| Forum Yöneticisi
Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,076
| Yanıt: Dünya Hayatında Tüm Zevkleri Tüketenler YİTİRİLEN MADDİ ZEVKLER Yaşadıkları ortamlardan zevk alamamaları Kuran'da Allah'ın emrettiği ahlakı üzerlerinde bulundurmayan insanlar, yaşadıkları ortamlar ve içinde bulundukları durum ile ilgili son derece sıkıntılı bir üslup kullanırlar. Bir an düşünmek bile bu insanların nasıl bir ruh hali içinde olduklarını anlamak için yeterli olacaktır. Sizce bu insanlar genelde herşeyin çok yolunda gittiğinden, sahip oldukları herşeyden çok mutlu olduklarından, ellerindeki herşeyin tam istedikleri gibi olduğundan mı bahsederler? Her gün yaptıkları rutin işlerinden, yaşadıkları monotonlaşmış, hatta her karesine kadar ezberlenmiş olan hayatlarından çok memnun olduklarını, bu monotonluktan çok heyecan duyduklarını mı dile getiriler? Her gün aynı evin aynı odasında uyanıp, aynı yatağı toplayıp, aynı kıyafetleri giyip, aynı koridorlarda yürüyüp, aynı otobüse binip, aynı caddelerden geçerek, aynı iş yerinin aynı odasındaki aynı koltuğa oturup, akşama kadar burada aynı insanlarla aynı sözleri tekrarlayarak yaptıkları kalıplaşmış konuşmalardan çok zevk aldıklarını mı söylerler? Yoksa her gün aynı evin aynı duvarlarını, aynı iş yerinin her zamanki klasik ortamını, alışkanlık kazandıkları aynı dekorasyonu, aynı mobilyaları, aynı düzeni görmekten, aynı sokaklardan geçip, aynı insan yüzleriyle karşılaşmaktan ne kadar sıkıldıklarından ve bunaldıklarından mı bahsederler? Bu klasikliğin ve monotonluğun hayatlarını nasıl anlamsızlaştırdığından mı yakınırlar? Bu soruların yanıtları elbette çok açıktır. Cahiliye ahlakını benimsemiş olan insanlar, sürekli olarak yaşadıkları ortamların klasikliğinden, kendilerine heyecan vereceğini sandıkları şeylerin giderek anlamsızlaşıp güzelliğini yitirdiğinden, her gün aynı monotonluğu yaşamaktan büyük bir bıkkınlık duyduklarından bahsederler. Bu bıkkınlık öyle boyutlara varmıştır ki, bu kimseler artık çevrelerindeki hiçbir güzelliği göremez, sahip oldukları ya da muhatap oldukları hiçbir şeyden zevk alamazlar. Bu, sadece yaşadıkları yerlerden, eşyalarından, dekorasyonlarından, manzaralarından sıkıntı duymalarıyla sınırlı kalmaz. Yaşadıkları şehirden, hatta bulundukları ülkeden kaçıp gitmeyi isteyecek kadar ciddi boyutlara varır. İman eden insanlar içinse, böyle bir durum hiçbir zaman söz konusu olmaz. Hayatları boyunca aynı yerde, aynı eşyalar içerisinde, sürekli aynı işleri yaparak yaşamak durumunda kalsalar dahi yine de bunların her birinden daimi bir mutluluk duyarlar. Çünkü mümine bu zevki veren çevresindeki maddi değerler değil, Allah'a iman etmenin ve sonsuz cennet hayatını ummanın getirdiği heyecandır. Burada şunu belirtmek gerekir: Elbette bir insanın değişiklik istemesi ya da yaşadığı hayatın monotonluğunu kıracak farklılıkların arayışı içinde olması yanlış bir şey değildir. Aksine bu, insan ruhunun zenginliğini gösteren, güzel bir özelliktir. Ancak burada konu edilen cahiliye insanlarının yaşadıkları bıkkınlık ve arayış isteği, bundan tümüyle farklıdır. Bu kimselerin yaşadıkları ortamlar tek tek ele alınıp örneklendirildiğinde bu fark çok net bir biçimde ortaya çıkacaktır. Bu ortamların başında hiç kuşkusuz ki, insanların yaşamlarının büyük bölümünü geçirdikleri evleri gelir. Bazı insanlar dışarıda oldukları zamanlarda, tüm yol boyunca bir an önce evlerine ulaşabilmek için can atar, rahat bir nefes alıp keyifli bir akşam geçireceklerinin hayalini kurarlar. Gerçekten de insanın evinde çok huzurlu, güvenli ve neşe içinde olması gerekir. Çünkü evinde en sevdiği, en güvendiği insanlarla yaşamakta, sokağın tüm kargaşasından, güvensiz ve belirsiz ortamından korunmaktadır. Ayrıca birçok insan evindeki şartları en rahat edeceği şekilde tasarlamış, dekorasyonu kendi hoşuna gidecek şekilde düzenlemiştir. Ancak oluşturdukları tüm bu olumlu şartlara ve her gün bu yönde kurdukları hayallere rağmen, din ahlakı taşımayan insanlar evde bulundukları hemen her anlarını sıkıntı içerisinde geçirirler. Oysa satın aldıkları ya da içine yerleştikleri ilk günlerde evlerinin her köşesinin kendilerine ayrı bir zevk vereceğini sanmışlardır. Ancak her birini özenle seçip aldıkları mobilya ve aksesuarları zaman içerisinde giderek anlamlarını yitirmeye başlar. Kimi zaman birkaç gün, kimi zaman birkaç hafta, en fazla birkaç ay içinde, evleri artık tahammül edemedikleri, bir an önce dışarıya çıkıp başka yerlere gitmeyi istedikleri, kendilerine sıkıntı ve huzursuzluktan başka bir şey vermeyen bir ortama dönüşür. Büyük ve geniş dahi olsa, evleri, artık onlara dar, kasvetli, karanlık ve küçük gelir; sadece sıkıntı ve bıkkınlık hissi vermeye başlar. Nitekim kendi ifadeleriyle "bu ev beni bunaltıyor", "eşyalar üzerime geliyor", "bıktım her gün aynı şeyleri görmekten" gibi sözlerle bu sıkıntılarını sık sık dile getirirler. Artık bu konudaki tüm zevklerini tüketmiş, ilk günlerde büyük heyecan duyarak döşedikleri evleri için duydukları heyecanı yitirmişlerdir. Meydana gelen bu durumun en önemli sebeplerinden biri ise, bu kimselerin yaşamlarını neredeyse tümüyle "ezbere" yaşamaları, hayatlarının her anını, Kuran ahlakından uzak bir toplumun değer yargıları doğrultusunda önceden belirledikleri standart kalıplara göre geçirmeleridir. Yatış kalkış saatlerinden gün içerisinde yapacakları tüm faaliyetlere, yiyecekleri yemeğin cinsinden televizyonda seyredecekleri programlara kadar herşey otomatikleşmiş, zevkten çok her biri neredeyse birer mecburiyet haline gelmiştir. Bu insanların yaşadıkları sıkıntıların bir diğer nedeni de, daha önce belirttiğimiz gibi, dünya hayatına karşı bitmek tükenmek bilmeyen bir hırs içerisinde olmalarıdır. Başkalarının sahip olduğu nimetleri kendi elindekilerle kıyasladıkları zaman büyük bir kıskançlık ve huzursuzluk hissi duyarlar. Başkasında olan ve kendilerinde olmayan her nimet, her güzellik onlar için birer üzüntü kaynağıdır. Örneğin evin lüks, deniz manzaralı, bahçeli, havuzlu ya da dubleks olmaması, dekorasyonunun dönemin modasına uygun olup olmaması onlarda bir iç sıkıntısı oluşturabilir. Yaşadıkları sıkıntı, hırs yaptıkları değerleri elde ettiklerinde de sona ermez. Bu durumda da sahip olduklarını başkalarıyla paylaşmak istemezler. Kendilerinden talepte bulunan bir arkadaşları veya akrabaları olduğunda, sahip olduklarının eksileceğini düşünmenin huzursuzluğunu yaşarlar. Kimi zaman da sahip olduklarını kaybetme korkusu içinde korku dolu bir bekleyişe girerler. En güzel mülklere sahip olsalar bile bunları bir yangın, sel ya da başka bir doğal felaketle bir anda kaybedebileceklerini bilmenin tedirginliğini üstlerinden atamazlar. Hayatlarından bu kadar memnuniyetsiz olmaları din ahlakından uzak bir yaşam sürmelerinden kaynaklanmaktadır. Allah'ın gücünü ve dünya hayatındaki her olayı denenmeleri için yarattığını düşünmedikleri için kalpleri daimi bir azap içerisindedir. Oysa müminler hiçbir zaman böyle bir sıkıntı yaşamazlar. Onlar her an her yerde Allah ile birlikte olduklarının bilincindedirler. Dünya hayatının her anının Allah'a olan sadakatlerini gösterebilecekleri bir imtihan ortamı olduğunun şuurundadırlar. Bu nedenle de karşılaştıkları her olaydan, Allah'ın kendileri için yarattığı her şart ve durumdan razıdırlar. Tüm bunları Allah'ın yarattığını bilmeleri, onlara tüm bunlardan zevk alabilecek teslimiyetli ve tevekküllü bir ruh hali kazandırır. İşte aynı ruh hali yaşadıkları ortamlarda da kendini gösterir. Küçük bir kulübede de, bir köşk ya da sarayda da yaşasalar, hepsinden hoşnut olur ve Allah'a karşı şükredici bir ahlak gösterirler. Çünkü bulundukları binanın mimarisi, inşasında kullanılan malzemeler, bu malzemelerin cinsi, rengi, şekli, evin büyüklüğü-küçüklüğü, modernliği-klasikliği ya da o evde ne kadar süre kaldıkları önemli değildir. Bunların hepsi insanlar için elbette birer nimettir, ancak müminlerin önem verdikleri, kendilerini mutlu ve huzurlu kılan değerler tüm bunların üzerindedir. Müminler için Allah'ın razı olacağı bir ahlak gösterebilmek herşeyden önemlidir. Elbette onlar da yaşadıkları ortamın en güzel, en modern ve en estetik görünümde olmasını isterler. Hatta çevrelerindeki herşeye iman gözüyle baktıkları için, güzellikleri görebilme, detayları fark edebilme yetenekleri pek çok insana kıyasla çok daha gelişmiştir. Bu nedenle de güzellik, estetik, değişiklik ve farklılık arayışları çok daha zengin olur. Ama aynı zamanda, ne kadar eksikleri olursa olsun, ellerindeki nimetlerin kıymetini ve bunlardan zevk almasını bilirler. Hırsa kapılmamış olmanın verdiği açık görüş ile ellerindekinin incelik ve güzelliklerini görebilirler. Allah, bu ahlaklarına karşılık müminlere herşeyin en güzelini ve bunlardan da en derin zevki alabilme yeteneğini vereceğini vadederek, onlara olan rahmetini ve sevgisini gösterir. Rabbimiz Kuran'da müminler için şöyle buyurmaktadır: Rabbiniz şöyle buyurmuştu: 'Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir.' (İbrahim Suresi, 7) Çünkü Allah, yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara Kendi fazlından artıracaktır. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır. (Nur Suresi, 38) Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır... (Yunus Suresi, 26) |