![]() |
| | #1 |
| Teğmen Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 24
Mesajlar: 347
| ALLAH'I ÇOK SEVMEK Allah’ı çok ama çok sevmek, hepimizin üzerine bir vazifedir. Allah’ı sevmek bir zevktir. Allah’ı sevmek bir mutluluktur. Bir insan ne kadar Allah’ı severse Allah da onu o kadar sever. O kadar dediğim, birbirine paralel bir seyir zannedilmemelidir. Biz, Allah’ı 1 kat seviyorsak Allahû Tealâ bizi 1000 kat sever. Öyleyse biz 2 kat sevdiğimiz zaman Allahû Tealâ’nın sevgisi 2000 kattır. Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim boyunca sevmekten bahsediyor: “Nefret ettirmeyiniz, sevdiriniz.” diyor. Aslî unsur, insanları ve özellikle Allah’ı sevmektir. Peki seven kişi sevgisini nasıl belli edecek? Bu sevginin dünyadaki en büyük ve en kesin işareti zikirdir. 100 üzerinden Allah’ı ne kadar seviyorsunuz? 24 saatlik bir zaman parçasında yaklaşık olarak 2.4 saat (yaklaşık 2.5 saat) zikir yapabilen kişi, Allah’ı %10, kendisini %90 seviyor. Allahû Tealâ’yı sevdiğinizi ispat etmek için elinizde tesbih; sadece tesbihle zikir yapmak hiçbir zaman mümkün değildir. Daimî zikir, tesbihli zikir değildir. Tesbihli zikir, virdi ifade eder. Tesbihiniz artacaktır, artacaktır, artacaktır; bir süre sonra kalp zikrine dönüşecektir. İşte Allahû Tealâ’nın önemli olarak gördüğü odur; nefsinizin kalbinde “Allah” kelimesinin kesintisiz bir şekilde yankılanması… Ne yapmış olursunuz? En büyük ibadeti yapmış olursunuz. Zikir, namazdan da Kur’ân-ı Kerim tilâvetinden de daha büyük bir ibadettir. Allahû Tealâ bu konuyu çok açık bir şekilde Ankebut Suresinin 45. âyet-i kerimesinde ifade ediyor, diyor ki: -29/ANKEBÛT-45: Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne). Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir. “Sana kitaptan vahyettiğimizi onlara oku, anlat, tilâvet et. Çünkü namaz münkerden ve fuhuştan men eder." Neden men eder? Kişi namaz kılarken hiç kimseye kötülük yapması mümkün değildir, fuhuş da yapması mümkün değildir. Herhangibir kötü işlevi gerçekleştiremez. Ama âyet-i kerimenin sonu “ve le zikrullâhi ekber” diye bitiyor, Allahû Tealâ: “Ama muhakkak ki şüphesiz ki; Allah’ı zikretmek ibadetlerin en büyüğüdür. Namaz kılmaktan da büyüktür, Kur’ân-ı Kerim tilâvetinden de büyüktür, en büyüğü zikirdir.” diyor. Öyleyse önemli mi? Evet. Zikirden daha önemli bir ibadet var mı? Var, yine zikrin bir başka çeşidi; tesbih. Hiç kimse zikri daimî zikre ulaştırmadıkça tesbihe ulaşamaz. Tesbih, insan iradesinin ötesinde bir kişinin zikirle mücehhez kılınmasıdır. Ne zaman bir insan Allah’a ruhunu, vechini, nefsini ve iradesini teslim ederse, iradî yapı kendisinden alındığı için onun tesbihi artık iradî bir tesbih değildir. Onun zikri iradî bir zikir değildir. İlâhî İrade değil ama küllî irade cüz’i iradenin elinden zikri almıştır. Küllî irade, zikri o kişide kesintisiz bir şekilde devam ettirmektedir. İşte bunun adı tesbihtir. Yani gene “Allah” kelimesinin iç dünyamızda (kalbimizde) yankılanarak tekrarı söz konusudur ama bu bizim irademizin mahsulü olarak gelişmez. İşte orada o noktaya gelen kişi, Allahû Tealâ tarafından irşada memur ve mezun kılınır. Hepinizin irşada memur ve mezun kılınması konusunda Allah’a devamlı dualar ediyoruz. Ama biliyorsunuz ki; dua yardımcıdır. Esas olan sizlerin gayretinizdir. Sevgili kardeşlerim, Allah’ın ismini “Allah, Allah, Allah, Allah…” diyerek çalışsanız ne kaybedersiniz? Eğer şartlarınız müsaitse bunu sesli yapın. Daha coşturucudur. Belki etrafınızdaki insanlar da onu duyarak sizinle beraber zikre başlarlar. Eğer bir zikir ortamında çalışıyorsanız, çalıştığınız yerde ses “Allah, Allah, Allah, Allah…” diye yankılanıyorsa veya “Allah, Allah, Aaallah…” diye yankılanıyorsa böyle bir tempoyu sizin de kendinize mâl ederek beraberce aynı şeyi tekrar etmeniz Allahû Tealâ’nın bir büyük ni’metidir, diye düşünüyoruz. Ne yaparsanız yapın; sesli zikri yapamazsanız bile “Allah” kelimesinin tekrarını iç dünyanızda bir alışkanlık haline getirebilirsiniz. Böyle yaparsanız dünyadaki en mutlu insanlardan biri olacaksınız. Yani zikrinizi aralıksız olarak iç dünyanızda “Allah” kelimesinin tekrarına ulaştırabilirseniz; o zaman göreceksiniz ki uyuduğunuz zamandan uyanana kadar, uyandığınızdan uyuyana kadar o tempo, iç dünyanızda yankılar yaparak devam edecektir. Öyleyse herşey sizlerin elinde sevgili kardeşlerim. Daha çok mutlu olan kişi, daha çok zikir yapan kişidir. En çok mutlu olan kişi, zikrin sahibi değildir. En çok mutlu olan kişi, zikrin ötesinin sahibidir; tesbihin sahibidir. Öyleyse mutluluk denilen müessese Allahû Tealâ’nın Tevrat’ta da İncil’de de Kur’ân-ı Kerim’de de bütün insanlara vahyettiği ve emrettiği bir keyfiyettir. Allah sizden mutsuz olmanızı istemez. Allah sizin başkalarını mutsuz etmenizi istemez. Allah sizin mutlu olmanızı ister ve başkalarını da mutlu etmenizi ister. Siz mutlu olacaksınız ki; başkalarına da mutluluğu aşılayabilesiniz, onların mutluluğunda giriftar olabilesiniz, methaldar olasınız. Onlara zikri sevgili bir müessese olarak sadece takdim etmeniz yetmez. Etrafınızda bizden olmayan insanlar, sizin devamlı zikretmekte olan birisi olduğunu gördükleri zaman buna imreneceklerdir. Sizin mutluluğunuz, sizin ilminiz onlarda olmayacaktır. Şu anda sizin ilminiz, dünya üzerinde sizlerden başka kimsede yok. Ama yeter mi? Hayır! Yetmez. İlminiz zikrin bir parçası sayılabilir mi? Hayır! Sayılamaz. İlim ilimdir; zikir de zikirdir. Sizler ilimde dünya üzerinde en üstte olan topluluksunuz. Şu dünya üzerinde en üst seviyede olan, ilmi seviyesi en yüksek topluluk sizsiniz. Biz ilim dediğimiz zaman, insanların okulda okuttukları ilimden bahsetmiyoruz. Allah’ın bize öğrettiği, bizim de size öğrettiğimiz ama dîn adamlarının henüz bilmediği, o ilimden bahsediyoruz, sizin sahip olduğunuz ilimden. İslâm’ın 7 safhasından; 7 safhasının bütün muhtevasından. Ve Kur’ân’ı didik didik ederek elinize devamlı bilgiler sunuyoruz. Hamdolsun ki Kur’ân-ı Kerimimiz’in 12. cildi de baskıya hazırlanmaya başladı. Sevgili kardeşlerim, öyle ümit ediyoruz ki; gelecek yılın sonuna kadar, 19 cilt Kur’ân-ı Kerimimiz’i inşaallah tamamlayacağız. Bu Kur’ân-ı Kerim başkalarından farklı mı olacak? Farklı olacak. Neden farklı olacak? Onlar, Kur’ân-ı Kerim meallerini vermeyi üstadlarından öğrendi. Onlar tâbî olduklarından öğrendiler, onlar ilim adamlarından öğrendiler. O ilim adamları da kendilerinden evvelkilerden öğrendiler. Burada en çok dikkatimizi çekmesi lâzımgelen, belki de hayıflanmamız gereken husus; o ilim adamlarının başlangıç noktasına ulaştığınız zaman karşınıza ehli sünnet vel cemeat âlimlerinin çıkmasıdır. Dikkat edin! Anlaşmazlık, Ebu Sufyan’la Hz. Ali arasında oldu. Bu bir anlaşmazlığa sebebiyet verdi. Ve Hz. Ali’nin öğretisi yok oldu. Ebu Sufyan öğretisi de Ehli sünnet vel cemeat âlimleri tarafından bütün dünyaya lanse edildi. İslâm’ın o olduğu zannediliyor. Yani neyi önermişler bize? İslâm’ın 5 tane şartını; namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek. Bir de uydurma hadîs-i şerif koymuşlar ortaya. Bir bedevî gitmiş Peygamberimiz (S.A.V)’e, sözde demiş ki: “Ey Allah’ın Resûl'ü, ben cennete gitmek istiyorum. Ne yapayım?” O da demişmiş ki: “Namaz kıl, oruç tut, zekât ver, hacca git, kelime-i şahadet getir.” “Ey Allah’ın Resûl'ü! Ben bunların hepsini yaparsam cennete girer miyim?” Cevap: “Girersin.” Böylece insanlar İslâm’ın 5 şartıyla cennete girildiğini zannediyorlar. Böyle bir hadîs-i şerif yok! Bu bir uydurma, mevzuu hadîs-i şeriftir. Ve Peygamber Efendimiz (S.A.V) zaten ileride neler olacağını biliyor. Allahû Tealâ ona söylemiş. Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Benim hadîslerim tartışılacaktır, Kur’ân’a bakın. Hiçbir hadîsim Kur’ân’a aykırı olamaz.” Kur’ân’a baktığımız zaman İslâm’ın 5 şartının yetmediğini görüyoruz. Bu İslâm’ın 5 şartına mutlaka Allah’a ulaşmayı dilemek eklenmelidir. Eklenmezse ne olur? Eklenmezse hiç kimse cennete giremez. Allah’a ulaşmayı dilemeyenin cennete girmesi asla mümkün değildir. Neden mümkün değildir? Çünkü Allahû Tealâ açık bir şekilde Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin cehenneme gireceğini söylüyor. Bir tek sebeple; sadece Allah’a ulaşmayı dilemediği için. Allahû Tealâ buyuruyor ki: -10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne). Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır. -10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne). İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir). “Onlar ki Bize mülaki olmayı (ruhlarını hayatta iken Bize ulaştırmayı) dilemezler. Böyle bir talepleri kesinlikle mevcut değildir.” Allahû Tealâ burada, “inne” kullanmış, “Muhakkak surette, kesinlikle dilemezler.” diyor. Sonra vasıf veriyor: “Onlar dünya hayatından razı olanlardır. Onlar dünya hayatı ile mutmain olanlardır, doyuma ulaşanlardır.” Ve devam ediyor: “Onların gidecekleri yer kazandıkları dereceler itibariyle ateştir.” Ve bir husustan daha bahsediyor: “Onlar Bizim âyetlerimizden gâfil olanlardır.” Gâfil olmasalardı ne olacaktı? Allah’a ulaşmayı dileyeceklerdi. Ama dilememişler. Öyle ise ne olurmuş? Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin durumu açık ve kesindir: Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişi cehenneme girer. Şimdi kim bize kalkıp da “İslâm’ın 5 tane şartı vardır. Bunların arasında Allah’a ulaşmayı dilemek de vardır.” diyebilir? 5 şartın, 5’i de açıklanmış; namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek. Öyleyse, Allah ile olan ilişkilerimizde ne yapılması gerektiği, Kur’ân-ı Kerim’e açık ve kesin bir şekilde yerleştirilmiştir. Ama asırlar geçtikçe ehli sünnet vel cemaat âlimlerinin öğretisi, adım adım Kur’ân’ı örtmüş, gölgede bırakmıştır. Ve o öğreti öne çıkmıştır. Şu anda bütün üniversitelerimizde, İmam-Hatip liselerimizde ve dînin öğretildiği Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 87 bin kadrosunda hep ehli sünnet vel cemaat âlimlerinin insanı sadece cehenneme götürebilecek olan ilmi sergileniyor, öğretiliyor. Onlar için Allahû Tealâ, Casiye Suresinde diyor ki: -45/CÂSİYE-23: E fe reeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveh(gışâveten), fe men yehdîhi min ba’dillâh(ba’dillâhi), e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne). Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) kıldı (çekti). Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz? “Onlar ki hevalarını kendilerine ilâh edinmişlerdir.” Allahû Tealâ ne demek istiyor? Huruf sahibi insanlar, kibir sahibi insanlar, hevalarını, nefslerinin bütün çirkin afetlerini kendilerine hedef ittihaz etmişler, onları başa geçirmişler. Allahû Tealâ neyi emretmişse Allahû Tealâ’nın emrettiğini değil, hevalarının yani nefslerinin afetlerinin emrettiğini yapmaya başlamışlar. Allahû Tealâ’nın hükmüne geliyoruz şimdi. Hüküm: “Allah onları ilimleri üzere dalâlette bırakır.” Allahû Tealâ, adamların ilim sahibi olduklarını da söylüyor ama dalâlette olduklarını da kesinleştiriyor. İşte ehli sünnet vel cemaat âlimlerinden bu tarafa, her geçen gün biraz daha dallanan budaklanan ama hiçbir zaman hedefe ulaşamayan bir öğreti hiç kimseyi, ne kendilerini, ne dîn öğrettiklerini asla cehennemden kurtaramayacak olan bir öğretidir. Bütün İslâm âlimleri tarafından bir kurtarıcı öğreti olarak kabul edilmiş ve insanlar ona sarılmış; İslâm’ın 5 şartına. Allahû Tealâ: “Allah’a ulaşmayı dilemeyenin gideceği yer cehennemdir, onlar Bizim âyetlerimizden gâfil olanlardır.” diyor. İşte Allahû Tealâ söylüyor: “Biz onları onların ilimleri üzere dalâlette bırakırız.” diyor. Öyleyse ilimleri Allah’a göre ilim değildir. İslâm’ın 5 şartı… Bu 5 şarta bir defa zikri eklememiz temel farzdır. Zikir de farzdır, çok zikir de günün yarısından fazla zikir de farzdır daimî zikir de farzdır. Eğer farzsa, o zaman nasıl İslâm’ın 5 şartının içinde zikir olmaz? Allahû Tealâ farz olduğunu açık açık söylüyor. Demek ki Kur’ân devre dışı bırakılmış, duvara asılmış ve de “Orada beklesin.” diyorlar. Kim ölürse arkasından Kur’ân-ı Kerim’i açacaklar; Yasin okuyacaklar. Kur’ân-ı Kerim’in Yasin okumaktan başka bir fonksiyonu kalmamış. Bir de müsabakalar yapılıyor; tilâvet müsabakaları, kıraat müsabakaları. O müsabakalarda Kur’ân-ı Kerim açılıyor ve insanlar tarafından okunuyor. Aslında herşey mahvedilmiş sevgili kardeşlerim. İblis son üç kitaplı dînden, aslî uygulamaları ortadan kaldırmış. Yahudilerin Tevrat’ında Kur’ân’daki bütün hakikatler mevcut. Yani 7 safhanın 7’si de mevcut, 7’si de farz. 7’sinin de gerçekleştiği açık bir şekilde yer alıyor. İncil’de de aynı şekilde; 7 safha da farz. 7 safhanın gerçekleştiği açık şekilde yer alıyor. Kur’ân-ı Kerim’de de farz. 7 safhanın 7’sinin Peygamberimiz (S.A.V) ve sahâbe tarafından gerçekleştiği açıkça yer alıyor. Ve 14 asır sonraya geliyoruz, dîne bakıyoruz sevgili kardeşlerim; dînin yerinde yeller esiyor. Dîn dediğiniz zaman dînin bir hedefi var. Dîn; insanları cehennemden kurtaran, cennete ulaştıran ilmin adıdır. Dîn aynı zamanda dînin tatbikatını da içerir. İlim ve onun tatbikatı beraberce dîni oluştururlar. Öyleyse insanlar, dîne şekil vermek yetkisinin sahipleri değildir. Onun için bu devirde biz görevlendirildik. İnsanlar Kur’ân-ı Kerim’i bir tarafa bırakmışlar, dîni kendi dizaynlarında şekillendirmişler. Sonuç ne olmuş sevgili kardeşlerim? Dînlerini öğrenen, daha doğrusu öğrendiğini zanneden milyonlarca insan, milyarlarca insan şu anda cehenneme doğru yolcu. Öyleyse dîn adına öğretilen ilim aslında bir ilim değil, insanları cehenneme götüren bir vasıta, bir araçtır. Dînin insanları kurtuluşa ulaştıracak olan temelleri (esasları), iblis tarafından yok edilmiştir. Bu hedefler; ruhumuzu, vechimizi, nefsimizi, irademizi Allah’a teslim etmek, 7 safha İslâm’ı yaşamaktır. Ve bu hedefleri gerçekleştirebilmemiz için vasıtalara ihtiyacımız vardır. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek; hepsi vasıtalardır. Dîn adamları vasıtaları hedef haline getirmiş, hedefleri de bütünüyle yok etmişlerdir. Hani bir lâf vardır ya; “Deveyi hamuduyla beraber çalıyorlar.” diye, öylesine yapmışlar ki hiçbir şey bırakmamışlar geride. Neden bırakmamışlar? Hangi hususlarda, neyi bırakmamışlar? Hedefleri bütün boyutlarıyla yok etmişler. O hedeflere ulaşmak için gerekli vasıtaları (İslâm’ın 5 şartı aslında vasıtaları oluşturur) da, hedefleri yok etmek suretiyle hedef haline getirmişler. İnsanlara, “Allahû Tealâ sizi neden yarattı?” diye sorarsınız, “İbadet etmek için yarattı.” diyorlar. Allahû Tealâ ne diyordu? -51/ZÂRİYÂT-56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn(ya'budûni). Ve Ben, insanları ve cinleri, Bana kul olsunlar diye yarattım. “Biz insanları ve cinleri başka bir şey için değil, Bize kul olsunlar diye yarattık.” Onlar buradaki “ya'budû” kelimesini, “Bize ibadet etsinler.” anlamına kullanıyorlar. Bu da yanlıştır, tatbikat olarak da yanlıştır. Öyleyse sevgili kardeşlerim, korkunç bir trajedi bütün dünyayı kontrolü altına almış, cehenneme doğru yola çıkarmış. Ve insanların kurtuluş ümitleri olmadığı bir devrede Allahû Tealâ bizi gönderiyor. Ümidin olması için ne lâzımdı? İnsanların hata yaptıklarını bilmeleri lâzımdı ki; doğrunun aranması bir ümit olabilsin. Ama bilmiyorlar. İlim adına ahkâm kesenlerin hiç birisi dînden haberdar değil, dînlerin birbirinden eşit olduklarından haberdar değil. Bugün Allah’ın bizlere öğrettiği ve sizlere açıkladığımız, onlarda olmayan hiçbir şeyin farkında olmadan o günlere gelmişler insanlar. İşte Allah’a ne kadar hamdetsek, şükretsek azdır ki sevgili kardeşlerim, bugünlere ulaştık. Bugün Allah bize dîni öğretti ve bize de size öğretme emrini bahşetti. O şerefe lâyık gördü bizi. O’na ömrümüz boyunca sonsuz hamd ve şükrederek hayatımızı tüketeceğiz. O, bizim sahibimizdir. Biz Allah’ın azatsız kölesiyiz. Allahû Tealâ’nın huzurunda hepinizi selâmlıyorum, sevgili kardeşlerim. |
| |
| Konu Araçları | |
| |