![]() |
| | #1 |
| Teğmen Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 24
Mesajlar: 314
| Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki: "Şu bir gerçek ki, her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi de maldır." Fitne; kısaca habis ile tayyibi birbirinden ayırma metodudur. Allahû Tealâ Enfal Suresi’nin 37. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: "Liyeniyzallahülhabiyse minettayyibi ve yec’alelhabiyse ba’dahu alâ ba’dın feyerkümehü cemiy’an feyec’alehü fiy cehennem, ulâike hümülhâsirûn." "Muhakkak ki Rabbiniz habisi tayyibten ayıracaktır. Habisi birbirinin üzerine yığacak ve cehenneme atacaktır. İşte bunlar hüsranda olanlardır." Habisle tayyibi birbirinden ayırma metodu olan fitne, aynı zamanda şu dünya hayatında cennetliklerle cehennemlikleri de birbirinden ayıran metottur. Allahû Tealâ, malın bizler için bir fitne olduğunu özellikle Tegabün Suresi’nin 15. âyet-i kerimesinde açıkça anlatıyor: "İnnemâ emvalüküm ve evlâdüküm fitneh, vallahü indehû ecrün azıym." "Şüphesiz mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir fitnedir, imtihandır. Allah’ın katında ise en büyük ecir vardır." O halde mal ve çocuklarımız bizim için bir fitneyse, adeta bir turnusol kâğıdı gibi, bizlerin cehennemlik veya cennetlik olduğumuzu açıklayan unsurlar oluyorlar. Gerçekten mal bir fitne olarak Rabbimiz tarafından bize gösterilmiştir. Ve çocuklarımız da mal gibi bizim için bir imtihan vasıtasıdır. Allahû Tealâ hem malı, hem çocuklarımızı emanet olarak bizlere vermiştir. Enfal Suresi’nin 28. âyet–i kerimesinde de Allahû Tealâ şöyle buyuruyor: "Va’lemû ennemâ emvâlüküm ve evlâdüküm fitnetün." Bilin ki mallarınız ve evlâdüıyaliniz (akraba-i taallûkâtınız) sizin için bir fitnedir, imtihandır. O halde bu dünya hayatında bize verdiği mal ve çocukların bizler için bir imtihan aracı olduğunu, dünya hayatının bir süsü olduğunu Allahû Tealâ net olarak bizlere açıklamıştır. Allahû Tealâ Bakara Suresi’nin 155. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: "Ve leneblüvenneküm bişey’in minelhavfi velcû’ı ve naksın minel’emvâli vel’enfüsi vessemerât, ve bişşirissâbiriyn." And olsun ki, biz sizi korku ile, açlıkla, canlardan ve mallardan eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele! Burada fitne yerine Allahû Tealâ "leneblüvenneküm" fiilini kullanmış. Eğer insanoğlu nefsinin talebine uyarsa Allah’ın bu dünya hayatında kendisine verdiği malı, oyun ve eğlence gibi kullanır. Hizmet etmesi gereken hedef uğruna harcamayı istemez. Ve böylece bu mal sebebiyle dünya hayatında azar. Nitekim Rabbimiz, bu azmayı Hadid Suresi’nin 20. âyet-i kerimesinde ifade buyurmuştur: "I’lemû ennemelhayâtüddünyâ le’ıbün ve lehvün ve ziynetün ve tefâhurün beyneküm ve tekâsürün fiyl’emvâli vel’evlâd." Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun ve oyalama ve eğlenceden ibarettir, bir süstür. Kendi aranızda bir övünme, mal ve çocuklarda çoğalma tutkusudur. O halde görülüyor ki, Allahû Tealâ’nın bize vermiş olduğu dünya malı, istenilen istikamette kullanılmadığı takdirde, sadece nefsi azdıran bir unsur olarak hayatımıza giriyor. Mal, (bir vasıta olarak) insanın temel hedefi olan Allah’ın Zatına ulaşmak gayesi için kullanıldığında, gerçekten bizi Allah’ın zikrine götürüyor. Ama mal dünya hayatının bir süsü olarak oyun ve eğlence için kullanıldığında, Allah’ın Zatına ulaşmayı dileyen bu kişinin önüne bir engel olarak çıkıyor ve negatif bir unsur olarak nefsimizdeki afetlerin azmasına sebebiyet veriyor. Allahû Tealâ bu istikamette bizi uyarıyor. "Elmâlü velbenûne ziynetülhayâtiddünyâ, velbâkıyâtüssâlihâtü hayrün inde rabbike sevâben ve hayrün emelâ." Kehf-46 Mal ve çocuklar dünya hayatının süsüdür. Allah katında bâki ve kişiye derecat kazandıran salih amellerdir. Bu mal ve çocuklarla, (Allah katında, salih ameller bunlardan hayırlı olduğu için) salih ameli elde etmeniz lâzım. Dünya hayatının süsü olan mal ve çocuklarımızı salih amele dönüştürebilmenin yegâne vasıtası zikirdir. Allahû Tealâ buyuruyor ki, Münafıkun Suresi’nin 9. âyet-i kerimesinde: "Yâ eyyühelleziyne âmenû lâ tülhiküm emvâlüküm ve lâ evlâdüküm an zikrillâh." Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ın zikrinden alıkoymasın! Hangi şartlar altında mallarımız ve çocuklarımız bizi Allah’ın zikrinden alıkoyar? Eğer biz Allah’ın bize emanet olarak verdiği malı, Allah’ın emrettiği biçimde kullanamazsak, o mal ve o çocuklar bizi Allah’ın zikrinden alıkoyar. Ama eğer o malı biz, Allah’ın emrettiği biçimde Allah yolunda harcarsak, o çocukları Allah’ın yolunda techiz edebilirsek o zaman mallarımız ve çocuklarımız bizi salih amele götürür ve kesinlikle bizi Allah’a yaklaştırır. İşte Yüce Rabbimiz bu sebepledir ki, mal fitnesini başarabilmemiz için Allah yolunda sahip olduklarımızı infaka davet ediyor. Malın nefs tarafından çok sevilen bir vasıta olduğunu Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim’de bir çok âyet-i kerimede dile getiriyor. Nefsimizin mala olan sevgisini, Allah en iyi bilendir. Ve bu istikametteki, mal üzerindeki Allah’ın harcama emrine, nefsin karşı koyacağını da elbette ki Allahû Tealâ biliyor. Özellikle iblis bu fitneyi çok iyi kullanacağını ve mal ve çocuklarla bizi Allah’ın yolundan saptıracağını, Allah’tan aldığı müsaade içerisinde açıklamış, beyan etmiş. Araf Suresi’nin 16, 17. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor Rabbimiz: "Kaâle febimâ agveyteniy leak’udenne lehüm sırâtekelmüstekıym. Sümme leâtiyennehüm min beyni eydiyhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, velâ tecidü ekserehüm şâkiriyn." İblis diyor ki: Beni azdırmana yemin ederim ki, Sana gelen Sırat-ı Müstakiym üzerinde oturacağım. Önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından gireceğim ve hepsini saptıracağım. Onları çok şükredici bulmayacaksın. Hangi şartlar altında mallarımız ve çocuklarımız bizi şükürsüzlüğe götürür? Eğer Allahû Tealâ’nın bize verdiği malı Allah’ın emrettiği biçimde kullanamazsak, elbette ki o zaman şeytanın emrettiği biçimde kullanmış olacağız. Eğer Allahû Tealâ’nın bize vermiş olduğu evlâdüiyale, Allah’ın emrettiği biçimde bakamazsak o zaman biz o noktada iblisin vasıtası olacağız. İşte, Allahû Tealâ, malın ve çocukların bizi Allah’ın yolundan alıkoymaması, bizi zikirsizliğe götürmemesi için (her halükârda âyetlerle konuyu bize açıklamış) âyetlere paralel olarak bize vermiş olduğu malı, Allah yolunda infak etmemizi istiyor. Özellikle mal ile cihadı, en geniş tarif eden kavram infaktır. Allahû Tealâ Hucurat Suresi 15. âyet-i kerimesinde: "İman sahibi olduktan sonra müminler o kimselerdir ki, mallarıyla ve nefsleriyle Allah yolunda cihad ederler." buyuruyor. O halde mal ve nefsle cihad nedir? Biliyorsunuz hepimizi Rabbimiz üç tane vücutla yaratmış. Hicr Suresi’nin 26. âyet-i kerimesinde: "Ve lekad halaknel’insâne min salsâlin min hamein mesnûn." Biz insanı salsalin denilen kuru topraktan ve şekillenen bir balçıktan bir fizik bedenle halkettik. Şems Suresi’nin 7. âyet-i kerimesinde: "Ve nefsin ve mâ sevvâhâ." Biz insanı bir nefsle dizayn ettik. Ve Secde 9’da: "Ve nefeha fiyhi min rûhihi." Biz insana ruhumuzdan üfürdük. Ruh tamamen nurdan yaratılmıştır. 19 tane hasletle mücehhez olması hasebiyle, fizik bedenin kumandanı akla daima mal ve nefs istikametinde Allah’ın emrettiğini yapmamızı ve bu istikamette emrettiği yasaklara da uymamızı ister. Ruh, Allah’ın temsilcisidir. Ama nefsimiz de ruhun tam zıddı istikametinde şeytanın vücuda giriş mercii olması hasebiyle her olayda özellikle fizik bedenin kumandanı akla, Allah’ın mal ile yapmamızı istediği emirleri yerine getirmememizi, yasakları da çiğneyerek Allah’ın emirlerine isyan etmemizi bize önerir. Bu sebeple daim olarak, aklın iki müşaviri olan ruh ve nefs arasında kesin bir kavga var. Ama Yüce Rabbimiz bize burada mücahedeyi, bize cihadı emrediyor. Diyor ki: "Eğer şeytanın temsilcisi olan nefs, benim size emrettiğim emirleri yerine getirmenize mani olursa, siz o emri yerine getirmek istikametinde mutlaka nefsinizle cihad edeceksiniz. Nefsinizin istememesine rağmen siz ona yaptırtacaksınız." İşte gerçekten bizim en çok zorlandığımız nokta bu mal ile ilgili Allah’ın emirlerinin yerine getirilmesidir. Neden? Çünkü, nefsimiz malı şiddetle seviyor. Allahû Tealâ birçok âyet-i kerimede "malı çok sevmenize rağmen" diyor. Mal ile ilgili Rabbimiz’in yerine getirmemizi istediği emirlerin hiç birisini nefsimiz istemediği için o emirlerin yerine getirilmesi istikametinde bizi isyana teşvik eder. Ama bizi yaratan Allah da nefsimizle cihad ederek, muhakkak ki o emirleri yerine getirmemizi ister. Allahû Tealâ mal istikametinde yapmamızı istediği emirleri yerine getirenleri Kur’ân-ı Kerim’de övmüştür. Gerçekten bu emirleri her kim yerine getirirse, Allahû Tealâ’nın en sevgili kulu olacağını, Allahû Tealâ açıkça ifade buyurmuştır. İblis diyor ki: "Sen onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." Ne demektir bu? Eğer Allahû Tealâ bize bir mal vermişse ve o mal ile Allah’ın emirlerini yerine getiremiyorsak, Allah’a şükretmiyoruz. Ama eğer Allahû Tealâ bize bir mal vermişse ve o mal ile Allah’ın emirlerini yerine getirebiliyorsak, o zaman Allahû Tealâ’ya şükrediyoruz ve bu şükür bizi ihlasa ulaştırıyor. İblis diyor ki: Herkesi saptıracağım! Allahû Tealâ da diyor ki: "İhlas sahibi kullarım müstesna!" Yani: "Mal ile ilgili vermiş olduğum emirleri yerine getirenler müstesna!" Çünkü, Resulullah da buyuruyor ki; "Her ümmetin bir fitnesi vardır. Benim ümmetimin fitnesi de maldır." O halde mal ile ilgili Allah’ın bize farz kıldığı emirleri yerine getirenler, bilsin ki onlara ihlas kapısı açılmıştır. Allah’ın ihlas sahibi kulları basit ve fani olan dünya hayatına tenezzül etmeyen, meyletmeyen, irşada ulaşmış, mal fitnesinden tamamen berî olmuş olan insanlardır. Onlar üç emaneti Allah’a teslim etmişlerdir. Ve en büyük imtihan olan mal fitnesini geçmiş, sınıfı geçmiş olan insanlardır. O halde, her halükârda bizlerin bu imtihanı mutlaka başarmamız lâzımdır. Allahû Tealâ Bakara Suresi’nin 261. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: "Meselülleziyne yünfikuûne emvâlehüm fiy sebiylillâhi kemeseli habbetin enbetet seb’a senâbile fiy külli sünbületin mietü habbeh, vallahü yudâ’ifü limen yeşâ’ vallahü vâsi’un aliym." Mallarını Allah yolunda infak edenlerin misali yedi başak bitiren her bir başağında yüz tane buğday bulunan tek başaklı bir tohum gibidir. Allah onlara ihsanda bulunur. Allah dilediğini kat kat artırır. Allah, ihsanı bol olandır. Allahû Tealâ şu kâinatta en güzel örnek olan sahabeyi bize misal getiriyor. Bakara Suresi’nin 274. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: "Elleziyne yünfikuûne emvâlehüm billeyli vennehâri sırren ve alâniyeten felehüm ecrühüm inde rabbihim, ve lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn." Onlar ki mallarını gece gündüz, gizli ve açık olarak infak ederler. Artık onların ecirleri Rabblerinin katındadır. Onlar için korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar. Biliyorsunuz Resulullah’a en yakın olan dört kişi; Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’dir. Her âyet-i kerime inzal olduğunda onlar hayırlarda birbirleriyle yarışıyorlardı. Bu âyet-i kerimenin inzalinde ilk öğrenen Hz. Ömer, "bu kere muhakkak ki ben Hz. Ebubekir’i geçeceğim" diye, sahip olduğu malın yarısını paraya dönüştürerek Resulullah’a teslim ediyor. Ama Hz. Ebubekir oraya geldiği zaman sahip olduğu her şeyin anahtarlarını Resulullah’a teslim ediyor. -Ya Ebubekir çocuklarına ne bıraktın miras olarak? deyince, Hz. Ebubekir’in Allah’ın Resulü’ne cevabı: -Allah ve Resulü’nün sevgisini bıraktım, olmuştur. Hz. Osman’a gelince, ticaretle meşgul olan Hz. Osman’ın kervanı Şam’dan Mekke’ye girmek üzere ve ihtiyaç sahibi olan insanlar Hz. Osman’la ihtiyaçlarının temini meyanında pazarlık ediyorlar . Ama fiyatı ne kadar yükseltirlerse yükseltsinler hiçbir zaman Hz. Osman vermeyeceğini söylüyor. Bunun üzerine sahabe, Hz. Osman’ı Resulullah’a şikayet ediyor: -Sen daha hayattayken ey Allah’ın Resulü! Hz. Osman tefeciliğe başlamış. -Durun bakalım beyler! Bir de Hz. Osman’a soralım, diyor Resulullah ve Hz. Osman’a soruyor: -Niye vermiyorsun ya Osman? -Daha fazla fiyat veren var. - Kim veriyor? -1’e 700 veren var, diyor. Sonunda Allah’ın Resulü anlıyor ki Hz. Osman Şam’dan Mekke’ye gelen kervanı, fiy sebilillah parasız olarak Allah’ın ihtiyaç sahibi kullarına (muhacirine ve ensara) dağıtmış. Hz. Ali’ye geldiğimizde ise, bu âyet-i kerimenin bir gereği olarak sahip olduğu malın 1/4’ünü geceleyin, 1/4’ünü gündüzleyin, 1/4’ünü gizli, 1/4’ünü açık olarak harcıyor. O halde eğer biz de 1. Asr-ı Saadet’i yaşayan sahabe gibi, 2. Asr-ı Saadet’i yaşamak istiyorsak, her halükârda bu mal ile ilgili âyet-i kerimeleri içimize sindirmeli ve muhakkak ki bir bütün olarak yaşamalıyız. Nisa Suresi’nin 95. âyet-i kerimesinde Allah şöyle buyuruyor: "Lâ yesteviylkaâ’idûne minelmü’miniyne gayrü ûliydareri velmücâhidûne fiy sebiylillâhi biemvâlihim ve enfüsihim, faddalallâhülmücâhidiyne biemvâlihim ve enfüsihim alelkaâ’idiyne dereceh, ve küllen va’adallâhülhusnâ ve faddalallâhül mücâhidiyne alelkaâ’idiyne ecren aziymâ." Bu âyet-i kerime çok manidar: Müminlerden özrü olmaksızın, oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, nefsleriyle cihad edenler bir olmaz! Allah, mallarıyla, nefsleriyle cihad edenleri oturanların üzerine derece bakımından üstün kılmıştır. Hepsine cenneti va’d etmiştir. Ancak, Allah cihad edenleri oturanlara göre daha büyük ecir sahibi kılmıştır. O halde Allah’ın ecr’un azîm’ine ulaşmak istiyorsak, her halükârda Allah’ın yolunda fiy sebilillah, malımızla ve nefsimizle cihad etmemiz lâzımdır. "İnnelleziyne âmenû ve hâcerû ve câhedû biemvâlihim ve enfüsihim fiysebiylillâhi velleziyne âvev ve nasarû ulâike ba’duhüm evliyâü ba’d." Enfal-72 Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla, nefsleriyle cihad edenler; hicret edenleri barındıranlar ve yardım edenler.. İşte bunlar birbirlerinin velîsidirler." O halde biz kardeş olmak, birbirimize dost olmak istiyorsak, bu istikamette Allah’ın emirlerini yerine getirmemiz lâzımdır. "İnnallaheşterâ minelmü’miniyne enfüsehüm ve emvâlehüm bienne lehümülcenneh." Tevbe-111 Şüphesiz ki Allah müminlerden cennet karşılığında mal ve nefslerini satın almıştır. O halde eğer Allahû Tealâ bizler için uygun gördüğü ahiret ve dünya saadetinin karşılığında mal ve nefsimizi Allah yolunda infak etmemizi istiyorsa, her halükârda biz bunu yapmak durumundayız. Ya münafıkların durumu nedir? Özellikle Allah yolunda olan savaşta münafıklar mal ve nefslerini korumak için Allah’ın Resulü’nden izin isterler. "Malımız yoktur diye savaşa giremeyiz ve bizler zaten savaş bilmeyiz" derler. Ama Yüce Rabbimiz Tevbe Suresi’nin 44. âyet-i kerimesinde gerçek takva sahiplerini belirlemiştir. "Lâ yeste’zinükelleziyne yü’minûne billâhi velyevmil’âhırî en yücâhidû biemvâlihim ve enfüsihim, vallahü aliymün bilmüttekıyn." Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerle, malları ve nefsleriyle cihad edenler senden asla izin istemezler. (İşte gerçek takva sahipleri bunlardır.) Allah takva sahiplerini bilendir. Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz şöyle buyuruyor: "İnsanlar için, sizin için korktuğum tek şey, Allah’ın önünüze çıkaracağı dünya süs ve nimetleridir, dünya malıdır. Kim malı hakkı olarak elde ederse o mal kendisine mübarek kılınır. Fakat hakkı olmayarak mala el koyan kişi, hep yiyen, ama hiçbir zaman doymayan kişiye benzer." Ve Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki: "Allah’a yemin ederim ki, sizin için korktuğum şey yoksulluk değildir. Sizin adınıza korktuğum şey, dünya nimetlerinin önünüze saçılması ve tıpkı eski toplumlar gibi, bu nimetler yüzünden birbirinize girmeniz, birbirinizle kavga etmenizdir." "Bizans hazineleri elinize geçtiğinde nasıl bir topluluk haline geleceğinizi biliyor musunuz? Allah’ın istediği topluluktan başka bir şey olacaksınız o zaman. Birbirinizle çekişeceksiniz, hasetleşeceksiniz. Birbirinize sırt çevireceksiniz ve nihayet kin ve öfkeyle birbirinize girip muhacirlerin barınaklarına üşüşecek, birbirinizin boynunuzu vuracaksınız. (Yani kısacası Allah’ın size verdikleri kavgaya sebep olacak.)" Ümmeti kavgaya, kine, nefrete ve nihayet can alıp, kan dökmeye götüren felaket, mal fitnesi olarak bu hadislerde gösteriliyor. İblisin özellikle Allah’tan aldığı müsaade gereğince, "İnnema yüriydüşşeytânü en yûkı’a beynekümül’adâvete velbagdâe fiylhamri velmeysiri ve yesuddeküm an zikrillâhi ve anissalât." Maide-91 İblis muhakkak ki insanların arasına kavgayı ve buğzu koymak ve insanları zikirden ve namazdan alıkoymak istiyor. İblis bunu nasıl gerçekleştiriyor? Allah’ın bize verdiği malı kullanmak suretiyle. Yani biz malı Allah’ın emrettiği şekilde kullanırsak o mal bizi zikre götürüyor; ama Allah’ın emrettiği bir şekilde kullanmazsak, iblisin emrettiği şekilde kullanıyoruz. O mal bizi birbirimizle kavgaya götürüyor. O halde biz birbirimizle kavga etmek istemiyorsak, birbirimizle kardeş olmak istiyorsak, malı Allah’ın emrettiği biçimde Allah yolunda infak etmemiz lâzımdır. Allahû Tealâ Muhammed Suresi’nin 38. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: "Hâ entüm hâülâi tüd’avne litünfikuû fiy sebiylillâh, feminküm men yebhal, ve men yebhal feinnemâ yebhalü an nefsih, vallahülganiyyü ve entümülfukarâ, ve in tetevellev yestebdil kavmen gayreküm sümme lâ yekûnû emsâleküm." İşte siz öyle kimselersiniz ki, Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz, buna rağmen sizden kimi cimrilik etmektedir. Kim cimrilik ederse artık o kendi nefsine cimrilik etmektedir. Allah ise Ganî’dir. Fakir olanlar ise sizlersiniz. Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirir, değiştirir sonra onlar sizin benzerleriniz olmazlar. Mal sahibi olmamak, aç susuz durmak, çalışmayı terketmek vs. fakr değildir. Fakr: Allah’tan kaynaklanan değerleri, maddeden kaynaklanan değerlerin üstünde tutmaktır. Allahû Tealâ Fatır Suresi’nin 15. âyet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: "Yâ eyyühennâsü entümülfukarâü ilallahi, vallahü hüvelganiyyülhamiyd." "Ey insanlar siz Allah’a muhtaçlarsınız. Allah ise ganidir." Allahû Tealâ özellikle mala tutsak olmamamızı istediği için, bizleri âyetlerle uyarıyor. Allah karşısında her konuda yetersiz olduğumuzun yani fakr içinde olduğumuzun şuuruna varmamızı istiyor. Yüce Rabbimizin "istiğna" yani kendini Allah’a muhtaç olmayacak bir düzeyde görmek, dediği afetten kurtulmak esastır. İstiğna; insanı azdırıp zulme bulaştıran bir beladır. Alak Suresi’nin 6, 7. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor: "Kellâ innel’insâne leyatgaâ, en reâhüstagnâ." "Hayır, şüphesiz insan azar. Kendini müstağni görür." Müstağni görmek; (malından ve nefsinden dolayı) hiçbir şeye muhtaç olmayarak kendisini görmek demektir. Ama Allahû Tealâ buyuruyor ki: "Siz Bana muhtaçsınız ey insanlar! Her zerrenizle Bana ihtiyaç içindesiniz. Ama Benim size ihtiyacım yok. O sebeple siz fakirlersiniz, Allah ise ganiy-ül hamiddir." O halde, biz insanlar nefsimize uymak istemiyorsak, Allah’ın emrine uymamız lâzımdır. Nefse uyduğumuz takdirde sadece malı üstüste yığarız, Allah’ın emri istikametinde harcamayız. Allahû Tealâ, insanoğlunun nefsine tâbî olmak suretiyle malı yığdığı zaman, malın kendisini kurtaracağını zannettiğini söylüyor. "Yahsebü enne mâlehü ahledeh." Hümeze-3 Gerçekten malın kendisini ebedi kılacağını sanmaktadır." Allahû Tealâ başka birçok âyet-i kerimede bunu şöyle dile getiriyor: "Ve tühibbûnelmâle hubben cemmâ." Fecr-20 Malı bir yığma tutkusu olarak hep hırsla seviyorsunuz ve birbiri üstüne yığıyorsunuz. "Yekuûlü ehlektü mâlen lübedâ." Beled-6 O yığınla mal tüketip yok ettim, diyor. (Yani İblisin yolunda harcıyor.) "Ve Kâne lehü semer, fekaâle lisâhıbihi ve hüve yühâvirühû ene ekserü minke mâlen ve e’azzü nefera." Kehf-34 Birinin başka ürünleri vardı. Böylelikle onunla konuşurken arkadaşına dedi ki: "Ben mal bakımından senden daha zenginim, insan sayısı bakımından da daha güçlüyüm." O halde bizler yeryüzünün müstekbirlerinden olmak istemiyorsak, her halükârda Allah’ın emrini yerine getirmek istiyorsak, Allah’ın emrettiği biçimde malı harcamamız lâzımdır. Evvel emirde bizimle Allah arasında 28 basamak var: İlk yedi basamağın içerisinde Allah’ın emrettiği zekatı vermemizi ve faizden korunmamızı istiyor Allahû Tealâ. "İnnemassadakâtü lilfukarâi velmesâkiyni vel’âmiliyne aleyhâ velmüellefeti kulûbühüm ve firrikaâbi velgârimiyne ve fiy sebiylillâhi vebnissebiyl, fariydaten." Tevbe-60 Sadakalar, -Allah’tan bir farz olarak- yalnızca fakirler, düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar, kalpleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar) içindir. İkinci yedili basamakta Allahû Tealâ birr’i vermemizi ve rüşvetten korunmamızı istiyor. "Ve âtelmâle alâ hubbihi zevilkurbâ velyetâmâ velmesâkiyne vebnessebiyli vessâiliyne ve fiyrrikaâb." Bakara-177 "Mala olan sevginize rağmen malı yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve köle azadına sizin harcamanızdır." Üçüncü yedili basamakta, işsizlere iş sahası açmamızı ve parayı biriktirmememizi ve yatırımları gerçekleştirmemizi istiyor. "Ehüm yaksimûne rahmete rabbik, nahnü kasemnâ beynehüm ma’ıyşetehüm fiylhayâtiddünyâ ve refa’nâ ba’dahüm fevka ba’dın derecâtin liyettehıze ba’dühüm ba’dan suhriyyâ, ve rahmetü rabbike hayrün mimmâ yecma’ûn." (Zuhruf 32) Senin Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında maişetlerini aralarında biz paylaştırdık ve onlardan bir bölümü (diğer) bir bölümünü "teshir etmesi" için bir bölümünü bir bölümü üzerinde derecelerle yükselttik. Rabbinin rahmeti; toplayıp-yığdıklarından daha hayırlıdır. Dördüncü yedili basamakta ise, ihtiyaçtan fazlasını vererek (infak ederek) israftan korunmamızı istiyor. "Len tenâlûlbirre hattâ tünfikuû mimmâ tühibbûn." Al-i İmran-92 "Sizler sevdiklerinizden infak etmedikçe asla hayra eremezsiniz!" Bu 28 basamağın içinde mal üzerinde emir ve nehiyleri Allah’ın emrettiği biçimde yerine getirirsek, malımızı infak edersek, o malın bizi ihlasa ulaştıracağını, Allah bize müjdeliyor. Dileyen herkesin Allah’ın, Kur’ân-ı Kerim’de mal üzerine va’zettiği bütün emirleri dünya hayatında yerine getirmesini kendisine nasip kılması dileğiyle... Allah hepinizden razı olsun. |
| |
| Konu Araçları | |
| |