ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Akaid, Fıkıh, Tefsir


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 14-02-2008, 22:03   #1
Ayın Üyesi
 
Katılım Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 3,344
Varsayılan Nisa süresi tefsiri ve dayak iddiası

Nisa Suresi Tefsiri ve Dayak İddiası
Dr. Mehmet Demir


Güçlünün zalimleşmesine imkân veren orman kanunu sistemleri ya da başka bir deyişle modern cahiliye'lerde özellikle yoksulların, insan olarak kadın ve çocukların ezildiği bir vakıadır. Töre cinayetleriyle zaman zaman gündeme gelen "gelenek ve gerçek İslam" ikilemi, kadına karşı yaklaşımda sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu kavram karmaşasına kurban giden bir konu da İslâm'da kadın ve erkek ilişkileri olmaktadır. Bazı kimseler Nisa suresi 34. ayeti kerimede geçen mealen: "dövün" tabirini İslam hukukunun, daha ileri giderek Kur'anın bütününün, hatta surenin ve ayetin bütününden kopararak İslam'ın erkeğe kadına istediği gibi davranma hakkını verdiğini iddia etmektedir. Gelenekle İslâm'ı karıştıran bazıları da İslâm düşmanlarına bu konuda inanarak, gerçekte olmayan böyle bir hakkı savunma konumunu seçmektedir. Bir yazarın deyimiyle "eflatun gibi düşünüp haminnem gibi yazarak insanlara faydalı olmak yerine, haminnem gibi düşünüp eflatun gibi yazarak" entelektüel dindar statüsüne oynayanlara soracak olursanız, te'vilde kantarın topuzunu kaçırarak kafalarını kuma gömeceklerdir. Oysa bir ayet öne sürülerek bir ümmet suçlanıyorsa, o ayetin başta Rasulullah (SAV) olmak üzere ashabı güzin ve daha sonra İslam'ı uygulayanlar tarafından nasıl yorumlanmış ve uygulanmış olduğuna bakılmalıdır. Örnek vermek gerekirse, karşıtları İslâm miras hukukunun erkeği kolladığını iddia ederler. Nasıl olsa uygulanmadığı için, kadının erkeğin yarısı kadar mirastan pay sahibi olması zararınaymış gibi gösterilir. Kadının evin geçimi ve çoluk çocuğunun nafakası konusunda hiçbir harcama yapmakla yükümlü tutulmadığı, gözlerden saklanır. Hatta kadının evinde oturuluyorsa koca kirayı da vermek zorundadır. Kadının çocuklar için, kocası tarafından ücretiyle sütanne tutulmasını isteme hakkı dahi vardır. Bir diğer deyişle, kadının malı İslâm'a göre kendisine aittir, ama erkeğinki ortaya. Bu nedenle İslâm toplumlarında çok zenginleşen ve hayırlarda yarışan kadınlar çıkmıştır. Örtünmeyi kadının haklarına müdahale olarak gören zihniyete de değinelim. Bu kural bütün toplumca uygulandığında, hiçbir kadın kocasının başka kadınların görüntüsüyle aklının çelineceği korkusuyla yaşamayacak, ancak içinde maraz bulunan erkekler haram peşinde koşacaktır. Gündüz işte ezilen, akşam çocuk bakımında işin ağır tarafını üstlenmek zorunda kalan, parası ortaya harcanan, makyaj ve rejimle sürekli TV’deki oyuncularla yarışmak zorunda kalan günümüz kadınının içinde yüzdüğü buhranı örtbas etmek için İslâm'a yapılan saldırıların etkisinde kalacaklar olacaktır. Öyleyse biz de İslâm'ın kaynaklarından öğrenilmesi için gayret sarf etmeliyiz.
Nisa suresinde ki sözkonusu ayetin Hak Dini Kur'an Dili'nde (Elmalılı Hamdi Yazır) yer alan nüzül sebebi ve Ali özek başkanlığındaki heyetin açıklamalı meali ve Fi-zilal’il Kur'an'dan surenin genel yorumundan sonra, Yine Elmalılı, Seyyid Kutub, Kadı Beydavi ve Alusî'nin Ruhul Meânî' sinden hazırlanan tahlil ve tefsirini inceleyelim.
"Ensar'ın ileri gelenlerinden Sâd b. Rebia'ya (R Anh) karşı hanımı Habibe (R Anha) isyan etmiş, o da bir tokat vurmuş, bunun üzerine babası kızını almış, Hz. Peygam bere gidip şikayet etmiş. Hz. Peygamber de "Mutlaka ondan kısasını (öcünü) alırız." buyurmuştu. Bunun üzerine bu âyet indirildi. Peygamber (s.a.v.) de: "Biz bir şeyi yapmak istedik, Allah da diğer bir şeyi irade etti ve şüphe yok ki, iyilik Allah'ın irade ettiği şeydedir" buyurdular.
Nisa suresi ve kadın-erkek eşdeğerliği:
Bu sûre birçok şer'î hükümleri ve teklifleri kapsamaktadır. Baş tarafında Allah'ın hakları, bütün insanlığın kardeşliği, çocuklara, kadınlara, yetimlere acıma, şefkat gösterme ve haklarının verilmesi, mallarının korunması, evlenme ve miras gibi hususlarla ilgili emirler ve hükümler ile başlamış, sûrenin sonu da bu konularla bitmiştir. Orta kısmında da aile terbiyesinden başlaması lazım gelen temizlik, namaz, cihad, amirlere itaat gibi emirleri ve yükümlülükleri kapsamıştır. Bütün bunlar, insanın yaratılışı ile ilgili ve terbiye esasına dayalı bulunduğundan dolayı sûre: "Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının..." hitabı ile başlamış ve bu konularda kadının ve kadınlığın pek önemli bir yeri bulunmasından dolayı da ilk âyetinden itibaren kadının yaratılışına ve şerefine dikkat çekilmiş, ismine de "Kadınlar Sûresi" denilmiştir.
Fahreddin er-Razî der ki: "Bu konunun altında bir çok sırlar vardır..." Rabbinizin terbiye ile ilgili emri ve koruması altına giriniz, emrine karşı çıkmaktan sakınıp asayişe uyunuz, O'nun şiddetli cezasından korununuz. O Rabbiniz ki sizi tek bir candan, bir şahıstan yarattı. Bundan dolayı, aslında hepiniz bir babadan gelme kardeşlersiniz ve bir yaratıcının yaratıklarısınız. Evet Rabbiniz bir can yarattı ve "O bir candan eşini de yarattı" (Nisâ, 4/1). Bunlar, iki çenekliler gibi bir kökten yarılmış, özellikleri ayrı, vazifeleri birbirini tamamlayıcı değişik tabiatlı bir çifttirler. Bir babadan erkek çocuk olabildiği gibi dişi de olabilir. Halbuki yaratıcı kuvvet, eşyanın tabiatında olsaydı; ne topraktan insan meydana çıkabilirdi, ne de bir erkekten bir kız çocuk olabilirdi. Yalnız fen ve tabiat adına düşünen bilginler de itiraf ediyorlar ki; her şeyi sırf tabiata isnad etmek iddiası ile eşyanın çeşitliliğinin sebebini açıklamak mümkün değildir.
İnsan denen şu varlığın yaratıcısı "Çift olma" ilkesini bu varlığın yaratılış mayasına katmıştır. Tıpkı şu evrendeki tüm yaratıkları gibi.
"Düşünüp ibret alasınız diye her şeyi çifter çifter yarattık." (Zariyat Suresi, 49)
"Yerin bitirdiklerinden, insanoğlunun kendi varlığından ve henüz mahiyetini bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ı tesbih ve takdis ederim." (Yasin Suresi,36)
Sonra insan çiftinin bir tek kişiden oluşmasını, aynı insan biriminin iki parçası biçiminde ortaya çıkmasını diledi.
"Ey insanlar, Rabbinizden korkunuz. Ki O sizi, tek bir kişiden türetti, o tek kişinin eşini de kendi özünden yarattı." (Nisa Suresi, 1)
Daha sonra bu tek bütünün iki parçasının bir araya gelmesini psikolojik huzur, sinir yatışıklığı, ruh güveni, vücut rahatı sebebi yaptı. Yine bu bir araya gelişi, karı-koca için; örtü ve sığınak kıldı. Bunların yanı sıra bu birleşme insan soyunun sürekliliğini sağladı; huzurlu, güvenli, mahremiyetli bir yuvanın gözetimi altında sosyal hayatın kesintisiz gelişmesinin çekirdeğini oluşturdu:
"Allah'ın ayetlerinden, varlığının belgelerinden bir de kendi özünüzden sizin için eşler yaratması, bu eşleri sizin için huzur sebebi yapması, karşılıklı sevgi ve merhamet duyguları ile sizleri kaynaştırmasıdır." (Rum Suresi, 21)
"Kadınlar sizin, siz de kadınların örtüsü, elbisesisiniz." (Bakara Suresi, 187)
"Kadınlarınız sizin çocuk üreten tarlalarınızdır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi varınız. Kendiniz için ileriye dönük hazırlık yapınız ve Allah'tan korkunuz." ·(Bakara Suresi, 223)
"Ey müminler, kendinizi ve aile fertlerinizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz." (Tahrim Suresi, 6)
"Kendileri iman ettikleri gibi soyları da iman ederek kendilerine uymuş olanlara soylarından gelenleri de katarız, onların amellerinin sevabında hiç bir kısıntı yapmayız." (Tur Suresi, 21)
Allah katındaki ödül ve sevap konusu, mülkiyet ve miras hakkına sahip olması ve bağımsız hukukî kişilik taşıması yönünden 'kadının erkekle eşit olduğunu belirtmiştik. Bu, yüce Allah'ın bir bütün olarak insanı onurlandırmış olmasından kaynaklanır.
Aile kurumunun bütün ayrıntılı ihtiyaçlarını garantiye bağlayan bütün kesin ve ince içerikli yasal düzenlemeler; aynı insan bütününün her iki yarısına da huzûr, güven ve korunmuşluk sağlamak ve insan toplumunun sürekliliğini teminat altına almak amaçlarına hizmet eder.
Nisa sûresi sözünü ettiğimiz düzenlemelerin önemli bir bölümünü içerir. Bunun dışında özellikle Bakara suresi, Nûr, Ahzab, Talâk ve Tahrim sûrelerinde serpiştirilmiş olan hükümler bir araya getirilince bu temel insanî kurumu düzenleyen eksiksiz, geniş kapsamlı ve ayrıntılı bir aile hukuku meydana çıkar.
İnsan yavrusunun çocukluk dönemi, diğer canlıların yavruluk döneminden bir hayli uzundur. İnsan yavrusunun bu dönemde korunacak bir yuvaya ve daha önemlisi, onu eğiterek sosyal fonksiyonunu yerine getirmeye, insan toplumunun gelişiminde kendine düşeni yapmaya, insan toplumunu devraldığından daha ilerlemiş bir düzeyde kendinden sonraki kuşağa teslim etmeye hazırlamaktır.
Toplumda; hepsi de aileden daha az önemli, daha düşük değerli birçok kurumlar vardır. Mâlî, sinaî, ticarî ve benzeri kurumlar gibi. Bu kurumlar, normalde rast gele kimselerin eline teslim edilmez, tersine bu işlere aday olanların en yeterlilerinin ellerine verilirler. Sosyal kurumlarda durum böyle olunca şu evrenin paha biçilmez unsuru olan insanı yetiştiren aile kurumunun bu ilkeye haydi haydi uyması gerekir.
İlâhî sistem, kadınla erkeğin görevleri ile uyumlu olan yeteneklerini göz önünde bulundurur. Bunun yanı sıra her iki tarafa doğuştan getirdikleri yetenekler uyarınca yatkın ve hazırlıklı oldukları sorumlulukları dengeli biçimde dağıtma prensibini de gözetir.
Yüce Allah, insanları evrenin tümünde olduğu gibi kadın-erkek çiftlerinden oluşmuş olarak yarattı ve kadına, yavruyu karnında taşıma, doğurma, emzirme ve bakma görevini verdi. Bu görev, kadının yapısında kök salan derin organik, psikolojik ve aklî yatkınlıklar ve ön hazırlıklar olmaksızın yerine getirilebilecek kolay ve basit bir görev değildir. Bu yüzden evin ekonomik ihtiyaçlarını karşılama ve kadını koruma görevinin erkeğe yüklenmesi ve bunun için erkeğin organik, sinirsel, ve psikolojik yapısını buna uygun yeteneklerle donatmak da adalet gereğidir. Kadını da kendi görevini yerine getirmesini mümkün kılacak yeteneklerle donatmak da bu adalet terazisinin öbür kefesini oluşturur. "Rabbin hiç kimseye haksızlık etmez." (Kehf Suresi, 149)
Bunlar, insan arzularının egemenliğine bırakılmayacak, insanların bilinçsiz deneme-yanılma girişimlerine havale edilemeyecek kadar önemli meselelerdir. Bu konular gerek eski cahiliye dönemlerinde ve gerekse şimdiki cahiliye sistemlerinde insanların keyiflerine bırakılınca bu umursamazlık, gerek varlığının özü; gerekse insan hayatına anlam sağlayan insancıl özellikler bakımından insanlığı büyük bir tehlikenin tehdidi altına sokmuştur.
Ayetlerin meali:
34- Erkekler, kadın üzerine idareci ve hâkimdirler. Çünkü Allah kimini kimine faziletli kılmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkâr olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.
35- Eğer karı-koca arasının açılmasından endişeye düşerseniz bir hakem erkeğin tarafından, bir hakem de kadının ailesinden kendilerine gönderin. Bu arabulucu hakemler gerçekten barıştırmak isterlerse, Allah karı-koca arasındaki dargınlık yerine geçim verir. Şüphesiz ki Allah hakkıyla bilendir, her şeyin aslından haberdardır.
İcmali anlam:
Bu ayetin amacı; evlilik kurumunu düzene koymak, bu kurumdaki iş ve görev bölümünü belirlemek, aile fertlerini ihtiraslarının, psikolojik reaksiyonlarının ve bencilliklerinin tutsaklığından sıyırarak yüce Allah'ın hükmüne bağlamak ve böylece çatışmaları önlemektir. Yüce Allah, erkeği ailede reisliğin dayanakları bakımından üstün kılmış, donatmış; bunun yanında ailenin maddî ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü tutmuştur. Aile kurumunu bozulmaktan kurtarmaya, onu gelip geçici taşkınlıklara karşı korumaya ilişkin imtiyazlar da belirleniyor. İç önlemler bu konuda başarısız kalınca başvurulacak dış önlemlerde açıklanıyor.
Erkeklerin maddi ve manevi özellikleri ile ekonomik görevleri onların aile reisi olmalarını tabii kılmıştır. Aile küçük bir toplumdur, toplum düzenle yaşar. Düzen bir idareciyi zorunlu kılar. İslam'da devlet başkanından aile reisine kadar her idareci, ilahi talimata göre hareket etmek mecburiyetindedir; böyle olduğunda da onlara itaat, ilahi talimata itaat demektir. İdare edenin de, edilenin de talimatın dışına çıkmaları müeyyideyi gerektirir. Bu ayeti kerimede kadının itaatsizliği (hak olan konularda) söz konusudur. Çare olarak önce öğüt vermek, sonra yatak boykotu ve son olarak dövme tavsiye edilmiştir. Kur'anı bize tebliğ eden Hz. Peygamber(SAV)hiçbir zaman hanımını dövme diği gibi, "Kadını eşek döver gibi dövüp de günün sonunda onu koynunuza almanız olacak şey midir?" buyurarak ashabını da (dolayısıyla bütün ümmetini) uyarmıştır. Ayrıca bu yaptırım uygulandığı takdirde kadının incinmeyeceği şekilde uygulanması gerektiğini de ifade buyurmuşlardır. Şu halde dövme müeyyidesi bazı kadınlar için zaruri hale gelen bir yol olup, kayıt ve şartlara bağlıdır. Ayrıca kadının da kocasından şikayetçi olması halinde kadıya başvurma, hakkını arama imkanı vardır.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-02-2008, 22:04   #2
Ayın Üyesi
 
Katılım Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 3,344
Varsayılan

Lâfzî tahliller:
Kavvam: Bu deyim, erkeğin kadına hâkimiyetini ve fakat "Milletin efendisi, onlara hizmet edendir." mânâsı üzere hizmetçilikle karışık bir sorumluluğu ifade eder. Bundan dolayı bir taraftan erkeğin üstünlüğünü anlatırken diğer taraftan da kadının değer ve üstünlüğünü bildirir. Bu durum sultan ile ümmet arasındaki karşılıklı haklara benzeyecek ve bu şekilde aile terbiyesi, toplum terbiyesi ve siyasi terbiyenin bir başlangıcı olacaktır.
Allah teala'nının kimini kimine üstün kılması (Faddalallahu ba'duhum ala ba'd): Yaratılıştan var olmak üzere erkeğin kadında bulunmayan, kadının da erkekte bulunmayan bir takım üstünlüklere sahip olduğu gibi, her ikisinin birbirine değişik yönlerden muhtaç olduklarını ve her erkeğin, her kadın ile tek olarak mukayese edilemeyeceğini ve bununla birlikte kadınların erkeklere ihtiyacının, erkeklerin kadınlara ihtiyacından daha fazla olduğunu ifade eder.
Nüşûz: Lugatte tümsek anlamındadır. Burada serkeşlik, isyan anlamındadır. Daha özelde ise Alusî tefsirinde dört husus zikredilmiştir: Kocasına teslim-i nefs yapmama, onun istediği şekilde süslenmeme, onun izni olmadan ve meşru bir mazeret olmaksızın evden çıkma ve namaz kılmama. Dikkat edilirse çocuklara en ufak azarda bulunmamış olan Nebi (SAV)'in dövme sebebi olarak buyurduğu namaz bahsi burada da karşımıza çıkıyor, ki peygamberimiz hanımlarını da hiçbir zaman incitmemişlerdi. Namazın diğer ibadetlerden ayrı tutulan önemine yine şahit oluyoruz. Diğer üç meselenin de yuvadaki güven ve cinsel mutluluğun devamının sağlanmasına yönelik olduğunu görüyoruz.
Ayetlerdeki hikmetler:
Erkeğin yöneticilik yetkisi -daha önce belirttiğimiz gibi kadının ne ev içinde ve toplumdaki kişiliğini ve ne de hukukî kişiliğini ortadan kaldırma niteliği taşımaz. Bu ilke sadece aile-içi iş-bölümüne ilişkin bir uygulamadır; amacı bu son derece önemli kurumu yönetmek, korumak ve ayakta tutmaktır. Herhangi bir kurumun bir yöneticiye sahip olması ne o kurumun ortaklarının ve ne de çeşitli kademelerin de çalışanların varlıklarını ve kişiliklerini ortadan kaldırır.
Erkeğin aile reisi olması ilkesinin varlığına tanıklık eden kanıtların bir bölümü şunlardır:
1- Ne zaman bu kurala yan çizilmiş ise, ne zaman ailede otorite sarsılmış ise insanlık hayatı yozlaşmış, bozulmuş, sarsılmış, gerilemiş; hatta mahvolma tehlikesi ile yüz yüze gelmiştir.
2- Aile reisliği görevini üstlenmeyen, bu görevin gerektirdiği nitelikler konusunda eksiği olan, bu yüzden bu görevi eşinin üzerine yıkan erkekle bir arada yaşamak durumunda kalan kadın; eksiklik, boşluk, endişe ve mutsuzluk duygusuna kapılıyor.
3- Baba tarafından yönetilmeyen ailelerde büyüyen çocuklarda anormallikler, sapıklıklar görülür.
Şu halde hanımının hakkını vermeyen, kadının malına göz diken, nafaka vazifesini yapmayan ve ailesinin ırz ve namusunu korumayan erkekler erkeklerden sayılmazlar. Şüphesiz ki, bu vazifelerini yapan erkeklerin de kadınlardan hak olan hususlarda itaat ve bağlılık beklemeleri meşru haklarıdır. Bundan dolayı saliha kadınlar da Allah'a itaat ederler. Bu, aynı zamanda erkekleri onların hizmetine vermek suretiyle onları koruyan Allah(cc)'a karşı şükürlerini eda anlamı taşır.
Serkeşliklerinden yılınan kadınlara ilk etapta öğüt vermek tavsiye edilmiştir. Fakat kimi zaman öğüt vermek işe yaramayabilir. Kadın kontrolsüz bir bencilliğe veya bilinçsiz bir burnu büyüklük kompleksine kapılmış olabilir. Aile kurumunun ortak üyesi olduğunu; kapris yapacak, böbürlenecek ya da çatışmaya girişecek bir rakibi olmadığını unutabilir. Bu durumda yatakları ayırma yaptırımı gündeme gelir ki; çoğu zaman bu safhada sorun çözümlenir.
Eğer ne öğüt verme ve ne de yatakta yalnız bırakma önlemleri işe yaramaz ise o zaman ortada başka türden ve başka düzeyde bir sapma var demektir ki ona karşı diğer önlemler çare olamazken hafifçe dövme çıkar yol olabilir.
Bazı sapma türlerine ilişkin pratik deneyimler ve psikolojik araştırmalar bu dövme önleminin belirli bir psikolojik anormalliği tedavi edecek, aynı zamanda bu davranışları düzeltecek ve onu tatmin edecek en uygun çare olduğunu söylüyorlar.
Ayrıca bu önlemleri belirleyen merci, tüm varlıkların yaratıcısıdır. O yarattığı insanları herkesten iyi tanır. Bu herşeyi bilen ve her şeyin içyüzünden haberdar olan yüce merciin sözünden sonra yapılacak her tartışma dayanaksız bir demogojidir; yaratanın bu tercihine yönelik her inatlaşma ve boyun eğmeme girişimi, insanı iman alanının dışına çıkmaya sürükleyen bir adım olur.
Bu önlemlerin hemen ardından kötüye kullanılmalarını önleyecek uyarılar gündeme getirildi. Bunun yanı sıra Peygamber efendimiz (SAV) gerek eşlerine yönelik pratik uygulamaları ile ve gerekse sözlü direktifleri ile bu konudaki yanlış anlamaları düzeltmeye ve orada-burada görülen aşırı uygulamaları frenlemeye yöneldi.
Nitekim Muaviye b. Hıdet-ül Huşeyri'nin; "Ya Resulullah, eşlerimizin üzerimizdeki hakları nelerdir?" diye sorması üzerine Peygamberimiz şöyle buyurdu:
"Kendin yiyince ona da yedirmen, kendin giyince ona da giydirmendir. Ayrıca yüzüne vurmazsın, ona hakaret etmezsin ve kendisini yatakta yalnız bırakmayı evin dışına taşırmazsın." (Müsned, Ashabussünen)
Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Çok sayıda kadın Muhammed'in eşlerine (eşlerime) başvurarak kocalarından şikâyetçi oldular. O erkekler sizin iyilerinizden değildirler." (Ebu Davud, Nesei, İbn-i Mace)
Bu arada Ebu Hureyre'nin bildirdiğine göre Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
"İçinizden biri, gündüz dişisini çifteleyip de gece olunca onunla çiftleşen merkepler gibi davranarak eşini dövmesin." (Sahhah)
Yine Peygamberimiz (salât ve selâm üzerine olsun) bir başka hadisinde ise bu konuda şöyle buyuruyor: '
"En iyileriniz, eşlerine karşı en iyi davrananlarınızdır. Ben içinizde eşlerine karşı en iyi davrananızım." (Tirmizi, Taberani)'
Bir yandan bu nasslar ile bu direktifler öbür yandan da bu konuda gelişen ve kimi zaman bu direktiflere ters düşen pratik uygulamalar bize şunu gösteriyor. O günün İslâm toplumunda bu alanda İslâm sisteminin direktifleri ile cahiliye düzeninin kültürel kalıntıları birbirleri ile çatışma halinde idiler. Ama bu durum sadece bu alanda görülen bir manzara değildi. Bu çatışma İslâm toplumunda yeni değerler ve kurumlar iyice yerleşinceye ve müslümanların vicdanlarının ve bilinçlerinin derinliklerinde kök salıncaya kadar sürmüştür.
Bunun üzerine size itaat ederlerse artık onlara saldırmak için aleyhlerine başka bir yol aramayınız ve meydana gelmiş kusurlarını olmamış sayınız. "Tevbe eden günahı olmayan gibidir." Mutlaka şunu kesinlikle bilmeliyiz ki Allah Teâlâ pek yüksek ve pek büyüktür. Bundan dolayı Allah'tan korkunuz da kadınlara karşı size vermiş olduğu kuvveti kötüye kullanmayınız. Allah'ın size karşı gücü, sizin kadınlara karşı gücünüzden çok fazladır. Ve sizin Allah'a karşı günahlarınız, kadınların size karşı işledikleri suçlarından daha çok ve daha küstahçasına olduğu halde, Allah sizin tevbelerinizi kabul ve günahlarınızı affederken size itaat eden hanımlarınızın meydana gelen kusurlarını nasıl affetmezsiniz ve nasıl olur da onlara saldırmak için bahane arar durursunuz? Diğer bir mânâsı da: Allah zulümden ve haksızlıktan yüce bir ululuk sahibidir. Bundan dolayı onun şanının yüceliği ve ululuğu karşısında vazifelerinizi kötüye kullanmaktan son derece sakınmalısınız.
Allah'ın burada eşleri birbirinden ayırma yönünden bahsetmemesi de gâyet anlamlıdır. Demek ki Allah'ın rızası geçimsizlikte değil, arabuluculuktadır. Esas istenen iyi geçinmedir.
Bu önlemler dik kafalılığın açığa vurulmadığı, sadece ön belirtilerinin görüldüğü durumlar içindirler. Bir de bu dik kafalılığın açığa vurulduğunu düşünelim. O zaman bu saydığımız önlemlere başvurulmaz. Çünkü o durumda bunların hiç bir yararı, hiçbir olumlu sonucu olmaz. O durumda karı-koca anlaşmazlığı, birbirinin başını ezmeyi amaçlayan bir çatışmaya ve bir savaşa dönüşmüş demektir. Oysa amaç ve istenen şey bu değildir.
Ayrıca erkek, bu önlemlere başvurmanın hiçbir yarar getirmeyeceğini, tersine yuvanın dirliğinde meydana gelen çatlağı daha da genişleteceğini, dik kafalılığı açığa vurduracağını ve henüz kopmamış duran evlilik bağlarının da kopmasına yol açacağını düşünebilir ve bu önlemleri yürürlüğe koymadan önce yapacağı durum değerlendirmesinde bu görüşe varabilir. Ya da bu önlemleri fiilen uygular da hiç bir olumlu sonuç elde edemez.
Bu durumlarda hikmetli İslâm sistemi bu önemli kurumu yıkımdan kurtarmak için, kenara çekilerek onu yıkıma bırakmak zorunda kalmadan önceki son girişimi olmak üzere başka bir önlem öneriyor. Bu da, Nisa suresi 35 de belirtilen hakem sistemidir.
Bu hakemler karı-koca ilişkilerini gölgeleyen psikolojik gerginliklerden, bilinçlerde çöreklenmiş tatsız hatıralardan ve ortak hayatın olumsuz şartlarından uzak bir soğukkanlılık içinde bir araya gelirler. Aile yuvasının havasını zehirleyen, işi çıkmaza sokan ve pençesine düştükleri için karı-kocaya, ortak hayatlarının iyi taraflarından daha baskın gelen bütün olumsuz ve yıkıcı etkilerden de; böylesine tatsız bir duruma düşmüş karı-kocaya egemen olabilecek olan karşı tarafı alta düşürme kompleksinden de uzaktırlar. Her ikisi de ailelerinin adı kötüye çıksın istemez ve yuvasız kalma tehlikesi ile karşı karşıya olan küçük çocuklara karşı şefkat duyguları ile doludurlar. İstedikleri tek şey dargın karı-kocanın, çocuklarının ve yıkılma tehlikesi ile yüz yüze gelen yuvalarının iyiliğidir, mutluluğudur. Bunların yanı sıra karı-koca bu hakemlerin önünde gizli sırlarını açmaktan çekinmezler.
"Eğer bu arabulucular karı-kocayı barıştırmak isterler ise Allah onların arasını bulur."
Arabulucular barıştırmayı isteyecekler, Allah da onların dileğini kabul edecek ve girişimlerini başarıya ulaştıracaktır.
İşte insanların kalpleri ve çabaları ile yüce Allah'ın dilemesi ve takdiri arasındaki ilişki budur. İnsanların hayatında yer alan gelişmeleri yüce Allah'ın takdiri gerçekleştirir. Fakat insanların elinde adım atmak ve girişimde bulunmak yetkisi vardır. Bundan sonra olacak olan şey, yüce Allah'ın bilgisi altında gerçekleşir:
"Hiç şüphesiz Allah herşeyi bilir, her şeyden haberdardır."
Ayetlerin sonraki ayetlerle bağlantısı:
Daha sonra gelen 36. ayeti kerime'de iyilik yapılması emredilenler arasında öğrencilik, sanatkarlık, yolculuk gibi herhangi bir faydalı işte beraber bulunan arkadaş ve yoldaş da vardır ve bu mânâ evli çiftleri de kapsar. MUHTAL" kibirlenen "FEHUR" öğünen, böbürlenen demektir ki, Allah bunları sevmez.
"Kaba saba, haksız, zalim, cimri, herkese kötülük eden… Kimseler yalnızca bazı ibadetleri yapmakla Allah'a makbul bir kul olamazlar."
Bunlar, kadınların itaatsizliği üzerinde hükümlerdir. Acaba erkekler tarafından itaatsizlik olmaz mı? Gibi bir soru akla gelebilir. Evet, erkekler tarafından da itaatsizlik olabilir.
İleride "Bir kadın eğer kocasının geçimsizliğinden yahut kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa, karı kocanın aralarında anlaşarak sulh yapmalarında bir sakınca yoktur." (Nisâ, 4/128) âyetinde bununla ilgili hükümler gelecek, ayrılmak konusu da orada zikredilecektir.
Görüldüğü gibi kadının kocası tarafından keyfi olarak dövülmesi değil, te'dip etmeyi meşru hale getiren davranışlarını düzelttikten sonra yaptıklarının hatırlatılması yolu dahi kapalıdır. Ayrıca bu hükümlerin menşei olan Allah teala'nın, kullarına karşı hepimizden daha merhametli olduğunu her zaman hatırlamakta fayda vardır, vesselam
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 11:22


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2009 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats