![]() |
| | #1 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,718
| “Hakikatten biz Kur’an’ı, anlaşılıp öğüt alınması için kolaylaştırdık, o halde düşünüp öğüt alan yok mudur?” (Kamer: 32) Rabbimizin kullarına en büyük lütuf ve ihsanı olan Kur’an, insanlar tarafından öğrenilsin, anlaşılsın ve öğüt alınsın diye kuşkusuz Resulümüzün dilinden, bizler için kolaylaştırılmış ve anlaşılır kılınmıştır! Yüce Kur’an’ımızın bir ilahi lütuf olarak kolaylaştırılması, şüphesiz eşsiz ve benzersiz olan hayat kitabımız Kur’an’ın bir i’cazıdır. Kur’an’ın kolaylaştırılması ve anlaşılır kılınması gerekiyordu. Zira bi’seti Nebi’den ta kıyamete kadar yeryüzünde bulunan bütün insanlara, din ve diyanetlerini, dünya ve ahiretlerini öğretecek, onları hakka ve hidayete yönlendirecek, aralarında adaleti ve hakkaniyeti te’sis edecek, dünya ve ahiretlerini mamur kılacaktı. Yeryüzünde yaşayan insanların farklı dil ve etnik yapıda oldukları bir realite olarak karşımızda dururken ve bu insanlığın istisnasız Kur’an’la muhatap olma zorunluluğu Rabbimizin fermanıyla beyan edilmiş iken, Kur’an’ın kolay ve anlaşılır kılınması ve insanlığın ona aşina olması garipsenmemelidir. Dünyanın en ücra köşesinde yaşayan bir insan bile Kur’an’la karşılaşıp onun tilavetiyle kuşatıldığında, Kur’an’a karşı bir hayranlık duyup onunla ünsiyet kurmaması mümkün değildir. İngiliz siyaset adamlarından EDMOND, Kur’an hakkında şöyle der: “Kur’an’ı tetkik ettikçe, onun kemal ve yüceliğini tanırız. Önce insanı cezbeden Kur’an, sonra onu hayrete sürükler, sonra da onda bir tutkunluk uyandırır, insanı kendisine hürmette mecbur eder ve bu suretle herkesi derinden etkiler.” Alman devlet adamı PRENS BİSMARK ise, Kur’an hakkında şöyle demiştir: Muhtelif devirlerde insanları idare etmek için Allah tarafından gönderildiği söylenen bütün indirilmiş semavi kitapları tam ve etraflı surette tetkik ettimse de hiçbirinde bir hikmet ve isabet görmedim. Bu kanunlar, değil bir cemiyeti, bir hane halkının saadetini bile temin edecek mahiyetten pek uzaktır. Lakin Müslümanların Kur’an’ı bu kayıttan azadedir. Ben, Kur’an’ı her cihetten tetkik ettim. Her kelimesinde büyük hikmetler gördüm. Müslümanların düşmanları, bu kitabın Muhammed’in sözü olduğunu iddia ediyorlarsa da, en mükemmel ve hatta mütekâmil bir dimağdan böyle bir harikanın doğacağını iddia etmek, hakikatlere göz yumup kin ve garaza alet olmak manasını ifade eder ki, bu da ilim ve hikmetle bağdaşmaz. Ben şunu iddia ediyorum ki, Muhammed mümtaz bir kuvvettir. Kudret elinin böyle ikinci bir vücudu imkân sahasına getirmesi ihtimalden uzaktır...” Kur’an-ı Kerim, insaf sahibi kâfirleri bırak, en azılı müşrikleri bile cezp etmiş ve onların üzerinde silinmez izler ve kalıcı etkiler bırakmıştır. Ömer b. Hattab’ı Hz. Ömer el-Faruk(ra) yapan, Ümeyye b. Halef’e yerden bir avuç toprak aldırıp üzerine secde ettiren, Utbe b. Rebia’yı, “Ondan öyle şeyler işittim ki, ömrümde bir benzerini işitmemiştim. Bu sözler, şiir de değil, kehanet de değildir, bunlardan hiçbirine benzemiyor” şeklinde konuşturan, dönemin en meşhur şairlerinden olan Lebid’e, Bakara ve Al-i İmran surelerinin nüzulünden sonra, “Artık bundan sonra bana şiir yazmak düşmez” dedirten kuşkusuz bu eşsiz nazm-ı celil, icazı Kutsi ve mana-i bahirdir. Rabbimiz, Kur’an’ın mevcudat üzerindeki derin etkisi ve sarsıcı tesiri konusunda buyurur ki: “Eğer okunan bir kitapla dağlar yürütülseydi veya onunla yer parçalansaydı yahut onunla ölüler konuşturulsaydı (şüphesiz o kitap yine bu Kur’an olacaktı…” (Ra’d: 31) “Eğer biz bu Kur’an’ın bir dağa indirseydik, muhakkak onu, Allah korkusundan baş eğerek parça parça olmasını görürdün…” (Haşr: 21) Aziz Kur’an’ımızı vasfetmeye kalkışırsak diller lal, beyin kıvrımları çalışmaz olur, kalemler kurur, sayfalar işlemez olur!... Rabbimiz zaten onu en güzel ve mükemmel bir şekilde vasfetmiştir. Hz. Resulullah (sav) da onun yüceliği ve benzersizliği konusunda beyanda bulunmuş ve buyurmuş ki: “Allah katında Kur’an, göklerden, yerden ve onların içerisinde bulunanlardan daha sevimlidir.” (Darimi) başka bir hadiste: “Kur’an’ın diğer sözlere üstünlüğü yüce Allah’ın yaratıklarına olan üstünlüğü gibidir.” (Tirmizi) Kur’an-ı Kerim’le meşgul olmanın Allah (cc) katındaki makbuliyet ve mebruriyetiyle ilgili olarak Hz. Resulullah (sav) buyurur ki: “Ey Ebuzer! Senin kuşluk vaktinde Allah’ın kitabından bir ayeti öğrenmen yüz rekât namaz kılmandan daha hayırlıdır.” (İbni Mace) Kur’an-ı Kerim’le ilgili bütün bu hakikatler ortada iken bizim Kur’an’la ilgili meşguliyetimiz ne düzeydedir? Hz. Resulullah (sav)’ın tavsiye buyurduğu kuşluk vakitlerimizin ne kadarını Kur’an’ı öğrenmek ve anlamak için değerlendiriyoruz? Kur’an’ın Arapça dili üzeri gönderildiğini biliyoruz. Müslümanlar arasında Arapçanın yaygın bir şekilde öğrenilmesi ve bu işin tedrisatı için gerçekten ciddi bir çaba sarf ediyor muyuz? Evlerimizi, Kur’an ve Kur’an’la bağlantılı ilimlerin tedrisatı için elverişli hale getirmiş miyiz? Nine, dede, kız, oğlan, gelin ve evin hatunu da dâhil bütün aile bireylerimizi Kur’an ve diğer İslami ilimlerin talebeleri yapıp, ciddi bir program dâhilinde İslamî eğitim sürecine dâhil etmiş miyiz? Bu işin asla ihmale gelmeyeceğini çok iyi kavramamız ve kardeşlerimize de kavratmamız gerekir. Bu iş için seferber olmak bir lütuf değil, bu bir zorunluluktur. ..... Bu Kur’an ki, putperest Arapları, haçlı nasarayı, lanete uğramış Yahudileri, kayserleri, kisraları ve firavun diyarlarını dize getirip boyun eğdirmiştir. Ve bu geniş coğrafyalarda yaşayan toplulukları, ıslah edip İslam’la uyum sağlamalarını ve teslim olmalarını sağlamıştır. Hal bu iken, peki ne oldu da bugün bırak kitleleri ve kıtaları, evimizi dahi Kur’an’ın hâkimiyeti altına alamıyoruz. Oysa Kur’an, indirildiği gün gibi taptaze, sımsıcak ve o eşsiz dinamizmini ve tesir gücünü koruyup muhafaza etmektedir. O manevi gücünden ve sınırsız etkisinden en küçük bir şey kaybetmemiştir. O halde ümmet olarak neden bu haldeyiz? Hem üstelik o günkü Müslümanlar, nüfus olarak, bugünkü Müslümanların sahip olduğu nüfusla kıyaslanılmayacak kadar az idiler. Peki, sorun nerede? Bir savaşta kimi İslam savaşçıları öne atılıp düşman saflarını yarmaya çalışırlarken, kimi Müslümanlar da, “bunların yaptığı bir nevi intihardır, lakin rabbimiz; ‘… Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Yaptığınızı güzel yapın, Allah güzel yapanları sever.’ (Bakara: 195) buyurmuştur derler. Onların bu itirazlarına karşı Ebu Eyyub el-Ensari (ra) der ki: “Beyler! Hz. Resulullah (sav)’ın ashabı olan bizler daha henüz sağız, bu ayet-i kerime böylesi bir şey için indirilmedi. Oysa bu ayet-i kerime, Mekke’nin fethinden sonra kimi Müslümanlar, ‘Artık İslam’ın bize ihtiyacı kalmadı, İslam’ın ordusu var, gücü ve imkânları var, bundan sonra terk ettiğimiz bağ, bahçe, ziraat ve ticaretimize tekrar geri dönelim; “söylem ve düşüncelerine karşı inmiştir.” İşte bütün mesele burada yatmaktadır. Zamanımızı ve imkânlarımızı dünya ve dünya menfaati için harcayıp seferber ederken, Kur’an ve Kur’an’ın hâkimiyeti uğruna aynı fedakârlık ve ihtimamı göstermiyoruz. Oysa rabbimiz, hayatımızı ve imkânlarımızı kim ve ne için harcamamız gerektiğini açıkça beyan buyurmuştur. “De ki: şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin rabbi Allah içindir.” (En’am: 162) Eğer İslam ümmeti olarak bu Ayet-i Kerime’nin icabını hakkıyla yerine getirirsek, yine bu aziz Kur’an fütuhatın kapılarını açacak, tağutlar ve onların zulüm sistemleri birer birer devrilip yek ile yeksan olacaktır. Yeryüzü küfür ve şirkin tasallutundan kurtulacak, masiyet ve münkeratla kirlenmiş olan dünyamız bütün bu kirlerden arınıp temizlenecektir. Rabbimiz yüce Kur’an’ımız için buyuruyor ki: “Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifa, müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.”(Yunus: 57) “İşte böylece sana emrimizle bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz sen doğru bir yolu göstermektesin.” (Şura: 52) Bu iki ayette Kur’an için: ‘öğüt, şifa, hidayet, rahmet, ruh ve nur’ vasıfları kullanılmıştır. Eğer Kur’an’a döner ve layıkıyla ona sarılırsak o, ruhuyla ölüm sessizliğine bürünmüş olan toplumumuzu diriltecek, nuruyla bütün bu küfür ve zulüm karanlıklarını dağıtıp hayatımızı aydınlatacak, yolunu yitirmiş insanlarımıza hidayet yolunu gösterecek, maddi ve manevi hastalıkların pençesinden kıvranan marazlılara şifalar bahşedecek, öğüde muhtaç gönüller onun nasihatleriyle sürur dolacak ve çorak topraklarımız onun rahmet yağmuruyla yeşerip neşv ü nema bulacaktır. |
| |
| | #2 |
| Albay Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 5,377
| bu yazı biyerden tanıdık geldi ama bulamadım (neyse eline sağlık smileyi) |
| |
| | #3 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Apr 2007 Yaş: 36
Mesajlar: 2,261
| buradaki ögrenmenin ihlas boyutuyla ele alınması gerektiğini ..aslında ögrenmekten kastın uygulamak olduğunu belirtmekte büyük fayda var.... nice hafızı kurra varki ... işin akademik yanındadır.. amma bize gerekli olan esasında..... ögrendiğiyle amel edebilmek , ve irşadda ameliyle ön plana çıkabilmektir..... |
| |
| Konu Araçları | |
| |