| Yarbay
Katılım Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 2,876
| çünkü: l - 632'den 12. yüzyılın başlarına kadar geçen 5 yüzyılda hiçbir resim sanatı denemesi yok, 2 -Türklerin Bağdad'a gelmesiyle ilk minyatürler görülmeye başlıyor. Türklerin Suriye ve Mısır'a yerleşmeleri ile bu ülkelerde ilk resimler görülüyor. Bütün bunlara Arap resmi denmekte, 3 -Türklerin İran'a Prens olarak gelmeleriyle, İlhanî, Timurî, Safevî vb. denen ilk resimler görünüyor; bunlara İran1ı denmekte, ama hiçbir zaman Türk denmemekte, 4 -Türklerin hiç bulunmadıkları bütün İslâm ülkelerinde ; büyük bir uygarlığa ve yüksek bir kültüre sahip olan Kuzey Afrika'da ve Endülüs'te de resimle hiç uğraşılmamış, 5 -Timurî Moğol'ların Hindistan'a gelmeleriyle burada Moğol denen resimler baş gösteriyor, 6 -Bu ülkelerdeki Türk hanedanları ortadan kalktıktan sonra, minyatür, son Türk hanedanı Kaçar'ların 1924'te gittiği İran ile, tabii, Türkiye dışında ortadan kalktı. Bu iki ülkede minyatür, 18. yüzyılda yerini Batı tipinde resme bırakıncaya kadar yaşadı. Fakat bütün bunlar teori. Ve teoriyi sağlamca pekinleştirmek için, Batı sanat tarihçilerinin adlandırdıkları türlü okulları, yani Arap ve en çok İran okulunu inceleyip çözümlemeliyiz. I. Arap Minyatürü : Arap resminden söz etmek tamamen gülünçtür, çünkü Araplar, ne İslâm'dan önce, ne İslâm'dan sonra, hatta ne de bilim ve felsefenin en yüksek noktaya eriştiği ve Yunanlıların pagan felsefesinin özgürce tartışıldığı vakit (9., 10. ve II. yüzyıllar), hiçbir zaman resim yapmamışlardır. Keza şan, raks ve müzik gibi pek ortodoks olmayan sanatları çok yüksek bir mükemmellik aşamasına, şarkıcı ve müzikçileri saygıdeğer bir toplumsal aşamaya eriştirdikleri vakit de resimle meşgul olmamışlardır. Bu ülkelerde '' Arap'' minyatürlerine tanıklık etmek için Türklerin Bağdad'a ve türlü Arap ülkelerine gelmelerini beklemek gerekir; 1251'de Bağdad Hülâgû Han tarafından zapt edilince ve bu kent Türk halife ya da sultanlarından yoksun olunca, minyatür ortadan çekildi. Şimdi, bu '' Arap'' minyatürleri tarihlerinin siyasal olaylara uygun düşüp düşmediğini, böylece de tezimizi doğrulayıp doğrulamadığını kısaca görelim: Bunun için örneğin Ettinghausen'in ''Treasures of Arab Paintings'' adlı kronolojik sırada düzenlenmiş kitabını alıp, verileri 3 devire ayıralım. I. Devir : 1199'dan 1222'ye kadar sürer ve bunda minyatürler Irak'ın kuzeyinde ve Musul'da, bu alanın ve bütün Suriye'nin mutlak hakimi olan Atabey'lerin saltanatı zamanında yapılmıştır. 1199'dan olan en eski minyatür, Musu1'da ''Tiryak'' kitabını ve sonuncular Suriye'de 1222'de ''Makamat al Hariri'' nin bir nüshasını süslemektedir. 2. Devir : 1225 ten 1250'ye kadarki Bağdad minyatürleri ; bunlar, Dioscorides'in ''Materia Medica'' sının bir kopyası ile ''Makamat al Hariri'' nin birkaç kopyasını kapsamaktadır. 3. Devir : 1300' den 1500' e kadar Suriye ve Mısır minyatürleri ; bu devir, Türk Memlûklarının Mısır ve Suriye'ye yerleşmelerinin ve Hülâgû'nun bu ülkelere yürümesini durdurmalarının hemen ardından gelen devirdir. Kolleksiyon, ''Makamat'' tan, ''Kelile ve Dimne'' den, hayvan masallarından vb. kopyaları kapsamaktadır. Bu devirde Mısır en kudretli Türk devleti idi. Ve en mükemmel Kur'an kolleksiyonu Kahire'de bu devirden kalmadır. Olayların gidişi açıkça görülüyor: Kuzey Irak'ta ilk bağımsız Türk devleti (Atabey'ler) ; karşılık: ilk minyatürler. Türkler Bağdad'ta mutlak egemen oluyorlar; minyatürler görünüyor. Türkler Bağdad'ta yoklar; minyatürler ortadan kalkıyor. Türk Memlûklar Mısır'da yerleşiyorlar; Mısır'da ve Suriye'de son minyatürler görülüyor. İran minyatürlerinden söz açmadan önce, İran'ın, İslâm'dan önce, Türk Sultanları zamanında gelişmiş olan bu büyük okula köken ya da tohum olabilecek bir resim okuluna sahip mi idi ? Bunu inceliyelim. İran'da İslâm'dan önce iki büyük devlet kurulmuş ve bunların her biri birer büyük uygarlık bırakmıştır. İlki, Birinci Kiros tarafından kurulan ve Kambyzes ve daha çok I. Dara tarafından büyütülen Ahemanış devletidir. Bu devlet 2 yüzyıldan fazla yaşamış ve Büyük İskender'in fethi ile sona ermiştir. İskender, bütün insanların kardeş olacakları bir dünya kurmak hayalini kuruyordu; bunun için son Ahemanış hükümdarı III. Dara'nın kızı ile evlendi ve Pers kırallarının geleneklerini kabul etti; aynı zamanda, İran'ı Hellenleştirmeye uğraştı. 323'te ölünce, İskender'in kalıtımından İran, generali Selevkos'a düştü ve böylece Selevkos'lar hanedanı kuruldu (İsa'dan önce 305-64) ; bu hanedan da İran'ı Hellenleştirmeye çalıştı ve başkenti Dicle üzerinde Selevkia (Bağdad), ile Fırat üzerinde Selevkia, Hellenistik düşünüşün birer gerçek türeme merkezi oldular. Ve bu, İsa'dan önce 250'ye, Parth'lar kıralı I. Arsas (Arşak) Selevkos'luları İran'dan kovup Arsas'lar hanedanını kuruncaya kadar sürdü. Parth'lar Yunanlılara ve İsa'dan önce 250'den Miladi 224'e kadar Romalılara karşı savaştılar; bu son tarihte imparator Trajanus'a yenilen Parth'lar, Sasani kral Ardaşir tarafından ilhak edildiler. Ardaşir, son Parth kralı Ardavam'ın kızı ile evlendi. Sasaniler de Bizans'ın temsil ettiği istilacı Batıya karşı savaşı kahramanca ele aldılar. Kral Şahpur imparator Valerian üzerine ve I. Keyhusrev Justinianus üzerine daha da parlak bir zafer kazandı. Dört yüzyıldan uzun bir zaman (224-641) İran Doğu'nun Batı'ya karşı şampiyonu oldu. Muhakkak ki Ahemanış'lerle Sasaniler büyük bir uygarlık kurmuşlar ve türlü başkentlerinde (Persepolis, Suza, Ktesiphon vb. de), mimarlık, kabartma, heykel sanatlarında büyük aşamalara eriştiklerini gösteren büyük anıtlar bırakmışlardır. Fakat resimde hiçbir şey ! -Belki, Taki Bustan ' da ve Nakşi Rüstem'de renkli dev kabartmalar. -Fakat küçük boyutlu gerçek resim, Mısırla sürekli temasa ( -525 ten itibaren), I. Dara'dan ( -321) beri Yunanlılarla temasa ve 641'e kadar Roma ve Bizans'la temasa rağmen, yani toplam olarak 11 yüzyıldan çok bir zaman, resmin çok gelişmiş olduğu ülkelerle temaslara rağmen, İran, büyük uygarlığı içinde, mucizeye yaklaşan o minyatür gelişmesini önceden haber verebilecek bir resim okuluna sahip olmamıştır. 641'den, İslâm fethinden sonra, İran İslâm Devletinin bir parçası idi, ve o sırada, başka İslâm ülkelerinde olduğu gibi, o zamanın geçmişi ile o zamanın hali arasında gerçek bir kopma oldu. Bu İslâm dünyasında, yeni ilkeleri ve yeni sanat ve kültür anlayışı olan yeni bir toplum meydana geldi. Ve İran bu uygarlığa iştirakte birinci oldu; bu uygarlıkta, insan vücudunun tasviri kesin olarak yasak olmamakla birlikte, pek istenmiyordu. Bu İslâm ailesinin aktif üyesi olan İran, Medine'den, sonra Dımışk'tan, en son Bağdad'dan gönderilen valilerle yönetildi-ve 1251'de Bağdad'ın düşmesine kadar kendi kentlerinden birinde yerleşmiş, kendine öz bağımsız bir hükümete sahip olmadı; ve ilk hanedan, Hülâgû Hanedanı, yani Bağdad'ı yok edenden gelen İlhanlar Hanedanı olmuştur. Bu hanedan 13. yüzyılda Tebriz'e yerleşti, ve tam işte o zaman, sanat tarihçilerinin İlhanlı ya da Moğol minyatürler dedikleri ilk İran minyatürleri görülmeye başlamıştır. İlhanlı devleti 1251'den, Timur'un başkent olarak Semerkand'ı seçerek devletini kurduğu 15. yüzyıla kadar devam etmiştir. Sonra Timur İran'ı oğlu Şahruh'a (1405-1447) verdi; bu da başkent olarak Türk kenti olan Herat'ı seçti ve burayı edebiyat ve sanatın büyük bir merkezi kıldı. Halefleri Sultan Abu Said (1448-1468) ve Sultan Hüseyin Baykara (1470-1507) Herat'ta ünlü resim okulunu geliştirip en yüksek aşamasına eriştirdiler. Buna, sanat tarihçileri, ''Turanid okulu'' derler. Timurî minyatürlerden ayrıntıları ile söz edebilirdim. Fakat İran'da ilk görülen Moğol minyatürleri ile ilgili olarak şunu söylemek isterim ki, bunlar bize bilhassa, göçebe hayatın sahneleri ve 13. yüzyılda henüz İslâm’ın silemediği Şamanlıkla ilgili sahneleri de, bilhassa Mehmet Siyahkalem kolleksiyonunda, sorun'un anahtarını vermektedir. Burada, bu minyatürlerin kökeni olamıyacak olan İran'dan çok uzaktayız. Sonra Safevi'ler devri, ondan sonra da Kacar'lar ve nihayet bugün, İran'a Orta Doğu'da büyük ulus yerini yeniden veren şanlı Pehlevi hanedanı geldi. Demek ki şu sonucu çıkarmak gerekiyor: Minyatür sanatı İran'da bu kadar iyi gelişmişse, bunun nedeni, nerede hüküm sürdülerse, bir Türk sanatı olan ve başka yerlerde olduğu gibi burada da kendileri gelmeden var olmayan minyatürü, Türk hanedanlarının yüreklemiş olmalarıdır. Şimdi sonuç verici bir analize geçelim. Zira dünya kültür örgütü olan UNESCO tarafından seçilip yayımlanan koleksiyonu gözönünde bulunduracağız. Koleksiyon, en yetkili uzmanlarla (Basıl Gray, Ivan Stchoukine ve Andre Girard) anlaşılıp Tahran'ın yetkili makamları ile birlikte çalışmalar sonucunda meydana gelmiş ve ''İran Minyatürleri'' adını taşımaktadır. |