ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > GENEL > Edebiyat > Denemeler


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 13-11-2007, 20:47   #1
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,035
Varsayılan Islak ve Gizli Bir Kurşun...!

Islak ve Gizli Bir Kurşun...!


"Yıldızlarla konuşurum
Susmuşum Meryem gibi”

Zemheriydi;
Mahrem bahçelerde büyüyen tek lalemi boynundan koparıp gitmişti…
ardından yetim bıraktığı kalbimin güvercinlerini, ağlatarak, inleterek…

Ben yağmurlardan kaçırmıştım gözlerimi… Kırık aynalarımdan seyrettim göğü günlerce… Kalbimin her köşesini dikenli ellerimle sıvadım yokluğunla…
Ve asumandan nüzul olanın aşkına ben sana yalan söylemedim…
Hayatın giyotinine gidip gidip gelmekten usanan kalbimde bu aşka mühür vuracak takat yok…
Sükûtumsa üzerimde gezinen nazlı cümlelerin hatırı için.
Öfkem kudurgan bir dalga gibi çarpıp duruyor dudaklarıma…
artık küskünüm yosun kokulu gözlerin renginde gecelere…
düşmesinler ömrüme haşiye,
ben üstü başı imbat içinde kalmış
acıdan öte birşey murad etmedim…

Mendilleri sallamıştım ardından umutsuzlukların… Yazgımı örtmüştüm efdal olan bir kelamla.

Bir bir kefenleyip gömmüştüm ağrıyan yerlerimin hatıralarını… Bir tek gizlediğim faydasızlıklar kalmıştı geriye… onlarıda en derinde saklamıştım… bir daha çıkmamacasına.

Sonra bir sabah ayazında çığ gibi haberler ulaştı suskunluk diyarından.
Haberi ihtilal sarsıntılarıyla sarstı benliğimi…
Berrak sularım yine boz bulanık aktı…
Ben hep ziyan
Ben hep isyan

Oysa ne de çok alışmıştım şitaya ererken artık yalnız kalmaya
Ne çok sevmiştim hayalinle konuşmayı….
Serçe kuşların dilini öğrenmiştim sen yokken
Sana onlarla haber yollardım da sen bir haberi çok görürdün bana
Ben yine de mutluydum…

Ne güzeldi o anlar
—ki ben umutsuzdum

Bunca helezonlar ortasında bu rücu niye?
Dilinde anlamını bilmediğim bir heyula!
Aklında yine firar yine firar…
Senden bana kana batık güller hediye

Sonsuza kadar yut kelimeleri… Konuşma
Konuşursan kaypaklığına dudak bükecek melekler…
Ellerin titremeyecek biliyorum
Biliyorum hiç üşenmeyeceksin kalbime hançeri basarken
Oysa hoyrat ellerim var demiştim sana.

Varsın saçlarında ağyar elleri gezinsin
Varsın gözünde iplik iplik olsun yağmurlar
Varsın sen her geceni tutuştur benden aldığın korla
Varsın sen de ağlama anlayamadan bir an umutsuzluğumu…
Varsın sen de fütursuzca sal kalbime mermilerini

Ben alıngan namluları okşarım yokluğunda
Bir kurşuna yoldaş olur belki seni bulurum

___Mustafa Meriç___
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-11-2007, 20:50   #2
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,035
Varsayılan

Zamanin gözleri yaslıydı, galiba sensizlige on vardı
Belki de yanlis hatırlıyorum, sensizligi yirmi geciyor da olabilir
Neticede sen yoktun, yine küskün, yine hayata dargındın
Her zamanki yerimden seyrettim bahceyi, agaclari, gökleri
Sana selam yolladim kuşlarla, bilmiyorum acaba ulastı mı?
Kuşlar ulastiramazsa bile, yagmur muhakkak ulastirir dedim
Ezgiler mirildandim, solan ciceklerin cürümüs gövdelerini seyrettim
Bir demet hüzün ismarladim kendime, sustum, düsündüm
Zaman, her zamanki gibi gözyaslarini akitti yüregime
Gökler gürlemedi, bulutlar kararmadi, sade çiğseler yağdı üzerime
Bir seyler kayboluyordu, ellerimle tutamadigim bir seyler kayiyordu
Sana dair olan herseyin beline ölüm sariliyor, sen ölüm oluyordun
Zaman sensizlige gebeydi ve kainat zorlu bir kayipin habercisiydi
Dinliyordum, kalb ile beynin arasindaki uzun mesafeye oturmus
Sessizligin anlattigi seni, elleri avuclarindaki ölümü dinliyordum
Sır tutmak zor, sır tutmak agırdı...
Bakamıyordum, geri dönüp gözlerininin içindeki ölüme bakamiyordum
Biliyorum artik çiğselemiyordu, yagmurlar yerini sağnağa birakmisti
Şimdi cok iyi hatirliyorum, zaman sensizlige on vardi
Kalbimin saati coktan durmus, bende de vakit sonbahardı...


___Derya Akel___
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-11-2007, 21:08   #3
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,035
Varsayılan


Bir yazdım, bir güz..
BİR YAZDIM, bir güzdüm. Bir bilemedim; hangi mevsim olmalıydı adım.
Bir yazdım, bir bozdum.
Çizik çizik olan defterimi karalayıp durdum.
Sağdaki ümit ışıltıları ve soldaki fırsat dellâlını duymadım pek çok zaman.
Ben bir güldüm, bir diken.
Diken acıttı, gül mağrurlaştırdı benliğimi.
Ben hem gül, hem diken olmalıydım.
Hem güz, hem yazı tadabilmeliydim ruhumda.
Bir gülmedim ki kendime,
Bir farketmedim ki sevginin rengini.
Sol elimde tuttuğum, çizik çizik, pörsümüş defterde
Neredeyse boş sayfa kalmamıştı ve ben farkında dahi değildim.

Ve dönerken yine aynı düş ve düşüncelerle bir gün,
Bir dilekçe tutuşturuldu elime.
Yepyeni bir defter vaat ediyordu bana.
Ve huzur veriyordu görünüşü bile.
Bir dilekçe...
Tuttum ucundan ben de...
Yeni bir soluktu bu.
Yeni bir ışık.
Dünümü ve bugünümü apaydınlık eden
Bir belge...

Aldım bu bembeyaz belgeyi.
Gönlüme bastırdım.
Ve tekrar tekrar adını okudum.
Her okumamda huzur doldu içime.

Sağdaki ışıltının çevremde oluşturduğu
Işıktan daire içinde okudum.
Tevbe’ yazıyordu belgede.
Sadece bir kelime...
Hem öyle bir kelime ki,
Hem düne yetiyordu, hem de bugüne...

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-11-2007, 22:34   #4
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 2,046
Varsayılan

Varsın sen de fütursuzca sal kalbime mermilerini...
ne güzel söylemiş...belkide gerçek mermilerden daha çok acıtır kalbi...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-11-2007, 20:32   #5
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,035
Varsayılan

Anlatamadıklarım?
Değişiyoruz zamanla. Bu değişim bazılarına göre gelişim bana göre yavaş yavaş tükenişin, yok oluşun ilk adımları. Güncellenmiş duruşların fos görüntülerinde moderniteden bahsedip, populizmi sömürü aracı yapıyoruz. Her şey populist olmuş, siyaset, edebiyat, hatta kutsal değerlerin yaşanmış şekilleri bile..


Düşüncenin bekçisi yok artık. Hüznün sesi kısılmış sanki. Haykırsa duyan yok. Sevgiler popüler aşkların gündelik çığırtkanlığı olmuş sihirli aynada.

Derdi çok insanın, dertsizler akrep dilleriyle dert yığını olmuş, güvercin gagasında kalmış seda.

Bu acı durum ayaklarımızın altından toprağın kayıp gitmesi gibi hissi en zor olan durum olmuş. Ölmeden ölmektir belki de anlatmak istediğim.

Seherin yelinde yalnız ve ürkek bir ceylan gezer, örümcek ağlarının gölgesinde. Bu şehrin ağıdını bir o duyar bir de sağır dilsiz fötr şapkalı adam. Kanayan şehir ağlamaz ama yanı başında herkesin. O adam yönetir seni, beni herkesi. Ama duymaz, görmez ve kendi başına yürümez, yürümekten korkar.
Bu hal şartında hafıza maziyi yoklar ve özlemin adı konur. Hatıralar yerenin olur, teselli olur. Bulunduğun lahzaya dönmek ölüm olur bundan sonra. Ölüm vardır burada, kan var.
Neler yaşanmışsa anılmaya değer bir bir belirir bellekte. Ama görünen ölüyü kimse görmez. Ağlayan çocuğu takmaz kimse.
Beş para vermeden yaşamış olduğun hatıratın şimdi mücevher kadar değerli olur. Bulamazsın onları kalmamıştır şu an-ı zamanda. Sıradan yanşamışlıklardı oysa.

Modern zamanda yaşıyoruz. Bu zamanın ötesinde, ötelenmiş acılar da olacak maalesef. Ötenin ötesinde ne yapar insanoğlu. Yazık üzülüyorum yaşlılığıma.

Biz şimdi ne yaşadık ki güzel olan, neyi hatırlayıp teselli bulacağız? Zulmün ortasında, herhangi bir şehrin betonlarının gölgesinde yarı ağlamaklı çocuk mu teselli edecek, yoksa kanla sulanmış toprakta büyümüş bir çınar ağacı mı bizi teselli edecek?

Varsın güneş elini çeksin gündüzlerden, geceyi yanıp sönen yıldızların yerine dolunay aydınlatsın. Yeter ki bir parıltı olsun gözlerde. Umuda dair, sevince dair, sevgiye dair..


Muharrem Yılmaz
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-11-2007, 20:36   #6
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,035
Varsayılan

Gitme Ey Aşk



Giderken sen ey aşk!
Üşür çüğ damlaları gözlerimde
Mülteci düşler vurur yüreğimi
Kurşuni bir renk alır gökler
Afaklar yağmur yağmur...
Cemre düşmez yeryüzüne ey aşk
Küheylani vurur dalgalar sahile
Kan, kırmızı akmaz...
Hüzün eskimez...
Gitme ey aşk!
Seni şaha kaldıracak
Ne bir Yusuf ne bir Kerem...
Ama gitme ey aşk
Mecnunu yollara düşüren
Seyyahı martının peşinden sürükleyen
Şairi elif elif diye gezdiren aşk
Gitme...
Sensiz buralar ayaza keser
Avuçları doldurmaz dualar
Sağnak sağnak boşalmaz toprağa yağmurlar

Bülbül unutur gülünü
Geceler suspus olur
Güneş doğmaz sabaha
Aydınlıklar bırakır yerini karanlıklara
Gitme ey aşk
Gitme...

Aynur Yavuz
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-11-2007, 15:10   #7
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,035
Varsayılan

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-11-2007, 15:17   #8
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,035
Varsayılan




Ayn - Şîn - Kaf (Ceren Şeyma Narlı)

Bu gece yıldızları saymadım senin için. Uykusuzları saydım; sevdasından, derdinden, dermanından yada bilemediğim türlü imtihanından dolayı gözlerini kapatamayanları saydım bu gece. Etrafında pervanelerin seyrü seferini gördüğüm ne kadar şule-feşan varsa, sana yaktım… Zordu inan, tüm ışıklarını söndürmüşken bana; debdebesiyle tir tir titrediğim ateşler yakmak sana…
Bu imkansızlık hüznünün dehlizlerinde kaybolarak, içimdeki bitimsiz korkuyla bağırarak dökmüyorum sahipsiz benliğimi Yaradana… Hafî bir zincirle düğümlüyorum dilimi. Çözülürse yanacağım sanki, eriyecek ve biteceksin sen de, taşıdığım can gibi…


Haliyle sakinleşmiş, kâl ehlince vazgeçmiş lakin hâl ehlince sabr-ı sukûna ermiş bir aşığın gördüğüdür gözlerim… Şimdi, ne bilecek bakıp da görmeyen ehl-i kibir, sevgilinin gamzesiyle gam/zede aşığın halini.
Sevgili katında yaş tüketmek demek, demirden havanlarda sabırdan nehir kenarlarında dövülmek, yumuşamak ve dahi temizlenmek demek. Her gündoğumunda Yusuf’u kaybedip ve her gün batımında yeniden bulmak lakin ne feryad edip ağlamak ne de sevinçten çılgına dönmek demek… O belde-i mukaddeste bulunmak demek, her çark edişinde yalan dünyanın, asude bir meşk-i hayale dalıp; ruhu bedenden ayırmak, seyreylemek hikmet deryasına çağlayan nehirleri ve dahi kaybolmak sularında ama asla boğulmamak demek.
Ahir zaman aşkları…
Yaşadıklarını üç harften ibaret görenler, çözemezler gizini… Bilmezler ki ayn’ın içi Cennet, şîn’in içi Cehennem ve kaf’ın içi de Âraftır. Cennete gönüllü sürgün, metrelerce kuyrukla girenler, sıra aşkın Cehennemine geldiğinde koşarak kaçarlar. Lutuf penceresini açamadan yola koyulurlar… Ve Araf…
Ah araf! Ah kaf dağının gizi ve zümrüd-ü ankanın varisi… ne tatlı dil, ne sert bakış. Ne gerçek ne yalan. Ne var ne yok… Âraf gözlerin gibi, benim ârafım senin adın…
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-11-2007, 16:09   #9
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Jun 2007
Yaş: 20
Mesajlar: 121
Varsayılan

çok güzel yazılar bunlar paylaşımın için sağol.........
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 25-12-2007, 01:44   #10
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,035
Varsayılan

Can kırığı Cam kırığı değil ki”
benden tekrara eskiye dönüş yapmamı istiyorlar
tekrar gülmemi gözlerimin içiyle
kucaklamamı, yürek coğrafyamda yeniden yeşertmemi…
kurumuş yaprağa O’ndan başka can veren yok
dallar kurudu
olmadan döküldü yaprakları güllerin
bilal’in matemini tutar oldu bülbül
sözcükler düğümünü çözemiyor
sözlere lâl düşümüşken,
seyle be dost!
sen söyle!
yeşerir mi kuru yapraklar
tazelenir mi
eskiler
gelir mi geriye yaşanılmış ne varsa
ardımda kalan
geri gelemeyeceği için ‘eski’ değil midir adı

her günün ardından
kokusu duyulurken toprağın
buralara ait ne varsa
söküp atmaya çalışırken ağırlıkları

yanıma kalanın ne olduğunu tartamıyorken çaresiz
içimdeki fırtınayı kendim bile isimlendirememişken henüz

yine de

’senle alakasını kesenle sen alakanı kesme!’
Hz.Ahmed Muhammed Mustafa (S.A.V)
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 13:18


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats