![]() |
| | #1 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 921
| EVLENME VE BOŞAMA FIKHI (AHVAL’U’Ş ŞAHSİYYE) Toplumu oluşturan binanın temel taşı olan ailenin ve ailelerin birleşimiyle cemiyetin birimleri oluşmaktadır.Aile olmaksızın bir cemiyetin varlığından söz edilmez. İslam hukuku aile ve aile düzenine çok bariz bir şekilde özen göstermiş ve aile oluşunu veya ailenin feshi,çocuklarla ilgili hükümleri sıhhatli ve sağlam bir zemine oturtmaya azami gayret göstermiştir.Çünkü ailenin bozulmasıyla toplumun düzeni korumakta ailelerin sağlam temel üzerinde oturduğu dönemde de toplum sıhhatli olagelmiştir.Yani toplumun sıhhat şartlarının en başında ailenin süzeni gelmektedir. Beşeri düzenlerde aile düzenine gerekli ihtimamı göstermeye çalışmışlardır.Ancak her ideoloji kendine bir mantık geliştirmiş,Komünist-Marksist anlayışlar “komin” tarzı hayatı uygun görürken –ki buda ailenin dinamitlerindendir-,laik feminist anlayış kadını erkeğe karşı kışkırtıp uyum yerine isyankar bir kadın modeli ortaya çıkarmıştır.Bazı toplumlarda kadın,hiç yokmuş gibi davranılmakta,aynı hayatı paylaşmak durumunda olduğu kadınla aralarına kalın surlar örnektedirler.Yani bir türlü orta nokta tespit edilmediği gibi ya ifratta yada tefritte kalarak,kadına haksızlık etmişler ve verilmesi gereken değeri vermemişlerdir. İnsanı,erkeği,kadını ve çocuğuyla iyi tahlil etmiş olan İslam hukuku herkese gerekli değerini vererek toplum içinde sosyalite ve statü kazandırmıştır.İslam toplumunda her fert değerlidir.İslam öncesi Arap cahiliyyesinde diri diri toprağa gömülen kız çocuklarının hesabını “diri diri gömülen çocuklara sizin günahınız neydi diye sorulduğunda(Tekvir 8-9) ayetleriyle şiddetle telin etmiştir.Kadınları yok sayan ve onlara zulüm eden anlayışa karşı “Kadınlarınız Allah’ın (c.c.) size emanetleridir.” Fermanı Resulüyle kadına değer verilmiştir.Aynı zamanda kadının halet-i ruhiyyesini “Kadınlar kaburga kemiğine benzer.Doğrultmak isterseniz kırarsınız.Ama onlardan öylece istifade edin” buyruğuyla ince bir tahlil yaparak kadının nazik ruh haline değinilmiş ve ona göre muameleyi gerekli göstermiştir. Real ve hakikatlerden uzak olan beşeri ideolojilerin geliştirdiği aile ve hukuku gerçek tahlilde ortaya çıkıyor ki toplum düzenini oluşturmaktan çok uzaktadırlar.Bu sebeple kadına ve aileye gerekli değeri toplum içerisinde ve toplum binasının bir taşı olarak kabul gören aile anlayışı İslam hukukuyla anlam bulmuştur.İslamcın kadına bakışı reel bir bakıştır ve fıtridir.Bozulmamı her ruh,bu anlayış ile mufakadat içerisindedir.Ancak bozulan,aslını ve değer yargılarını yitiren anlayışlar,İslam'ın bu konudaki hükümlerini anlamaktan acze düşmüş zavallılar,”Mürteci” olarak yaftaladıkları ve orta çağda kalmış bir kültür olarak yorumlayacak kadar,kültürden bigane önyargılı kimseler insanlığı düşmüş oldukları bataklıktan kurtarmaya aday olan İslam’ı anlamaktan sakınmışlardır. 1-Kendilerine yakıcı bir azap gelmeden kavmini uyar,diye Nuh’u kendi kavmine gönderdik.” 2,3,4-“Nuh şöyle dedi:”Ey kavmim!Şüpheniz olmasın ki,ben sizi,”Allah’a kulluk edin;O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki,Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vadeye kadar tehir etsin(muaheze etmeden yaşatsın)” diyerek uyaran apaçık uyaran bir kimseyim.Bilinmeli ki Allah’ın tayin ettiği vade gelince,artık o ertelenmez.Keşke bilseydiniz!.” 5-“(Sonra Nuh 6-“Fakat benim davetim,ancak kaçmalarını arttırdı.” 7-“Gerçekten de ,(imana gelmeleri ve böylece)günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem,parmaklarını kulaklarına tıkadılar,(beni görmemek için) elbiselerine büründüler,ayak dirediler,kibirlendikçe kibirlendiler.” 8-“Sonra,ben kendilerine haykırarak davette bulundum.” 9-“Sonra,hem onlarla açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum.” 10-“Dedim ki:Rabbinizden mağfiret dileyin;çünkü o çok bağışlayıcıdır.” 11-“(Mağfiret dileyin ki,)üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin,” 12-“Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın,size bahçeler ihsan etsin,sizin için ırmaklar akıtsın.”(Nuh suresi) İşte bu ayetler küfrün mantığını açıkça ortaya koymaktadır.Fakat bu ayetlerde bir gerçek daha vardır ki oda,tebliğci konumunda olan bizlerin Nuh (a.s.) gibi bıkmadan mücadele etmemiz ve aynı zamanda sürekli olarak davamızı ve davetimizi insanlara ulaştıracak yeni yollar ve metotlar keşfetmeliyiz. Yukarıdaki giriş niteliğindeki birkaç satırdan sonra konumuza dönüp “Ahveal’u Şahsiye”nin hukuktaki yerini tespit etmeye çalışalım. İslam hukuku genel hatlarıyla ikiye ayrılır. 1-İ’tikadi hükümler 2-Şer’i ameli hükümler Şer’i ameli hükümleri de selef uleması iki kısım altında toplamışlardır. 1-İbadetle ilgili hükümler 2-Muamelat ile ilgili hükümler Ancak Muteahhirun ulema bu taksimi evlenme-boşanma,nesep,nafaka gibi hükümleri içeren ayrı bir madde daha ekleyerek üçe çıkarmışlardır.Bu üçüncü maddeye de “Ahval’uş-Şahsiyye” demişlerdir.Bizde bu ayrımı yaparak konumuza dönelim. NİŞANLANMA Evlilik mal alıp-satma gibi akit olsa da konusu itibariyle diğer akitlerden çok farklı bir yere sahiptir.Çünkü evlilik akdinin konusu insan hayatı,erkek ile kadının arasındaki hayat birlikteliği,evliliğin ürünü olan çocuklar ve ilgili hükümlerdir. “Size kendi nefislerinden kendilerinde sükunete varacağınız eşler yaratması Allah’ın ayetlerindendir.Sizlerin arasına bir rahmet ve bir sevgi koymuştur.Muhakkak bunda düşünen bir topluluk için ayetler vardır.”(Rum 21) Evliliğin ilk basamağı olan nişanlanmanın tarifiyle konuyu biraz açmaya çalışalım: Nişanlanma,erkeğin şer’an evlenmesinde mahsur olmayan bir kadınla evlenmeyi telakki şeklinde tarif edebiliriz.Taşıdığı en son mana evlilik hususunda bir sözleşmedir.Nişanlanmanın bu statüsünden dolayı taraflardan biri mehir belirlenmiş ve hatta verilmiş dahi olsa veya bir çok hediyeler verilmiş ve bunlar kabul edilmişse de bu nişanı mücerred bir evlilik öncesi sözleşme olma vasfından çıkarmaz.Nişan “evlilik ahdi” olsa da diğer ahitlerden farklı bir statüde “vefa”yı gerekli kılmaz.Çünkü bu ahde vefanın sonuçları diğer ahitler gibi değildir.Diğer sözleşmelerde hakimin icbari söz konusu iken buradan hakimin böyle bir yetkisi yoktur. NİŞANLIYA BAKMA HÜKMÜ İslam hukuku evlenecek erkeğin kadına bakmasında bir beis görmediği gibi teşvikte etmiştir.Hz.Peygamber nişanlanan Muğire b.Şu’beye “Nişanlandığın kadına baktın mı?” diye sorar.Muğire “hayır” diye cevap verince Hz.Peygamber “Ona bak.Çünkü bu bakma aranızdaki ülfetin oluşması ve devamıdır” buyurmuşlardır. BAKILMASI CAİZ OLAN YERLER 1-Malik,Şafi ve Ahmed’in görüşlerine göre nişanlının veya nişanlanmak maksadıyla kızın yüzüne ve bileklere kadar eline bakabilir. 2-Ahmed b.Hanbel’den gelen başka bir görüşe göre mahremlerinin görmesinde beis olmayan yerlerine bakabilir. 3-Nişanlının durumunu tespit açısından yüz,el ve ayaklar yeterlidir.Öyleyse sadece buralara bakılabilir.Bu görüş ise Hanefilere aittir. 4-Zahiri mezhebinden gelen bir ayete göre “o kadına bak” emrinden anlaşılan kadının her yerine bakılmasıdır.Ancak bu görüş kabul görmeyen bir görüştür. NİŞANLIYA BAKMAK NE ZAMAN CAİZ OLUR. Cumhur’u ulemaya göre kızın evlenme durumunda (evli olmaması,inkarcı olmaması gibi) olması ve evlenme arzusunda olan erkeğinde gerek cismi gerekse de mali açıdan müsait olması,aynı zamanda da gerçekten evlenmeye azimli olması gerekmektedir.Nişanlanacak kıza talip olunmadan evvel bakılmasında bir beis yoktur.Cabir (r.a.) bu hususta şunları nakletmektedir.”Bir kıza talip olmuştum.Gizlice onu izledim.Ta ki beni onunla evlenmeme çağıracak bir sebep buldum ve evlendim.” KIZIN ERKEĞE BAKMASI Nişanlanacak kızın nişanlanacak erkeğe bakması ve onda aradığı özelliklerin mevcut olup olmamasını araştırmasında bir mahzur olmadığı gibi,Resulullah’ın “Nişanlanacağın kıza bak.Çünkü bu bakış ikiniz arasında ülfetin oluşması için gereklidir.” buyurarak kız ile erkeği,birbirlerine bakmasını emretmiştir.Hatta şeriat kızın erkeğe bakmasını daha da fazla istemektedir ki nikahtan sonra kadının dönüş imkanının olmayışı,kızın daha da hassas ve seçici olmasını zorunlu kılmaktadır. NİŞANLIYLA TEK BAŞINA KALMA İslam hukuku nişanlı çiftlerin baş başa kalmasını caiz görmediği gibi yolculuk yapacak mahremiyet hakkını da tanımamıştır.Çünkü Resulullah “Bir erkek bir kadınla baş başa kalmasın.Muhakkak üçüncüleri şeytandır.” Buyurarak halveti ……… ifadeyle nehy etmiştir.Bununla birlikte şeriat,nişanlıların görüşmesini ailenin işrafı altında veya mahremiyle birlikte olması durumunda engel koymamıştır.Elverir ki nişanlılar sınırı aşmasın ve yarınlarda,sıkıntı olabilecek bir durum oluşmasın. NİŞANLILIĞIN SIHHAT ŞARTLARI Nişanlılığın sıhhatli olması şu iki şarta bağlıdır. 1-Nişanlanacak kızın evlenmeye uygun olması gerekir.Çünkü nişanlılık evliliğin vesilesidir ve vesilede meşru olmaz.Mesela,nişanlanmak istenilen kızın başka biriyle evli olması,nişanlanmak istenilen kızın mürted olması veya nikahı düşmeyen bir kişi olması gibi. Ric’i talaktan dolayı iddet bekleyen kadına nikah veya nişanlanma teklifi haramdır.Çünkü Ric’i talak kocanın kadın üzerindeki haklarını son buldurmamaktadır.Bai’n talakta ise açık ifadeyle evlenme talebinde bulunmak yine haramdır.Ancak tarız yoluyla kinayeli ifadelerle böyle bir taleki olduğunu duyurmasında cumhura göre beis yokken,Hanefiler caiz görmezler. Beynuneti suğra yani hanımını bir talakla veya iki talakta “Bai’n” ifadeleriyle boşarsa bu durumda kocası yeni bir nikah ve mehirle bu kadını alabilir.Fakat yinede aralarında eski hukukun yetmediği bir bağ mevcuttur.Bu durumda bulunan kadınla evlilik talebi Maliki ve Şafilere göre Beynuneti Kübra da olduğu gibidir.Cumhuru Ulema ise bu işin tahrimine hükmeder.Çünkü bu durumda yapılan talep gerek halen hukuku tamamen kesilmeyen ilk kocanın kadın nezdinde alternatifini oluşturması gerekse de bu talepten dolayı bir düşmanlık peydahlanmamasının mümkün olması durumlarından dolayı haram görülmüştür. 2-Kızın başka biriyle nişanlı olmaması da ikinci şarttır.Bu durum dinen yani ahlaki açıdan böyledir.Ancak kazai olarak böyle bir nişanlılık geçerli olabilir.Nişanlı kimseye ikinci bir taleplinin çıkmasını Resulullah (s.a.v) şu sözleriyle men etmiştir.”Kardeşimizin yapmış olduğu pazarlığı bozarak bir pazarlıkta siz yapmayınız.Onun nişanlısının üzerine nişan yapmayınız.Bir kadınla kendi bacısının boşanıp ta (kendisi evlenmek suretiyle) onun kabındakini dökmesin.” Ancak şunu da belirtmekte fayda telakki ediyoruz;hadiste geçen “Nişan üzerine nişan yapılmaz” ifadesini nişanın bizzat gerçekleşmesi halindedir.Aksi takdirde bir kıza birisi talip olur,ancak söz almamış ise bu süreç ikinci bir talihlinin aynı kıza talebi hususunda ihtilaf yoktur.Yani böyle bir talepte meşru sayılmaktadır. Diğer taraftan cumhur-u ulema haram olan nişanlanmadan sonra gerçekleştirilen nişanın sıhhatine bir zarar gelmeyeceğini belirtmektedir.Çünkü nikah rüknü,sıhhat şartlarını içermektedir.Tıpkı hırsızlık suyla abdest alıp namaz kılan adamın durumu gibi.Hırsızlık eylemi haram,ancak kıldığı namaz sıhhatine zarar getirmez.Ancak zahiriler bu nikahın batıl olduğunu söylemektedir. NİŞANDAN DÖNME Buraya kadar anlatılanlardan anlaşılıyor ki nişan evlilik yapmak üzere sözleşmeden başka bir şey değildir.Bu sebeple taraflardan her biri bu sözleşmeyi fesh edebildiği gibi,diğer taraftan herhangi bir yaptırımı söz konusu değildir. Nişandan dönüldüğünde şayet mehir verilmiş ise,dönen hangi taraf olursa olsun ulemanın ittifakıyla mehir iade edilir. Nişanda verilen hediyelere gelince,Hanefi mezhebine göre bu hediyeler hibe hükmündedir ve hediye edilen şey ortada ise yani helak olmamış veya tüketilmemiş ise rucu’ mümkündür. Şafi mezhebine göre verilen hediyelerin iadesi caizdir.Çünkü nişanda verilen hediyelerden maksat evliliğin gerçekleşmesidir.Bu amaç ortadan kalkınca hediyelerinde rucu’ etmesi gerekir. Maliki mezhebi ise dönen taraf değerinden herhangi bir talepte bulunamaz.Dönmeyen taraf ise diğer taraftan verdiği hediyeleri talep edebilir. EVLENME (ZEVAÇ) TANIMI:Zevaç kelimesi Arapça’da birleşme,iki şeyi bir araya getirme anlamında kullanılır.Ancak daha sonraki istimalde Zevaç kelimesi,özellikle evlilik anlamında kullanılan bir kelime olmuştur. Istilahi tanımı ise;kadın ile erkek arasında ki muaşeretin yardımlaşmanın ve her iki tarafında birbirlerine karşı sorumluluk ve görevlerini ifade eden akittir. EVLİLİĞİN HİKMETLERİ İslam,evliliği sadece cinsi tatmin gibi basit bir sebebe bağlamamıştır.İslam çok ciddi ve toplumsal faydalar gözeterek evliliği meşru kılmıştır. Şimdi bu hikmeti sıralamaya çalışalım. 1-İslam’ın devamı için gerekli çoğalmayı,üremeyi sağlamak ve dünyayı mamur etmek gibi ilahi bir gayeyi gerçekleştirmeyi amaç edinir. 2-Evlilik sağlam aile bağlarının teşkili için bir ön koşuldur. 3-Evlilik insanın tabiatında olan cinsellik duygusunun helal ve ölçülü yolla gerçekleştirilmesini sağlar. 4-Evlilik kişiye,bir takım sorumluluklar yükleyerek kişilik gelişimini sağlar. 5-Evlilik İslam’ın yüce gayelerini gerçekleştirmek için bir vesiledir. EVLENMENİN HÜKMÜ Evlilik,evlenmeyle yükümlü kişinin beşeri tabiatı ve mali gücüne göre farklı hükümler alabilmektedir.Bu farklı hükümleri incelemeye çalışalım. 1-Evliliğin Farz Olduğu Haller:Mehir ve evlilik sonrası nafakayı temin kudretine sahipse ve evlenmediğinde zinaya düşme tehlikesi varsa,böyle bir kişinin evlenmesi farzdır.Evliliği yapmazsa günahkar olur. 2-Evliliğin Vacip Olduğu Haller:Mali sorumlulukları gerçekleştirebilecek durumda,adaleti tesis edecek iradeye sahip,ancak evlenmediğinde zinaya düşme zanni galibe göre ise bu durumda evlilik vacip olur. 3-Evliliğin Haram Olduğu Haller:Mali sorumluluklara güç getiremeyecekse,evlendiğinde hanımına zulmetme tehlikesi olan kimselerin evlenmesi haramdır.Velev ki böyle bir kişinin zina yapma ihtimali yüksek dahi olsa hüküm böyledir. 4-Evliliğin Mekruh Olduğu Haller:Mali sorumluluklara muktedir,zinaya düşme endişesi olmayan en çok evliliğinde hanımına zulüm yapma ihtimali olan fakat bu ihtimalin yakın derecesinde olmadığı hallerde de evlenme mekruh olur. Fakihler evlenmenin hükmü ile yaptığı bu ayırımın temelinde ikinci şahısların hakkını gözetilen taraflardan birinin faydalanma ihtimaline karşı diğer tarafın sıkıntılar içerisinde kalmaması açısından ince ve dakik bir tahkikin neticesinde olmuştur.İslam hukuku adildir.Kimseye zulmedilmesine müsaade etmediği gibi yapılan zulmünde karşısında durup mazlumun hakkını arayan bir anlayışın sahibidir.Hele hele hakkını savunmaktan aciz durumda olan kimselerin hakkını daha da şiddetli aramaktadır. 5-İ’tidal hali diye tabir edilen yani mali sorumlulukları yerine getirebilecek,evlendiğinde zulmetmeyecek ve evlendiğinde de zinaya düşme tehlikesi yok ise bu durum Fakihler arasında ihtilaflıdır. a) Bu durumda evlenmeyi farz gören zahiri mezhebi,Hz.Peygamber (s.a.v)’in “Ey gençler topluluğu her kiminiz evlenmeye gücü yetiyorsa evlensin.” Hadisi gibi nasların zahirinden hareketle bu neticeye varmıştır. b) İkinci görüş sahibi Şafi mezhebine göre evlenmede sair akitler gibidir.Mübah hükmündedir,dilerse evlenir,dilerse evlenmez. c) Hanefi,Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre kişinin bu durumda evlenmesi müekked sünnettir. Çünkü Peygamber (s.a.v.) evlenmiş,evliliği teşvik etmiştir ve bir çok hadislerinde evlenmenin ehemmiyetini vurgulamıştır. d) Cinsi iktidarı bulunmayan –gerek doğuştan gerekse de arizi hallerden dolayı oluşması durumları aynıdır- kimselerin evlenmesi doğru değildir.Çünkü İslam hukukunda genel kaide “Ne zarara uğramak ne de zarara uğratmak” olduğundan böyle bir evlilikten dolayı taraflardan biri zarar görebilir. |
| |
| | #2 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 921
| EVLİLİKTE GÖZETİLMESİ HAYIRLI OLAN ŞEYLER İslam evliliği önemseyen bir anlayışın sahibi olduğu için evlenmeden gözetilmesini talep ettiği bir kısım şartların veya gözetilmesi,evlenen çiftler açısından,gerek muhabbetin oluşumu gerekse evliliğin devam etmesi için ön koşul niteliğinde şartlar vardır.Allah Resulü (s.a.v.) “Eğer size dininden ve ahlakından razı olacağınız bir genç gelirse onunla evleniniz.Şayet böyle yapmazsanız yeryüzünde fitne ve büyük fesat oluşur.” Buyurarak genç kızların erkekleri ahlaki ve dini vasıfları gözetmeye çalışmıştır.Bunun ötesinde bir takım şartlar daha vardır ki gözetmek evliliğe hayır ve bereket getirir.Bunlar: 1) Evleneceği kişinin dini ve ahlaki özellikleri birinci planda olmalıdır.Evleneceği kişinin güzel veya yakışıklı olması birinci amaç olursa bu büyük bir yanlıştır.Ancak kişi dini ve ahlaki vasıflarla mücehhez olmanın yanı sıra güzel ve yakışıklı ve bunu da İslam reddetmez.Resulullah (s.a.v.) erkeğin,bir kadında evlenirken arayabileceği vasıfları güzellik,mal,soyu ve dini olarak belirttikten sonra “Sen dindar olanı seç ki ellerin yeşersin.” Buyurarak hangi vasfın daha önde olduğunu beyan etmiştir. 2) Resulullah (s.a.v.) evlenilecek bayanın doğurgan,bekar ve hüsnü muaşeret sahibi olmasını tavsiye etmiştir. 3) Bunu fukaha evlenilecek bayanın erkekten yaşça küçük olmasını tavsiye etmişlerdir.Çünkü kadı erkeğe nispetle fiziksel olarak daha çabuk yıpranmaktadır. 4) Tıbben evlenilmesinde mahzur tespit edilen yakın akrabalarla evlenmekte şeriatın tasvip etmediği bir husustur. EVLİLİK AKDİNİN RÜKÜNLERİ Rükün,her şeyin mahiyetini ve sözünü oluşturan,varlığı ile o şeyin var olduğu,yokluğuyla o şeyin yok olduğu boyutlardır.Mesela duvar,tavan bir evlilik rüknüdür.Duvar olmayan veya tavanı olmayan bir evin varlığından söz edilemez.İşte evlilik akdinin de böyle rükünleri vardır.Bu rükünler olmazsa evlilik gerçekleşmez.Bu rükünler iki tanedir ve “icap-kabul” olarak ifadelendirebiliriz. “İcap”’tan amacımız gerek erkek gerekse de kadın tarafından olsun diğer tarafla evlenmeyi murad ettiğini ifade eden söz,yazı ve işaret gibi şeylerden oluşan taleptir.Diğer bir ifadeyle icap,kişinin evlilik akdini ifadeye uygun bir lafızla diğer tarafa talebi,kabul ise karşı tarafın evlilik akdini ifade eden uygun bir lafızla verilen olumlu cevabıdır.Burada ifade ettiğimiz “uygun bir lafız” kelimesi fıkıhta “sığa” olarak geçmektedir.Şeriat “sığa” da bir takım şartlar aramaktadır.Bu şartları da şöyle özetleyebiliriz; 1) İcap ve kabule delalet eden kelimeler kullanılması gerekmektedir.Bu da şeriatin akidlerin gerçekleşmesinde gerekli gördüğü mazi kipidir.Yani “seninle evlendim.”,”Seni eş olarak kabul ettim.” Gibi geçmiş zamanı ifade eden kalıp kullanılmalıdır.”Sen benim hanımımsın” cümlesine karşılık “Sen benim kocamsın” gibi ifadelerde akidin gerçekleşmesini sağlar.İcabın şimdiki zaman kipi olarak yani “seninle evleniyorum” kabulü ise geçmiş zaman kipi olarak yani “ben de evlendim.”,şeklinde olması da yine akdi geçerli kılar. Lafzın evlenme veya nikahlanma kökünden türemiş kelimeler kullanılması gerekmektedir.Bu hususta ulema ittifak etmiştir.Mecazi olarak nikah anlamı taşıyan kelimelere gelmez,mesela;hibe,sadaka,teml ik kelimelerinden “Kendimi sana sadaka olarak verdim.” Gibi ifadeler arasında ihtilaf konusu olmuştur. Bu hususta: a) Şafii ve Hanbelilerin görüşüne göre nikah ve zevaç kökünden türemiş kelimeler olması gerekmektedir. b) Hanefiler ise bu hususta oldukça geniş davranıp normal alışveriş akidlerinde kullanılan kelimelerin nikahtan kinaye kullanıldıkları ve bu hususa delalet eden ortamın olması halinde bile evliliğin gerçekleşeceğini beyan etmiştir. Bu hususta Resulullah (s.a.v)' a gelip "kendimi sana hibe ettim" diyen kadına sahabelerden bir tanesinin "Ey Allah'ın Resulü, eğer ona ihtiyacın yoksa bana ver" demesi üzerine "mehir verebilir misiniz H buyurunca, sahabe mehir olarak bir şey veremeyeceğini belirttiğinde, ResuluIlah (s.a.v) "Öyleyse ezberinde olan Kur'an'ı ona öğretmen mukabilinde bu kadını sana temlik ettim hadisini delil olarak getirmektedir. c) Malikilere göre nikah, Zevaç gerekmektedir. Ancak hibe kelimesinin (karinelerin) olması gerekmektedir. d) Zahirilere göre ise nikah, zevaç ve temlik kelimeleri dışında herhangi bir kelime nikah akdini gerçekleştirmez ¬ Mezhepler arası vaki bu görüş ayrılığı tahlil edilirse lafzın veya karinelerin evlenmeye delalet ettiğini ifade eden herhangi bir lafız olması durumunda geçerli olabileceğini ifade eden Hanefilerin görünüşünü "Allah size kolaylık diler zorluk istemez H emri ilahisi çerçevesinde tercihe sayan olarak görüyoruz. Bu arada şunu da belirtelim ki Arapça'nın dışında herhangi bir lisanla evlilik anlamına gelecek kelimelerle evlilik akdi gerçekleşir. Ancak efdal olan Arapça bilenlerin bu kelimeleri isti'mal etmesidir. YAZI VE İŞARETLE AKİD GERÇEKLEŞİRM!? Asıl olan akidlerde tarafların iç dünyasındaki görüşlerin dışarıya yansıyıp, niyetlerini ifade eden herhangi bir yolla bu görüşlerin ortaya çıkmasıdır. Yazıyla, işaretler, mektupla, telaffuzla, bugün internet aracılığıyla vb. yollarla evlilik akdi gerçekleşebilir. 3- icab ile kabülun birbirine mevafık olması gerekmektedir. Mesela baba "bu kızımı şu adama 1000 dinar mehirle evlendiriyorum" der, karşı tarafta "800 dinara karşılığı kabul ettim" der ise bu geçersiz olur. Çünkü icab ile kabul muvafakatı gerçekleşmemiş olmaktadır. 4- İcab ve kabulün aynı ortam içerisinde araya fasıla girmeksizin olması gerekmektedir. 5- İcapta bulunan taraf ın kabulden önce icabından vazgeçmemesi gerekmektedir. 6- Evlilik ifadesi gelecekte gerçekleşecek bir olaya endekslenirse mesela, "okuldan mezun olunca evlendirin" veya "elime şu kadar miktar para geçerse evlendim. gibi ifadelerle akid gerçekleşmez. Ancak sunulan şart icab ve kabulün olduğu ortamda vaki ise akid gerçekleşir mesela "Eğer babam bu meclisteyse evlenmeyi kabul ettim" der ve babası da o mecliste ise akide gerçekleşir. Akid gelecek zamana atfedilerek de gerçekleşmez. 7- Evlenme akdinin bir zamana bağlanmaması gerekmektedir. Bu zaman ister uzun ister kısa olsun fark etmez. Mesela: "ben seninle 10 yıl müddetle evlendim veya 3 gün müddetle evlendirin" gibi "Muvakkatıl şartlar geçersizdir. Muvakkat nikahlarda evlilik ifade eden kelimelerin yanı sıra belli bir zaman dilimi bozmaktadır. Buda "mut'a nikahı"yla bir benzerlik arz etse de, mutada evlilik lafızları değil "istifade etme" anlamına gelen "mut'a" kelimesi kullanılmaktadır. Ancak sonuç itibarıyla ikisi de bir zaman aralığı şart koşar ve ikisi de suni anlayışa göre merduddür geçersizdir. ŞARTA BAGLANAN AKİTLER. Ulema şarta bağlanan akitler hususunda ihtilaf etmişler. Bu ihtilafı şöyle özetleyebiliriz. 1- Eğer sunulan şart akdin aslına uygun bir şart ise akid geçerlidir ve bu şarta uymak gerekmektedir. Mesela mehirin hapsini zifaf öncesi teslim etmek şartı gibi bu durumda bu şart geçerlidir. Ve ifası da zorunludur. 2- Eğer sunulan şart akde uygun değil, hukukta bunu onaylamıyorsa bu şart batıl olur. Mesela ilk hanımını boşama talebi ve ...... Mut'a ve muakkat nikahla ilgili fukahanın görüşlerini biraz irdeleyelim MUT'A NİKAHI Mut' a nikahı daha öncede beyan edildiği gibi kişinin bir kadına "seninle bir gün, bir hafta, bir ay, bir yıl, veya bu şehirde kaldığın müddetince birbirimizden istifade etmek üzere nikahlanıyorum" demesiyle gerçekleşen nikah çeşididir. Rasulullah (s. a. v) , ın katıldığı bir gazve esnasında uzayan' savaş, erkeklerin kadınlara olan ihtiyacını iyice hissettirince böyle yeni geçici bir nikahla istifade mantığıyla Rasulullah (s. a. v) 'tan müsaade isteyen sahabilere Peygamber müsaade etmiştir. Ancak daha sonra ki dönemlerde müsaade edilen bu nikahın neshedildiği ve bu hususta Rasulullah (s. a. v) kesin emirleri olduğu bizlere sabit naslarla ulaşmıştır. Bu hususta şianın imamiyye kolu müstesna fukuha ittifak etmişlerdir. Şimdi bu iki görüşün dayandığı delilleri sıralamaya çalışalım. 1- Cumhurun muta’nın Batıl olduğuna dair delilleri. Cumhuru. Kitap, Sünnet ve İcmadan delil getirmiştir. A- Kitap'tan deliller 1-"Ehlinin izniyle" (nisa 25) ibaresi şer' i nikaha işaret eder. Mut'a bu kapsamın dışındadır. 2 - "Mü'min erkekler hanımlan ve malik oldukları cariyeler müstesna avret mahallerini korurlar ki onlar bu hususta da kınanmış değillerdir." (Mü' minun 5-6) Allah teala erkeklerin kadınlardan cinsi istifade yollarını evlilik ve cariyelere has etmiştir. Mut'a bu kapsama dahil olmadığı gibi, helal kılınan sınırların arkasında kendilerine helal sınırlar oluşturmak isteyen kimselerde sert bir uslubla uyarılmışlardır. "Her kim bu helal sınırlar ötesinde bir şey ararsa, işte onlar haddi aşmışlardır" (Mü' minun 7) B- Sünnetten Deliller. 1- Rebi' b. Sebure el-Cühenim'in babasından naklettiğine göre "Bir gün Resulullah (s.a.v)'e gittim. Rükumle Makam arasında ayakta olduğu halde sırtını Kabe'ye dayamış bir vaziyette söyle buyurdu" Ey insanlar; Ben sizlere kadınlardan istifade edebileceğinizi emretmiştim. Dikkat edeni Allah sizlere o işi kıyamete kadar ..haram kılmıştır. Her kimin böyle bir kadın yanında ise onu bıraksın ve onlara vermiş oldukları şeylerden hiçbir şeyi de geri almasın." 2- İbni Abbas Mut' a nikahının helal olduğuna dair fetva vermekteydi.Hz.Ali (r.a) İbni Abbas (r.a)' ya gelerek "Ey Abbas sen çölde yolunu yitirmişsin. Peygamber (s.a.v) mut'a nikahını haram kılmıştır." Demiştir.. İbni Abbas (r. a) ondan itibaren bu görüşünden dönmüştür. 3- Ömer b. Hattab "ResuluIlah bizlere mut'ayı üç:yerde helal kılmıştır. Sonra ise haram olduğunu beyan etmiştir. ValIahi herkim muhsan olarak mut'a yaparsa onu recmederim" '" c- İcma Delili: 1- Mut'anın haramlılığı hususunda ulema ittifak etmişlerdir. İmamiyyenin bu husustaki muhalefeti herhangi sağlam bir delile dayanmadığından oluşmuş icmayı bozamazlar. 2- İmamiyyenin Mut'anın mubah olduğuna dair deliller: İmamiyye Mut'anın ibahatiyle ilgili delillerini aşağıdaki gibi sıralamıştır. a) (Nisa 24) "Kadınlardan mut'a yoluyla istifade ettiğinizde onların ücretlerini veriniz" buyruğuyla mut' ayı ve mut'a dan alınacak ücretin verilmesini emretmiştir. Burada bahsedilen ücret mehirden başka bir şeydir. Ebey b. Ka'b'ın ve İbni Abbas' ın bu ayeti "Beli bir zamana kadar istifade ettiğiniz kadınların ücretlerini veriniz" şeklindeki okuyuş tarzları da bu görüşümüzü desteklemektedir. b) - Mut'a İslam'ın ilk yıllarında mubah kılınmış olup neshine dair kesin bir nas mevcut değildir. Hz. Ömer' den "İki mut'a ResuluIlah (s.a.v) döneminde helal idi. Ben onların yasaklıyorum. Bunlar "Haccı mut'a ve mut'a nikahı" eseri de gösteriyor ki peygamber döneminde mut' a helaldir. Hz. Ömer'inde dinde böyle bir yetkisi yoktur. İmamiyyenin delil getirdiği ayet evlenmenin haram olduğu kadınların zikrinden sonra zikredilmektedir ki bu da helal ve meşru olan nikah dan bahsedildiğini göstermektedir. Buradaki ücret ise' meşru olan mehirdir. Bu hususta Kur' anın sair yerlerinde geçen ücret kelimesinden maksadın mehir olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Ömer den nakledilen iki mut' anın haramlılığı da yine Ömer' in Rasulullah(s.a.v)'ın tealimIerinden elde ettiği şeylerdir. Yoksa Ömer (r,..,a)'e dinde helal olan bir şeyi haram kılmak yakışmaz ve böyle bir şeyi haksızlıklar karşısında birer aslan kesilen sahabiler razı olamazlar. Diğer taraftan İbni Abbas'ın mut'a yı mübah gördüğüne dair görüş nakilleri doğrudur. Ancak İmamiyye İbni Abbas' ın bu görüşünden vazgeçtiğine dair delilleri görmemezlikten gelmektedirler. MUAKKAD NİKAHI Muakkad nikahı, pratiği itibarıyla muta’yla benzemektedir. Ancak Muakkad nikah da evlenme sığası olarak "hikah" kelimesi kullanılmaktadır. Cumhuru fukuha bir müddet ta'yiniyle nikah akdinin gerçekleşmeyeceği görüşünde ittifak etmişlerdir. Hanefi mezhebinden İmam Züfer ise zaman ta'yiniyle nikahın gerçekleştiğini, ancak,şartın yani sunulan zaman şartının geçersiz olduğu görüşündedir.Muakkad nikah hükümleri itikarıyla aynı mut' a gibidir. Böyle bir nikah geçersiz olduğu gibi, cezai mueyyideyi hakkeder.Şunu da belirtelim ki mut'a nikahıyla gerçekleşen cinsi ilişki,şahitlerle tespit edilse bile, cumhuru Ulema imamiyye vb. görüş sahiplerinden dolayı oluşan çok zayıfta olsa bir şüphe endişesinden dolayı recmi uygun görmezler. Çünkü Resulullah (s. a. v) "Hadleri şüphe verir ise yapmayınız. buyurmaktadır. Burada da her ne kadar cumhurun görüşü sağlam mesnetlere dayanıyorsa da, muhalefetin itirazı bir şüphe oluşturmaktadır. Şüpheyle de birlikte had ikame edilmeyeceği için recm uygulanmaz daha çok iman toplum içerisinde fesat boyutuna ulaşan bu fiili ta' zir azalarıyla men edebilir. …….. boşanma yetkisinin kadına verilmesi şartları gibi. Çünkü şeriat böyle bir şartı onaylamamaktadır. Resulullah (s. a. v) "Müslümanlar şart koştukları şeyleri gerçekleştirmelidirler. Ancak helalı haram, haramda helal etme müstesna" buyurarak şeriatın onaylamadığı hiçbir şartın geçerli olmadığını belirtmişlerdir. Cumhuru ulemaya göre geçerli bir şart sunulursa akid bu şarttan zarar görmez. Yani akid geçerli şart ise geçersiz olur. Ancak zahiriler akid yanlışta olsa bir şarta bağlandığı için bu şartla birlikte olması gerektiğini belirtirler. Eğer şart katı bir şart ise akidde şartta yeni geçersizdir. 3- Sunulan şart şeriatın müspet veya menfi görüş beyan etmediği şart ise yine bu şartlar geçersizdir. Mesela kadının şehir dışına çıkmama talebi, üzerine başka bir hanım almama talepleri gibi. |
| |
| | #3 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 921
| EVLİLİK AKDİNİN ŞARTLARI Evlilik akdi çeşitli şartlar içerir. Bu şartlar. A- Akdin gerçekleşme şartları B- Akdin sıhhat şartları. C- Akdin bağlayıcılık şartları D- Akdin geçerlilik şartları Şimdi bu maddeleri detaylandırmaya çalışalım. A- AKDİN GERÇEKLEŞME ŞARTLARI Akdin rükünlerinde veya esaslarında riayet edilmesi gereken şartlarıdır. Şayet bu şartlar gerçekleşmez ise rükünler yok kabul edilir ve bunun neticesinde olduğu gibi akid yapan (akid) ve 'üzerinde akid yapılan (ma'kadin aleyd) bir varlık olması ve sığa şartı ki oda icab ve kabulden oluşmaktadır. Şimdi akdin iki tarafıyla ilgili şartları görelim: 1) Akdin taraflarında akde mubaşeret edecek yani akidde temsil kabiliyeti ve ehliyetinin olması gerekmektedir. Bu sebeple delinin ve çocuğun, uyuyan kişinin, sarhoşun vb. durumda olan kimseni akdin bir tarafını temsil kabiliyeti olmaz. Burada kastedilen ehliyet ise edebilme yeteneği olan (mümeyyiz) 'çocuklar ve tam ebliyyet diye tabir ettiğimiz buluğ çağına ulaşmış olmakla elde edilen ehliyettir. Şefih'in nikah akdinde bir taraf olmasında sözü geçerlidir. 2- Taraflar birbirlerinin lafızlarını anlayıp, söylediği sözün bağlayıcılık ölçüsünü anlama kudretinde olmalıdır. Eğer taraflar dilsiz veya a' ma iseler yarı veya işaret yoluyla tarafların kasıtları ve niyetleri anlaşılabilir ve akid bunun üzerine gerçekleşir. 3- Kadının, kadınlığının kesinliği şarttır. Hünsa'nın yani çift cinsiyet taşıyan veya cinsiyeti olmayan kimselerle evlilik akdi gerçekleşmez. 4- Kadının erkeğin birbirleriyle evlenmesine akrabalık cihetiyle bir mananın olmaması gerekmektedir. Akdin iki tarafını tamir eden erkek ve kadınla ilgili şartlar yukarıdaki gibidir. Akdin gerçekleşmesi için birde sığa da aranan şartlar vardır ki onları da şöyle sıralayalım. 1) Eğer akdin iki tarafı mecliste yani aynı ortamda hazır iseler kabulün o ortamda olması gerekmektedir. Eğer taraflardan biri ortamda mevcut değilse, mesela kadının "ben kendim için filan kimseyi kocalığa kabul ettim" dediğinde o şahsın ortamda hazır olmamasından dolayı, kendisine mesele ulaştığında alınan cevap müspet veya menfi geçerlidir. 2) İcabın, kabul ile uygunluğu gerekir. Mesela baba "Kızım Ayşe'yi sana nikahladım" derse, diğer taraftan "kızınız Fatma'yı hanımlığa kabul ettim" şeklinde cevap verirse bu akd icab ile kabulün uygunsuzluğundan dolayı geçersiz olur. 3) Teklifte bulunan tarafın karşı tarafın cevap vermesinden evvel teklifinden dönmemesi gerekir. 4) Akdin ikinci tarafın akdi reddettiğine dair bir belirtinin olmaması gerekir.Eğer böyle bir red tespit olunursa akid gerçekleşmez. B- AKDİN SIHHAT ŞARTLARI Akdin neticesinin gerçekleşmesi ve akdin akid sonrası sorumluluklarını oluşumu için gerekli şartlardır. Akdin sıhhat şartları üç tanedir. Bunlar: A- ŞAHİTLİK 1) Nikah akdinde sair akidlerden farklı olarak, akid esnasında şahitlerin bulunma zorunluluğu vardır. Buda nikah akdinin önemi ve daha sonraları ortaya çıkacak hükümlerle (çocuğun nesebi, mirası, mehir vb.) ilgili olarak gerekli müeyyidelerin icrası için bir ön koşuldur. Ayrıca şahitlik evlilik müessesesiyle ilgili şüpheleri ve yanlış oluşabilecek dedikoduları ortadan kaldırır. Ulama nikahta şahitliğin gerekliliği hususunda ittifak etmekle birlikte, aşağıda izah edildiği gibi keyfiyeti farklı görüşlerin olduğunu göstermektedir. A- Hanefi, Şafii ve meşhur olan görüşe göre Hambeliler, nikahın ilanında iki şahidin yeterli olduğunu ve bundan daha az bir sayıdaki şahitle nikahın gerçekleşmeyeceğini belirmişlerdir. Bu görüşlerini de İmran b. Hüseyin (r.a)'in Rasulullah (s.a.v)den naklettikleri şu hadisle desteklemişlerdir. "Velinin izni ve iki adil şahit olmaksızın nikah geçerli olmaz" B- İmamiyye ve Zahiriyye'nin savunduğu görüşe göre kerbu da evlilik ile alakalı basların hiçbirisinde şahitlik şartının olmadığı ve Rasulullah (s.a.v)'ın de Safiye b. Huyey'i azad ettikten sonra şahitler bulunmaksızın kendisine nikahladığını belirterek şahirliğin şart olmadığını savunmuşlardır. C- İmam Malik' ten gelen görüşler ise farklıdır. Şöyle ki; İmam Malik şahitliği cinsi ilişkiden önce veya cinsi ilişki anında şart görmüştür. Malik'ten gelen bir başka rivayete göre de nikahta şart ilandır ve şahitlik şart değildir. Bu görüşe göre düğün yapılsa ve tarafların evlilik için icab ve kabulünde problem yoksa şahitler olmasa da nikah sahihtir. 2. Şahitler nikah akdinin gerçekleştirildiği an gereklidir. Önce veya sonra şahitlik geçersiz olur. İmam Malik'e göre ise şahitlik cinsi ilişki öncesi gerçekleşirse nikah sahih olmaktadır. Şahitler ve evlenen taraflar akdin sadece bu şahıslar arasında kalması hususunda ittifak ederlerse böyle bir akid Hanefi, Şafii ve Zahirilere göre 4 Kişinin bildiği bir mesele gizli olmaktan çıktığından dolayı nikahın sıhhatine zeval gelmez. Maliki mezhebinde ilan şart olduğundan dolayı iki şahit ve taraflar gizli kalmak üzere anlaşırsa nikah batıl olur. Çünkü malikiler şahitliği yeterli görmeyip', nikahın ilanını şart koşmuşlardır. 3. Şahitte bulunması gereken bir diğer şartta, ahitlerin teklif sahibi yani akil ve baliğ olması gerekmektedir. Delinin şahitliği ve çocuğun şahitliği geçersizdir. Şahitlerin sayısının en aza iki erkek olması veya bir erkek iki kadın olması şarttır. Dört kadının şahadeti yine geçerli kabul edilmez. Ancak Zahiriler, Rasulullah (s. a. v) , ın "kadının şahitliği erkeğin yansı kadardır" hadisinin zahirini alırsak dört kadının geçerli görmüşlerdir. Şahitlerde bulunması gereken bir diğer şartta şahitlerin Müslüman olmasıdır. Kafirler Müslümanlarla. alakalı hususlarda velayetin mertebelerinden biri olarak kabul edilen şahitliği, velayet hususundaki genel anlayış gereği olarak velayet kafire verilmediğinden şahitlikte yapamazlar. Ancak gayri müslimler kendileri arasında diğer şahitlikleri yapabildikleri gibi nikah şahitliği de yapabilirler. Şahitlerde bulunması gereken en önemli şartlardan biride şahitlerin adalet vasfına sahip olmalarıdır. Fakat adalet vasfı ve bunun açılımıyla ilgili fukaha aşağıda izah edildiği üzere farklı görüşler sunmuşlardır. Bunları a- Şafii ve İmam Ahmed' e göre, şahitler, fıskıyla bilinmiyorsa şahitlik için yeterli adalete sahiptirler. Bu görüş sahiplerine göre tüm mü' minler adildir ve' zahiren adaletlerini bozacak bir durum ortada yok ise bu vasıflarını korurlar. b- Hanefilere göre, nikah şahitliğinde adalet vasfı aranmaz. Çünkü şahitlikten maksat nikahın ilanıdır ve bu ilanda şahitlerin fasık veya takva sahibi olması arasında bir fark yoktur. Diğer açıdan fasık nikah akdinin bir tarafını temsil hakkı olduğundan dolayı, evleviyetle başkaları hakkında şahitlikte de bulunabilir. Nikah akdinin şahitlik şartının geçerli olması için şahitlerin tarafların icab ve kabul anlamındaki sözlerini duyması gerekmektedir. Buraya kadar evlilik akdinin sıhhat şartlarından biri olan şahitlik ve bununla alakalı hükümleri izah ettik. Şimdi sıhhat şartlarında ikincisini ele alalım. B - EVLENECEK KADININ HARAM OLMAMASI Nikah akdinin sıhhat şartlarından bir tanesi evlenilecek bayanın veya erkeğin birbirlerine ebedi olarak veya geçici olarak haram olmaması gerekmektedir. Anne, Bacı, Hala, Teyze gibi kadınlar ebedi haram sınıfındadırlar. Yaşayan hamının bacısı,yine hanımının halası ve teyzesi de geçici haram olan kadınlar arasındadır ve nikah bu kadınlarla caiz olmaz. Şayet bilgi haricinde böyle bir nikah gerçekleşmiş ise öğrendikleri an, hemen ayrılmaları gerekir. Aksi halde kadı, cebren bu evliliğe son verir. Ayrıca öğrendikten sonra kadınla erkeğin beraber yaşamsı veya cinsi ilişkiye geçmeleri ise haramdır. O ana kadar olan çocukların nesebi kendilerine ait olur ve miras hukuku da evlilik durumuna göre değil de, son şekliyle ortaya çıkan durum ne ise ona göre uygulanır. C- AKDİN SİĞASI Akdin geçerli olmasının şartlarında biriside, kullanılacak sığanın (kelime kalıbı) belli bir zaman dilimini ifadelendirmemesi gerekmektedir. Eğer belli bir zaman ki bu zaman ister uzun isterse kısa olsun fark etmez - ifade edecek olursa sığa şartı gerçekleşmez ve akdin sıhhat şartları uymadığından dolayı da akid gerçekleşmez. D- AKDİN GEÇERLİLİK ŞARTLARI Akdin geçerliliğinden kastımız, gerçekleştiğinde şer' i hükümlerin geçerli olma halidir ki, bu şartları dört tane olarak tespit etmekteyiz. 1- Tarafların akıl ve buluğ ile ifade edilen ehliyet sahibi olmaları gerekmektedir. Şayet asıl vekil tayın etmişse, vekilde de bu şartlar aranır. Velide de yine ehliyet şartı aranmaktadır. Eğer bu ehliyet taraflardan birinde eksik ise evlilik gerçekleşmez. Mecnunun ve gayri mümeyyiz çocuğun durumu böyledir. Mümeyyiz çocuğun veya ma'tulun (seyrek akıllı) eksik ehliyet sahibi olmalarına karşı icazet sahibi (veli, vekil gibi) kimselerin onayıyla akid gerçekleşir. 2- Tarafların akidden haberleri olmalı ve icazet etmeleri şarttır. Mesela, ilgisiz bir kişi filanın kızıyla filanın oğlunu evlendirdim derse, bu cümle akidin gerçekleşmesi için yeterli olmaz. Ancak taraflara mesele ulaştığında ve taraflar onaylarlarsa akid gerçekleşir. 3- Eğer evlilik akdi, vekalet yoluyla gerçekleşiyorsa, vekilin müvekkilin yetkisi dahilinde icraatta bulunmalıdır. Eğer mücekkil vekile, "beni filanın kızıyla evlendirme hususunda seni vekil tayin ettim" derse ve vekil o kızla değil de başkasıyla akid gerçekleştirmeye kalkarsa bu geçersizdir. Vekil müvekkilin vekil kılma sınırlama riayet etmelidir. 4- Nikah akdi daha uzak veli tarafından gerçekleştirilmiş ise daha yakın meseleyi öğrendiğinde akdi geçerli kılarsa sahih olur, aksi takdirde geçersizdir. Mesela amca, kardeşinin kızını, babanın yokluğunda verilse, meseleyi öğrendiğinde muhayyerdir. İsterse akdi geçerli kılar isterse de iptal eder. E- EVLİLİK AKDİNİN BAĞLAYICILIK ŞARTLARI Akdin devamını sağlayan şartlardır. Şeriat akdin devamını ve sürekliliğini esas kabul eder ve hükümlerini bu hakikat üzere bina eder. Çocukların nesebi, terbiyesi ve bakımları gibi. İşte bu sebeplerden dolayı fukaha akdin bağlayıcılığıyla ilgili olarak farklı görüşler sunmuştur. Bu görüşleri de şu şekilde toparlayabiliriz. 1- Ehliyet yetersizliği olan veya hiç, ehliyeti olmayan kimselerin nikah akdini baba veya dedesi gerçekleştirir. Baba ve dedenin gerçekleştirdiği bu akid karşı tarafın kendisine denk olmaması ve emsal mehirden az bir mehire razı olunması (ki bu iki sebep baba ve dedenin dışında başka bir veli tarafından ihlal edilse nikah akdi kadı veya daha yakın bir veli tarafından feshedilebilir) halinde dahi akid geçerli olur. 2- Akid baliğ kız, kendi rızasıyla birisiyle evlenirse bu akdin bağlayıcılığı için şu iki şart gereklidir. a- Kocanın, kadına mal, çevre, nesep gibi hususlarda denk olması gerekir. Aksi halde bu akid veliye ulaşırsa mahkeme kanalıyla akdi fesheder. Fesih, talak anlamına gelmez.Fesh hükmü ayrılmadır. Akdin feshiyle birlikte taraflar birbirlerinden miras alamaz, mehir geçersiz olur. Eğer fesihten önce alma durumun veya mehrin alınması gerçekleşmiş ise bu geçerlidir, rucu edilemez. b- Mehirin, kızın emsallerinin almış olduğu mehire denk olması gerekir. Şayet mehir emsal değerden az ise yine veli bu akdi bozabilir. 3- Tarafların akid esnasında birbirini aldatıcı bilgi vermemesi gerekir. Mesela, koca kadına denk bir tablo çizse evlendikten sonra halın böyle olmadığı anlaşılsa kadının bu akdi mahkeme nezdinde fesh hakkı vardır. 4- Kocada akdin feshini gerekli kılacak bir ayıbın olmaması gerekir. Mesela, bulaşıcı hastalı_ın olması, erkeklik uzununun kesik olması veya erkeklik işlevi görmemesi halleri gibi. NİKAH AKDİNİN ÇEŞİTLERİ Nikah akdi taşıdığı ve bulunması gereken şartlara göre farklı hükümler alır ve her bir akid şeklinin kendisine göre şartları söz konusudur. Nikah akdini aşağıdaki gibi nevilerine ayırmamız mümkündür. A- GEÇERLİ VE SAHİH AKİD Tüm şartları bulunduran akide sahih akid denir. Sahih akdin neticelerini şu üç madde altında toparlayabiliriz. FASİD NİKAH AKDİYLE İLGİLİ HÜKÜMLER Hanefi uleması fasid kavramıyla batıl kavramı arasını ince bir çizgi ile ayırmışlardır.Hanefilere göre “Batıl” asıl ve vasıfları itibariyle meşruiyet kazanmayan hükümlere verilen isimdir.Hanefiler fasidi ise aslı itibariyle meşru,vasıfları itibariyle meşru olmayan hükümler olarak tanımlarlar.Örnekleyecek olursak ölü bir hayvan satmak veya evli bir kadınla evlenmeye kalkmadaki ölüyü satmak ve zaten evli bir kadınla evlenmek hükmün aslı itibariyle mümkün değildir.Çünkü şeriat zaten ölüyü satmayı haram ve evli bir kadının boşanma olmadan ikinci biriyle evlenmesini de yine haram kılmıştır.Bu örnekler batıl alışverişe verilebilecek bariz örneklerdir.Fasit alışveriş ise şahitsiz evliliği,geçici nikah (Muakkad) gibi vasıflarda veya şartlarda ortaya çıkan meseleleri örnek verebiliriz.Ancak bu türden akitle Hanefilere göre şarttaki problem çözülünce fasid alışveriş sahih alışverişe döner. Hükmün fasidliğini gerektiren şartlar düzelmez ise böyle bir akidle amel edilmez.Mesela fasid bir akidle evlenen iki taraf bu icraatlarından dolayı günahkar olur ve akidleri geçersizdir.Böyle bir evliliği yapan kişiler hemen ayrılmalıdırlar.Fasid bir evlilik neticesinde cinsi ilişkide bulunan taraflarla ilgili hükümler şöyle olur. 1) Taraflara zina cezası uygulanmaz.Çünkü hadlerde kesinlik kazanmayan hükümlerle amel edilmez.Çünkü hadler şüpheli şeyler varken uygulanmaz.Örneğimizdeki şüphe her ne kadar nikah geçersiz olsa da zahiren şartlar gerçekleşmiş,bu da nikahın geçersizliği hususunda şüphe oluşturmaktadır. 2) Böyle bir evlilik neticesinde gerçekleşen cinsi ilişki kadının belirlenen mehri almasını gerektirir. 3) Böyle bir ilişkiyle sahih nikahtaki oluşacak akrabalık bağları ne ise burada da o akrabalıklar oluşur.Mesela nikah neticesinde erkeğe kadının usulü (anne,nine,teyze,hala) ve furu’u (kadının başka kocadan kızı veya torunu) haram olur. 4) Kadının ayrılık neticesinde iddet beklemesi gerekir. |
| |
| | #4 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 921
| KADINLARDAN EVLENİLMESİ HARAM OLANLAR Şari’ bazı kadınlarla evlenilmesini bir takım hikmetlere binaen yasaklamıştır.Bu sebepleri şu üç başlık altında toplayabiliriz. 1) Yakınlık İlişkisi:Yeğen,teyze,hala,bacı gibi 2) Evlilik münasebetiyle oluşan akrabalık(MUSAHARE):Hanımın annesi gibi 3) Süt kardeşliği:Emzirme yoluyla oluşan ve emzirilenin ailenin sair kardeşleri hükmüne geçmesi gibi Bir takım yasaklar daha vardır ki bunlarda geçicidir.Sebep kaldığı müddetçe haram,sebep ortadan kalkınca ise helal olur.Bunları şu şekilde sıralayabiliriz. a) Evli kadınla evlenmek b) Semai dinlere tabi olmamak c) 4 evli olup 5.sini almak d) üç talakla boşanıp,başka biriyle evlenmeden tekrar hanımına dönmek istemek e) İki mahrem kadını bir nikah altında toplamak(iki bacı,teyze yeğen gibi) Şimdi yukarıda zikrettiğimiz kadının ebedi haram olmasına sebebiyet veren unsurları detaylandırmaya çalışalım. 1) Neseb (akrabalık) yoluyla haram olanlar:Bu yolla haram olanları dört bölüme ayırabiliriz.Bunlar: a) Erkeğin anne tarafından oluşan anne silsilesi.Bu silsileyle annenin annesi veya onun annesi girer. b) Kadının kızı,kızının kızı,oğlunun kızı gibi kendisinden oluşan soyu c) Anne ve babasının nesli:kardeşler,öz olmayan kardeşler,erkek ve bacıların çocukları ve kardeş çocuklarının kızları gibi d) Nine ve dedelerin birinci dereceden yakınları.Bunlar halalar ve amcalar.Ancak bunların çocukları helal olur. 2) Evlilik yoluyla oluşan haramiyetler:Evlilik yoluyla oluşan haramları da yine 4 sınıfta toplayabiliriz. a) Hanımın Usulü:Hanımın annesi ve ninesi akid yapıldıktan sonra haram olur.İsterse cinsi ilişki gerçekleşsin veya gerçekleşmesin hüküm değişmez.Bu görüşü 4 mezhep imamı,zeydiler,zahiriler,sahab e ve tabiinden büyük bir ulema çoğunluğu desteklemektedir. b) Hanımın Furuatı:Cinsi ilişkiye girmiş kadının Furuatı da haramdır.Kadının bir başka kocadan olmuş çocukları veya çocuklarının çocukları bu tanımın içine girmektedir. c) Kişinin kendi usulünün hanımları:Babanın hanımı,dedenin hanımı, dedenin babasının hanımı gibi kişilerle nikahları haramdır ve bu tip bir haramiyet evlilik yoluyla oluşmuş bir haramiyettir. d) Çocuklarının hanımları da kişinin evlenmesinin haram olduğu kişiler arasındadır.Bunlar; çocuğun hanımı,torunun hanımı,kızın oğlu gibi ZİNANIN EVLİLİK YOLU İLE HARAMİYET OLUŞTURMASI Ulema zina eden kişinin zina eden kadınla arasında böyle bir akrabalık ilişkisinin oluşup oluşmayacağı hususunda şu üç görüş çerçevesinde ihtilaf etmişlerdir. Birinci görüşe göre,kadın ile zina eden kişiye zina edenin usulü ve furu’u tıpkı normal evlilikte olduğu gibi haram olur.Aynı zamanda zina eden kadının da zina ettiği erkeğin usulü ve furu’u haram olur.Bu görüş Hanefi,Hanbeli ve Maliki ulemasına aittir. İkinci görüşe göre,Zina kadınla erkek arasında hiçbir bağ oluşturmaz.Yani zina eden erkeğin zina ettiği kadından bir kızı olsa bu kızla evlenebilir.Bu görüş ;İmamı Şafi’nin imamı Malik’ten gelen bir görüşe göre ve ehli icaza aittir. Üçüncü görüşe göre ise,sadece zina eden erkek ve kadından olma çocuklar bu anne babayla evlenemez.Bu görüş İbni Hazma aittir. Bu görüşler çerisinde tercihe değer olarak ümmetin ekseriyetinin ve insan doğasının desteklediği birinci görüş tebarüz etmektedir. |
| |
| | #5 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 921
| BOŞANMA Arapça adıyla “talak” kelime olarak bir şeyi terk etmek ,salıvermek anlamına gelmektedir.Şer’i tanım olarak ise;evlilik bağının açık bir lafızla veya açıkça bir yazıyla veyahut ta boşama niyeti içeren herhangi bir lafızla bitivermesidir. Boşanmanın meşruiyeti Kur’an,sünnet ve icma yolu ile belirlenmiştir.Kur’an bu hususta şöyle buyurmuştur:”Boşama iki seferdir,artık bundan sonra ya iyilikle tutarsınız ya da güzellikle salıverirsiniz.”(Bakara 229) Hz. Peygamber (s.a.v.) ‘in sünnetinde ise boşanmayla alakalı bir çok rivayetler ve olaylar vardır.Bunlardan bir tanesi İbni Ömer (r.a.) dan gelen şu rivayettir.”İbni Ömer hayızlı iken hanımını boşamış ve durumu Hz.Ömer Rasulullah (s.a.v.) ‘a bildirdiğinde Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.”Oğluna söyle hanımına geri dönsün,taki hanımı hayızdan temizlensin o zaman boşasın.Artık bundan böyle isterse tutar,boşanmaz,isterse de hanımına dokunmaksızın bırakır.”(Muvatta İmam Malik) Bir diğer hadiste ise;”Allah’ın (c.c.) hoşlanmadığı helal,boşanmadır.” Buyurmaktadır. Hz. Peygamberden günümüze ehliyetli bütün ulemanın ittifakına göre de icma şeran vardır ve bu hususta herhangi bir muhalefet söz konusu değildir ve böylelikle u meseleyle alakalı icma gerçekleşmiş olmaktadır.Diğer taraftan aklen boşanmanın insani bir ihtiyaç olduğunu da günlük hayatımızda müşahede etmekteyiz. BOŞANMANIN MEŞRUİYETİNİN HİKMETİ Karı-Kocanın tercihlerinin birbirine uyuşmaması,arzularının çatışması,hayat felsefesinin farklılıkları veya önceledikleri meselelerin farklılığı bazen hayatlarının birlikte devam etmesine engel teşkil eder.Bu tür ortamlarda huzursuzluk ve çatışma vardır.Evliliğin devam etmesi husumeti,kini ve kavgayı doğurur.Halbuki evlilik mutluluğun,sevincin ve sevginin paylaşıldığı ortamlar olmak durumundadır.Bu sebepler ortadan kalktığı zaman zaten pratikte evlilik bağı kalmamaktadır.İşte bu noktada şeriat devreye girip çekilmesi mümkün olmayan ve tarafların zindan olan hayatlarına yeni bir ışık tutmak üzere boşanmayı helal kılmıştır.Ancak şeriat boşanmayı bir çözüm olarak ortaya koymuşsa da bu hemen başvurulması gereken bir yol olarak değil de belli kural ve kaideler getirerek işi zorlaştırmıştır. MUBAHLIK VE YASAKLIK ÇERÇEVESİNDE BOŞANMA İslam hukukuna göre talak,erkeğin yetkisinde ve tasarrufunda olup,her amel için terettüp eden teklifi hüküm ne ise boşanma içinde aynısı gereklidir.Yani bir iş islama göre,haram,kerahat,mubahlık ile mendup veya vacip hükümlerinin bir tanesinin altına girer.Boşanmada işte bu beş şeyden birinin hükmünü aldığında boşanmayla alakalı hüküm beş ayrı şekilde de algılanabilir.İbni Kudene’ye göre bu işin hükmü de kişinin durumuna göre değişiklik arz eder.Şöyle ki; 1) Vacip olan boşama:Kadın ve erkek tarafı hakemlerin artık evliliğin son bulmasını uygun gören beyanlarından sonra boşanma vacip olur. 2) Mendup olan boşanma:Kadının Allah’ın (c.c.) emirlerine açıkça muhalefeti durumunda (namaz,oruç) boşanma mendup olur. 3) Mekruh olan boşanma:Herhangi bir ihtiyaç olmaksızın gerçekleştirilen boşanma bu kabildendir. 4) Haram olan boşanma:Kocanın hanımını hayızlıyken boşaması gibi. 5) Mubah olan boşanma:Kocanın kadına nefsi anlamda yeteri olarak meyletmemesi durumunda ise boşanmak mubahtır. Boşanmayı gerektirecek bir durum olmaksızın boşanmalar hususunda fakihlerin şöyle ihtilafları vardır: 1) Hanefilerin desteklediği bu görüşe göre talakta asıl mubahlıktır. 2) Cumhuru ulemaya göre ise boşamada asıl yasaklıktır. Ancak daha önce zikrettiğimiz “Allah (c.c.) katında en sevimsiz helal boşanmadır.” Hadisi gereğince boşanmayı gerektirecek bir sebep olmaz ise boşanmak helal değildir.Ancak böyle bir boşanma geçerli olup,haksız yere boşayan kişi ise günahkar olur. TALAK’IN RÜKÜNLERİ Cumhura göre talakın rükünleri 5 türe göredir. 1) Ehil:Yani nikah akdinin bozacak bir tarafın veya vekilinin olması 2) Kasd:Boşamaya niyet edilmeli 3) Mahal:Boşanmak için önceden gerçekleşmiş sahih bir nikah olması 4) Velayet:Boşamayı gerektirecek yetkiye sahip olması 5) Lafız:Boşama lafzını veya kinaye lafızlarının telaffuz edilmesi Boşama erkek tarafından yapılabilir.Erkeğin akıl baliğ ve Müslüman olması da şarttır.İslamın boşanma yetkisini erkeğe vermesinde bir takım hikmetler vardır.Bu hikmetler çok olmakla birlikte konuyu aydınlatıcı mahiyette bir iki tanesini zikretmek faydalı olacaktır. 1) Kadın tabiatı itibariyle olaylardan çabuk etkilenen bir yapıya sahiptir ve bu özelliği aceleciliği beraberinde getirmektedir. 2) Erkeğin aile içi sorumluluğu ve taşıdığı yükler,böyle ağır bir mesuliyetinde bu anlamda yük taşımaya alışık bir omuza yüklemesi hikmete daha yakındır. Boşanma lafızlarının telaffuz edildiği bazı ortamlar vardır ki burada alimlerin ihtilafını görmekteyiz.Bu hususları şöyle sıralayabiliriz. a) Kızgın iken boşama:Cumhuru ulemaya göre kişiyi normal kızma tabiatının ötesine geçiren ve ne yaptığını bilmeyip bir tür delirme emaresine varan durumlarda ki boşamaları geçersiz saymaktadır.Hz.Peygamber bu hususta Hz. Aişe’den gelen “Aşırı kızgınlık halinde boşama olmaz” buyruğuyla meseleyi açık bir üslupla ifade etmektedir. b) İkrah altında boşama:Hanefi uleması dışındaki diğer mezhep imamları boşamaya zorlanan şahsın (silah zoruyla) boşamasını geçersiz sayar.Ancak Hanefiler bu durumda ikrah dahi olsa boşama lafzı telaffuz edilmiş ise boşanmanın gerçekleşeceğini belirtir.Bu durumda cumhurun görüşü daha tercihe şayan ve problemi çözücü bir yaklaşım olarak isabetli görünmektedir. c) Sarhoşun boşaması:Aklı izale edecek kadar içen ve hanımını boşayan şahsın boşaması kabul edilir ve bu hususta hemen hemen muhalif sıhhatli bir görüşte yoktur. d) Yanlışlıkla boşama:Boşama lafzını telaffuz etmek istememekle birlikte yanlışlıkla boşamayı telaffuz ederse bu hususta alimlerden iki görüş rivayet edilmektedir.Maliki ve Şafilerden gelen bir rivayete göre böyle bir durumda boşama gerçekleşmez.Hanefi ve Hanbelilere göre ise kul ile Allah (c.c.) arasındaki talak gerçekleşmemiş olabilir.Ancak bizler zahire göre hükmedip böyle bir durumda nikahın düştüğüne hükmederiz. AÇIK LAFIZLA BOŞAMANIN HÜKMÜ Bir şahıs açıkça “talak” ve “boşama” kelimelerini telaffuz ederse bu durumda niyete baş vurulmaz ve boşama gerçekleşir.Boşama lafzıyla birlikte iki veya üç gibi lafızlar eklenirse veya tekrar edilirse tekrar oranında boşama gerçekleşmiş olur ve “ben boşamayı kastetmemiştim.” Gibi itirazlar kabul görmez. KİNAYELİ LAFIZLARLA BOŞAMANIN HÜKMÜ Fukahaya göre açıkça boşamaya delalet etmeyip dolaylı olarak boşama anlamına gelebilecek telaffuzların niyet ile birlikte boşama anlamına geleceği belirtilmiştir. ZAMANA VEYA HERHANGİ BİR OLAYA BAĞLI BOŞANMA Evli bir erkek hanımına sen benden iki sene sonra boşsun veya babangile gidersen boşsun veya şu şahsı eve alırsan boşsun der ise ve olay vuku bulursa boşama gerçekleşir.Hanefi,şafi ve malikiler bu görüştedir.Maliki uleması ise böyle zamana ve şarta bağlanan boşanmalarda şart ve zaman itibara alınmayıp boşamanın hemen gerçekleşmiş olduğu görüşünü taşırlar. TALAKIN SAYISI Fukaha kişinin hür veya köle olma durumuna göre boşamanın adedi hususunda farklı görüler beyan etmişlerdir.Maliki ve Şafi uleması evlilik akdini bitiren kişi hür ise 3 talak,köle ise 2 talak hakkına sahiptir.Talak sayısında kadının hür veya köle olmasına itibar edilmez.Ebu Hanife’ye göre itibar kadınadır.Kadın hür ise 3 talak,köle ise 2 talak hakkı bulunur. ÜÇ TALAKIN AYNI ANDA VERİLMESİ Nikah akdini bitirme yetkisine sahip bir kişi hanımını aynı ortamda “Sen boşsun” şeklinde 3 defa tekrar ederek boşarsa veya “Benden 3 talakla boşsun” derse Şafi ve Hanbeli mezhebi bu talak cinsi ilişkiden önce ayrı ayrı tekrar edilmesi durumunda birinci talaktan sonra “bain” talak gerçekleştiğinden artık 2. ve 3. talaklar geçersiz olur.”3 talakla boşsun” ifadesiyle ile 3 talak gerçekleşir.İmam Malike göre ise ikisi arasında fark olmayıp boşama 3 talakla gerçekleşir. Üç talakı aynı anda cinsi ilişkiden sonrası gerçekleştirenin durumu 4 mezhep imamının ittifakıyla geçerlidir.Artık başka biriyle evlenip,cinsi ilişki gerçekleşip boşanırsa birinci kocasına nikah helal olur.Aksi takdirde bir daha birbirlerine dönemezler. İbni Abbas ve Ali (r.a.) den gelen bir rivayete göre ise aynı ortamda 3 talak birden gerçekleşirse de bu tek talak kabul edilir. Şia’nın imamiyye fırkası ise 3 talakı bir anda verenin boşaması tamamen geçersiz olup herhangi bir hüküm gerçekleşmez. Üç talakı aynı anda vermek mezhep imamlarına göre geçerli olmakla beraber,bir bidattir ve haramdır.Sünnete göre boşama şekli olan hanımın temiz olduğu dönemde cinsi ilişkiye girmeksizin bir talak verip bunu üç kez her temizlik döneminde gerçekleşirse bu tür bir boşama mesuliyetsizdir ve herhangi bir vebal içermez. RİC’İ VE BAİN TALAK Yeni bir akid,mehir ve kadının rızasına ihtiyaç duyulmayan boşamalara ric’i talak denir.Bir erkek hanımını “Sen benden boşsun” şeklinde bir ifadeyle boşarsa,bu tür talaklar dönülebilir cins talaklar sınıfındadır ve bu talaka ric’i talak denir.Erkek istediği an hanımına dönebilir ve bu iş için mehire,iddete,nikaha gerek yoktur.Ancak 3 talak hakkından birisini yitirmiş olur.Koca iddet süresi içerisinde (3 ay) hanımına dönmezse bu talak beynune-i suğra’ya dönüşür.Yani 3 ayın bitiminde tekrar hanımına dönmek isterse A) hanımın rızası B) mehir C) akidin yenilenmesi gerekmektedir. Yenilenen akidle birlikte talak sayısı üçe çıkmayıp bir tanesini yitirmiş olarak kalır. Bain talak ise kocanın hanımına dönemeyip ancak kadının başka bir erkekle evlenip ayrılma durumunda bir araya gelebilecekleri boşama şeklinin adıdır.Kişinin hanımını açıkça 3 talakla boşamasıyla gerçekleşen bain talaklar,birde kinayeli ifadelerle “babanın evine git” ifadeleriyle gerçekleşebilir.Ancak kinayeli ifadelerde kocanın niyeti sorulur,şayet bu ifadeyle 3 talakı kastettim derse bu geçerlidir.Kinayeli lafızlarda kocanın niyeti esas alınır. |
| |
| | #6 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| ALLAH razi olsun inanin su bir gercektirki ne olursa olsun kim nederse desin isterse padisah olsun isterse prenses olsun islamiyet üzere evlenenler kadin olsun erkek olsun farkli bir deger veriyor islamiyet ne kadar da güzel.Bizlerde bilsey dik islamiyeti önceden yasasaydik güzellik icin gezmek eglenmek icin evlenmez ALLAH rizasi icin evlenirdik .Simdi ise evlilik nicin oldugunu anladim is isten coktan gecti cevremdekilere anlatiyorum maddi durumun ne kadar güzel iyide olsa evinin güzel olmasi deyil icindeki insanlar güzel olsun :Evlilik oyuncak eglence deyil sorumluluk ister hatta tek kisi bütün yükü almasida deyil islamiyette en cok sevdigim bir husus kadina deger vermesi onu evine baglamasi sadeceevun isleriyle mesgul olmasi.Erkegin vazifesi calisip evini gecindirmek ne kadar mantikli ne kadar güzel.Bir kadin calisip sonrda eve gelise ne kadar evine bagli olabilir hatta kocasida icsizse inanin sanmiyorum o kadin o kacaya deger versin .Iste dediginiz gibi kadin kendi vazifesini erkekte kendi vazifelerini bilirse cok daha farkli olur.Islamiyeti yasamak bir baska bunu zamaninda yasamis olsaydim bu kadar güzel bir dine sahip oldugumu anlasaydim iste bizlerin bildiklerin yaris kim ne kadar daha fazla kazandi kimin kimden cok daha fazla mali var .Sonrada malina heves edip güzelligine aldanip para icin evleniler .Ah su dini tam bir anlayip kavrayabilipte anlatmak varya inanin ben yazilanlara öyle heves ediyorumki dinin güzellikleri oraya cikiyor bu kadar güzel bir dinmiz var bu kadar kadina deger veriliyor iyiki müslümanim iyiki bende dinimi ögrendim yoksa ALLAH korusun kim bilir sonum ne olurdu.Dinimiz bu kadar güzelde bu kadar kadina deger veriliyor neden yazilanlara fazla ragbet gösterilmiyor egtim konusunda ben fark ettim izinde anne olsun baba olsun dini ögretmiyorlar islamiyeti ögretmeden alfabeyi oglum doktor olsun avukat olsun sonrada evlendirirler ya kadin onu yola getirecek yada ickiciki sarhos bu kadarmi deger veriliyor dinmize sIz burda bunca yazilari yazin bir kac kisi okusun yine neden beni dinlemiyorlar bunlari anlatinca neden hala anlamiyorlar sonrada herkes sikayet ediyor :Ne zaman tam anliyacagim bu dini güzellikleri bir tarafin yasamasida cok zor . |
| |
| | #7 |
| Er Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 10
| ben daha yeni üye oldum ve mesaj nasıl gönderiliyor? |
| |
| | #8 | |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jun 2007 Yaş: 2
Mesajlar: 3,486
| Alıntı:
mesajdan kastınız yanıtsa,o konu için gönderiler son measjın altında yanıtla,yeni yoku,..vs. seçenekler var,yanıtla diyosunuz özel mesajsa eğer,mesaj sayınız 50 olmalı ki özel mesaj gönderebilesiniz | |
| |
| | #9 |
| Er Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 10
| [razi] |
| |
| | #10 | |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jun 2007 Yaş: 2
Mesajlar: 3,486
| Alıntı:
![]() | |
| |
| Konu Araçları | |
| |