları, kesin olan şair ve edebiyatçıları kısaca incelemek üzere an için durmak istiyorum. Bu vesile ile şunu kayd edelim ki yıldırım Bayezid 1402 Ankara Savaşının arefesinde Timur'a, boyun eğmesini istemek için Farsça bir mektup göndermiştir, işte, Türk oldukları kuşku götürmez olan iki büyük kral, çok önemli bir savaştan önce, birbirlerine Türkçe değil, Farsça yazıyor -O zamanın protokolü böyle idi. Bunun içindir ki Semerkand'ın banliyösü Rodak'ta aynı kent'te ölen ve Buhara'da Samanoğlu prens Nasr'ın şarkıcısı olan Rodaki Farsça şiirler yazıyordu. Bunun gibi, Semerkand'da doğup ölmüş ve Buhara'da Nuh ibn Mansur'un sarayında yaşamış olan Dakiki (930-980) de Farsça şiirler yazıyordu, Dakiki'nin yapıtını (Kedi-Name'yi) tamamlamakla görevlendirilen ve Türk kenti Tus'ta doğup ölen Firdevsi (934-1020 ) uzun zaman Sultan Gazne'li Mahmut'un sarayında yaşamış; bu hükümdar onu Dakiki tarafından başlatılmış olan İran Tarihi'ni tamamlamakla görevlendirmiş; bu da, çok ünlü ''Şahname'' olmuştur, Aynı durum, bütün İran Edebiyatı boyunca tekrarlanmaktadır, şöyle ki: Ömer Hayyam, Horasan'ın başkenti Nişabur'da doğmuş ve ölmüştür (1038-1123), Selçuklu Sultan Melikşahın’ın sarayında astronom olarak yaşardı. Büyük matematikçi ve astronom olan Ömer Hayyam bilim yapıtlarını Arapça, ama şiirleri Fars yazmıştır. Bu gün onun bilimsel çalışmaları unutulmuş; kendisi ancak “Rubaiyat”ın yazarı olarak zikr edilmektedir. Azerbaycan'da Firuzabat (bugünkü Tiflis) kentinde doğmuş, bütün ömrü boyunca yaşamış ve ölmüş olan Nizam, hiç katkısız olarak Türk'tür. İran'da hiç yaşamadığı halde şiirlerini Farsça yazmıştır. Büyük Sufi şairi ve ünlü ''Kuşların Mantığı'' yazarı Al Attar (1129-1220), Horasan'ın başkenti Nişabur'da doğmuş ve ölmüştür. Attar'ın Tilmizi Celalettin Rumi (1201 -1273) Belh'te doğdu ve bütün ömrü Konya'da geçti. Burada Mevlevi tarikatım kurdu. Kendisi Konya'da ölmüş ve gömülmüştür, ama ünlü Mesnevi'si Fars dilinde yazılmıştır. Nihayet, İran şiirinin altın çağının haklı olarak son şairi sayılan Cami (1414-1492) de Timuri sultanların başkenti Herat yakınında Cam'da doğdu ve öldü. Nizameddin Ahmed ibn Şemseddin Şaibani'nin oğludur. Demek ki halis Türktür, madem ki Şaibanî Uzbek'tir ve Herat'ta Timurî Türk Sultanlarının sarayında yaşamıştır. Cami bu Türk atmosferinde, Sultan Hüseyin Baykara ile veziri Mir Ali Şir Nevaî'nin yanında yaşıyordu. Ali Şir Nevaî büyük bir edebiyatçı ve çagatay Türkçesinin en büyük şairlerinden biridir. Mevlana Cami de bir kaç Türkçe yapıt yazdı, ama başlıca yapıtı olan ''Heft Öreng'', Farsçadır. Adlarını saydığım bütün şairler kesin olarak Türk'türler ve Türk prenslerinin saraylarında yaşarlardı, ama bu saraylarda Farsça konuşulduğundan, bu şairler Farsça yazmak zorunda idiler. Tıpkı Bağdad'da büyük Abbasî çağında ibn El Rumî ve Abu Nevas gibi Arap olmayan şairlerin, şiirlerini sarayın dili olan Arapça yazmaları gibi. İslâm Sanatlarındaki Pay : Türklerin kuşkusuz en büyük payları olduğu alan, İslâmın yayılması üzerine Orta Doğu'da adeta hiç yoktan yaradılmış olan İslâm Sanatları alanıdır. Bu sanatların çoğu, gelişip gerçek olgunluklarına ancak 12. yüzyıldan sonra, Türklerin İslâm aleminin hemen hemen her yerinde egemen olmaya başladıkları zaman erişmişlerdir. Fakat bu kısa sohbette şu sanatlarda Türk etkisinden gereği gibi söz etmek zordur : Geçtikleri her ülkede kendi damgalarını vurdukları mimarlık; halı ile kilim; doğu müziği denen, ama aslında yaradılış ve gelişme bakımlarından Türk olan müzik; Türklerin İran'da ve çok daha fazla İstanbul'da sanatların en güzellerine bedel ince ve zarif bir sanat haline getirmiş oldukları hattatlık. Böylece, hattatlık ve tezhipten, kitap sanatlarını tamamlayan Minyatür'e geçmiş oluyoruz. Her şey gösteriyor ki, minyatür, özünden Türk olan bir sanattır; |