![]() |
| | #1 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Mar 2008 Yaş: 29
Mesajlar: 55
| ARŞA İSTİVA Hamd, ancak Allah’a mahsustur. Sâlât ve Selam Resulullah’ın, O’nun ehli beytinin ve ashabının ve Kıyamet’e kadar onların yoluna uyanlara olsun. “Allah nerede?” sorusu karşısında bakın ne tür cevaplarla karşılaşacağız; Birçokları “Tövbe estağfirullah, bu ne biçim soru! Allah’a haşa, sümme haşa mekan mı tayin ediyorsun?Allah mekandan münezzehdir!” diyecekler. Bazıları da tam aksine “Allah her yerde”, “Allah mü’minin kalbinde”, “Allah nerede anarsan orada”, “Allah arşda, ama arşın yeri belli değil”, “Allah gökte ama bizim bildiğimiz gökte değil” vs…gibi yanıtlar verecekler. Hakikat, bu çeşitli görüşlerin arasında mı gizli veya gerçekten bu soruyu sormak hata mı? Yaratılmışların en mükemmeli Hz. Muhammed (sav) Allah hakkında “Nerede?” diye sorduğu sahih kaynaklarca sabittir. Müslimde geçen hadiste O, cariyeye: “Allah nerededir?” diye sormuştur. Bu hadisin tamamını birazdan zikredeceğim. Aynı şekilde: “Rabbimiz semavatı ve arzı yaratmadan önce nerede idi?” diye soran kimseye de: “Tek başına vardı, O’ndan başka bir varlık yoktu…” diye cevap vermiştir. [1] Peygamber (sav)’in böyle soru soranı azarladığı yahut ta ona: “Sen yanlış bir şekilde soru sordun” dediğine dair bir rivayet gelmemiştir. Anlaşılacağı gibi bu soruyu sormanın hata olduğunu söylemek asıl hatanın ta kendisidir. Allah Nerede? “Allah gökleri ve onların aralarında olanı altı günde yaratan, sonra arşa istiva edendir.” [2] “O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da arşa istiva edendir.” [3] “Rahman arş üzerine istiva etmiştir…” buyruğu şanı yüce Allah’ın arşın üzerine istiva ettiğini haber verdiği, Kur’an’ın yedi yerinde geçmektedir. Bu buyruklar açıktır ve herhangi bir te’vil ihtimali yoktur. İstiva Arap dilinde “yüksek oluş” ve “yükseğe çıkmak” demektir. Burada ise istiva lafzından ancak istikrar etti (yerleşti), üstüne çıktı, üzerine yükseldi ve üzerine çıktı anlaşılır. [4] Arş ve Kürsi Ehl-i sünnet ve’l cemaat kürsi ile arşın hak olduğuna inanırlar. Arşın büyüklüğünü Yüce Allah’tan başka kimse bilemez. Kürsi’nin arş’a nisbeti ise büyük bir düzlükte bırakılmış bir halka gibidir. Gökleri ve yeri kuşatmıştır. Allah’ın arş’a da, kürsi’ye de ihtiyacı yoktur. Ona ihtiyacı olduğundan dolayı arşa istiva etmiş değildir. Aksine bu kendisinin tesbit ettiği sonsuz bir hikmetin gereğidir. O arşa’da, arşın dışındaki diğer varlıklara da muhtaç olmaktan münezzehtir. Şanı yüce Allah bundan çok daha büyüktür. Aksine arş da, kürsi de, O’nun kudret ve eğemenliği ile taşınan iki varlıktır. Ehl-i sünnet ve’l cemaate göre yüce Allah’ın kendi zatı hakkında haber verdiği şekilde arşı üzerinde yüce zatının bildiği bir keyfiyet ile yarattıklarından ayrı olmak üzere istiva etmiştir. Nitekim İmam Malik ve başkaları da: “İstiva’nın ne demek olduğu bilinmektedir, ancak keyfiyeti meçhuldur (nasıllığı bilinemez).” demişlerdir. Bazılarının (ta’tilcilerin) körükledikleri, istivanın kabul edilmesi halinde doğru olmayan birtakım şeylerin de kabul edilmesi gerekir, şeklinde ifadeler bağlayıcı değildir. Çünkü ehl-i sünnet ve’l cemaat, O’nun arşın üzerinde oluşu herhangi bir mahlukun, bir başka mahlukun üzerinde oluşu gibidir, demiyor. Burada ve Allah’ın diğer sıfatlarında da uydukları kaide de yüce Allah’ın: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur ve o herşeyi işitendir, görendir” buyruğudur. [5] Acaba bu bazıları: Semada kendisine yönelinecek bir Rab, arşın üzerinde kendisine ibadet olunan bir İlah yoktur mu demek istiyorlar? Acaba bu bazıları bu inaçlarıyla Allah’ın ve Rasulünün getirdiklerine karşı geldiklerinin ve böylece de delalete düştüklerinin farkındamıdırlar? Ehl-i sünnet ve’l cemaat Allah Azze ve Celle’nin arşın üzerinde olduğuna ve arşın da gökte olduğuna iman ederler. Allah’ın, gökte ki arşın üzerine istiva ettiğini belirten birçok ayetler ve sahih hadisler vardır: Allah Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden “Kur’an Ayetleri” “Allah semadan bütün dünya işlerini idare eder. Sonra ameller bir günde O’na yükselir…” [6] “Göktekinin sizi yere geçirmesinden emin mi oldunuz?” [7] “Yoksa semada olanın üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermesinden emin mi oldunuz?.. [8] “Üstlerindeki Rablerinden korkarlar…” [9] “Firavun, veziri olan Haman’a şöyle dedi: Ey Haman! Bana yüksek bir kule yap, belki bazı yollara muttali olurum. Göklerin yoluna muttali olurum da, Musa’nın İlahını görürüm. Çünkü ben Musa’nın söylediğinin, yani davet ettiği semada ki İlah iddiasının yalan olduğunu zannediyorum.” [10] Allah Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden “Hadisler” Peygamber (sav) cariye’ye: “Allah nerede” diye sormuş, o: “Semadadır” diye cevap vermiş. Bu sefer: “Ben kimim?” diye sormuş, yine cariye: “Sen Allah’ın Rasulüsün” deyince, Peygamber (sav): “Sen bunu azad et, çünkü o mü’min birisidir” demiştir. [11] (Allah’ın semada olduğunu söyleyen cariyenin Allah Rasulü (sav) tarafından mü’min ilan edilmesi, kişinin mü’min olabilmesi için Allah’ın semada olduğunu bilmesinin gerektiğini teşkil eder.) Rasulullah (sav) buyurdu ki: “Merhametli olanlara, Rahman olan Allah’u Azze ve Celle’de merhamet eder. Dünya ehline merhamet edin ki: semada ki Rahman olan Allah’da size merhamet etsin.” [12] Yine Peygamber (sav) şöyle buyurmaktadır: “Semada bulunan Allah’ın emini olduğum halde bana güvenmez misiniz?” [13] Bundan sonra ki yazılanlar yorumsuz ve eklemeler yapılmadan Allah Rasulü (sav)’in faziletlerinden bahsettiği ve şüphesiz İslam dinini herkesten daha iyi bilen ilk üç neslin akideleridir (inançlarıdır). Rasulullah (sav) şöyle buyuruyorlar: “İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarımdır. Sonra onlardan sonra gelenler, sonra onlardan sonra gelenler.” [14] Bu nesiller Allah’ı Kur’an ve sünnette gelmiş sıfatlarla bilip, tanıdılar. Allah’ı, Allah’ın kendi zatını ve Rasulünün O’nu nitelendirdiği sıfatlarla nitelendirdiler. Lafızları kullandıkları gerçek anlamlarından saptırma yoluna gitmediler. O’nu isim ve ayetlerinde ilhada [15] sapmadılar. Yüce Allah’ın yedi semavat’ın üstünde ve yarattıklarından ayrı olarak Arşın üzerinde istiva ettiğine, ilmiyle herşeyi kuşattığına ve keyfiyet nisbeti olmaksızın inandılar. Kur’an’da geçen “istiva”ya “istila etti” yahut “malik oldu” yahut “galib geldi ve kahretti” anlamları kesinlikle vermediler. Allah Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden “Sahabe” kavilleri Abdullah İbni Mes’ud radiyallahu anh’dan, şöyle dedi: “Dünya seması ile ondan sonra ki gelen semanın arası beşyüz senedir.Her iki semanın arası böylece beşyüz senedir. Yedinci sema ile Kürsinin arası da beşyüz senedir. Kürsi ile suyun arası da beşyüz senedir. Arş ise suyun üstündedir. Arşın üstünde de Allah’u Tebareke ve Teala vardır. Sizin meşgul olduğunuz amelleri oradan bilir.” [16] Abdullah İbni Ömer radiyallahu anh’den, şöyle dedi: “…Ebu Bekir radiyallahu anh Müslümanlara hitaben bir hutbe irad ederek şöyle dedi: Ey insanlar! Eğer ibadet ettiğiniz ilah Muhammed idiyse, o öldü. Eğer ibadet ettiğiniz ilah semada ki Allah idiyse, O ölmemiştir...” [17] Abdullah İbnu Selam radiyallahu anh’ dan, şöyle dedi: “Allah Azze ve Celle yer yüzünü yaratmaya başlayıp, pazar ve pazartesi günü yedi kat yeri yarattı. Salı ve çarşamba günüde onun maişetini takdir etti. Sonra da semaya istiva etti ve iki günde de semaları yarattı.” [18] Allah Azze ve Celle’nin gökte olduğuna delalet eden “Dört Mezheb İmamlarının” kavilleri İmam Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur: “Her kim: ‘Rabbim gökte mi yoksa yerde midir? bilmiyorum’ derse kafir olmuştur. Aynı şekilde: ‘O, arşının üzerindedir. Fakat arş gökte midir, yerde midir bilmiyorum’ diyen kimse de kafir olmuştur.” [19] “Arşın semada olduğunu inkar ettimi şübhesiz ki o kafir olur.” [20] “Allahu Teala göktedir, yerde değil” [21] Kendisi “kulluk ettiğin ilah’ın nerededir?” diye soran kadına: “Allah’u Subhanehu ve Teala semada’dır, yerde değildir”, cevabını verdi. [22] İmam Şafii Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur: “İmam’ı Malik, Süfyan ve daha onlardan başka Ehli Sünnet önderlerinden gördüğüm ve benim de üzerinde olduğum hak olan kavil şudur; Allah’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi vessellem-’in Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet edip, ve Allah’u Azze ve Celle’nin de semasında arşının üzerinde olduğunu, istediği gibi kullarına yaklaşıp ve istediği gibi de dünya semasına indiğini ikrar etmektir.” [23] İmam Malik Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur: “Allah semadadır. İlmi ise her yerde…” [24] İmam Ahmed İbnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur: “Ebu Abdullah’a (yani Ahmed ibnu Hanbel’e) denildi ki: ‘Allah’u Azze ve Celle, yarattıklarından ayrı olarak kudreti ve ilmi ile her yerde olduğu halde yedi kat semanın üzerindemidir?’ Ahmed ibnu Hanbel’de cevaben şöyle dedi: ‘Evet, Allah’u Azze ve Celle arşının üzerindedir, hiç bir şeyde ilminden gizli değildir.” [25] Şüpheciye cevap Ehl-i sünnet ve’l cemaat’ın Allah’ın gökte ki arşının üzerine istiva ettiğine iman ettiklerini delilleriyle ispatladık. Fakat bazıları bunca delillere rağmen şüphelerini bizlere şu ayetlerle sunabilirler: “Nerede olursanız, O sizinle beraberdir.” [26] “Tasalanma, şüphe yok ki O bizimle beraberdir.” [27] “Bir de sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” [28] Bu ayetleri onlar, Allah’ın heryerde olduğunu ispatlamak için delil olarak getirirler. Bu ayetlerde asıl kastedilen beraberlik ve yakınlık, Allah’ın ilmi ve kuşatıcılığı ile yakınlığıdır. Nitekim Allah’u Teala şöyle buyurmaktadır: “Andolsun ki Biz insanı yarattık. Nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biliriz. Zaten Biz ona şahdamarından aha yakınız.” [29] Böylelikle Kur’an ve hadislerde sözkonusu edilmiş yüce Allah’ın yakınlığı, beraberliği ile yine bunlarda sözkonusu edilen Allah’ın yukarıda yani gökte oluşunu belirten buyruklar arasında herhangi bir aykırılığın bulunmadığı açıkça ortaya çıkmış olmaktadır. Bütün bunlar şanı yüce Allah’a yakışan şekilde Allah’ın sıfatlarıdır. Hiç birisinde O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. Allah’u Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: : “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur ve o herşeyi işitendir, görendir.” Ehl-i sünnet ve’l cemaat büyüklerinin “Allah’ın beraberliği” hakkında ki inançları: İmam Ebu Hanife Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur: “Allah Teala göktedir, yerde değil.” Ona “O bizimle beraberdir” (Hadid, 4) ayetini hatırlatan adama; “Bu, senin bir adama mektup yazıp onunla beraber olduğunu söylemen gibidir. Halbuki sen onun yanında değilsin.” dedi. [30] İmam Malik Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur: “Allah semadadır. İlmi ise her yerdedir, ilminden de hiç bir şey gizli kalamaz.” [31] İmam Ahmed İbnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh şöyle buyurmuştur: “Ebu Abdullah’a (yani Ahmed ibnu Hanbel’e) denildi ki: ‘Allah’u Azze ve Celle, yarattıklarından ayrı olarak kudreti ve ilmi ile her yerde olduğu halde yedi kat semanın üzerindemidir?’ Ahmed ibnu Hanbel’de cevaben şöyle dedi: ‘Evet, Allah’u Azze ve Celle arşının üzerindedir, hiç bir şeyde ilminden gizli değildir.” [32] Yine İmam Ahmed İbnu Hanbel Rahmetullahi Aleyh’den: “…Ve sonra (Kaf) suresinden okudu;“Nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu da biliriz. Zaten Biz ona şahdamarından daha yakınız” (Kaf, 16). Ve sonra şöyle dedi: “İlmi onlarla beraberdir.” [33] Mukatil İbnu Hayyan’dan, şu ayet’i kerime hakkında soruldu: “Herhangi bir üç sırdaşın, bir fısıltısı olmuyormu, mutlak Allah dördüncüleridir.” Cevaben de: “O, arşının üzerindedir. İlmiyle de onlarla beraberdir,” dedi. [34] Yüce Rabbimizden bu yazının Müslümanlara yararlı olmasını temenni ediyoruz. Mevzumuza da Allah Azze ve Celle’nin şu kavli ile son veriyoruz; “Her kim ki, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra, Peygambere aykırı harakette bulunur ve mü’minlerin yolundan başkasına uyar giderse, onu döndüğü sapıklıkta bırakırız. Ahirette de kendisini Cehenneme koyarız ki, o, ne kötü bir dönüş yeridir.” [35] KAYNAKÇA [1] Bu hadis el-Akidetü’l-Vasıtıyye ve Şehrinde zikredilmiştir. [2] Secde, 4 [3] Hadid, 4 [4] Bu açıklamayı İbnu’l Kayyım ‘en-Nuniyye’ diye bilinen şiirinde dile getirmektedir. [5] Şura, 11 [6] Secde, 5 [7] Mülk, 16 [8] Mülk, 17 [9] Nahl, 50 [10] Mu’min, 36/37 [11] Müslim, Ebu Davud, Nesai, Malik, Ebu Hanife ve başkaları rivayet etmişlerdir. [12] Ebu Davud, Tirmizi, Ahmed, Humeyd Hakim ve Hatib sahih bir senedle rivayet etmişlerdir. [13] Buhari ve Müslim [14] Buhari ve Müslim [15] İlhad: Haktan meyletmek ve sapmak demektir. Ta’til, tahrif, tekyif (keyfiyetlendirme), temsil (örneklendirme), ve teşbih (benzetme) de bunun kapsamına girer. Ta’til; Allah’ın sıfatlarını kabul etmemek, yahut bazılarını kabul edip geri kalanını kabul etmemek demektir. Tahrif; nassı lafzen ya da mana itibariyle değişikliğe uğratıp onu zahir (kuvvetli) anlamından uzaklaştırıp, ancak zayıf bir ihtimal ile lafzın delalet ettiği bir manaya göre açıklamaktır. Buna göre her tahrif bir ta’til, fakat her ta’til bir tahrif değildir. Tekyif; Allah’ın sıfatlarının, yaratılmışlar tarafından bilinmeyen nasıllığı hakkında yorum yürütmektir. Temsil; Birşeyin diğeri ile her yönden benzer oluşunu söz konusu ederek aynılığını ortaya koymak demektir. Teşbih; Bir şeye bazı yönleriyle benzeyen başka şeyin varlığını kabul etmek demektir. [16] Bu eseri Ebu Said ed- Darimi er Reddu alel Cehmiyye nam kitabında İnbi Huzeyme Tevhid’de ve beyhaki Esma’da sahih bir senedle rivayet etmişlerdir. [17] Bu eseri Ebu Said ed-Darimi er-Reddu ale’l Cehmiye nam kitabında hasen bir senedle rivayet etmiştir. [18] Bu eseri İbnu Mendeh Tevhid’de sahih bir senedle rivayet etmiştir. Zehebi de Uluv’da zikretmiştir. [19] El-Fıkhu’l Ebsat [20] Bu eseri Zehebi Uluv’da zikretmiştir. [21] el-Esma ve’s-Sıfat [22] el-Esma ve’s-Sıfat [23] Bu eseri Zehebi Uluv’da tahric etmiştir. [24] Ebu Davud, Mesaili’l –İmam Ahmed, Sünne, İbn-i Abdilber Temhid [25] Bu eseri Hallal es-Sünen’de rivayet etmiştir. [26] Hadid, 4 [27] Tevbe, 40 [28] Enfal, 46 [29] Kaf, 16 [30] el-Esma ve’s-Sıfat [31] Bu eseri Ebu Davud Mesaili’l’de, Abdullah er-Reddu Ale’l –Cehmiyye’de ve Aciri Şeria da rivayet etmişlerdir. [32] Bu eseri Hallal es-Sünen’de rivayet etmiştir. [33] Bu eseri Hallal es- Sünnen’de rivayet etmiştir. [34] Bu eseri Ebu Davud Mesailin’de, Ahmed Sünne’de ve Beyhaki Esma’da rivayet etmişlerdir. [35] Nisa, 15 |
| |
| | #2 | |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,794
| Alıntı:
Bunu aşağıda biraz açıklamaya çalışacağım. Bu makalenin başında, "Allahü teâlâ mekândan münezzehdir" diyenler tenkid ediliyor. Halbuki Ehl-i sünnet itikadı böyledir. Mesela, muazzez şehidimiz İskilipli Atıf Hoca Mir’atü’l-İslam risalesinde şöyle diyor: “Mekândan, sağ, sol, arka, ön, alt, üst gibi cihetten ve yerlerde, göklerde bulunmaktan münezzehdir. Binaenaleyh, Cenab-ı Hak her yerde hâzır ve nâzırdır demek, ilm-i ilahisi her şeyi ihata edicidir, demektir. Yoksa zat ve vücudu her yerde hâzır ve nâzırdır, demek değildir. Çünkü buna itikad küfürdür. Cenab-ı Hakkın mekândan münezzeh olduğunu isbat için deriz ki: Mekân, duracak mahal demektir. Bu dünyanın maddesi ve kendisi yaratıldıktan sonra mekân da vücuda gelmiştir. Halbuki dünyanın kendisi ve maddesi [ve yıldızlar ve gökler] ve mekân yokken Cenab-ı hak mekânsız olarak vardı. Madem ki mekân yaratılmazdan evvel Cenab-ı Hak mekâna muhtaç değildi, mekânsız olarak var idi. Mekân yaratıldıktan sonra da ona ihtiyacı yoktur. Binaenaleyh, mekândan münezzehdir.” Yukarıdaki yazıya geri dönersek, bu yazıda hakim olan bakış açısı, İbni Teymiyye el-Harrani ve takipçilerinin bakış açısıdır. İbni Teymiyye der ki: "Arş'ı istiva, keyfiyetsiz bir şekilde Allahü teâlânın bir sıfatıdır. Kişinin buna iman etmesi ve bunun bilgisini Allah'a havale etmesi gerekir." (Mecmu'u'l-Fetava) İbni Teymiyye'nin kitaplarını tedkik edenler diyorlar ki: "İbni Teymiyye sözü bu noktada bırakmış ve te'vile sapmamış olsaydı, hem kendisiyle çelişmemiş olur, hem de itiraza muhatab olmaktan kurtulurdu. Ne var ki böyle yapmamış ve te'vile bizzat kendisi başvurmuştur." Mesela, istiva konusunu işlediği yerlerden birisinde, bu kelimenin "istevâ alâ" ifadesinin bir tek mânâsı bulunduğunu söyler ve şöyle der: "Hz. Peygamber aleyhisselam, üzerine binmek için hayvanın yanına geldi; ayağını üzengiye koyduğu zaman 'Bismillah' dedi. hayvanın sırtına oturduğu ["istevâ alâ zahrinâ"] zaman 'Elhamdülillah' dedi. İbni Ömer de şöyle demiştir: Resulullah aleyhisselam bineğine bindiği zaman... "istevâ alâ ba'îrihî Bu mânâ, iki hususu ihtiva eder: İstiva edenin, istiva ettiği şeyden yüksekte olması ve onunla aynı seviyede olması. Bir şeyden aşağı seviyede olanın durumu hakkında 'istevâ aleyhi' denmez." İbni Teymiyye'ye göre, Allahü teâlânın Arş'ı istivası onun üzerinde bulunması mânâsında olduğunu göre, burada şöyle bir problem ortaya çıkmaktadır: Allahü teâlânın varlığı ezelî olduğuna göre, Arş'ı yaratmadan önce Allahü teâlâ neredeydi? Biz, İbni Teymiyye'nin buna verdiği cevaba geçmeden evvel, Ehl-i sünnetin reisi olan İmam-ı a'zam Ebû Hanîfe'nin (rahmetullahi teâlâ aleyh) bu konuda söylediklerini okuyalım: "Allahü teâlâ, kendisi için bir ihtiyaç ve (Arş'ın üzerine) istikrar (yerleşme, mekân tutma) olmaksızın Arş'a istiva etmiştir. O, Arş'ı da diğer mahlukatı da korumaktadır. Eğer (Arş'a ve bir yerde yerleşip mekân tutmaya) muhtaç olsaydı, tıpkı mahluklar gibi alemi yoktan var etmeye ve idareye muktedir olamazdı. (Bir mekânda) oturmaya ve karar kılmaya muhtaç olsaydı, Arş'ı yaratmadan önce Allahü teâlâ nerede idi? Yüce Allah bundan münezzehtir." Şimdi şu iki yazı ile konuyu bağlayayım: "İmam Ebû Hanîfe'nin de dile getirdiği "Allahü Teâlâ bu mekânları yaratmadan önce neredeydi?" sorusuna İbn Teymiyye'nin bulduğu cevap, "Arş'ın nev'î kıdemi"dir. Bu, şu demektir: Allahü Teâlâ ezelden beri üzerine istiva ettiği Arşlar yaratmaktadır. Yenisini yarattığında bir öncekini yok etmektedir ve bu, ezelden beri böyle devam edegelmektedir. Bu izah tarzının ne kadar problemli olduğu ise açıktır. Zira Allahü Teâlâ dışında varlığı ezelî olan bir başka varlık tasavvur edildiğinde, zorunlu olarak o varlığın mevcudiyetinin bir yaratıcının varlığına mütevakkıf bulunmadığını, varlığının zorunlu ("vâcibu'l-vücud") olduğunu söylemiş olursunuz. Bunun ne anlama geldiği ise açıktır..." (Dr. E. Sifil ) "Muhammed Abduh da bu ifade üzerine yazdığı ta'likte şunları söyler: (Bunun sebebi İbni Teymiyye'nin, ayet ve hadislerin zahiri ifadelerini esas alan ve Allahü Teâlânın Arş'a oturmak suretiyle istiva ettiğini söyleyen Hanbelilerden olmasıdır. Kendisine, Allahü Teâlâ ezeli olduğu için O'nun mekânının da ezeli olması gerektiği için bu görüşün Arş'ın ezeli olmasını icabettirdiği, Arş'ın ezeli olmasının ise onun görüşüne aykırı olduğu söylenerek itiraz edilince, "Arş nev' olarak kadimdir" demiştir. Bu şu demektir: Allahü Teâlâ, ezelden ebede kadar bir Arş'ı yok ederken diğerini yaratır ki, Allahü Teâlânın istivası ezeli ve ebedi olsun....)" (Dr. E. Sifil ) Yukarıdaki bilgiler ve daha fazlası için İslam ve Modern Çağ, Kayıhan Yayınlarına bakabilirsiniz. | |
| |
| | #3 |
| Er Katılım Tarihi: Feb 2008 Yaş: 34
Mesajlar: 26
| sema mana itibariyle gökyüzü gökkubbedir ama tasavvufçular semayı açıklarken insanın başı semadır sema burda cereyan eden düşünce ufkudur.insanın seması düşüncelerinin ulaştığı yer kadardır.ama resullullah sav.efendimiz Allah cc hakkında bizseni hakkıyla bilemedik en son ufuk olarak düşüncedede biz senin idrak edilemeyeceğini idrak ettik diyerek zirveyi bulmuştur.Allah cc. hakkında nerededir mahiyeti nedir gibi sorular fitneye davettir.bu soruları soran yahudilere resulullah sav.efendimiz bana ruhtan ve ALLAH CC. hakkında bilgi verilmemiştir dedi yahudilerde kendi kitaplarına göre tasdik ettiler evet sen bu sorulara cevap vermeyeceksin doğru dediler. |
| |
| | #4 |
| Er Katılım Tarihi: Feb 2008 Yaş: 34
Mesajlar: 26
| evet sen ararsan Allahıhı cc.bulacaksın ama nerde bulacaksın semada yani kendi semanda bulacaksın düşünerek bulacaksın hz.ali efendimiz kv.gözümdeki perde tamamen kalksaydı yakinim daha fazla olmazdı diyor bu soruları soranlara düşünerek nereye varılacağının ufkunu veriyor günümüzde böyle zirve tutan insanlar da mutlaka vardır ehlullah peygamber efendimizin vardığı yere varamamıştır.büyüklerden biri eğer onun vardığı yere varsaydım vallahi geriye dönmezdim diyor.selametle. |
| |
| Konu Araçları | |
| |