ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Akaid, Fıkıh, Tefsir


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 12-05-2007, 15:16   #1
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2007
Yaş: 20
Mesajlar: 4,720
Varsayılan Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar


Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar


1.Atalar dinine uymak
Kur'an'da ilahi mesaja karşı insanların gösterdiği olumlu ve olumsuz tepkiler,
çeşitli zamanlarda, çeşitli peygamberlerin/elçilerin şahsında örneklerle
anlatılmaktadır. Kur'an-ı katı/donuk bir fıkıh kitabı gibi algılamayan kafalar, onun
her çağdaki yaşanan sosyal hayatın dinamik bir portresini çizdiğini görecek, diğer
kıssalar gibi bu konudaki anlatımlarından da halen yaşadığı hayat için canlı ibret
tabloları çıkarabilecektir. Aslında insanların vahye karşı olumlu ve olumsuz grupta
toplayabileceğimiz çok çeşitli tepkilerinde hep ortak tavırların ön plana çıktığını
Kur'an bize göstermektedir. Olumlu grupta toplayacağımız tepkiler "işittik itaat
ettik..." biçiminde vahyi onaylama ve ona teslim olma noktasında toplanarak, bu
seçime uygun hayat
tarzıyla devam etmektedir. Olumsuz gruptaki tepkiler ise; çeşitli zamanlara, çeşitli
toplumlara veya fertlere göre değişen özellikler gösteriyorsa da (yalanlama, alay,
saptırma, duymazlıktan gelme, ret vb.) bunlar sebep değil birer sonuçtur. Olumsuz
tepkilerin asıl sebeplerinin evrensel özellikler taşıdığım Kur'an bize değişik
toplumlardan verdiği örneklerle göstermektedir.
Kur'an, Allah'tan mesaj getiren elçilere insanların çoğunlukla atalarının dinini ön
plana çıkararak karşı çıktıklarını vurgular. Birkaç örnek:


-Hz. Nuh kavmine "...Allah'a kulluk edin O'ndan başka ilahımız yoktur... (23/23)"
dediği zaman: "kavminin içinden ileri gelen inkarcı bir grup: Bu da sizin gibi
insandan başka bir şey değildir. Size üstün gelmek istiyor. Eğer Allah dileseydi
melekleri indirirdi. Biz ilk atalarımızdan böyle bir şey işitmedik.(23/24)" dediler.

-Ad kavmine de kardeşleri Hud (as)
gönderildi ve aynı mesajı ilettiğinde (7/65): kavmi ona "Dediler ki: Ya! demek sen
tek Allah'a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi bize
geldin?... (7/70)" şeklinde karşılık verdiler.

-Semud kavmine de kardeşleri Salih (as) aynı mesajı ilettiğinde (11/61): "Dediler
ki: 'Ey Salih, sen bundan önce bizim aramızda ümit beslenen bir kişi idin, şimdi
atalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi men mi ediyorsun?.... (l 1/62)" diye cevap
verdiler.

-Medyen'e de kardeşleri Şuayb (as) gönderilip aynı mesajı onlara iletti. (11/84)
Kavminin cevabı ise: "Ey Şuayb, dediler, senin salatın mı babalarımızın taptığı
şeylerden, yahut mallarımız üzerinde dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi emrediyor?
Çünkü sen yumuşak huylu ve akıllısın! (l 1/87)" oldu.

-Hz. ibrahim babasına ve kavmine; "neye tapıyorsunuz? (26/70, 21/52)" diye sorduğunda:

"Babalarımızı onlara
tapar bulduk. (21/53)" ve "babalarımızın böyle yaptıklarını gördük... (26/74)" diye
kendilerini savunmuşlardır.

-Musa (as) ve kardeşi Harun (as) açık ayetlerle birlikte Fir'avn ve adamlarına
gönderildi. (10/75) Onların cevabı ise:
"Sen bizi, babalarımızı üzerinde bulunduğumuz şeyden çeviresin de yeryüzünde
büyüklük yalnız ikinizde kalsın diye mi bize geldin?... (10/78)", "...îlk atalarımız
arasında böyle bir şey işitmedik. (28/36)" şeklinde olmuştur.

-Yusuf (as) zindandaki arkadaşlarına inançlarının yanlışlığını; "siz O'nu bırakıp
ancak sizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimlere tapıyorsunuz.. (12/40)"
şeklinde izah etmiştir.


-Özelde Mekke müşriklerine ve tüm çağdaşlarına genelde bütün çağlara ve insanlara
hitap eden Hz. Muhammed (a.s.) de bu "değişmeyen tepki" den payını almıştır. "Onlara
açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: 'Bu, sizi
babalarınızın taptığından çevirmek isteyen bir adamdan başka bir şey değildir..."
(34/43)

Atacılığın, kabilecilik ve soyuyla övünmenin, örf adet ve geleneklere sıkı sıkıya
bağlılığın timsali diyebileceğimiz Mekkeli müşrikler Resul'ün getirdiği vahye
şiddetle karşı çıkmışlardır. "Çünkü onlar atalarını sapıklıkta buldular. Kendileri
de onların izlerinde koşturuyorlar. (37/69-70)" Müşriklere atalarından kalan saçma
sapan örf ve adetleri din yerine koymayı, üstelik bunları Allah'a isnat ettirmeyi
bırakın.
(5/103)

"Allah'ın indirdiğine ve Resul'e gelin! dense babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey
bize yeter! derler. Babaları hiçbir şey bilmeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsa
da mı? (5/104, 2/170, 31/21)" Müşriklerin mesaja karşı çıkarken gösterdikleri
tepkilerde dikkat etmemiz gereken önemli bir nokta vardır: Onlar doğrudan Allah'ı
inkar etmek yerine, "bir kötülük
yaptıkları zaman: babalarımızı bu yolda bulduk, Allah da bize böyle emretti...
(7/28)" şeklinde davranışlarım savunuyorlardı. Kur'an bu savunmaya; "...Allah
kötülüğü emretmez..." (7/28) şeklinde karşı çıkarak; "... Allah'a karşı bilmediğiniz
şeyleri mi söy¬lüyorsunuz? (7/28)" diyerek onlara bu konudaki delillerini soruyordu.
Müşrikler atalarım o derece ön plana çıkarmaya çalışmışlardır ki; işi: "...doğru
iseniz babalarımızı getirin... (45/25)" demeye kadar vardırarak atalarının
diriltilerek getirilmesini talep etmişlerdir. Allah bu inatçılık karşısında Resulüne
bunun "değişmeyen bir tepki biçimi" olduğunu hatırlatmıştır:



"Şunlarm taptıklarından hiç kuşkun olmasın. Onlar da önceden atalarının taptığı gibi
tapıyorlar. Biz onların da paylarını eksiksiz vereceğiz, (l 1/109)"

Yüce Allah atacılığın değişmez ve evrensel bir tepki biçimi olduğunu şöyle
vur¬gulamaktadır: "işte
böyle, senden önce de hangi memlekete uyarıcı gönderdiysek mutlaka onun
varlıklıları: biz babalarımızı bir yol üzerinde bulduk, biz de izlerine uyarız
dediler. Ben size atalarınızın üzerinde bulunduğundan daha doğrusunu getirmiş olsam
da mı? dedi. Dediler ki: doğrusu biz seninle gönderileni tanımıyoruz. (43/23,24)"
Bütün peygamberlerin karşılaştığı tepki aynı idi: "...Siz bizim gibi bir insandan
başka bir şey değilsiniz. Bizi atalarımızın taptığından çevirmek istiyorsunuz. O
halde bize açık bir de¬lil getirin! dediler. (14/10)"


Atacılığın günümüz toplumunda da pek fazla bir değişiklik göstermeden önemini
koruduğu bir gerçektir. Konu, Kur'an'da görüldüğü gibi geçmiş toplumların yaşayan
dinlerinin dindarları ile vahye tabi olan Resul ve beraberindekiler arasında nasıl
hararetle tartışılıyorsa; bugün de toplumun atalardan tevarüs eden dininin
dindarları ile vahye tabi olanlar
arasında tartışma aynı hızla devam etmektedir. Toplumumuzda îslam olduğu söylenen
bir din ve kendilerine Müslümanım diyen insanlar vardır. Yaşadıkları dinin Allah'ın
dini olduğunu iddia etmekle kalmaz, Resul'ün izinden gittiklerini ifade ederek
kendilerince durumlarını haklı göstermeye çalışırlar.

Oysa bütün davranışlarında vahyi değil atalarım önplana çıkarırlar. Allah'ın vahyi
apaçık ortada olduğu halde yaşadıkları dini sorgulama gereği bile duymazlar. Çünkü
bu işi kendileri adına kendilerinden öncekiler fazlasıyla yapmıştır. Vahye ters
düştükleri noktalar kendilerine hatırlatıldığı zaman daha önce yaşamış alimleri ve
onların eserlerini vahyin karşısına dikerek kendilerini savunmaya ve haklı
göstermeye çalışırlar.
Atacılık vahy karşısında nasıl değişmez evrensel bir tavırsa, her çağda ve her
coğrafyada vahyin yaşayan dinamiğine sarılmak ta müminlerin bir tavrıdır.



(Kur'an) insanlara (kurtuluş yollarını gösteren) delillerdir; kesin olarak
inananlara kılavuz ve rahmettir. (45/20)" Atacılık Kur'an'ın onaylamadığı bir
davranış biçimi olarak insanları hiçbir zaman kurtuluşa götürmeyecektir.

Sonuçta kısaca belirtmemiz gerekirse; ortalama zekaya sahip (akleden) her insanın
Allah'ın vahyini anlayabileceğine ve onun kendisini mutlaka doğru yola
ulaştıracağına samimiyetle inanan ve bu yolda cehd gösterenlerin Allah'ın va'dine
ulaşacağı kesindir.[1]
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-05-2007, 15:19   #2
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2007
Yaş: 20
Mesajlar: 4,720
Varsayılan Ynt: Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar

2.Kitab'a parçacı yaklaşım


Bu Kur'an'a bölücü bir yaklaşımdır. Bu anlayış kitabı parçalara ayırıyor. "Namaza
yaklaşmayınız" örneğinde olduğu gibi. Ya da sizden olan kısmı okunmadan emir
sahiplerine itaat edümesi örneği gibi... 2/84-86 15/90-91 23/53

Kur'an her zaman ve mekanda okunup, anlaşılması gereken bir kitap olduğundan, buna
göre bir diziliş ve
örgüye sahiptir. Kur'an'ın bir yerinde bulunan bir ayet, başka yerlerdeki ayetlerle
çoğu zaman ilişkilidir. Üzerinde durulan konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bu
ilişkilerin bulunması ve gerekli bağların kurulması gerekir.

Kitab'a parçacı yaklaşıldığı zaman; ayet çerçevesi, siyak ve sibak çerçevesi ve
Kur'an'ın bütünlüğü çerçevesi gözardı ediliyor. Haliyle ortaya çıkan mana, Kur'an'ın
öngördüğü mana olmaktan uzak bir manadır.



3.İnsanın kendisi


Kur'an okumak, hakkında konuşmak ve yazmak çok farklı şeylerdir. Kur'an'ı anlayıp,
hayata uygulama azmindeki samimi ve gayretli insanların, ondan yararlanabilmeleri
için, Kur'an'da belirtilen insana özgü bazı olumsuzluklardan uzak olması
gerekmektedir. Bu olumsuzlukların terkedilmesi; çalışmanın ve yararlanmanın,
istenilen amaca ulaşması açısından önemlidir. İnsana özgü olumsuzluklardan
bazıları şunlardır:

Cedelcidir (18/54), cahildir (33/72), acelecidir, bir şeyin doğruluğunu bilmeden
hareket eder (49/6). Bilgisi olmadığı şeyleri konuşur (3/66, 17/36). Anlamadan bir
şeyi yalanlar (27/84). Anlatılanı, doğru delile dayandırmama özelliklerine sahiptir.


4.Önyargılı Yaklaşmak

Heva ve hevesin etkisinden kurtulamayan bir zihniyetin Kur'an'ı
doğru bir şekilde anlaması mümkün değildir. Böylesi bir zihniyet bilinçli ya da
bilinçsiz Kur'an'ı tahrif ediyor demektir.
Önyargılardan kurtulamayanlar, Kur'an ayetlerini kendisinin müntesibi olduğu
mezhebin, ekolün, cemaatin ilkelerine göre yorumlayarak tahrif etmektedirler. Tarih
boyunca tahrifçilikle meşhur olanlar Yahudilerdir. Yahudi ve Hıristiyanların din
adanılan kendilerine indirilen kutsal kitaplardan hoşlarına gitmeyen yerleri arzu ve
menfaatlerine uygun bir şekilde
değiştiriyorlardı. Kutsal kitapları kendi elleriyle tahrif eden ve bu kitaplara en
büyük darbeyi vuran bu din adamları, toplumları ateş çukurunun kenarına sürükleyen
zümre olmaları hasebiyle Allah'a karşı en büyük haksızlığı yapmışlardı.
"Yahudilerden öyleleri var ki kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar.." (4/46)


Kur'an'ı tahrif etmek için Yahudi veya Hıristiyan olmak gerekmiyor. Kur'an'ın
özellikle bu konu üzerinde yoğun bir şekilde durması Yahudilik ve Hıristiyanlığın
muharref bir din olduğu kadar kötülenen bir ahlak da olduğunu beyan içindir. Ve
müminlerin bu ahlakla ayaklanmamaları için Allah tarafından uyarılmışlardır. Allah,
inanmayanların genel mantığını şöyle açıklamaktadır. "Onların size inanmalarını mı
umuyorsunuz? Onlardan öyle grup vardır İd Allah'ın kelamını işitip akıl erdirdikten
sonra bile bile onu değiştirirlerdi." (2.Bakara: 75) Ayrıca Maide Suresinin 13, 41.
ayetleri de tahrifçi zihniyetin vasıflarım detaylı bir şekilde ortaya sergilemektedir.
Bu konu ile ilgili rahmet Ali Şeriati şöyle diyor:

"Bir tez ve bir ilmi görüş çıkardığımda veya inandığım bir mektepten bir söz
naklettiğimde; eğer Kur'an'ın uygun, büyükçe bir suresini, bir ayetini alıp, o
konunun altına yazar, ona dayanırsam, bu Kur'an'j kendi fikrimi ispatlamak yolunda
kullanmam demektir. Kur'an, daima böyle bir araştırma ve tebliğ yönteminin kurbanı
olmuştur. Kur'an, daima buyruklarımızı -ne olursa olsun- ispatlamak için bir alet
olmuştur.

Hiçbir zaman, hiç kimse, her şeyi, -mezhebi, ilmi, edebi- bütün zihniyatını ve
bilgisini bir tarafa fırlatıp; önceki görüşlerinden arınmış bir zihinle Kur'an'a
yönelmemiştir. Söylediğime uygun bir hadis vardır: "Her kim Kur'an'ı kendi görüşüyle
tefsir öderse, yeri ateştedir." Bu "görüş"e "akıl" dediler, yani her kim Kur'an'ı
aklıyla tefsir ederse..! Öyleyse neyle tefsir edeceğiz? Akılsızlıkla mı? Şu an
yaptığımız gibi mi? Hakikati, sözü, söz naklini, ayet veya rivayeti anlamak, tefsir
etmek, doğru tanımak için akıldan başka bir yolumuz yok.


Sonra hayır diyorlar, bizim maksadımız her ayetin altına imamdan bir rivayet
getirmektir! Efendi yoksa bu rivayeti de akılla seçmek gerekmez mi? Bu ayetin
tefsiri olan rivayeti aklımızın seçmesi, anlaması gerekmez mi? Bunu ayetin altına
getir sonra da bu ayetin manasının bu olduğunu anla?!! Akılsız adamın başına
istediğin kadar ayet, istediğin kadar rivayet döksen yine de fayda etmez. Sağırlara
çağrını işittiremezsin. Hele bu sağır ve dilsiz insan, o sesi, çağrıyı anlamıyor,
duymuyorsa bu adamın canı sıkılır, sinirlenir, senden bezer ve kaçar, sırtını döner.
Artık peygamberin kendisi bile ona bir şey duyuramaz.

Öyleyse mesele Kur'an'ı "görüş'le tefsir
etmemektir. "Görüş" ne demek? Yani daha önceki fikir ve inançlarımız, önce filan
ilmi, kimyevi, fiziki, fıkhi, mezhebi görüşe inanıyor, ondan sonra gidip Kur'an'da,
önceki görüş ve inancımızın ispatı peşinde dolaşıyoruz, îşte bu yüzden bakıyoruz ki
insanlar, hangi düşünceleriyle Kur'an'a yaklaşmışlarsa o düşünceden olarak
çıkıyorlar.


Şii yaklaşan Şii, Sünni yaklaşan Sünni, Vehhabi yaklaşan Vehhabi, Cebri yaklaşan
Cebri, Nasibi yaklaşan Nasibi, İhtiyari yaklaşan İhtiyari çıkıyor... İyi ama o halde
Kur'an ne yapıyor? Bu farklı ve çelişkili görüşlerin hepsini Kur'an doğruluyor mu?
Bütün bunlar görüştür ve görüşle yapılmış tefsirlerdir. Öyleyse nasıl olmalıyız?
Önceki bütün görüşlerden arınmış, veraset yoluyla veya zorla yüklenmiş bütün önceki
inançlardan temizlenmiş bir akıl; idmanlı, uyanık bir zihin olarak; mantıklı,
kudretli, uyanık, mana çıkarıcı ama daha önceki herhangi bir
görüşü ispatlamaya taassubu ve taahhütü olmayan bir yaklaşımla, Kur'an'a gitmeli ve
Kur'an'ın içinden neyin ne olduğunu görmeli ve çıkarmalıdır."[2]

Rahmetli Mevdudi de: "Kur'an açık ve tarafsız bir kafa ile okunmalıdır. Kur'an'ın
vahiy olduğuna inansın ya da inanmasın, bir kimse mümkün olduğu kadar, onun lehinde
veya aleyhinde sahip olduğu önyargıların tümünden zihnini temizlemeli, önceden
edindiği tüm fikirleri yok etmeli ve bundan sonra sadece anlamak amacıyla ona
yaklaşmalıdır. Kendi önyargılanyla Kur'an'a yaklaşan kimseler, saratırlar arasında
kendi düşüncelerini okurlar ve bu nedenle Kur'an'ın iletmek istediği mesajı
kavrayamazlar." diyor.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-05-2007, 15:23   #3
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2007
Yaş: 20
Mesajlar: 4,720
Varsayılan Ynt: Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar

5.Kur'an'ın nuruyla aydınlanmamış akıl / Aklını Kullanmamak

Kur'an'ın tanımladığı akıl, sözlerin içerisinden en güzel sözü seçerek hidayet
bulandır. Veya sağduyu ve sezinin diğer adıdır.
(Zümer: 18). Aklın zıddı olarak da "beyinsiz" (Bakara: 13) kelimesi kullanılmaktadır.

İslam'a karşı kültürlerin tezgahından geçerek, şekillenen ve bir takım önyargılar
kazanan aklın, Kur'an ayetlerini gerçek manasıyla anlaması mümkün değildir. Eğer bu
kişi bu yapıdaki aklını kendisine rehber edinirse, haliyle Kur'an ayetlerinden bir
çoğunu anlayamayacaktır ve reddetmeye kadar varacaktır. Müslümanlar arasında da bu
sorun yaşanmıştır ve "akıl" "nakil" çatışması olarak varlığını hissettirmiştir.

Fakat "akıl" kelimesinin, Kur'an'daki kullanımına baktığımızda selim aklın veya
Kur'an'ın kabullendiği aklın Kur'an'la çelişmesi mümkün değildir. Çünkü selim aklın
ve sahih naklin kaynağı birdir. Kaynağı bir olan bu iki unsurun çelişkiye düşmesi
sünnetullaha aykırıdır.


Ayrıca Kur'an'ı anlamak için aklını kullanmayanlara da Allah pislik verir. (10/100)


Kur'an tarandığında

yanlış yaklaşım ile ilgili ayrıca şu konularla da karşılaşılır: Hükmü çarpıtmaya
çalışmak (10/15 7/162 41/40), hükmü aleyhe görerek karşı çıkmak. Örnek:
infak...(5/70), hükmü gizlemek ( 2/174-175 3/187 3/71 2/159), kitabı terketmek
(25/30), ilahi kelamı beşer sözü kabul etmek (6/91; 25/4; 36/15), öğüt almamak
(6/50; 12/105), hiç bir ilme dayanmadan tartışmak (6/25; 18/54).

Bilindiği gibi son zamanlarda Kur'an-ı Kerim'e ciddi bir eğilim gözlemlenmektedir,
îslami dirilişin kaynağı olan bu kitap gündemleşmektir. Bu islam düşmanlarını
korkutmaktadır. Bu çerçevede Kur'an'a yönelen bu ilgiyi köreltmek için, bir kısım
çabaların varlığı görünmektedir. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir:


1.Ondokuzculuk, "Yalnız Kur'an" ve "Rasullük" iddiası


"Amerika'da ikamet eden Reşad Halife isimli bir araştırmacı, Siyonizm işbirlikçisi
Bahailerden aldığı
cifr hesabına benzeyen ondokuz harf formülasyonunun aldatmacasıyla Kur'an üzerinde
ilgi çekmeye başlamıştı. Bu tezi geleneksel hurufîlik ve cifr kültürü ile yetişen
Edip Yüksel, yemlik iddiasıyla Türkçe'ye kazandırdığında en başta geleneksel
ke¬simden büyük ilgi gördü. Bu şekilde kitlelerin ilgisini çeken Reşad Halife'nin ve
bağlısı olan Edip Yüksel'in söylemi Türkiye'deki İslami camialar arasında
gündemleşti.

Ancak Edip Yüksel'in taşıdığı söylem daha sonra ondokuz hurafesiyle Kur'an'ın bazı
ayetlerini iptal etmeye kalkıştı. Ayrıca Kur'an'ın kesin haberle bize aktanlışım ve
Rasul'ün zaman ve mekanı aşkın uygulamalarım reddeden bu söylem, "yalnız Kur'an"
sloganıyla ve "Rasul" kavramım saptırarak Kur'an'ın çağdaş taşıyıcılarının "Rasul"
olabileceği ve vahiy veya ilahi işaretler alacağı iddiasıyla çağdaş batıniliğin
temsilcisi oldu. Ve Edip Yüksel sayesinde Kur'an'la irtibata geçen
kişilerde önemli bir zihin bulanıklığı ve kitlelerde de Kur'ani bilinçlenme süreci
üzerinde şüpheler uyandırdı. İnsanlar, Reşad Halife'nin batini söylemiyle
gündemleşen "Yalnız Kur'an" vurgusuyla "Temel Kaynak Kur'an" tespiti arasındaki
farkı uzun süre birbirine karıştırdılar. Bu, aynı zamanda samimi niyetlerle Kur'an
çalışmaları yapan bazı ders halkalarında da oluşan temel bir hataydı. Ancak süreç;
hadis, akaid, fıkıh, tarih, siyer vd. bilgileri değerlendirmede Kur'an'ı temel
belirleyici edinen, Kur'an'ın her türlü tuğyan ve egemen zulme karşı tavrını
sosyalleştirmeye çalışan Müslümanlar lehine işledi. Sistemin zulmü dururken hayatın
kenarında kalan "ilginç sorular'la insanları Kur'an adına oyalayan sözkonusu batini
hareketin Kur'ani bilinçlenme çabalan üzerine düşürdüğü gölge İslami kamuoyunda
tasfiye edildi.


  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-05-2007, 15:24   #4
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2007
Yaş: 20
Mesajlar: 4,720
Varsayılan Ynt: Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar

2.Kur'an'ı Modernizmin Aracı Kılma


Çabasıİslam modernizmi, 12 Eylül rejiminin üretmek istediği bir gündemdi. Kur'an
ayetleri ve diğer İslami birikimi üst entellektüel bir söylem kullanarak
ulus-devleti, laikliği, demokratlığı ve batılı yaşam tarzını meşrulaştırmaya çalışan
bu akım, İslam'ı sadece bir inanç sistemi ve Kur'an'ı da bir ahlak kitabı olarak
göstermek istiyordu, ilk cumhuriyet uygulamalarında baskı ve şiddetle oturtulan
laiklik ilkesini, geleneği aşmak konusunda bir imkan olarak gören Fazlurrahman tipi
uzlaşmacı-modernist akademisyenler hiç bir zaman müstekbirler, firavuni yöneticiler
ve modern yaşamın ifsadı karşısında tavır sahibi olmadılar. İslam modernizminin
Kur'an'ı bir ahlak kitabına indirgemeye çalışıp da, çağdaş zulüm, sömürü ve
ahlaksızlık karşısında tavır almamaları önemli bir ahlaksızlık ve iki yüzlülüktü.

İslam'ı, Kur'an ayetlerini eğip bükerek hayata müdahale eden siyasi söyleminden
arındırmaya çalışan bu akım; Kur'an'dan yararlanma yöntemine, ve İslam kültürünü
tahkik etmeye yönelik çalışmalarıyla ilgisini çektikleri Kur'an'a yönelen insanların
ilgi alanlarını daraltmaya ve Kur'ani bilinçlenme potansiyelini rejim adına kontrol
altına almaya çalışıyorlardı.
Bazı samimi kişileri bilgi güçleri ile etkileyen bu akımın genellikle ilahiyat
mensubu temsilcileri, kurulu düzene ve emperyalist emele hizmet eden yaklaşımlarını
"bilimsellik" maskesiyle gizleyerek özellikle Kur'ani ilimlere meyleden genç kuşağı
bugün de aldatmaya çalışmaktadırlar. Ancak Kur'an'ın zorba ve müstekbir güçlere
karşı açık mesajım örtmeye-saptırmaya çalışan bu akımın "bilimsellik" yutturmacası
gittikçe sadece laik ve îslam karşıtı güçlerin nezdinde itibar kazanmaktadır.


3."Kur'an İslam'ı" Terkibi ve Saptırıcılarîslam, "sabit" ve "değişebilir"

ilkeler
bütünlüğünde yaşanılan bir dindir. Onun değişebilir yanı zaman ve mekanla kayıtlı
olan kültürü ve medeniyeti oluşturan bir dinamizmi içerir. Ancak İslam kültürü de
İslam medeniyeti de zaman, mekan ve insan aklı ile sınırlı bir üretimdir. İslam,
kültürün üretilmesine karşı değildir. Ancak üretilmiş olan, vahiyle "iletilmiş" olan
sabit ölçülerin bir açılımı olmalı veya açık nasslarla çelişmemelidir.

Yoksa Kur'an'ın sabit-evrensel ilkelerini ölçü edinememiş bir kültür, yorum veya
medeniyet İslam'la vasıflandınlsa bile îslami değildir ve Kur'an'ın mesajım
perdeleyen büyük bir aldanış oluşturmaktadır.

Muharref geleneğin, uzlaşmacı tutumların İslam'la vasfedildiği veya îslami uyanışın
"Siyasal İslam", "Radikal İslam", "İslamcılık" terkipleriyle karalanmaya çalışıldığı
son dönemlerde, İslami kültürü modern ve geleneksel tahrifattan arındırma,
Müslümanları sahih bir kimliğe ve
tevhidi hedeflere yöneltme azmiyle kullanılmaya başlanılan "Kur'an İslam'ı" ifadesi
kitlelere tevhidi gerçekleri gösterme açısından önemli bir imkan oluşturuyordu.


"Kur'an'daki İslam", "Kur'ani îslam" vurgulanyla da zikredilmeye çalışılan "Kur'an
İslam'ı" terkibi dinimizin temel kitabım ölçü edinmeyi esas alan; din adına ortaya
konan her türlü fikir ve eylemin Kur'an'la uyum içerisinde olması gerektiğini
hatırlatan bir kullanımdı. Esasında saf ve net bir tanımı içeren "îslam" kavramının
îslam olarak; "Müslüman" kavramının Müslüman olarak kullanımı yeterliydi. Ama
"Müslüman" kavramının "muvahhid", "gerçek", "tevhidi" gibi sıfatlarla kullanılması
kitleler nezdinde anlam kaymasına uğrayan değerini düzeltme kaygısı taşıyordu ve bu
kaygı îslam konusunda da "Kur'an îslam'ı" terkibini oluşturmuştu.
"Kur'an îslam'ı" terkibinin kitleleri îslami mücadeleye sevketmede kaynak ve usul
sorununu aydınlatması açısından kullanım elverişliliği egemenlerin ve Samiri
misyonuna endekslenmiş bazı ilahiyatçıların hemen ilgisini çekti. Devlet eliyle
Milli Güvenlik Kurulu'nda, MGK Genel Sekreteri ve bazı ilahiyatçılarla "Kur'an
İslam'ı" terkibinin sisteme karşı olmaktan çıkartılıp, devletin çıkarları
doğrultusunda nasıl kullanılacağıyla ilgili bir divan oluşturuldu. Ve bundan sonra
Kur'ani nasslardan kalkılarak muharref geleneğin bid'at ve hurafeleri aşağılayıcı
bir üslupla eleştirilirken; laik, ulusçu, vatancı, devletçi tezler "Kur'an İslam'ı"
terkibiyle rasyonalize edilip Kur'an'ın bildirdiği değerlermiş gibi gösterilmeye
çalışıldı. "Kur'an İslam'ı" artık düzen tarafından benimsendi ve her türlü îslami
gelişme karşısında medyatik bir saldın aracı haline getirildi. Samiri kılıklı
ilahiyatçıların Kur'an bilgisinin imkanlarıyla şekillenen ve uluslararası egemen
sermayenin ve
emperyalistlerin Türkiye taşeronluğunu yapan Lions ve Rotary kulüpleriyle Anadolu
halkına taşınan bu söylem, insanları Kur'an'la aldatmaya başladı. Ancak bu
saptırılmış çizginin İslami duyarlılık taşıyan camialar arasında değil de, modem
yaşamı benimsemiş laik kesimler arasında yaygınlık kazanabilmesi bozguncu etkisini
sınırlandırmaktadır.

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-05-2007, 15:27   #5
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2007
Yaş: 20
Mesajlar: 4,720
Varsayılan Ynt: Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar


4.Kur'an'm Anlaşılmasını Uzmanlaşma Kıskacına Hapsedenler


Kur'an anlaşılan bir kitaptır. Anlaşılmasında uzmanlık gerektiren bazı kelime ve
terkipler hariç mesajı apaçık olan bir kitaptır. Onun mesajını yüklenmek ve
şirk-tevhid çatışmasında rol üstlenmek yerine detay konuları abartanlar, Kur'an'ın
yaşadığımız ortamdaki egemenlere, hukuki, ekonomik, siyasi yapıya yönelik olarak
Müslümanlara nasıl bir görev yüklediğini gizlemeye çalışmaktadırlar. Kur'an'ın
hayatla irtibatı üzerinde durmayan ve sadece usuli
ve detay konularda yoğunlaşan bu resmi ve sivil Kur'an akademisyenlerinin dikkatle
izlendiğinde siyasal anlamda sığınmacı-uzletçi suskun bir tablo çizdikleri
görülecektir. Bunlardan iyi niyetli olanlar ise îslami mücadeleyi, zulüm ve şirk
düzenine karşı üstlenilmesi gereken İslami şahitliği sürekli erteleyici bir tavır
içine girmektedirler. "Siyasal İslam" ve "Radikalizm" eleştirilerini İslami
çevrelerde tartışma gündemine getirmeyi çokça seven bu kesim, hayatın öncelikli
sorunlarından uzaklaşarak yaptıkları Kur'an araştırmalarıyla samimi insanların
ilgilerini tevhidi bütünlükten koparmakta ve usuli meselelerle
sınırlandırmaktadırlar. Anlaşılanları önemsemeyen bu tavır, ilgileri ihtilaflar
üzerinde kilitleyip enerjilerin dar konularda deşarjına ve uyuşturulmasına neden
olmaktadır."[3]


Kur'an'ın anlaşılması için bilinmesi gereken epey sayıda bir ilimden
bahsedilmektedir. Örneğin,
hicri IX. yüzyılda yaşamış tefsir usulcülerinden Ebu Abdullah el-Kafiyeci(h. vef.
879), şunları saymaktadır:





Birincisi: Müfred lafızların konuldukları manaya, asıl itibariyle delaletlerini
bilmektir. Bu da Lügat İlmidir.

İkincisi: Bazı müfred lafızların diğerleriyle olan münasebetlerini bilmektir ki bu
da İştikak İlmidir.

Üçüncüsü: Yapısı ve tasrifi bakımından müfred lafızlara arız olan hükümleri
bilmektir ki bu da Sarf İlmidir.

Dördüncüsü: Mananın aslına delaleti bakımından terkib itibariyle lafızlara arız olan
i'rab hükümlerini bilmektir ki bu da Nahiv İlmidir.

Beşincisi: 'Mananın manası' diye tabir olunan, mananın aslı için lazım olanı ifade
etme yönünden kelamın terkiblerinin özelliklerini bilmektir ki bu de Meani İlmidir.

Altıncısı: Delaletin açık veya gizli, ziyade veya noksan olmasından meydana gelen
ihtilaflar bakımından kelamın
terkiblerinin hususiyetlerini bilmektir ki bu da Beyan İlmidir.

Yedincisi: Manevi ve lafzi güzelliklerle sözü güzelleştirme yönlerini bilmektir ki
bu da Bedi' İlmidir.

Sekizincsi: Kur'an'ın zatına taalluk eden şeyi bilmektir ki bu da Kıraat İlmidir.

Dokuzuncusu: Kur'an ayetlerinin nüzul sebeplerine taalluk eden şeyleri bilmektir. Bu
bilgi, nüzul sebepleri hakkında tedvin edilmiş kitapları mütalaa ile mümkün olur.

Onuncusu: Peygamberlere ve geçmiş zamanlara ait, Kur'an surelerinin ihtiva ettiği
kıssaları şerhetmektir ki bu da Asar ve Haberler İlmidir.

Onbirincisi:
Hz. Peygamber'den (s.a) ve vahye şahid olan sahabeden, ittifak ve
ihtilaflı olarak nakledilen, mücmeli beyan veya mübhemi tefsir eden hadislerin
zikridir ki bu da Hadis ilmidir.

Onikincisi:
Nasih ve mensubu, umum ve hususu, mücmel ve mübeyyeni, muhkem ve
müteşabihi, zahir ve müevveli, mantuk
ve mefhumu / iktiza, işaret ve delaleti, icmaı ve şer'i kıyası, kıyasın nerelerde
sahih olup olmadığını bilmektir ki bu da Usul-i Fıkıh ilmidir.

Onüçüncüsü: Dinin ahkam ve adabı ile nefse, akrabaya ve reayaya ait olan üç siyaset
adabını bilmektir ki bu da Fıkıh ve Ahlak ilmidir.

Ondördüncüsü: Akli delilleri, hakiki burhanları, taksim ve tahdidi, akli olanlarla
za¬ruri olanlar arasındaki farkı ve bunlar gibi olan diğer şeyleri bilmektir ki bu
da Nazar ve Kelam İlmidir.
Onbeşincisi: Mevhibe ilmidir. Bu öyle bir ilimdir ki Allah Teala, ilmiyle amel
edenleri ve Allah'tan sakınıp ihsanda bulunanları ona varis kılar. (Kafiyeci, 1989:
52-53)"[4]
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-05-2007, 15:28   #6
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jan 2007
Yaş: 20
Mesajlar: 4,720
Varsayılan Ynt: Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar

5.Tarihselcilik ve Görelilik İddialarıyla Kur'an'a Bilimsellik Zırhı içinde Saldıranlar
"Kur'an'ın muhkem hükümlerini ve evrenselliğini geçersiz kılmaya yönelen
"tarihselcilik" ve "görelilik"
yaklaşımları, oryantalistlerin Kur'an hakkında ve Müslümanların temel inançlarında
şüphe uyandırmak üzere gündeme soktukları tartışmalardır.

Kur'ani mesajı yaşamlaştırma gayretini taşımayan bazı yerel Kur'an araştırmacıları,
oryantalistlerin bilgi gücü karşısında düştükleri aşağılık duygusunun bir ürünü
olarak bu tezleri çeviri-telif ağırlıklı bir çabayla Türkiye'deki Kur'an
çalışmalarına ilgi duyan genç kuşağın gündemine sokmaya çalışmaktadırlar. "Türk
İslam'ı", "Ilımlı İslam", "Toplumsal Uzlaşı" hedefleri için elverişlilik taşıyan ve
Kur'an'ı tarihsel verilerle tanımlamaya çalışan bu çabalar, en başta Kur'an'ın sabit
olan metnine, evrensel hükümler taşıyan nasslarına karşı kesin bir inançsızlık
beslemektedirler.


Bu söylemin kitlesel boyutu yoktur. Ancak İngiliz emperyalizminin dostu Sir Seyyid
Ahmed Han'dan bu yana geliştirilmeye çalışılan ve İslam düşmanlannca
desteklenen bu çizginin en önemli hedefi, Kur'an merkezli îslami harekete ilgi duyan
genç kuşağı temel değerleri konusunda şüpheye düşürmek ve bireyciliği
yaygıınlaştırmaktır."

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-05-2007, 18:21   #7
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jan 2007
Yaş: 45
Mesajlar: 1,568
Varsayılan Ynt: Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar

Selamün Aleyküm;ALKISLIYORUM........



Not;Muhtesemdi...
Bu kadarini beklemiyordum o nedenle yorumsuz olarak sadece alkisliyorum,
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-05-2007, 20:38   #8
Yüzbaşı
 
Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 599
Varsayılan Ynt: Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar

Özet ve güzel bi açıklama...
Kafir küfrü ile aşikardır ama münafıklar ve münafıklık en tehlikelisi .Artık günümüzde o derece olmuşki bunu müslümanlığı savunma kisveti şeklinde yapıyorlarya...
Allah cc Cümlemizi bunlardan korusun...AMİN
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-05-2007, 20:49   #9
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jan 2007
Yaş: 45
Mesajlar: 1,568
Varsayılan Ynt: Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar

Selam,yanit 1 de cok güzel...Ellerine saglik...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-05-2007, 20:51   #10
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jan 2007
Yaş: 45
Mesajlar: 1,568
Varsayılan Ynt: Kitab'a Yanlış Yaklaşımlar

Selamün Aleyküm,Yanit 1 in surasi can alici yeri vesselam;


Alıntı:
4.Önyargılı Yaklaşmak

Heva ve hevesin etkisinden kurtulamayan bir zihniyetin Kur'an'ı
doğru bir şekilde anlaması mümkün değildir. Böylesi bir zihniyet bilinçli ya da
bilinçsiz Kur'an'ı tahrif ediyor demektir.
Önyargılardan kurtulamayanlar, Kur'an ayetlerini kendisinin müntesibi olduğu
mezhebin, ekolün, cemaatin ilkelerine göre yorumlayarak tahrif etmektedirler. Tarih
boyunca tahrifçilikle meşhur olanlar Yahudilerdir. Yahudi ve Hıristiyanların din
adanılan kendilerine indirilen kutsal kitaplardan hoşlarına gitmeyen yerleri arzu ve
menfaatlerine uygun bir şekilde
değiştiriyorlardı. Kutsal kitapları kendi elleriyle tahrif eden ve bu kitaplara en
büyük darbeyi vuran bu din adamları, toplumları ateş çukurunun kenarına sürükleyen
zümre olmaları hasebiyle Allah'a karşı en büyük haksızlığı yapmışlardı.
"Yahudilerden öyleleri var ki kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar.." (4/46)

  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 10:59


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2009 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats