Bu albüm, varsayımımızı doğrulamak için en iyi destektir. 1 - Gerçekten albüm 6 el-yazmasını süsleyen 35 minyatürü içine almaktadır. El-yazmaları şunlardır: Timuri Prens Baysungur için 1430'a doğru yazılmış ve -9 minyatürle -resimlenmiş, Firdevsî'nin Şahnamesinin bir kopyası (Planş 1-9). Ama gördük ki kitabın yazarları, Türk prensleri için çalışan Türklerdir. Ve bu kopya, bir Türk kenti ve Timurî Türk hanedanının başkenti Herat'ta, birçok Türk hattat, tezhipçi ve ressamın, -kendisi de bir büyük sanatçı olan-prens Baysungur'un emrinde çalıştığı atölyede yazılmış ve resimlenmiştir. 2 - İkinci el-yazması, ünlü ''Kelile ve Dimne'' nin Herat'ta aynı prensin atölyesinde 1410 -1420 de Farsça güzel yazılmış ve 6 minyatürle (Planş 10 -15) bezenmiş bir kopyasıdır. Demek ki önceki düşünceleri uygulayarak bu minyatürlerin Türk olduklarını çıkarsayabiliriz. 3 - Üçüncü el-yazması, başka zamanlara ait minyatürün (Pl. 16-24) kolleksiyonu olan ''Murak'a Gülşan'' dır. Bu 9 minyatürden 4'ü Herat Timurî okulundandır, bunların 2 si ise ünlü ressam Behzad'ındır (1480'e doğru). Demek bunlar da (Pl. 16-19) Herat Türk minyatür okulundandır. 4 - Dördüncü el-yazması, Mevlana Abdurrahman Cami'nin, ''Heft Öreng'' denen, ama burada ''Heft Baykara'' adını taşıyan yapıtın bir kopyasıdır. Bu son ad, nüshanın Sultan Hüseyin Baykara için ve onun saltanatı zamanında hazırlandığını gösteriyor. Kaldı ki, onu süsleyen 2 minyatür (Pl. 25, 26), Behzad'ın öğrencisi Kasım Ali tarafından 1480'e doğru yapılmıştır. Demek ki bütün bu yapıt, yani hattatlık, şiir ve minyatürler, Herat'ta Timurî Türk devrinde meydana gelmiştir. 5 - Son el-yazması ilhan'lıların veziri Reşid ed-Din'in 14. yüzyılda Moğolların tarihi üzerine yazdığı ''Cami-üt Tevarih'' in bir kopyasıdır. Bu el yazması, 16. yüzyılda Moğol imparatoru Ekber'in kitaplığı için hazırlanmış ve 16 minyatürle süslenmiştir (Pl. 29-34). Hümeyun'un oğlu, Babür'ün torunu olan Ekber'in Timurî bir Türk olduğu ve Hindistan'a, İran'dan geçmeden, doğrudan doğruya Semerkand'dan geldiği ve sanatçı, edebiyatçı ve Çagatay Türkçesinde şair olduğu biliniyor. Moğollar, bütün Timurîler gibi, kitap sanatı için atölyeler kurmuşlardı; bir Türk hükümdarının atölyesinde hazırlanmış bir Türk kitabının el-yazması, hiçbir zaman İran resmine mal edilemez. Demek ki, bu kitabı süsleyen 6 minyatür Türktür. Görülüyor ki, UNESCO'nun İran resminin en güzel örnekleri diye sunduğu 34 minyatürden 27 si kuşkusuz Türk’tür; öbürleri ise belirsiz zaman ve yapıcılardandır, öyle ki bunların kökenlerini, bilhassa ''Muraka'a Gülşan'' adlı birbiri ile hiçbir ilgisi olmayan minyatür ve yazılar (Pl. 20-24) koleksiyonunun kökenini saptamak çok zordur. Sonuç : Bayanlar ve Baylar, Bu konuşmayı bir İslâm ulusunun başka bir İslâm ulusuna üstünlüğünü göstermek, ne de büyük uygarlığı ve ince ve derin kültürü İslâm uygarlığına ilk katkı olan şanlı İran ulusunu küçültmek için yapmadım. Bütün bu uluslar, büyük İslâm ailesinin üyeleridirler. Ve burada, bütün İslâmların kardeş olduklarını, ''Inamal müslimun ihva'' demekle, İslâmlığın enerjik bir şekilde yerdiği ırkçılık yapmak da benim zihnimden tamamen uzaktır. Fakat ben bu konuşma ile geçen yılki konuşmayı şunun için yaptım: Biz, Orta Doğu Müslümanları, 900 yıldan beri, Malazgirt'ten Sakarya'ya kadar ana-baba kalıtımımızı kahramanca savunan Türk kardeşlerimize borçluyuz ve bu borcu hiç olmazsa tanımak ve kabul etmek gerekir. Sonra, kimi Batı tarihçileri, Batı'nın hırslarına karşı dikilen son devlete olan kinleri içinde, Türk uluslarının İslâm uygarlığına her türlü katkısını yadsımak ve Türk uluslarına iftira etmek için ellerinden geleni yapıyor ve ''cesur askerdirler ama hiç kültürleri ve uygarlıkları yok'' diyorlardı. Bu Konferans 14 Eylül 1971'de Türk Tarih Kurumunda verilmiştir. |