ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > GENEL > Medeniyetler Tarihi ve Efsaneler > Arkeoloji


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 18-02-2008, 23:06   #1
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 2,935
Varsayılan arkeoloji araştırma teknikleri ve yorumlama

ARKEOLOJİ ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ VE YORUMLAMA
Arkeoloji bir bilim dalı olarak, XIX. yüzyıldan beri kendi içinde tarihsel gelişim ve değişim geçirerek, diğer bilim dalları arasında yerini almıştır. Eski toplumların bütün yapıp etmeleri (beslenme tarzları, ürettikleri ürünler, savaşları...) maddi kalıntıları, maddi kalıntılara bağlı olarak ilişkileri... vb. arkeolojinin konusunu oluşturur. Bu yüzden arkeolojinin uğraştığı, ele aldığı bütün sorular ve sorunlara "arkeolojik metin" diyebiliriz.
Eski Yunanca’nın ‘‘Arkhaios’’ (= eski ) ve ‘’Logos’’ (=bilim) kelimelerinden türetilmiş olan arkeoloji kelime olarak (Osmanlıca ‘’ Atikiyat’’) ‘’Eskinin Bilimi’’ anlamına gelirse de diğer bütün bilim dallarının kaynağı ‘’anası ‘’ durumundadır.
O halde öncelikle arkeolojik bir metnin yorumlanmasının ne olup olmadığı ve arkeolojik yorumlamanın niteliğini incelememiz gerekmektedir. Arkeologun arkeolojik metinle arasındaki tarihsel uçurumun varlığı, yorumu kaçınılmaz bir hale getirir. Ama hemen belirtmemiz gerekir ki; yorum sadece tamamlanmamış parçaları tamamlamak için yapılan bir uygulama değildir.
Yorum; arkeolojik metni anlamlandıran, metnin konuşmasına kulak veren ve ona katılan bir uygulamadır. Öte yandan en betimleyici, işlevsel açıklamalar bile belirli bir zihinsel işlemden (çeviri, analoji, düzenleme, sınıflama...) geçtiğinden dolayı yorumlamanın kaçınılmaz olduğu söylenebilir. Yorumlamada bizim "görme ve algılama" biçimimiz, yargılarımız önemli rol oynar. Böylelikle yorumlamanın epistemolojik yönüne değinmiş oluruz. Yorumun kendine ait işleyişi ve yasası vardır. Bir arkeolojik metne uygulanırken de bunlar işlemeye devam eder. Örneğin; bir çanak-çömlek parçası bulduğumuzda bunun öküzlere takılıp toprağı eşmekte kullanıldığını söyleyemeyiz

Arkeolojik yorumlamayı eşsüremli ve artsüremli yorumlama olarak inceleyebiliriz.
Eşsüremli yorumlama; içine betimlemeyi-açıklamayı da alarak arkeolojik buluntu öğelerin kendi içinde gelişimsel, değişimsel ve ilişkisel düzeylerini yorumlama uygulamasıdır.
Artsüremli yorumlama ise; arkeolojik bir metnin yöntembilimsel-kuramsal olarak diğer bilim dallarının yardımıyla yorumlamaya girişme çabasıdır. Bugün jeomorfolojiden antropolojiye kadar birçok bilim dalları arkeolojiye yardım etmekte. Tüm bu bilim dallarının yardımından elde edilmeye çalışılan amaçsa, arkeologun arkeolojik bir metni daha sağlam verilerle yorumlamaya girişmesi olabilir.
Yoruma bir katkı sağlayabileceğini düşündüğümüz dilin tanıklığına değinelim: Ferdinand de Saussure, dilin, insanbilime, tarihöncesi bilimine pek de aydınlatıcı bilgiler sağladığına inanmaz: "...Dil ortaklığına bakarak kan birliği bulunduğu sonucuna varılabileceği, bir dil ailesinin insanbilimsel bir aileye denk düştüğünü sanmak yanılgı olur..."
Farklı toplumların aynı dili konuştukları, farklı dillerin aynı toplum içinde konuşulduğu tarihsel bir olgu olarak gözlemlenebilir. Ayrıca dilin türsel özelliği olan morfo-sentaksına bakarak, toplumun nesneleri düzenleyiş biçimini ve sıralayışını öğrenemeyiz. Latince, Grekçe gibi belirli bir söz dizim kuralı olmayan dilleri konuşan toplumların, nesneleri gelişigüzel düzenlediğini, nesnelerin gelişimsel ve değişimsel durumlarının bu yönde ilerlediğini söyleyemeyiz. Dil söz konusu olduğunda paradoks gibi görünen durumlar ortaya çıkar. Mircea Eliede eski toplumlarda Üretim araç ve gereçlerinin kullanımını kısaca nesnelere ilişkin tutumun "mitler" aracılığıyla yani dil sayesinde aktarıldığını söyler. aynı biçimde Vladimir Propp folklorun gerçeklikten kaynaklandığını ve bir "gerçek" olduğunu belirtir. Dil belirli bir yoruma ulaştığında nesnelere ilişkin tutum ve davranışın aktarıcısı olur. Gerçekten de bugünkü tüketim mantığımızın, nesnelere bakış açımızı değiştirmediğini söylemek saçma olurdu. Tüm bunlardan çıkan sonuç; arkeolojik bir metnin çok bilinmeyenli denklem gibi olduğu, konuya nasıl bakarsak bakalım bazı öğelerin karanlıkta kaldığını söyleyebiliriz. Zaten arkeoloji bu karanlık noktaları aydınlatmak için kazmıyor mu?
Hans George Gadamer'in hayatı boyunca cevap aradığı "Bir metni anlamak ne demektir?" sorusunu, biz "Bir arkeolojik metni anlamak ne demektir?" şeklinde tekrar sorabiliriz. Soruya başladığımız yer, arkeolojinin toprağa ilk çapa vurduğu yerle aynı. (12. de Saussure, F., Genel Dilbilim Dersleri, (çev. Berke Vardar.), Birey Toplum Yay., İstanbul, s. 245.)


ARKEOLOG NEDİR? İnsanın dünya üzerinde görülmesinden Ortaçağa kadar geçen süreç içinde insana ilişkin her türlü kalıntı ve buluntuyu, doğal çevre ile insan arasındaki ilişkileri, yüzey, sualtı araştırmaları ve kazılarla ortaya çıkaran, inceleyen, değerlendiren ve koruyan kişidir

GÖREVLERİ:
  • Eski çağlardan günümüze kalmış toprak veya su altındaki eserleri gün ışığına çıkarmak için kazılar yapar,
  • Kazılardan elde edilen eserleri temizler,
  • Parça eserlerin yapıştırılmasını (konservasyon), bakım-onarım ve restorasyonunu yapar, eserlerin kaydını tutar, korunmasını sağlar ve halkın bilgisine sunar,
  • Kültür Bakanlığında çalışması durumunda; kazılarda gözlemci olarak görevlendirilebilir,
  • Korunması gereken kültür ve tabiat varlıklarını saptar ve kaydını tutar, bunlara yönelik koruma ve restorasyonlar konusunda kararlar çıkarılmasını sağlar,
  • Çevresindeki antik kentlerin (ören yerlerinin) belirli aralıklarla denetimini yapar. Ayrıca müzelerde çalışanlar koleksiyoncuların denetimini de yapar.
YÜZEY ARAŞTIRMASI : Arama bir arkeologun ilk işidir.Yeraltında bulunan eski kültür kalıntılarını çıkarmada titiz bir çalışma yapmak gerekir. Arkeolojik yerleşmelerin bulunması, belgelenmesi ve bunların herhangi bir kazı işlemine başvurulmadan bilimsel yöntemlerle incelenmesi, toprak üstündeki kalıntılarının elde edilip yorumlanmasına ‘’yüzey araştırması’’ denir. Henüz bilinmeyen arkeolojik yerler, açık arazide yürüyerek yada araba ile dolaşılarak bulunur. Amaçlı olarak yapılan bu araştırma, arkeolojik yüzey araştırmasının gerekli bir bölümüdür ve çalışmanın ilk basamağını oluşturur.

Esi kayıtların ve yer adlarının incelenmesi, çoktandır unutulmuş yerlerin yeniden bulunmasına yardımcı olabilir. Bu nedenle eski ve yeni yerlerin bir haritaya işlenmesi de arkeolojik araştırmanın gerekli bir parçasıdır. Buda gerek arkeolojik merkezlerin normal topografik haritalara işlenmesinde, gerekse belirli dönemlere özgü haritaların hazırlanmasında çok yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Özellikle insan elinden çıkan nesnelerin dağılımını gösteren haritalar arkeolojik araştırmalarda birer anahtar niteliğindedir.

Hava fotoğrafçılığının gelişmesi de yüzey araştırmasında önceleri yalnızca araziye bağımlı olan arkeologa büyük bir kolaylık sağlamıştır. Hava fotoğrafçılığının arkeolojik araştırmalarda kullanılması, I. Dünya Savaşı sırasında askeri keşiflerin bir yan ürünü olarak başlamıştır. II. Dünya Savaşında savaşan ülkelerin fotoğrafla haber alma bölümlerinde daha çok arkeologların görev yaptığı izlenir.

Bugün havadan çekilen fotoğraflarla her yıl yeni yeni arkeolojik yerleşme yerleri saptanmaktadır. Bunların bir bölümü, sabahın erken saatlerinde yada akşam üstü, yani özel ışık koşullarında daha iyi seçilebilen yıkıntıların toprak üstünde daha iyi yer aldığı yerleşmelerdir. Ancak büyük bir bölümü, yürüyerek yada araçla giderken gözle asla seçilemeyecek yerler olup; sadece fotoğrafta toprak renginin yada bitki yoğunluğunun değişmesi ile kendilerini belli eder.

Arkeolojik merkezleri saptama çalışması saptama çalışması olağan yüzey araştırmaları ve havadan yapılan tarama ve fotoğraflama yöntemlerinden başka yollarla da yürütülür. Çok basit bir yöntem toprağın dövülmesidir. Böylelikle alttaki yapılar ve dip topraktaki eşitsizlikler sese dayanarak bulunur. Dip sondalarıyla duvar ve hendeklerin izini yakalama olanağı da vardır. Örneğin 1957’de Monte Abbatone (İtalya) mezarlığındaki bir Etrüsk Mezarında denenen ‘’Nistri Periskobu’’ zamanla büyük gelişme göstermiştir. Bu periskop bir mezar odasına sokulmakta odanın duvarlarının ve oda içindeki eşyaların fotoğrafları çekilebilmektedir.

Arkeolojik yüzey araştırmasında uygulanan bir diğer çağdaş yöntem ise, arazinin elektrik iletkenliğinin ölçülmesine dayanır. Özellikle geniş ölçekli petrol aramaları için geliştirilen bu yöntem, 1940’ların sonlarında arkeologlarca kullanılmaya başlamış ve oldukça yararlı sonuçlar alınmıştır.



Bir başka teknik, magnetik arama yada jeofiziksel arama yöntemidir. Bu yöntemle toprağın altındaki nesneler, yarattıkları magnetik sapmalara göre bulunur.
Proton magnetometresi gibi aygıtların kullanıldığı bu yöntem ilk kez 1957-1958’lerde denenmiştir.Bir Amerikan araştırma ekibi Sicilya’daki Sybaris’i bu yöntemle keşfetmiştir.
Jeofiziksel araştırma yöntemi Türkiye’dede arkeolojik amaçlarla ilk kez 1968’de, Keban kazıları sırasında kullanılmıştır.

Toprak üstü arama-yüzey araştırması- çeşitli merkezler üzerinde uygulanabilen bir yöntemdir. Uygulandığı yerlerden önde gelen yerlerde; höyük, akropol, düz arazi yerleşimi, kurumuş nehir yatağı, tümülüs ve nekropol’dür.



ERGİN İZCİLERİN ARKEOLOJİK ÇALIŞMA ALANLARI
1. Kazılar: Ergin izcilerin kazı ekibi içerisinde yer alabilmesi için öncelikle hangi kazıda çalışacağının belirlenmesi ve ilgili kazı başkanı ile gerekli görüşmelerin tamamlanmış olması gerekir. Bu görüşmeler tamamlandıktan sonra Ergin İzciler kazı ekibine dahil olabilir. Kazı yerinin kültür özelliklerine göre arkeologların çoğunlukta olduğu bir kazı ekibi kurulur. Kazı başkanı tarafından oluşturulacak ideal bir kazı ekibinde bulunması gerekli teknik elemanlar şunlardır:
1. Arkeologlar
2. Mimar
3. Epigraf
4. Sanat Tarihçi
5. Jeomorfolog
6. Bizantolog
7. Bakanlık görevlisi

Bu bilimsel ekipten başka teknik hizmetlerle ilgili yardımcılar, mutfak sorumlusu, şoför,kazı evi bekçisi ve mutemet de kazıda görev alır. Ergin İzciler ilgi alanları doğrultusunda kazı başkanınca kendilerine verilecek her türlü görevi yapabilirler.

2. Yüzey Araştırmaları: Ergin İzcilerin ülkemizdeki kültür envanterinin sağlıklı oluşturulabilmesi adına yapabilecekleri en güzel hizmet alanlarından biriside budur. Yapılan çevre gezileri esnasında İzciler örnek olarak verilen formları yanlarında bulundurmalı, kültürel dokuya duyarlı olabilmeleri için önceden eğitim almalı, ve bu doğrultuda hazırlanacak formları köyde ise, köy tüzel kişiliklerine, ilçede ise, kaymakamlıklara, ilde ise, valiliklere bildirmek sureti ile bu alanda en güzel hizmeti vermiş olacaklardır.

ÖRNEK BELGE:
ERGİN İZCİLERİN YÜZEY ARAŞTIRMASI ESNASINDA DOLDURMALARI GEREKEN BELGE:
Eski Eserin Bulunduğu Yer : Muğla

Adı : Stratonieka Antik Kenti

Adresi : Yatağan İlçesi, Eskihisar Köyü
Harita Üzerindeki Yeri :
Krokisi :

Tanımı : Ekibimiz tarafından gerçekleştirdiğimiz hafta sonu gezisi esnasında Stratonieka Antik Kenti’nin güneydoğusundaki dağ silsilesinin hemen altında duvar kalıntılarına rastlanmıştır. Duvarlar yaklaşık 2 km. boyunca devam etmektedir. Yer yer yuvarlak ve çokgen çıkıntılar olduğundan bu duvarların şehrin sur duvarları olduğu görüşündeyiz. Sözkonusu alanda define kazılarının gerçekleştirildiğine işaret eden çukurlar görülmüştür. Duvarlarda oldukça fazla tahrip olmuş durumdadır.

Düzenleyen: Lokman Aşkın , 18-02-2008 - 23:08. Sebep: düzeltme
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 13:26


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats