ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > GENEL > Medeniyetler Tarihi ve Efsaneler > Anadolu Medeniyetleri


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 05-02-2008, 19:57   #11
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Aug 2007
Yaş: 38
Mesajlar: 1,388
Varsayılan

I. RUSA’NIN SONU ve YENİ KRAL II. ARGİŞTİ
Sekizinci seferin kayıtlarında geçen bir çok yer ve kentin konumlandırılması ile ilgili ileri sürülen farklı öneriler, Asur ordusunun Kalah’tan başlayarak sefer boyunca izlediği yol konusunda da değişik önerilerin yapılmasına neden olmuştur. Özellikle Uauş, Uişe, Ulhu, Armarili, Hubuşkia ve Musasir’in konumlandırılmasına bağlı olarak seferin, Urmiye Gölü’nün doğusunu ve Van Gölü’nün batısını da içine alan geniş topraklar içinde farklı güzergahlar izlediği önerilmiştir. Bütün önerilerde ortak olan en önemli nokta, Sargon’un Urartu Krallığının başkenti Tuşpa’ya kadar gelmediği ve bu kente saldırmadan seferini tamamladığıdır. Urartu kralı Rusa’nın akibeti de kesin olarak bilinmemektedir. Seferin kayıtlarında Rusa’nın mağlubiyet haberi üzerine hastalandığı bildirilirken, aynı yılın yıllıklarında “Rusa ‘nın kendi demir kaması ile kendini kalbinden bir domuz gibi bıçakladı ve yaşamına son verdi” denilmektedir. Rusa’nın Sargon karşısında aldığı bu yenilgi veya Kimmerler karşısındaki başarısızlığı nedeni ile yaşamına son verdiği düşünülebilir. Kesin olan durum şudur ki; M.Ö. 714 yılı I. Rusa’nın Urartu tahtındaki son yılıdır. Bu tarihte yeni bir kral Rusa oğlu Argişti (II), Urartu tahtında hüküm sürmeye başlayacaktır.
II. Argişti dönemine ait yazılı belgeler bir hayli sınırlıdır. Asur kayıtlarında da bu kral ile ilgili fazla referans yoktur. II. Sargon’a ait olan bir yazıtta, yeni kralın Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye topraklarındaki kent devletlerini kendi yanına çekmek için uğraş verdiği ve bu eylemde de bazı başarılar elde ettiği belirtilmektedir. Kummuhu kralı Mutallum ile II. Argişti arasındaki ittifak Asur metinlerine şöyle yansımıştır: “...Kummuhu ülkesinin kralı, günahkar Hititli Mutallum.. Urartu kralı Argişti ‘nin gücüne güvenerek ve O’nunla birlik yaparak .. . ödemesi gerekli yıllık vergiyi ve haraçları (ödemeyı) durdurdu Bu ittifakın Asur kralının Babil’de olduğu M.Ö. 709 yılında yapılmış olması gerekmektedir. II. Argişti’yi saltanatı boyunca uğraştıran en önemli olaylar “göçebe kavimlerle” ilgilidir. Bu dönem “göçebe kavimlerin” Kafkas ötesindeki bozkırlardan gelip Urartu toprakları içinden geçerek, Batıya Frigya üzerine gittiği dönemdir. Bu kavimler M.Ö. 685 yılında Gordion kentini yağma eden Kimmerlerdir. Argişti MÖ. 707 yılında Kimmerler ile savaşmış ve aynen babası gibi o da Kimmerler karşısında yenilmekten kurtulamamıştır. Argişti’nin Kimmerler karşısında aldığı bu yenilgi, Argişti’nin Urartu tahtında 22 yıl daha saltanat sürmesine engel olamamıştır. Kralın bu başarısında Kimmerlerin bölge toprakları içinden geçerek batıya, Anadolu’nun içlerine yönelmeleri etkili olmuştur. Erzincan yakınlarında inşa edilen ve olasılıkla II. Argişti’ye ait olan Altıntepe Kalesi Anadolu içlerinden bir gün geri döneceği düşünülen Kimmerlerden korunmak için yapılmış olabilir. Kimmer tehlikesinden kurtulan Argişti, krallığın farklı yörelerinde imar faaliyetlerine giriştir. Özellikle Van Gölü’nün kuzeyindeki Erçiş yakınlarında bulunan bazı yazıtlar, kralın bu bölgede çeşitli bağ, bahçe ve su kanalları yaptırdığını göstermektedir. Aynı yazıtlar kralın adını taşıyan Argiştihinili adlı bir kentin de yine bu bölgede inşa edildiğini yazmaktadır. Olasılıkla Erçiş adı Argiştinin kurduğu bu kentten günümüze dek gelmiştir. II. Argişti döneminde inşa edilen bazı kalelerin dağılımları dikkate alındığında Urartu sınırlarının özellikle doğuda bir hayli genişlediği görülmektedir. Batı İran’da Ardebil’den Hazar Denizi’ne giden yol yakınlarındaki Savalan Dağı’nın eteklerindeki Sarab’ta bulunan iki yazıt Urartu sınırlarının bu yörelere kadar geldiğinin kanıtıdır. Yazıtlardan biri aynen şöyledir: “Tanrı Haldi ‘nin gücü ile Rusa oglu Argişti söyler: Arbu ülkesine sefere çıktım. Uşulu, Buqu ülkelerini ele geçirdim. Mu- na nehrine kadar ilerledim, oradan geri döndüm. Gir Gituha(ni), Tuişdu ülkelerini zaptettim. Rutum(ni) kentini aldım. Ele geçirdiğim ülkeleri haraca bağladım. Zorla ele geçirdığim bu kaleleri yeniden inşa ettim, adını Argişti-irdu (Argişti’nin vassal kenti) koydum. Biaina’nın gücünü göstermek üzere, Haldi’in gücü ile güçlü kra4 evrenin kralı, krallar kralı Tuşpa kentinin kralı Krala ait ender yazıtlardan biri üzerinde kralı olmayan bir şahıs adına rastlanması ve yaz.ıtın konusu ilgi çekicidir: “Rusa oğlu Argişti bir oku, Gilurani ormanının önünden Batu ‘nun oğlu İşpilini’nin bahçesine kadar 950 lokot (476 metre) fırlattı.”
II. RUSA ve KRALLİIN YENİDEN DOĞUŞU
Urartu kralları içinde en az Menua kadar yapım faaliyetlerine önem veren bir başka kral Argişti’nin yerine, olasılıkla MÖ. 685 yılında tahta geçen II. Rusa’dır. Rusa’ya ait kaya veya stel yazıtları çok değildir. Ancak Urartu kazılannda ortaya çıkan hemen bütün kil tabletler bu kralın dönemine aittir. Bu durum II. Rusa ile birlikte Urartu bürokrasine yeni bir yazışma şeklinin getirildiğinin kanıtıdır. II. Rusa’nın saltanatı sırasında yaşanılan tarihi olayları yazılı belgelere dayanarak açıklamak oldukça güçtür. Bu konudaki tek belge, bu kitabın baskıya hazırlandığı 1997 yaz aylannda Ayanıs’ta bulunan Susi Tapınağı’nın çephesinde ortaya çıkartılan ve henüz yayınlanmamış toplam 16 metre uzunluktaki yazıtın dışında, Adilcevaz’da ele geçen yazıttır. Yazıtta Rusa’nın, Ziukuni bölgesinde (Van’ın kuzeyi) bir kent kurduğu anlatılmakta ve düşman ülkeleri olarak tanımlanan Muşki, Hate ve Halitu ülkelerinden insanların getirtilerek, belki de, bu yöreye yerleştirildiğinden söz edilmektedir. Yazıt Rusa’nın uyguladığı iskan politikalannı da sergilemektedir. Aynı kral tarafından kurulmuş bazı kalelerin etrafında inşa edilen düzenli, ızgara planlı “dış kentler” II. Rusa’nın bu iskan politikasına hizmet için yapılmıştır. Van Gölünün kuzeyinde Zernaki Tepe’ki ızgara planlı kent de Muşki, Hate ve Halitu ülkelerinden aktanlan bu göçmenler için yapılmış olabilir. Yazıtta adı geçen ülkelere başanlı askeri seferlerin yapıldığı kesindir. Muşki ve Halitu ülkelerinin konumlan II. Rusa’nın ne kadar “batıya” ilerlediğinin kanıtıdırlar. Muşki ülkesi, daha önce de belirtildiği gibi, Fırat Nehri’nin kavisinin hemen batısındaki topraklardır. Halitu ülkesinin Doğu Karadeniz’in iç kısımlan olduğu önerilmiş ise de bunu destekleyen güçlü delillerden yoksunuz. Halitu ülkesi olasılıkla Muşki ülkesine kuzeyde komşu olan bir ülke idi.
Urartu topraklarında gelişen olayları bir nebze de olsa, krallığın farklı bölgelerinde yürütülen yapım faaliyetlerini dikkate alarak anlamak mümkündür. II. Rusa kendisinden önce veya sonra hiç bir kralın başaramadığı sayıda kale inşa etmiştir. Bu kalelerin bir kısmına da kendi adını vermekte çok kararlı olmuştur. Rusa’nın inşa ettiğini epigrafik delillerle bildiğimiz kaleler şunlardır: Gökçe Göl yakınındaki Karmir-Blur (Teişebani), Kuzeybatı İran’da Akçay kenarındaki Bastam (Rusa-i UruTur), Van-Toprakkale (Qilbani Dağı önündeki Rusahinili), Adilcevaz Kef Kalesi ve Ayanıs Kalesi (Fiduru Dağı önündeki Rusahinili) (Resim 13). Yukanda söz edilen kalelerin dağılımı incelendiğinde en az üç tanesinin başkent Tuşpa’nın yakın çevresinde ve başkentin savunma sistemini güçlendirmek için yaptınldığı görülür. Bu durum, kralın başkent Tuşpa’nın savunmasına verdiği önemi ve muhtemel bir tehlikenin varlığını ortaya koyar. Bastam ve Karmir-Blur Kaleleri ise Urartu Krallığı’nın en önemli iki eyalet merkezi içinde ve “atlı kavimler” tehlikesinin olası geliş yönü üzerinde yer almaktadır.
Şimdilik sayıları beşi bulan ve hepsi çok görkemli, iyi planlanmış bu büyük kalelerin inşaası için önemli miktarda mali bir gücün var olması kaçınılmazdır. Gerek mimaride ve gerekse sanatın diğer dallarında gözlenen ve tarafımızca “yeniden doğuş” olarak adlandınlan bu kalkınma hamlesi için devlet kasasının dolu olması gereklidir. II. Rusa’nın babasının uzun yıllar saltanat sürmüş olmasına karşın çok zengin bir hazine devrettiğini, saltanatı sırasındaki başarısızlıklar dikkate alınarak düşünmek zordur. Bu durumda II. Rusa tüm saltanatı boyunca devam eden bu ekonomik ve siyasal gücü nereden elde etmiştir ve O’nu diğer krallardan farklı kılan nedir?.. Bu konuda hiç bir yazılı belge yoktur. Ancak bürokraside yapılan değişiklikler, eyaletlerde gerçekleştirilmiş yeni bir vergilendirme ve vergi toplama yöntemi ve Rusa’nın göçebe kavimlere karşı uyguladığı akılcı politikalar bu başannın sırları olmalıdır. Göçebe kavimler ile Rusa arasında bir ittifakın var olabileceğini gösteren bazı yazılı belgeler vardır. Bunlardan en önemlisi Toprakkale’de bulanan ve üzerinde “... İşgigulu kralı ‘nın Oğlu Saga-dumu-tar’ın Argişti’nin oğlu Rusa’nın kentinden Mana ülkesine gittıği yıl...” yazılıdır. Bu kayıtlar bize göçebe kavimler ile Rusa arasında gelişen bazı ittifaklann var olduğu göstermektedir. Asur kralı Esarhaddon’un Şupria Bölgesi’nde muhtemel bir Urartu-Kimmer ortak saldırısından korkması da bu işbirliği için bir ip ucu niteliğindedir. II. Rusa göçebe kavimler ile zaman zaman işbirliği içinde olsa da bu büyük tehditin altında yaşamış olmalıdır. Çağdaş Asur krallarının Kimmer ve İskitlere karşı verdiği savaşlar, aynı tehlikenin Urartu için de geçerli olabileceğinin kanıtıdır. II. Rusa döneminde Asur ve Urartu arasında gerçekleşen ikili diplomatik görüşmeler, bu ortak düşmanın korkusundan kaynaklanmıştır. Göçebe kavimlerin yanında İran içlerinde gücünün zirvesine çıkmış olan Medler’in tehditleri de bu yakınlaşmanın bir diğer nedenidir. Olasılıkla MÖ. 654 yılında II. Rusa diplomatik bir heyeti Asurbanipal’ın sarayına yollamıştır: “0 zaman Urartu kralı Rusa tanrılarımın gücünü duydu ve benim karşı koyulamaz haşmetiminden korktu. Asillerini beni selamlamaları ve Arbela ‘da( barış yapmak) için gönderdi.” Benzer bir heyet II. Rusa’dan sonra başa geçen İlİ. Sarduri döneminde de Asur’a gönderilmiş ve Asur ile iyi ilişkiler tesis etmenin yolları aranmıştır. Bütün bu gayretler sadece Urartu’nun değil aynı zamanda Asur krallarının da çevrelerindeki ölümcül tehlikenin boyutlarını sergilemektedir. II. Rusa’nın askeri ve idari yönden alışılmamış reformlar gerçekleştirmek istemesinin temel nedeni etrafını saran bu tehlikeden kurtulabilmek olmalıdır.
AYANİS KALESİ ve II. RUSA’NIN SALTANAT TARİHLERİ
II.Rusa’nın saltanatının başladığı tarih gibi saltanatının sona erdiği tarih de kesin bir sonuca ulaşamamıştır. Rusa ile ilgili bu bilinmezlikler kendinden sonra gelen veya geldiği bazı bilim adamları tarafından önerilen son dört kral için de aynıdır. Konu ile ilgili yazılı kaynakların yokluğunda başvurulabilecek arkeolojik veriler de yeterli bilgi vermekten uzaktır. M.Ö. 645 yılı Rusa’nın tahtı bırakmak durumunda kaldığına genel olarak inanılan tarihtir. Ancak bu tarihin özellikle Bastam Kalesi’nde ortaya çıkan bazı arkeolojik veriler ışığında daha erkene, olasılıkla da M.Ö. 650 yıllarına kadar geriye çekilmesi eğilimi de vardır. Eğer durum böyle ise II. Rusa, Bastam Kalesi henüz yirmi yaşında iken tahttan ayrılmak durumunda kalmıştır. Son yıllarda Ayanıs Kalesi’nden elde edilen dendrokronolojik (ağaç halkaları ile tarihleme yöntemi) sonuçlar bu konuda kesin sayılabilecek bazı sonuçlar vermiştir. Ayanıs’tan elde edilen veriler, kalenin inşaası için gerekli ağaç kesiminin M.Ö. 655 yılında başladığını, yoğun ağaç kesiminin 653 ve 652 yıllarında sürdüğünü ve kalenin M.Ö.651 yılında tamamlandığını göstermiştir. Bu durumda II. Rusa’ya ait olan en geç tarihli kale Ayanıs olmalıdır. Kalede yapılan kazılar en az iki yapım evresinin var olduğunu, yangın ile tahrip olan kalenin bu yangından sonra onarılarak tekrar belli bir süre kullanıldığını göstermiştir. İkinci kullanım evresinin ne kadar sürdüğü kesin olmamakla beraber en az 4 veya 5 yıl sürmüş olabileceği düşünülmektedir. Bu durumda Ayanıs Kalesi M.Ö.645 yıllarına kadar varlığını korumuş olabilir (Resim 14). Bu yıllarda nedeni belli olmayan büyük bir yangın ile kale tamamen tahrip olmuş ve belki de bir daha Urartular tarafından yerleşilmemiştir. Ayanıs Kalesi’nin, II. Rusa’nın 34. saltanat yılında tamamlandığı kabul edilirse ve kale- nin en az 5 yıl kullanıldığı varsayılırsa, Urartu kralının tahttan inişi veya saltanatının sona erişi için önerilen M.Ö. 645 yılı pek de hatalı olmamalıdır. Ayanıs Kalesi’nde ortaya çıkartılan tapınak yazıtı Rusa’nın askeri eylemleri ile ilgili bilgi vermektedir. Bu yazıtın yayınlanması bir çok konuyu aydınlatacaktır.
II. Rusa’dan sonra Urartu Krallığı’nın başına kimlerin ne kadar süre ile geçtiği konusu uzun yıllardan beri tartışılmaktadır. Öyle görülmektedir ki; eldeki arkeolojik ve epigrafik verilerin böyle kalması durumunda daha da tartışılacaktır. Asur yazılı kaynaklarında bir Urartu kralı hakkındaki son referans İli. Sarduri’ye aittir. Asur kralı Asurbanipal’e ait olan bir yazıtta: “Babama krali babası tarafından kardeşlik mesajları yollayan Urartu kralı İştar-duri (Sarduri) o zaman tanrıların bana bahşettiği yüce gücü duydu... bana haberciler gönderdi... bana haber yolladı (ve) dedi ki: Efendimi, kralımı kutlarım...” Kuzey eyaletlerindeki Arin-Berd’te bulunan bazı eserler üzerinde Erimena oğlu Rusafin kendisini “güçlü kral, büyük kral, Tuşpa kentinin hakimi” olarak tanımladığına tanık olunmaktadır. Bu durumda II. Rusa’dan sonra krali bir ünvana sahip ikinci kişinin de İlİ. Rusa olabileceğini önermek mümkündür. Ancak İli. Rusa’nın babası olarak gösterilen Erimena’nın krali bir ünvanının bulunmayışı, kendisinin hiç bir zaman Urartu tahtına geçmediğinin kanıtı olarak benimsenmiştir. Bu durumda İli. Rusa’nın, Urartu sınırları içinde gelişen çalkantı ve kavgalar sırasında tahtı zorla ele geçirdiği veya bir başka bölgede krallığını ilan ettiği düşünülebilir. İlİ. Rusa’nın Urartu’nun son kralı olduğuna inanılmasına karşın, Karmir-Blur’da bulunan iki mühür baskısı üzerinde “Rusa oğlu Rusa” adına da rastlanmaktadır. Bu sonuncu Rusa’nın bu bölgede hüküm süren bir prens olması mümkündür. Ancak yine de IV. Rusa olarak adlandırılan bir başka Urartu kralını da göz ardı etmek mümkün değildir.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-02-2008, 19:59   #12
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Aug 2007
Yaş: 38
Mesajlar: 1,388
Varsayılan

VE SON
MÖ. 7. yüzyılın sonralarında Iran’da Medler yörenin tek egemen gücü durumuna gelmişler, bölgede yaşayan İskitleri de içlerine alarak Asur kralları için gerçek bir tehlike olmuşlardır. Med, iskit ve Babil güçlerinden oluşan ortak bir ordu MÖ. 612 yılında Ninive kentine saldırmış ve ele geçirmiştir. Bu yıldan sadece bir kaç yıl sonra Yakındoğu’nun süper gücü olan Asur Krallığı bir daha geri gelmemek üzere ortadan kalkmıştır. Urartu Krallığı’nın bu ortak güçten etkilendiği konusunda yazılı kaynaklara yansıyan bir veri yoktur. Ancak bu krallığın da son yıllarını yaşadığı bellidir. Urartu’nun yıkılışı ile ilgili bazı öneriler vardır. Bunlardan ilki, Krallığın M.Ö. 609 tarihinden sonra Medlerin egemenliğine geçmiş olabileceğidir. Van Gölü çevresinde yapılan kazılarda, Medlerin bu bölgelerde yerleşmiş olduklarına ait hiç bir yazılı ve arkeolojik belgenin ele geçmemiş oluşu bu öneriyi şüphe ile değerlendirmemiz gerektiğini göstermektedir. Çavuştepe ve Karmir-Blur kazılarında İskit silah ve eserlerinin bulunması Urartu Krallığı’nın bu kavim tarafından yıkıldığı önerisinin yapılmasını sağlamıştır. Yakındoğu’nun en güçlü siyasi ve askeri örgütü olan Asur’un ortadan kalkmasından sonra bölgenin tarihi olayları büyük oranda İskit ve Medler tarafından yönlendirilmiştir. Yazılı kaynaklarda Urartu Krallığı’ndan son söz edilişlerden biri yine bu kavimler ile ilgilidir. M.Ö. 609’a tarihlenen Babil kroniklerinde İskit’lerin “Urartu topraklarına kadar” ilerlediği belirtilmiştir. Aynı kaynaklar M.Ö. 608-607 yıllarında Yukarı Dicle vadisindeki Urartu topraklarının da ele geçirildiğini yazar. Bu bilgiler Urartu Krallığı’nın en azından bu tarihe kadar varlığını sürdürdüğünü kanıtlamaktadır. Urartu ile ilgili en son bilgiler Eski Ahit’te geçer. Yeremya (Jeremiah), kral Zedekiah’ın dördüncü yılında, M.Ö. 594, Urartu, Mannea, İskit ve Medlerin, Babil üzerine saldırmasını ister. Urartu adı bu tarihten sonra Yakındoğu yazılı kaynaklarında bir daha görülmemek üzere ortadan kalkacaktır. Yakındoğu tarihinde üstlendiği önemli rolü tamamlayan Urartu Krallığı’na son darbe, artık bölgede tek askeri güç durumuna gelmiş olan, Medler tarafından vurulmuş olabilir. Med kralı Kyaksares ile Lidya kralı Alyattes arasında Kızılırmak yakınında yapılan ve Herodat tarafından da anlatılan savaşa giden Med ordularının, yolları üzerindeki Urartu Krallığı’nı MÖ. 590 yılında ortadan kaldırmış olabilecekleri mümkündür. Ancak eğer kazılarını yürüttüğümüz Ayanıs Kalesi’indeki yangın Medlerin saldırısının sonunda gerçekleşmiş ise ortada aydınlatılması gerekli sorular vardır. Neden Ayanıs Kalesi içinde hiç bir iskelete rastlanılmamıştır ve neden kale yağma edilmemiştir? Kalenin muhasarası sırasında, karşı koymaksızın düşmana teslim edildiğine inanmak doğru mudur? Kalede ele geçen çok sayıda değerli silah ve eşyalar neden düşman tarafından yağmalanmamıştır? Ve bunlardan en önemlisi Bastam veya Ayanıs Kalesi’nde neden II. Rusa döneminden sonraya tarihlenen arkeolojik buluntular yoktur? Bu bilinmeyenlerin yanıtları Urartu Krallığı’nın sona erişini de aydınlatacaktır. Bilinmeyenlerin yanıtları ise gelecek yıllarda yapılacak arkeolojik kazılarda saklıdır.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 02:25


vBulletin® Version 3.7.2, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats