![]() |
| | #1 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| lütfen oylayınız.bilgilerinizi paylaşacağız. alevi değilim ben |
| | #2 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| alevilik,Hz.Aliyi sevmekse eğer ben külli aleviyim. ama bugün yaşanılan,bence bir kaçış... hazreti çok seviyoruz deyipte camiye,namaza daha da ileriye gidip imana karşı bir anlayışı ben anlamıyorum ve kabul etmiyorum. seven sevdiğiyle beraberdir. ona benzemeye çalışmaktır,onu örnek almaktır. onun gibi yaşamaya çalışmaktır. ama bugün alevilik adı altında Hz.Alinin pak ruhaniyetine hiççççç yakışmayan bir hayat çizgisi sürdürülüyor.. |
| | #3 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Dec 2005
Mesajlar: 197
| |
| | #4 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
| valla alevi çok tanıdığım oldu.. kimisi nerdeyse bizimle aynı şeyleri yapıyor (ibadet bakımından) ama kimilerinin hiç alakası yok > |
| | #5 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| arkadaşlar benim şu açıdan bilgim yok bunaların dini yaşaması bişeyi değiştirirmi! yani rasülü inkar eden kimsenin ibadeti makbulmü varsadahi sizin bilgilerinizden faydalanıp bişeyler söylemek istiyorum hassas bi konu yanlış açıklama yapmak istemem bunlar hz.aliyle sevgili peygamberimzin arasında nasıl bişeyin peşindeleler lütfen konu hakkında yakini bilgisi olan kimselerden cvp isterim alevilere karşı hiç bi tavrım yok sözlerinizle tavrımı belirlicem kızmayınha hepinizin mutlaka bilgisi vardır benim için hassas durumda umarım anlamışsınızdır.... |
| | #6 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Dec 2005
Mesajlar: 197
| hocam bıraz hz alıyı ustun tutma cabalarındalar..arkadaslar yanlıssam duzeltın..sımdı yanlıs bırsey de demek ıstemıyorum ama herkesi de aynı kefeye koyamayız.. |
| | #7 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Dördüncü halife Hz. Ali'nin (bak: ALI) soyundan gelen, onu diðer sahâbeden ve diðer üç halîfeden üstün tutan mezhebe mensup kimse. Alevîlik düþüncesi, ister açýkça, ister gizlice, Ali'ye uyup onun Kur'an'daki nâs ve Resulullah (s.a.s.)'ýn vasiyetiyle imamlýða tayin edildiðini ileri süren; imametin* onun soyundan dýþarý çýkmayacaðýn a inanan ve onu diðer sahâbeden üstün gören zümrelerin baþlattýð&yac ute; fikir ve siyasî kavgalarla ortaya çýkan" hareketin genel adýdýr. Bu fikir ve harekete katýlanlar, Ali'ye (r.a.) uyduklarý ve onu, öteki sahâbîlerin önüne geçirdikleri için Alevî; buna taraftar olanlara da 'tarafýný tutan' anlamýnda "Þia"* denilmiþtir. Þia, Alevîliðin ifade ettiði katýlýktan daha mûtedîl bir kelimedir ve Ýslâm âlimleri Alevîlik için Þia'dan farklý olarak 'Râfýza' 'Ravâfýz' tabirlerini kullanýrlar. Ýslâm tarihinde Hz. Peygamber (s.a.s)'den sonra halîfe olarak Hz. Ali'yi tanýyanlara, Ali'ye mensup, inancý bakýmýndan, Ali taraflýsý anlamýnda "Alevî" tabiri kullanýldý. Alevîlik, halifelikte Hz. Ali'nin hakkýnýn yendiðini, sahâbenin Hz. Peygamber (s.a.s)'den sonra Ebû Bekr*'e bey'at etmekle, Ýslâm'a aykýrý hareket ettiði iddiasýný yansýtýr. Alevîler Hz. Ali'nin hilâfette hak sahibi olduðunu þu sebeplere dayandýrýrlar: Ali*, Hz. Peygamber (s.a.s)'in tabii olarak varisiydi. O, Ýslam'ý ilk kabul eden kimsedir. Hz. Muhammed (s.a.s.)'in amcasýnýn oðlu ve damadýdýr. Ýslâm savaþlarýný ;n kahramanýydý. Yaþadýð&yacut e; sürece Hz. Muhammed'in en yakýn yardýmcýsý ;ydý. Onun bütün iþlerine bakardý. Hz. Muhammed (s.a.s.) Ali'ye olan sevgisini ve güvenini bildirerek, onun kendisinden sonra halîfe olacaðýna iþaret etmiþtir. Bu yüzden onlar, Ebû Bekir, Ömer* ve Osman*'ýn iþbaþýna getiriliþini batýl saydýlar. Yani bunu þerîat kurallarýna ve Hz. Peygamber (s.a.s)'in sünnetine aykýrý görerek bununla savaþmayý dinî bir görev kabul ettiler. Ancak, Hz. Peygamber (s.a.s)'in, Hz. Ali hakkýnda söyledikleri ve Ali'nin üstünlükleri doðru olmakla birlikte, Allah Resulü benzer sözleri Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer gibi diðer büyük Sahâbîler hakkýnda da söylemiþtir. Üstelik, hastalandýðý nda imamlýða Hz. Ebû Bekr'i geçirmiþtir. Diðer yandan Hz. Peygamber (s.a.s), kendisinden sonra müslümanlarýn baþýna kimin geçeceðini isim vererek belirtmeden bu dünyadan ayrýlmýþt& yacute;r. Böyle bir hadîs olsaydý, Hz. Ebû Bekr'in halife seçildiði sýrada yapýlan konuþma ve müzâkerelerde bu hadîsin sözkonusu edilmesi gerekirdi. Çünkü ashâb-ý kîrâm, kendi aleyhine bile olsa, Hz. Peygamber (s.a.s)'den iþittiðini nakletmekten çekinmeyecek derecede üstün mezîyetlere sahiptir. Ancak, Allah Resulü'nün cenaze iþleriyle uðraþmasý yüzünden, halîfe seçimi sýrasýnda hazýr bulunamayan Hz. Ali ile bu kadar önemli bir konunun istiþare edilmemiþ olmasý bir eksiklik sayýlabilir. Fakat, Ensâr'ýn hilâfet konusunu müzâkere etmekte olduðu topluluða Hz. Ömer'le Hz. Ebû Bekr bile sonradan katýlmýþt& yacute;. Bu çok önemli meselede yanlýþ bir adýmýn atýlmasý endiþesi ve iþin kýsa sürede çözülmesi zarûreti, seçimin Hz. Ebû Bekir lehine yapýlmasýn&yacut e; gerekli kýlmýþt&ya cute;r. Nitekim daha sonra Hz. Ali de Ebû Bekr'e bey'at* etmiþtir. Müslümanlar, Ehl-i Beyt denen 'Ali ve ailesini' öteki Ashâb-ý Kîram'dan ve Allah Resulü'nün öteki halîfelerinden ayýrmadan severler. Onun ailesine yapýlan haksýzlýða ve zulme karþýdýrla r ve tarih içinde de karþý olmuþlardýr. Meselâ, Ahmed b. Hanbel* (rh.a), "Ehlü's-Sünne ve'-l Hadîs" taraftarlarýnýn Hz. Muhammed (s.a.s.)' in ailesine hak ettikleri muhabbeti gösterdikleri ve Ali Ýbn Ebî Tâlib'in (r.a.) haklarýný tanýdýklar&yacut e; için "Ali'nin 'þiasý, taraftarý" olduðunu ifade etmektedir. Ayný tavrý Ýmam-ý Â'zam da takýnarak Abbasîlere karþý Ýmam Zeyd'i desteklemiþtir. Bu anlamda Þia, îtikâdî ve siyasî bir mezhep olarak kabul edilirken, Alevîlik, Hz. Ebû Bekr es-Sýddýk'a (r.a.), Ömer el-Faruk'a (r.a.) ve Osman Zünnureyn (r.a.)'e ve daha pek çok ashâb-ý kirâm'a buðz ve düþmanlýk taþýyan fikirlerle dolu bir tarîkat görünümündedir. Bu ifrata sebep olan Emevilerdi. Emeviler devrinde, Ömer Ýbn-i Abdulaziz'in hilâfetine kadar cuma hutbelerinde Ali Ýbn Ebî Tâlib'e (r.a.) ve ehl-i beytine hakaret edilir ve lânetler okunurdu. Onlarýn bu yanlýþ hareketleri öteki müslümanlarý baðlamazdý. Çünkü onlar, bütün müslümanlarý temsil edemezlerdi. Hele hilâfet konusundaki olaylarý göze alarak öteki, müslümanlarý zalim görmek ve göstermek haksýzlýkt&yacut e;r ve hakdan sapmadýr. Ne Resulullah'ýn üç halifesi ne de Ashâb-ý Kirâm, Ali Ýbn Ebi Talib hakkýnda düþmanlýk eseri býrakmamýþ lardýr. Alevîlik, zaman içinde parçalanmýþ ve sayýsý yüze varan tarîkatlara ve yollara ayrýlmýþt& yacute;r. Ancak bunlarý Ýmam Ebu Câ'fer es-Sâdýk'ýn içtihatlarýyla amel eden ve müslümanlarla aralarýnda bir fark görmediklerini söyleyen, yeryüzünde Allah'ýn hâkimiyetini istediklerini haykýran Ca'feriyye ve Zeydiye kollarýna baðlý müslümanlarla karýþtýrma mak gerekir. Câferî müslümanlarý Þia içerisinde incelerken, dünü, bugünü ve îman-amel iliþkisiyle gözönüne almak ve ona göre deðerlendirme yapmak faydalý olacaktýr. Câferîlerle, Zeydîleri Alevîliðin diðer kollarý olan Batînîler, * Karmatîler, * hatta kuzey Afrika ve Mýsýr'da uzun yýllar hüküm süren Fâtýmîlerden, bugün Anadolu'da yaþayan Alevîler'den, Lübnan ve Suriye'deki Dürzî ve Nusayrîlerden ayýrt etmek gerekir. Alevîlerden Gulât olanlar yani aþýrý gidenler Hz. Ali'de, diðer halifelerde bulunmayan ilâhî nitelikler ve özellikler olduðuna inanýyorlar. Ýslâm tarihinde bu görüþü ve inancý daha da ileri götürerek, Allah'ýn Ali'nin varlýðýnda, insan suretinde görünüþ alanýna çýktýð&yacut e;ný, onun bir ilâh-insan olduðunu söyleyenler bile çýktý. Ali'nin mehdi olduðunu, ölmediðini ve kýyamet gününden önce çýkarak dünyada adaleti saðlayacaðýn&ya cute; öne sürdüler. Bunlar "sebeîler"dir. Ýslâm'da ilk dînî ayrýlýk hareketini teþkil eden ilk Alevîlik, Hz. Ali daha hayatta iken San'alý bir Yahudi olan Ýbn Sebe'nin telkini ile baþlamýþt&y acute;r. Bundan sonra Ali'nin ve soyunun, hatta Ýbn Sem'an, Ebû Mansur el-Ýclî, Ebu'l-Hattâb, Horasanlý Ebû Müslim gibi Ali ile aile baðý bulunmayan ve sadece taraftarlýk yapan birtakým yabancýlarýn öncülük ettiði tenâsüha, ibâhaya, farzlarý terketmenin caiz olduðuna ve imanýn, imamý bilmekten ibaret bulunduðuna inanan birçok Alevî kollarý meydana çýkmýþt&ya cute;r. Daðýnýk Alevî kollarýný birleþtiren Câ'fer es-Sâdýk'*a bir aralýk gidip gelen ve inanýþlarý nda Ýslâm'a aykýrý þeyler bulunduðu için kovulan, Ýmam Câfer'in lânetlemesine uðrayan Ebî Mansur el-Ýclî ile Ebû'l-Hattâb'ýn ekolü, "Ýsmâiliye*" veya "Yedi Ýmam" mezhebini oluþturmuþtur. Batýnîlik adý verilen bu mezhep Yemen'de kökleþmiþ, Irak, Ýran, Horasan ve Türkistan'a kol atmýþ ve batýda Endülüs'e kadar yayýlmýþt& yacute;r. Bu mezhepten olanlar Bahreyn'de ve Ahsâ'da Karmatiyye mezhep ve hükümetini, Kûfe'de ve Basra'da birçok ihtilâlleri, Maðrip'te önce "Alevî Hükûmeti"ni, sonra Mýsýr'da Fâtýmî halifeliðini vücûda getirmiþlerdir. Cebel-i Dürûz'da Lübnan'da yaþamakta olan "Dürzîlik"le daha birçok fýrka ve mezhepler Batýnîlikten doðmuþtur. Muhammed b. Nusayr de bu arada bugün Suriye, Lübnan ve Adana yöresinde sâlikleri bulunan "Nusayrîlik"i kurmuþtur. Hz. Ali'nin ölümünden sonraki geliþmeler, özellikle Kerbelâ olayý Hz. Hüseyin'in þehid edilmesi, Alevî topluluðun siyasî bir görüþ çevresinde toplanmasýna yol açtý. Sonralarý Þia (Þiîlik) adýný alan ve daha çok Ýran'da geliþen Alevî mezhebinin özünü besleyen bu olaylar zinciri oldu. Ýslâm ordusunun doðuya doðru ilerlediðini gören Ýran, baðýmsýzl&ya cute;ðýný kaybedeceðini anlayýnca, Ýslâm'ýn içinde doðan ve geliþen Hz. Ali taraftarlýðý ný eski dîn ve siyasetleriyle kaynaþtýrarak benimsedi. Bundan Alevîliðin, bir baþka kolu doðdu. Alevî inancý bu yeni ad altýnda hýzla geliþti. Bu inanca, ruhun bedenden bedene geçiþini (tenâsüh) kabul eden Hind inançlarý da yine Ýran etkisiyle karýþtý. Anadolu Alevîliði ise, sadece Batýnîlik'in devamý deðildir. Yesevî, Kalenderî, Hayderî gibi Türk tarikatlarýnýn, Hurûfiliðin, Vücûdiyye ve Dehriyye inançlarýnýn karýþtý&et h;ý, bazý Türk gelenek ve göreneklerinin ve halk þiirinin yaþadýð&yacut e; bir dünyadýr. Onda "tenâsüh", "hulûl", "ibâha" ve bir çeþit "iþtirak" ilkeleriyle birlikte, Türk þölenlerini andýran âyinler de görülür. XIII. yüzyýlda Anadolu'nun fikir hayatýnda Orta Asya'dan ve Horasan'dan göçen bilgin ve mutasavvýflarýn derin etkileri olmuþtur. Bu arada Harezm'li göçmenler, köylere varýncaya kadar Anadolu'nun dînî havasýnýn deðiþmesine yol açmýþlardý r. Bu tarihi kökenlere dayanan Alevîlik günümüzde varlýðýn&yac ute; sürdürmektedir. Þiîlik, Bektâþîlik ve Kýzýlbaþl& yacute;k gibi Alevî kollarýnýn özel törenleri, toplantýlarý bulunmaktadýr. Bu kollarýn hepsinde Hz. Hüseyin'in Kerbelâ'da þehid edildiði 10. Muharrem günü kutsal olup, matem günü kabul edilir. Þiîler o gün, özel anma törenleri düzenler, dövünür, aðlar, yakýnýrlar. Kýzýlbaþ ve Bektâþîler bu günün acýsýný çeker, fakat dövünmezler. Alevî törenlerinin en büyüðü kadýnlarýn da katýldýð&yac ute; "cem âyini"dir. Bu tören cuma günleri düzenlenir. Cem âyininin küçüðüne "dernek" denir. Bu toplantýlar sazlýsözlü, içkili olur. Özel zikirler yapýlýr. Töreni yöneten dede tarafýndan bir sure veya ayet okunur. Ayrýca cem'âyininden baþka "görgü âyini", canlardan birinin diðerini þikâyeti hâlinde "sorgu âyini" düzenlenir. Nevrûz, hem bahar bayramý, hem de Hz. Ali'nin doðum günü sayýldýð&yac ute; için, genellikle kutsal kabul edilir ve törenler düzenlenir . Alevîlik Ýran'da olduðu gibi Anadolu'da da daha çok þiir ve edebiyatla yayýlmýþt& yacute;r. Alevîlerin büyük tanýdýð&yacu te; yedi þair; Nesimî, Fuzûlî, Hatâî, Pîr Sultan Abdal, Kul Himmet, Yeminî ve Virânî'dir. Bunlardan Nesimî ve Fuzûlî dýþýndakil er tam batinîdirler. Yollarýný müstakil bir dîn ekolü ve Ýslâmiyetin esasý kabul eden Alevîler, Hz. Peygamber (s.a.s), Hz. Ali, Oniki Ýmam ve Hacý Bektaþ Velî'yi kendi yorumcu ve düþünürleri sayarlar. "Ben kendim alevi deðilim, ama Allahýn arslaný olan Hz. Aliyi (r.a.) çok sayarým ve severim, bu yüzden onun gibi islamý yaþamaya gayret gösteririm.Hz. Ali (k.v.) namaz kýlardý, bende kýlarým, oruc tutardý, bende tutarým, zekat verirdi, bende veririm, sahabe arkadaþlarýn&yacu te; Hz. Ebu Bekir, Ömer ve Osmaný severdý ve sayardý, bende severim ve sayarým. Hz. Ali (k.v.) kendisini hiç bir zaman büyük göstermedi, kendisini Peygamber veya Allah bilmezdi. O Allahýn emirlerini ve yasaklarýný iyi bilirdi, alkol içmezdi, saz calmazdý ve þarki söylemezdi, bende ayný onun gibi olmaya mücadele ediyorum. O Peygamberimizi (sav) çok severdi ve sayardý, bu yüzden onun sünnetlerini yerine getirirdi. O halifelik sýrasýna önem vermedi, ve en genci olarak en sona kadar bekledi, ilk halife olayým diye hiç bir mücadele etmedi, dostlarýný kýrmadý, onlara küfür etmedi, kendisini öne atmadý. Ayhan Karaca" |
| | #8 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| kardeş yazını anlayamadım daha doğrusu okuyamadım bi garip yazılmış ya benim bilgisayarımda bişeyler var birazda kısa ve kendi bilgilerimizden olsa daha mutmain olurum..... |
| | #9 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Dec 2005
Mesajlar: 197
| hocam bende okuyamadım desem yalan olmaz.. |
| | #10 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| selamun aleyüm arkadaşlar. bence yalnızca alevilik diye değilde imanlı imansız olarak düşünmek lazım.çünki rabbim şirk ten korunun buyuruyor.mesela arap bir şiiyle (alevi) türk alevi arasında siyahla beyaz kadar fark var, yine bir arap sünniyle türk sünni arasında siyahla gri gibi bir fark var. ben insanlara alevi sünni gözüyle bakmıyorum bana ters geliyor benim için en doğrusu imanlı veya imansız olması.imanlı kişilerinde zaten yaptıkları sorulacak kimseye alevi sünni ayırdımı yapılmıycak imanın kuvvetliyse aleviysen ne mutlu ama imanın zayıfsa sünnide olsan alevide olsan sorulacak.hepiniz Allaha emanet olun hakkınızı helal edin. ben alevi bir kardeşinizim. |
| Konu Araçları | |
| |