ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Akaid, Fıkıh, Tefsir


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 27-07-2008, 03:31   #1
Teğmen
 
Katılım Tarihi: May 2008
Yaş: 24
Mesajlar: 347
Varsayılan İslamın 5 şartı,islamı yaşamak için yeterlimi

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, işte bir defa daha birlikteyiz; bir defa daha Allah’tan bahsetmek üzere. Bir defa daha kalplerimiz beraber. Konumuz: İslâm’ın 5 şartı ile İslâm yaşanır mı?

İslâm 7 safha ve 4 tane teslimden oluşur. Allah’a ulaşmayı dilemekle başlayan 1. safhanın arkasından, safhalar birbirini takip eder. 7 safhanın birincisi 28 basamaklık bir İslâm merdiveninde 3. basamakta başlayan Allah’a ulaşmayı dilemektir. Ne zaman Allah’a ulaşmayı dilersek; dilediğimiz an İslâm’ın ilk adımını atmışızdır ve Allah’a ulaşmayı dilediğimiz an cehennemden kurtulmuşuzdur. Allah’a ulaşmayı dilediğimiz an, hakk mü’min olmuşuzdur.

İslâm 7 tane safha içerir. 3. basamakta Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, 14. basamakta Allahû Tealâ tarafından mürşidine ulaştırılır ve kişi tâbiiyetini gerçekleştirir. Ruhu vücudundan ayrılıp Allah’a doğru seyr-i sülûk isimli bir yolculuğa çıkar ve ruh Allah’a ulaşır. Ruhu Allah’a ulaştığı zaman, kişi 21. basamaktadır. Ruh, Allah’a ulaştıktan sonra Allah’ın Zat’ında yok olur; bu da 22. basamaktır. 2. safha mürşide ulaşmaktır; 14. basamak. 3. safha ruhu Allah’a ulaştırıp Allah’a teslim etmektir (ilk teslim).

Sonra kişinin zikri günün yarısını aşar. Daha sonra da kişinin fizik vücudu Allah’a teslim olur. Bu, fizik vücudun Allah’a teslimidir. Daha sonra kişi daimî zikre ulaşacak ve nefsini Allah’a teslim edecektir. Fizik vücudun teslimi 4. safha, 2. teslimdir. Nefsin teslimi 5. safha, 3. teslimdir. Ruh, fizik vücut ve nefs; üçü de Allah’a teslim olmuştur. Sonra kişi ihlâs makamının sahibi olur (muhlis olur). Bir başka ifadeyle kişi irşad olur. İrşad olmak konusunda kendisine ulaştırılması lâzımgelen bütün bilgiler onun müktesebatına girmiştir. Ve kişi kalbi ile (tüm muhtevası ile) irşad olmuştur. Burası ihlâs makamıdır. Salâh makamının 5. kademesinde (28 basamağın 5. kademesi) kişi iradesini de Allah’a teslim eder. “İrşada memur ve mezun kılındın.” cümlesiyle irşad makamına tayin edilir.

Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe bu makamlara ulaşmışlardı.

Allah’a ulaşmayı dilemek farzdır; bütün sahâbe bunu gerçekleştirmişlerdir.

Mürşide ulaşmak farzdır; bütün sahâbe gerçekleştirmişlerdir.

Ruhu Allah’a ulaştırıp teslim etmek farzdır; bütün sahâbe bunu gerçekleştirmişlerdir.

Vechi Allah’a teslim etmek farzdır; bütün sahâbe bunu gerçekleştirmişlerdir.

Nefsi Allah’a teslim etmek farzdır; bütün sahâbe bunu gerçekleştirmişlerdir.

İrşad olmak farzdır; bütün sahâbe bunu gerçekleştirmişlerdir.

İradeyi Allah’a teslim ederek irşad makamına tayin edilmek farzdır; sahâbe onu da gerçekleştirmişlerdir.

Kur’ân, evvelki kitapların netice itibariyle bir tekrarıdır. İslâm’dan başka bir dîn hiç olmamıştır. Bütün dînlerin kitaplardaki asılları (mukaddes kitaplardaki asılları) aynıdır. Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den evvel Hz. İsa devrinde 7 safhanın 7’si de İncil’de farz kılındı ve onların hepsi 7 safhanın 7’sini de gerçekleştirdiler. Onlardan evvel Hz. Musa zamanında da aynı şey oldu. Ondan evvel Hz. İbrâhîm zamanında da aynı şey oldu. Daha evvel Hz. Nuh zamanında da aynı şey oldu. Bunların hepsi farzdı ve hepsi gerçekleştirildi.

İslâmiyet dediğimiz zaman, önce İslâm kelimesinin muhtevasına bakalım. Bu aslında Hz. İbrâhîm’in hanif dîninin Arapça adıdır. İslâm, hanif kelimesinin tam karşılığıdır.

Hz. İbrâhîm’in hanif dîni 3 esası muhteva ediyordu.

1. esas, vahdet akidesidir; Allah’ın tekliği. Tek bir Allah vardır.

2. esas, tevhiddir. Allah’a ulaşmayı dileyenlerin oluşturduğu tek bir fırka, tek bir grup.

3. esas, Allah’a teslim olmaktır. Yani ruhu, fizik vücudu (vechi), nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmek. İslâm ruh, vech, nefs ve irade teslimini içerir ve bunların teslimi tamamlandığı zaman kişi gerçek anlamda İslâm olur.

Kur’ân-ı Kerim’e bakıyoruz; yukarıda anlatılan safha ve teslimlerin hepsinin farz olduğunu görüyoruz. 14 asır evvele bakıyoruz; bunların hepsinin yaşanmış olduğunu saptıyoruz.

İrade teslimi demek; kesintisiz bir mutluluğu bir insanın ömür boyunca yaşaması demektir. Aradan geçen 14 asır içersinde İslâm’ın bütün hedefleri iblis tarafından yok edilmiştir. İslâm, İslâm’ın 5 şartına hapsedilmiştir. İslâm’ın 5 şartı ile hiç kimse cehennemden kurtulamaz. 7 safha ve 4 teslimde, hedefler vardır. 7 safhanın 7’si de hedeftir. Bir defa daha sayalım:

Allah’a ulaşmayı dilemek; 1. hedef.

Mürşide ulaşıp tâbi olmak; 2. hedef.

Ruhun teslimi; 3. hedef.

Fizik vücudun teslimi; 4. hedef.

Nefsin teslimi; 5. hedef.

İrşad olmak; 6. hedef.

İrademizi Allah’a teslim etmek; 7. hedeftir.

Bunlar hedeflerdir. Bu hedeflere ulaşmak için vasıtalar kullanmak mecburiyetindeyiz. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet getirmek, bu vasıtalardan 5 tanesidir. Bu vasıtaların 6.’sı ve bu 5’inin hepsinden, hepsinin toplamından daha önemlisi zikirdir. Ve zikir, İslâm’ın 5 şartı arasında yer almamıştır.

İblis, muhtevayı insanları kurtuluşa ulaştıracak unsurların dışına çıkarıyor ve zikri yok ediyor. Elbette zikri yok ederken insanları vasıta olarak kullanmak suretiyle (onlara vahyederek) bunu yapıyor.

Unutmayın! Şeytan, her an herkese vahyeder. Allah’ın Peygamber Efendimiz (S.A.V)’den sonra kimseye vahyetmeyeceğini iddia edenler! Kur’ân-ı Kerim, şeytanın herkese kıyâmete kadar hep vahyetmekle devam edeceğini söylemiyor mu? Şeytan vahyedecek de Allah vahyedemeyecek mi? Böyle bir saçmalığı inanan var mı aranızda?

Zikir Allahû Tealâ tarafından farz kılınmıştır. Evvelâ “Zikir farz mı?” sualinin cevabına bakalım. Bakınız Allahû Tealâ ne diyor:



-73/MUZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.




Allahû Tealâ ne diyor? “Allah’ın ismini zikret.” Bunu mânâsı, ara sıra, günde 8, 10 defa Allah’ı zikretmek; her neyse. Bu zikir, ara sıra yapılan zikirdir. Ama Allahû Tealâ çok zikri de farz kılmış. Yani günün yarısından daha fazla zikretmeyi de farz kılmış. Allahû Tealâ buyuruyor ki:



-33/AHZÂB-41: Yâ eyyuhellezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).
Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.




Allahû Tealâ: “Allah’ı günün yarısından daha fazla zikredin. Allahû Tealâ’yı her gün günün yarısından daha fazla zikredin.” diyor. Demek ki çok zikir de farz. Peki daimî zikir farz mı? O da farz. Nisa Suresinin 103. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ buyuruyor ki:



-4/NİSÂ-103: Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alel mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).
Namazı bitirdiğinizde; ayaktayken, otururken ve yan üzeriyken (yan üstü yatarken) Allah’ı hep zikredin! Güvenliğe kavuştuğunuzda namazı erkânıyla kılın. Çünkü; namaz, mü’minlerin üzerine, vakitleri belirlenmiş bir farz olmuştur.




Öyleyse 3 muhteva var: Otururken, ayakta iken ve yan üstü yatarken hep Allah’ı zikretmek. İşte Allahû Tealâ’nın daimî zikri de farz kıldığını görüyoruz. Daimî zikir olmazsa, kişi nefsini teslim edemez, irşad olamaz ve iradesini de Allah’a teslim edemez. Son 3 safha boşlukta kalır. Ama şunu gördük ki; ara sıra zikretmek farz. Günün yarısından daha fazla zikretmek farz ve daimî zikir de Allahû Tealâ tarafından farz kılınmış. Ve bütün sahâbe daimî zikrin de sahibi olmuşlar. Üstelik de bütün emanetleri o daimî zikre ulaşmak suretiyle, Allah’a teslim etmişler.

İslâm’da hedefler var; ruhu, fizik vücudu, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmek. Bunlar hedefler. İslâm, Allah’a teslim olmak demektir. Bu teslimlerin hepsi, onun birer safhasıdır. 4 tane teslimin gerçekleşmesi de üzerimize farz kılınmıştır. Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe bunu gerçekleştirmiştir. Şimdi Allahû Tealâ bunları farz kılıyor; bize hedefler veriyor. Ama bu hedefleri gerçekleştirmek için biz namaz kılmak mecburiyetindeyiz, oruç tutmak mecburiyetindeyiz, zekât vermek mecburiyetindeyiz. Paramız varsa hacca gitmek mecburiyetindeyiz ve 5.’si de bunun ötesinde kelime-i şahadet getirmek mecburiyetindeyiz. Bunların hepsi farz ama bunlar vasıtalar. Bu vasıtaları kullanarak hedeflere ulaşmak mecburiyetindeyiz. Yetmez! Bu vasıtalar kâfi gelmeyecektir. Mutlaka zikri de devreye sokmak mecburiyetindeyiz. Bir 7. faktör daha var: Allah’a mülâki olmayı yani ruhumuzu ölmeden evvel Allah’a ulaştırmayı dilemek. Eğer böyle bir dileğin sahibi olmazsak (Allah’a ulaşmayı dilemezsek), o zaman küfürdeyiz, o zaman dalâletteyiz, o zaman hüsrandayız. O zaman gideceğimiz yer cehennem, o zaman amellerimiz boşa gider, o zaman şirkteyiz. Bunların arasında hayatî öneme haiz olan, Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişinin cehenneme gideceği konusudur. Ayrıca kişi Allah’ın âyetlerinden gâfildir ve takva sahibi de değildir.

Sevgili kardeşlerim, şimdi ne gördük? İslâm’ın hedefleri var; 4 tane teslim. Bu teslimleri gerçekleştirmek için vasıtalar var. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek, kelime-i şahadet. Bunlardan başka mutlaka 6.’sı olmak mecburiyetinde: Zikir. Mutlaka 7.’si de olmak zorunda: Allah’a ulaşmayı dilemek. Bırakınız, iblis hedefleri bütünüyle yok etmiş, vasıtalardan da iki tane hayatî faktörü yok etmiş ki; bunlar hayatımızın olmazsa olmaz şartları. Eğer bir insan Allah’a ulaşmayı dilemezse, onun Allah’ın cennetine girmesi hiçbir şekilde mümkün değildir. Gideceği yer kesinlikle cehennemdir.

Şimdi böyle bir noktada hedeflerle vasıtaları iyice birbirinden ayıralım. O hedeflere ulaştıracak olan vasıtaların hepsini iblis, devreden çıkarmıyor. Ama hayatî 2 unsuru devreden çıkarıyor. Birisi zikir; farz ve devreden çıkarmış. İkincisi de Allah’a ulaşmayı dilemek; farz ve devreden çıkarmış. Hedefleri (4 teslim hedefini) bütünüyle yok etmiş iblis; tamamen devreden çıkarmış. Ve vasıtalardan da 2 tane hayatî olanını devreden çıkarmış. Geriye İslâm’ın 5 tane şartını bırakmış. İslâm’ın 5 tane şartı olduğu ve bunun orta yol olduğu söyleniyor. Hiç ibadet etmemek bir ekstrem uç, Allah’a ruhu, vechi, nefsi, iradeyi teslim etmek de başka bir ekstrem uç diye değerlendiriliyor. İkisi de ifrat diye düşünüyorlar ve “Doğru yol, orta yol İslâm’ın 5 şartıdır.” diyorlar ve de dîn âlimleri böyle olduğunu iddia ediyor. Bu da bizi çok büyük ölçüde üzüyor.

Allahû Tealâ Kur’ân hakikatlerini bize öğretmeseydi, bu büyük üzüntünün içersine düşmezdik. Allahû Tealâ bize hedefleri ve vasıtaları öğretmeseydi; bu büyük hüznün içersine düşmezdik. Ayrıca onlarda bizi vazifeli kılmasaydı; bu büyük hüznün içersine düşmezdik.

Ne yapmış iblis? Şöyle bir misal verelim: Kapının önünde bir araba var; o arabaya binip önce 1. şehre gideceğiz. Oradan 2. şehre ulaşacağız. Oradan 3., 4., 5., 6., 7. şehre ulaşacağız. Hedefimiz o şehirlere ulaşmak. Bunun manevî açıdan değerlendirilmesi, 7 tane gök katını aşarak Allah’ın Zat’ına ulaşmak. Ruhu teslim etmek, sonra fizik vücudu, nefsi ve iradeyi Allah’a teslim etmek; 7 safhada bu işler olacak. İblis ne yapmış? 7 şehre gitmeyi yani hedefleri yok etmiş, vasıtaları hedef göstermiş. Yani vasıta, kapının önündeki araba. “İşte hedefiniz bu.” diyor. Araba bir yere götürmek için vardır. Araba bir hedefe götürecek olan vasıtadır sadece. İşte İslâm’ın 5 şartı, aslında 7 şart olarak bir vasıtadır; bizi 7 safhaya ulaştırmak için varlardır. Ve bu 7 safhanın 4’ü, teslimdir; 4 tane teslimi gerçekleştirmemiz için gereklidirler.

Şeytanın kurnazlığını görebiliyor musunuz sevgili kardeşlerim ve özellikle sevgili dîn adamları? Nasıl bir aldatılışla aldatıldığınızın farkında mısınız? İblis, İslâm kalesindeki bütün burçları birer birer koparmış, yerle bir etmiş ve İslâm’ı bir bitkisel hayata itmiş. İnsanlar İslâm’ı yaşadığını zannediyorlar. Fakat bitkisel hayattalar. Yani İslâm’ın 5 şartını yaşayan bir insan, eğer İslâm hayatiyetse, bitkisel hayattadır. Çünkü hiçbir hedefe gitmesi mümkün değildir; hedeflerin hepsini iblis yok ettiği için, daha acısı vasıtaları hedef diye biz saflara yutturduğu için.

Sevgili kardeşlerim, Peygamber Efendimiz (S.A.V) devrinde bunların hepsi yaşandı. O zaman Kur’ân vardı. Sonra ehli sünnet vel cemaat âlimleri çıktılar ortaya ve Kur’ân’ı devre dışı bıraktılar. Söylenen şey: “Siz Kur’ân’ı anlamazsınız; yüzünüze gözünüze bulaştırırsınız. Bırakınız Kur’ân’ı. Kur’ân’ı mânâsına (ruhuna) vararak tercüme edebilecekler, sizlere izah edecekler vardır. Onlar izah etsinler. “Onlar da bizleriz.” diyorlar ve izah ediyorlar ve İslâm’ı işin içinden çıkılması mümkün olmayan bu korkunç cehenneme sürüklüyorlar.

Fitne katilden büyüktür. İşte bu bir fitnedir. 7 safha ve 4 teslimden oluşan ve üzerimize farz kılınan ve bütün sahâbenin Kur’ân âyetleri doğrultusunda gerçekleştirdiği bu Kur’ân hakikatleri, hedefleri, açık ve kesin ortada iken, bunların hepsini ellerinin tersi ile yok etmişler. Ve de İslâm’ın 5 şartını bizi kakarak, itekleyerek, o hudutların içine hapsederek, cenderenin içine alarak İslâm’ı mahvetmişler.

Söylediklerimiz doğru mu yanlış mı? Var mı bunun aksini iddia edecek birisi aranızda? “Hayır, sen yanlış söylüyorsun.” diyebilen birisi var mı? Allahû Tealâ’nın bize öğrettiği bu ilmi sizlere öğretmek için çırpınıyoruz, yırtınıyoruz. Ama anlamıyorsunuz. Sizi kurtarmak için yaşıyoruz; hayatımızı buna vakfettik. Ve siz hâlâ bize iftiralar atıyorsunuz. Bu yaptığınız doğru mu? Biz şimdi sizin için yaşayan birisi değil miyiz?

Size bundan 14 asır evvelki Peygamber Efendimiz (S.A.V) ve sahâbenin yaşadığı İslâm’ı anlatıyoruz; madde 1.

Onların yaşadığı İslâm’ın, Kur’ân’ın ta kendisi olduğunu ispat ediyoruz; madde 2.

Çünkü Kur’ân’daki farzları yerine getirerek 7 safha 4 teslimi yaşamışlar. Sizin İslâm’ın 5 şartı gibi korkunç bir tuzağa düşürülmüş olduğunuzu söylüyoruz; madde 3.

Ve kurtuluşun bütün reçetesini veriyoruz; diyoruz ki: Sadece Allah’a ulaşmayı dilemeniz, hepinizin cehennemden kurtulması için yeterlidir.

Bunun için “büyük sır” dememiz lâzım. Çünkü insanlar ehli sünnet vel cemaat âlimlerinin söylediği sözleri öylesine hakikat olarak değerlendirmişler, devreye almışlar ki; Kur’ân onlar için hiçbir hüküm taşımaz olmuş. Hep insanları korkutmuşlar: “Siz Kur’ân’a bakmayın, Kur’ân’ı anlamazsınız, sapıtırsınız haa!” demişler.

Sevgili kardeşlerim, o günleri hatırlıyorum. Allahû Tealâ bize Kur’ân’ı öğretmeye başlayıp biz de etrafınıza Kur’ân’ı anlatmaya başladık. Arapça’yı bilmeyen birisi çıkıyor, Kur’ân öğretiyor. O zaman Planlama Teşkilatı’ndaydık. Birisi geldi; gerçekten bizden evvel dîn üzerinde çok incelemeler yapmış birisi. Bize acıdığını söyledi. “Sen mi insanlara Kur’ân’ı öğreteceksin?” dedi. “Arapça biliyor musun? Hayır. Dîn tahsilin var mı? Hayır. Eee?” “İşte, oradan öğreniyoruz.” dedik. “Kendine yazık ediyorsun.” dedi. Sonra mı? Sonra, aradan bir iki yıl geçtikten sonra bu kardeşimiz geldi; bize teşekkür etti. Allah yolunda yaptıklarımızı, söylediklerimizi incelediği için, hepsinin gerçek olduğunu tespit ettiği için geldi ve bize teşekkür etti.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, düşünün bir defa; hedefler ve vasıtalar var. İblis hedefleri devreden çıkarmış. Ne yapmış? Hedefleri tamamen yok ettiği için insanların bir şeylerle meşgul olması lâzım. Vasıtaları hedef diye göstermiş bize. Allahû Tealâ buyuruyor ki:



-51/ZÂRİYÂT-56: Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn(ya'budûni).
Ve Ben, insanları ve cinleri, Bana kul olsunlar diye yarattım.




Abd kelimesi ile abid kelimesi aynı kökten gelir. Abd; kul demektir, abid de; kulluk eden (ibadet eden) demektir. Kulluk eden, ibadet eden demektir. Ama abd, kul demektir. İşte bu âyeti, “Biz insanları başka bir şey için değil; Bize kulluk etsinler diye yarattık.” şeklinde Türkçe’ye çevirmişler. Yani ibadetlerini yapsınlar, namaz kılsınlar, oruç tutsunlar, zekât versinler, hacca gitsinler, kelime-i şahadet getirsinler. İbadet diye de bunları kabul ediyorlar. Onlara göre Allah’a ulaşmayı dilemek ve zikir yapmak ibadet değil.

Kur’ân-ı Kerim; zikrin, günün yarısından daha fazla zikrin ve daimî zikrin farz olduğunu söylüyor. Gözlerimiz fal taşı gibi açılıp arıyoruz. 32 farzın içinde zikir yok, 54 farzın içinde zikir yok. O zamanlar önümüze gelen her dîn adamına sorduk: Zikir farz mıdır? Hepsi aynı cevabı verdi bize: “Değildir.” Onlara ispat ettik ki; zikir farzdır.

Sevgili kardeşlerim, İslâm’ın 5 şartı bir tuzaktır; bir korkunç tuzaktır. Ve ona kilitlendiğiniz taktirde Allah’a abid olursunuz. Yani Allah’a ibadet yapmış olursunuz ama bu ibadet, en büyük ibadetin eksikliği ile yapılan bir eksik ibadettir. En büyük ibadet olan zikir, bu ibadet standartları içinde mevcut değildir. Zikir en büyük ibadet midir sevgili kardeşlerim? Kur’ân âyetleriyle size bunu ispat edelim. Allahû Tealâ buyuruyor ki:



-29/ANKEBÛT-45: Utlu mâ ûhıye ileyke minel kitâbi ve ekımıs salât(salâte), innes salâte tenhâ anil fahşâi vel munker(munkeri), ve le zikrullâhi ekber(ekberu), vallâhu ya’lemu mâ tasneûn(tasneûne).
Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir.




“Sana Kitaptan verilenleri (vahyedilenleri), onlara (sahâbeye) oku, anlat, açıkla (tilâvet et, kıraat et). Ve namazı kıl. Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder).” Neden? Kişi o sırada namaz kılıyor, namaz kıldığına göre ne münkerle uğraşabilir, ne de fuhuşla. O kişi o sırada namaz kılıyor. Kimseye bir zararı dokunması da söz konusu değildir. Kendine de bir zararı dokunması mümkün değildir. En azından namaz kıldığı için kişi derecat da kazanır ve bu sebeple hayırdadır.

Ama âyet-i kerime (Ankebut-45) şöyle bitiyor: “Ve le zikrullâhi ekber: Ve muhakkak ki şüphesiz ki (Allahû Tealâ “ve le” kullanmış); zikrullah; yani Allah’ın isminin “Allah, Allah, Allah…” diye zikredilmesi (tekrar edilmesi), ekberdir; daha büyüktür.”

Kimden, neden daha büyüktür? Kur’ân-ı Kerim tilâvetinden daha büyüktür.

Neden daha büyüktür? Namaz kılmaktan daha büyüktür.

Herkes bize, “Namaz dînin direğidir.” der, en üstün ibadetin namaz olduğunu iddia ederdi. Allahû Tealâ bize bu âyet-i kerimeyi öğretene kadar. O zaman biz de dedik ki: Tamam, namaz yine dînin direği olmakla devam etsin. Ama onun etrafındaki çadır; insanları yağmurdan, çamurdan, kardan, buzdan koruyacak olan çadır; o zikirdir.

Allahû Tealâ ile olan ilişkilerinizde ne görüyorsunuz? İslâm öyle bir kaleydi ki; bu İslâm 7 tane burçtan oluşuyordu. İslâm’ın 7 safhası, bütün kale ve burçları çökertilmiştir. Neyle? İslâm’ın 5 şartı, ibadetlerin hepsi kabul edildiği için ve hedefler yok edildiği için. İşte Kur’ân, işte farzlar, işte ortadaki sonuç!

Dünyadaki başlangıç keşiflerinin hepsi, İslâm’a aittir. Sonra İslâm bu korkunç tuzaktan sonra tökezlemiştir. Ve de en geri ülkeler İslâm ülkesi olmuşlardır. Osmanlı’yı yok etmek en büyük hatamız olmuş. Ufukların Efendisi Osmanlı’yı yok etmişiz. Dîne karşı çıkmışız, Allah’a karşı savaş vermişiz. Ve Osmanlı İmparatorluğu’nun gelişme devrinde de duraklama devrinde de gerileme devrinde de dünyada en az suç işlenen ülke olmak vasfımızı hep korumuşuz. Ve şimdi dünyadaki en çok suç işlenen ülkelerden biriyiz. Osmanlı’yı yok eden başkaları değil. Biz yok etmişiz. Biz hanedanı bütünüyle ülkemizden kovmuşuz, onların bütün mallarına el koymuşuz. İnsanlara 2000 altın vererek, onları ülkeden dışarı göndermişiz. Bir süre sonra açlığa mahkûm etmişiz. Bir kısmı sefalet içinde ölmüş. Sevgili kardeşlerim, onun hesabını ödüyoruz şimdi. Bir cihan imparatorluğunun, dünyadaki en çok suç işlenen ülke haline gelmesi!... Bunun arkasında dîne karşı gelmek var. Birinci ve ikinci cihan harpleri, 200 milyon insanın ölmesine sebebiyet vermiştir. Sevgili kardeşlerim, bu korkunç tabloyu biz unutamıyoruz. Belki Osmanlı kanı taşıdığımız için unutamıyoruz.

Bir vakıa ile karşı karşıyayız. İslâm kalesinden, 7 burcun 7’si de sökülüp atılmış ve İslâm, İslâm’ın 5 şartı ile bitkisel hayata atılmış. İslâm’ın 5 şartı hiç kimseyi kurtaramaz. Allah’a ulaşmayı dilemeyen kişi, mutlaka cehenneme gideceği cihetle ve İslâm’ın 5 şartında Allah’a ulaşmayı dilemek diye bir kavram mevcut olmadığı cihetle, bütün İslâm âlemi cehenneme mahkûmdur. Ve anlattığımız ilim dünya tarafından henüz bilinmiyor. Öğrendikleri zaman bize gelecekler; bize ihtiyaçları olduklarını görecekler. Anlayacaklar ki; bu ilim herhangi bir insan tarafından bize öğretilmesi mümkün olmayan bir ilimdir. Çünkü herkes İslâm’ı unutmuş. Anlayacaklar ki; sadece Allah bunu bize öğretebilir.

Abd ile abid olmak arasındaki farkı, sadece Allah bize öğretti. Allah insanları, Allah’a abid olmak için değil; abid olarak bütün ibadetleri Allah’ın emrettiği biçim ve boyutta yerine getirerek Allah’a abd olabilmeleri için yarattı.

Gördünüz ki İslâm’ın 5 şartı vasıtadır. Kaldı ki o vasıtalarda da 2 tane eksiklik vardır. Birincisi zikir, ikincisi de Allah’a ulaşmayı dilemek. Onlardan birisi olmazsa; Allah’a ulaşmayı dilemek olmazsa zaten hiçbir çözüm getirilemez. Bütün insanlar cehenneme mahkûm edilirler. Sevgili kardeşlerim, şimdi anlaşıldı mı? İslâm’ın 5 şartı ile hiç kimsenin kurtuluşa ulaşamayacağı anlaşıldı mı?

Allah’a ulaşmayı dilemeyen bir kişi ne olur? Âyetle cevap verelim. Allahû Tealâ, şöyle buyuruyor:



-10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.


-10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).




Allahû Tealâ diyor ki: “Onlar kesinlikle (mutlak surette), muhakkak olarak Bize ulaşmayı dilemezler. (Ruhlarını ölmeden evvel Bize ulaştırmayı dilemezler.) Onlar dünya hayatından razıdırlar. Onlar dünya hayatıyla mutmain olurlar (doyuma ulaşırlar). Onlar, Bizim âyetlerimizden gâfil olanlardır. Onların (Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkesin) gideceği yer ateştir (cehennemdir).”

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, hâlâ ibret almayacak mısınız? Hâlâ Allah’ın dînini öğrenmemekle, öğretmemekle ısrar edecek misiniz? Anlamıyor musunuz? Dîninizi size unutturmuşlar. Biz mi? Biz vakti ile zaten dînsizdik. Dîn bizi hiç alâkadar etmezdi. Ama Allahû Tealâ bu dînden sıfır haberi olan, dîn hakkında hiçbir bilgisi olamayan kara cahili, bizi bu görevle görevlendirdi. Ama öyle olduğu için Allah’a çok hamdediyoruz, şükrediyoruz. Yani bir kara cahilken, dîn hakkında en küçük bir bilgisi olmayan bir insanken Allahû Tealâ’nın bize bu ilmi vermesi, bizim için şereflerin en büyüğüdür. Kâinatın en büyük şerefidir. Bir başka şey için daha şükrediyoruz. Biz bu ilimle teçhiz edilmiş olan birisi olsaydık, Allah’ın bize öğrettiklerini öğrenmekte büyük zorluklar çekeceğimizi şimdi idrak ediyoruz. Onun için bir kara cahil seçildi, dîn hakkında hiçbir kültürü olmayan bir zavallı.

İşte sevgili kardeşlerim, bir yerlere vardık galiba. Şunu açık ve net olarak görüyoruz ki; İslâm mahvedilmiştir. Hâlâ anlamayacak mısınız, benim sevgili dîn adamı kardeşlerim? Hâlâ dîne ne kadar büyük zarar verdiğinizi fark etmiyor musunuz? Bırakınız başka ülkelerdeki İslâm’ı yaşamayanları. Sadece bizim ülkemizde 70 milyondan fazla insan, şu anda cehenneme doğru akın akın gidiyor. Ve siz dîni bildiğiniz iddiasıyla (o cehenneme doğru yol alan insanlar arasınsa sizler de varsınız, çünkü anlattıklarımızı bilmiyorsunuz), o ehli sünnet vel cemaat âlimlerinin sizlere öğrettiği ilmi yeterli ve sizi kurtaracak boyutlar olarak kabul ediyorsunuz. Yanlış!... Herşeyi bir tarafa bırakınız; sadece Allah’a ulaşmayı dilemediğiniz için cehennemden kurtulamazsınız, şirkten kurtulamazsın, takva sahibi olamazsınız, küfürden kurtulamazsınız.

Anlamıyor musunuz beni sevgili dîn kardeşlerim, anlamıyor musunuz? Bize değil kendinize yazık etmiyor musunuz? Biz Allah’a kendimizi adamışız, insanların kurtuluşuna kendimizi adamışız. Bunun dışında hiçbir idealimiz yok. Ama bu, bizim hayatımızdan çok daha kıymetli bir olay. Bizi hayata bağlayan; cehenneme doğru yol almakta olan bunca milyon insanı kurtarma azmi, anlamıyor musunuz? Sadece bize mâni olmakla meşgulsünüz şu anda. Ne zaman kendinize geleceksiniz? Ne zaman bir vazifeniz olduğunu hatırlayacaksınız? Ne zaman bu insanların vebalini omuzlarınıza almaktan kurtulacaksınız? Kendinize yazık etmiyor musunuz? Bu 70 milyon insana yazık etmiyor musunuz?

Sevgili kardeşlerim, bu hakikatleri bile bile insanların, özellikle dîn adamlarının Allah’ın hakikatlerine sırtlarını çevirmesi, bizi duymazlıktan gelişi, bunca insanı (70 milyon insanı) cehenneme mahkûm etmesi ne kadar acı bir şey, biliyor musunuz sevgili kardeşlerim? Bir görevleri olduğunu ne zaman öğrenecekler? Görevlerinin insanları cehenneme mahkûm etmek olmadığını, onları cehennemden kurtarmak olduğunu ne zaman öğrenecekler? Onlar yanlışı söylüyorlar; doğruyu bilmiyorlar. Bizi işiten insanlar gidip onlardan soruyorlar, diyorlar ki: “Dîni bilenler sizsiniz. Bir adam çıkmış (bir deli) hem ukalâlık ediyor hem de adam üşütük. ‘Allah’a ulaşmayı dilemezsen cehenneme gidersin, küfürdesin, şirktesin vs…’ diyor. Doğru mu söylüyor?” El cevap: “Hayır, o bilmez. O sahte peygamberdir.”

Şeytan sizi bu kadar derinlere nasıl daldırabiliyor? Nasıl bu kadar soğukkanlı olabiliyorsunuz? Sizin insanınız; İslâm âlemi cehenneme doğru yürürken siz nasıl buna seyirci kalabiliyorsunuz? Nasıl vicdanınız sızlamıyor? Nasıl dîn adamısınız?

Sevgili kardeşlerim! Neler yapmadık ki? Onları seminerlere davet ettik; gelmediler. Konferanslar vermek istedik; kabul etmediler. Mahkemeye verdik; dînin ne olduğundan habersiz olan hâkimler, bizi haksız çıkardılar. Ne kadar korkunç bir tuzağın içersindeyiz, görebiliyor musunuz? Nasıl bir tuzak? İblis, nasıl bütün insanları cehenneme doğru yürütüyor, farkında mısınız? Adaleti sağlamakla mükellef olan insanların, dîn bilgilerinin eksik olması gayet tabiî bir olay. Ama dînlerini bilmeyen insanları bilir kişi olarak seçerek hakikati örtmeleri ve kararı yanlış vermeleri, bu kadar milyon insanın cehenneme gitmesine sebebiyet vereceği için önemli.

Biz, hayatı umurunda bile olmayan bir kişiyiz. Yaşamışız ya da yaşamamışız; o bizim için önem taşımıyor. Ölümden sonra ne olacağımızı biliyoruz. Ölümden sonrasını gördük. 7 kat gökleri gördük. Rabbimizi gördük. Bu ilmi O’ndan öğrendik. Şimdi bizim dîn adamlarına, “İslâm’ın 7 safhası nedir?” diye sorun. Hiçbirisi cevap veremez. Ama her söylediğimiz Kur’ân âyetleridir. Yetmez, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’le beraber bütün sahâbenin mutlak olarak yaşadıkları kesinlikle tespit edilmiş bir durumdur.

Öyleyse neden bahsediyoruz sevgili kardeşlerim? Sonuçlandıralım konuyu. İslâm’ın 7 safhası ve 4 teslimi, İslâm’ın 5 şartına değişilmiş. İslâm’ın 5 şartı sadece bir ibadettir. İbadet; bir insanın Allah’a ruhunu, vechini, nefsini, iradesini teslim etmesi için vasıtadır. Şimdi derler ki: İslâm’ın 5 tane şartı vardır arkadaş.” Eeee? “İslâm; Allah’a teslim olmaktır.” Güzel. “Biz de İslâm’ın 5 şartını evvelallah yerine getiriyoruz. Orta yoldayız biz. Öyle derinlere falan dalmayız.” Eeee peki? Siz şimdi İslâm’ın 5 şartını yerine getiriyorsunuz diye Allah’a teslim oldunuz mu? İslâm teslim olmaksa, teslim olmanız lâzım, öyle değil mi? “Tabiî, tabiî teslim olduk. Biz İslâm’ın 5 şartını yerine getiririz. İslâm da teslim olmak demektir. Öyleyse biz Allah’a teslim olanlarız. Çünkü biliyoruz ki; İslâm’ın 5 şartını yerine getiren ancak, Allah’a teslim olur.” “Çok güzel, hay Allah razı olsun!” diyoruz biz de. İyi de a benim sevgili, aziz muhterem kardeşlerim! Neyinizi teslim ettiniz? Kur’ân-ı Kerim’de 4 teslim geçiyor; ruhun teslimi, fizik vücudun teslimi, nefsin teslimi, iradenin teslimi. Sahâbenin hepsi bunların hepsini gerçekleştirmiş. Siz neyinizi Allah’a teslim ettiniz? Buna bugüne kadar hiç kimse cevap veremedi. Orada şaşırıp kalıyorlar, susuyorlar.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, işte dîn konusunda söz sahibi olan insanların dînlerini hiç bilmemeleri sebebiyle, o zaman acımanın ötesinde hiçbir şey yapamıyoruz. Ama gerçekten çok ağır bir yara ile yaralıyız sevgili kardeşlerim. 70 milyondan fazla insan, cehenneme doğru yol alıyor; bizim ülkemizde sadece. Bırakınız İslâm âlemini, sadece bizim ülkemizde, 70 milyondan fazla insanın cehenneme gitmesine sebebiyet veren bir ilim zihniyeti var. Nasıl üzülmezsiniz sevgili kardeşlerim, nasıl rahat eder vicdanınız?

Ey dîn adamları! Gerçekten vicdanınız rahat mı? Hanginiz bana diyebilirsiniz ki: “Hayır, onlar cennete gidecektir.” Hanginiz bana diyebilirsiniz ki: “Biz cennete gideceğiz.” Hayır, ne siz cennete girebilirsiniz, ne de o dîn öğretisinde hâlâ verdiğiniz fetvalarla, hâlâ hakkımızda söylediğiniz hükümlerle mâni olduğunuz o 70 milyon insan. Onların vebali cehennemde sizin omuzlarınızdadır ve orada iki elimiz yakanızda olacaktır.

Sevgili kardeşlerim, can dostlarım, gönül dostlarım, Allah’a sonsuz hamd ve şükrederiz ki; bir hüzün içersinde sözlerimizi tamamlıyoruz. İslâm’ın 5 şartı, İslâm’ı bütün ahalisiyle cehenneme sürükleyen kâinattaki en korkunç tuzaktır. İslâm’ın 5 şartı hedef değildir; vasıtadır. Hedef; ruhun, vechin, nefsin ve iradenin teslimidir. Allahû Tealâ’nın huzurunda hepinizi selâmlıyoruz, sevgili kardeşlerim ve huzurlarınızdan ayrılıyoruz
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 28-07-2008, 01:10   #2
salihanur
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Yanıt: İslamın 5 şartı,islamı yaşamak için yeterlimi

vuslat abi ya yazılarını okumak istiyorum ama o kadar uzun ki cüssesinden korkuyorum diye bir laf var ya aynen öyle...
bide bunların yazı tipini rengini falan değiştirsen ya da rengini ama en önemlisi konuyu parçalara ayırsan.çünkü önemli konular ve ben okumak istiyorum.
o senin sorunun deme lütfen...
bu benim için ciddi bi sorun ...
allah razı olsun...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-08-2008, 22:43   #3
Teğmen
 
Katılım Tarihi: May 2008
Yaş: 24
Mesajlar: 347
Varsayılan Yanıt: İslamın 5 şartı,islamı yaşamak için yeterlimi

s.a saliha nur kardeşim uzun yazmamdan maksadım konuun net bir şekilde açıklığa kavuşması dikkat ettiyseniz yazdıklarım genellikle başkalırın yazılarına ters düşüyor neden günümüzde çoğu el yazma kitaplar kurandaymış gibi gösteriliyor ama kurana ters düşüyor anlatıklarım hep kuran ayetleriyle inş doğruyu yanlıştan ayırmak için
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 11:06


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2009 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats