ilahi-Tr Forum

Geri   ilahi-Tr Forum > GENEL > Devlet Adamları

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski 10-11-2009, 21:21   #1
Er
 
Katılım Tarihi: 06/2008
Yaş: 54
Mesajlar: 24
Rep Gücü: 0
tevhit06 hakkında şimdilik pek bilgimiz yok
Varsayılan Bu gün 10 Kasım Ata’yı anıyoruz


Atatürk`ün Dinimiz Hakkındaki sözleri
"Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum."



"Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur"; "Din vardır ve lazımdır." (Yakınlarından Hatıralar, Asaf İlbay, s. 102)
"Sonra Kuran'ın tercüme ettirilmesini emrettim. Bu da ilk defa olarak Türkçeye tercüme ediliyor. Hz. Muhammed'in hayatına ait bir kitabın tercüme edilmesi için de emir verdim." (Atatürk'ün Temel Görüşleri, Fethi Naci, s.55)

Kuran'ın Türkçeye çevirtilmesi emrini verirken, Atatürk'ün isteği Müslüman milletinin imanının güçlenmesidir. Bunu ifade ettiği sözleri şöyledir:

"Camilerin mukaddes minberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap edilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur." (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c. 1, s. 225)

Büyük Önder, gerçek dinin temelini ve Müslümanların konuyu hangi kıstaslara göre değerlendirmeleri gerektiğini 7 Şubat 1923 tarihinde, Balıkesir’deki Paşa Camii’nde verdiği hutbede kendisini dinleyenlere şöyle ifade etmiştir:

"Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selameti, sevgisi üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Bunun temel esası, hepimizce bilinmektedir ki, Yüce Kuran'daki anlamı açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyiz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir. En mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, c. 2, s. 93)

Atatürk, İslam dininin tamamen ilme ve mantığa uygun bir din olduğunu bir başka sözünde de şöyle ifade etmiştir:

"Bizim dinimiz en makul ve en doğal bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin doğal olması için akla, tekniğe, ilme ve mantığa uygun olması gerekir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. ... İslam'ın sosyal hayatı içinde hiç kimsenin, bir özel sınıf halinde varlığını sürdürme hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hak görenler dini kurallara uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur, hepimiz eşitiz ve dinimizin kurallarını eşit olarak öğrenmeye mecburuz" (Atatürk"ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s. 90)

Büyük Önder Atatürk, Türk Milleti’nin dindar olmasını ve dini değerlerini muhafaza etmesini de, sıklıkla vurgulamıştır. Ayrıca, Atatürk'ün Osmanlı Devleti'nin çöküşünü dine bağlayan, Türk düşmanlarına yanıtı ise kesin bir şekilde olmuştur:


"Düşmanlarımız, bizi dinin etkisi altında kalmış olmakla itham ediyor, duraklamamızı ve çöküşümüzü buna bağlıyorlar; bu bir hatadır. Bizim dinimiz hiç bir vakit kadınların, erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah'ın emrettiği şey, Müslüman erkekle, Müslüman kadının beraberce din öğrenerek eğitilmesidir. Kadın ve erkek bu ilim ve eğitimi aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla mücehhez olmak zorundadır. İslam ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü kuralla bağlanmış zannettiğimiz şey yoktur. Türk sosyal yaşantısında kadınlar bilimsel yönden eğitim ve öğretim görmekte ve diğer konularda erkeklerden katiyen geri kalmamışlardır. Belki daha ileri gitmişlerdir." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c.2, s.86)


Dini meseleler hakkındaki görüşlerini öğrenmek isteyen Fransız gazeteci Maurice Perno'ya Atatürk yine kesin bir şekilde şu cevapları vermiştir:

M. Perno: Şu halde yeni Türkiye'nin siyasetinde dine aykırı hiçbir temayül ve mahiyet olmayacak demek?
Atatürk: "Siyasetimiz dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz."
M. Perno: Zat-ı asilaneleri, düşündüklerini bendenize daha iyi izah buyururlar mı?

Atatürk:

"Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır, demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki Türkiye istiklalini veren bu Asya milleti içinde daha karışık, sun'i, batıl inanışlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Eğer ışığa yaklaşamazlarsa kendilerini mahv ve mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız." (Atatürk ve Din Eğitimi, Ahmet Gürbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.32)

Atatürk her yönüyle olduğu gibi dindarlığıyla da milletine en güzel örnek olmuştur. Ulu Önder, dindar kişiliğinin bir göstergesi olarak din adamlarına karşı her zaman samimi bir şekilde hürmetkâr olmuş ve saygı duymuştur.

Cumhuriyet'in ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi, Atatürk'ün kendisine duyduğu saygı ve hürmeti şöyle anlatmıştır:
"Ata'nın huzuruna girdiğimde beni ayakta karşılardı. Utanır, ezilir, büzülür, "Paşam beni mahcup ediyorsunuz" dediğim zaman "Din adamlarına saygı göstermek Müslümanlığın icaplarındandır." buyururlardı. Atatürk, şahsi çıkarları için kutsal dinimizi siyasete alet eden cahil din adamlarını sevmezdi." (Atatürk ve Din Eğitimi - Ahmet Gürtaş - Diyanet İşleri Bakanları Yayınları s.12)
Atatürk Kuran okutulmasına da son derece önem vermiştir. Hafız Zeki Çağlarman Atatürk'ün bu yönünü şöyle anlatmıştır:
"Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Hanım'la uzun yıllar komşuluk yaptık. Her yıl Ramazan ayı yaklaşınca Atatürk kız kardeşine; "Makbule, Ramazan geliyor, annemize hatim okutmayı ihmal etme"der ve hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içerisinde para verirdi." (Din Toplum ve Kemal Atatürk, Ercüment Demirer, s.10)
Kadiri, Rufai ve Galibi Şeyhi H.Galip KUŞÇUOĞLU
tevhit06 şu an çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-11-2009, 22:37   #2
Yüzbaşı
 
Kosovalı's Avatar
 
Katılım Tarihi: 10/2007
Mesajlar: 740
Rep Gücü: 113
Kosovalı is a glorious beacon of lightKosovalı is a glorious beacon of lightKosovalı is a glorious beacon of lightKosovalı is a glorious beacon of lightKosovalı is a glorious beacon of lightKosovalı is a glorious beacon of lightKosovalı is a glorious beacon of lightKosovalı is a glorious beacon of lightKosovalı is a glorious beacon of lightKosovalı is a glorious beacon of lightKosovalı is a glorious beacon of light
Varsayılan Yanıt: Bu gün 10 Kasım Ata’yı anıyoruz

Atatürk"ü rahmetle anıyorum. Ancak bir şeyi belirtmek istiyorum. Büyük bir lideri putlaştırmamak gerekir. Sonuç itibariyle o da bir insan. Yakında, Atatürk"e tapan çocuklar yetişirse hiç şaşırmamalıyız. Çünkü son dönemlerde ona tanrıymış gibi ifadeler addediliyor. O insanın ruhuna hakaret edilmekte...


Atatürk yaptıklarını hayal etmek düşünmek dahi zordur. O koşulların yokluğun, yoksulluğun ve esir edilmiş bir ülkenin insanına inanarak zor koşullarda Milli Mücadele hareketini başlatmış ve başarmıştır.

emeğine bereket usta allah razı olsun....

__________________
Ölüm gelmeden önce tevbe etmekte acele ediniz..

Düzenleyen: Kosovalı , 10-11-2009 - 22:46. Sebep: imlama hatası..
Kosovalı şu an çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 29-11-2009, 03:44   #3
Er
 
müstefid's Avatar
 
Katılım Tarihi: 05/2009
Mesajlar: 13
Rep Gücü: 0
müstefid hakkında şimdilik pek bilgimiz yok
Varsayılan Yanıt: Bu gün 10 Kasım Ata’yı anıyoruz

Atatürk'ün sansürlenen görüşleriİnanması zor; ama kendi kurduğu kurum, Atatürk'ün notlarını sansür ederek yayımladı. Can Dündar, Atatürk'ün din konusundaki sözlerinin sansürlenişine tepki gösterdi.
Can Dündar'ın köşe yazısı

Atatürk'ün sansürlenen görüşleri

Atatürk'e ilişkin olarak 2 önemli çarpıtma yapılıyor.
Biri Batılılaşma konusunda...
Diğeri din konusunda...
İlki, Atatürk'ün hedef olarak Avrupa'yı göstermediği iddiasına dayanıyor.
İkincisi, -dünkü Vakit gazetesinde bir örneğini gördüğümüz gibi- ısrarla Atatürk'ü dua ederken, sarıklı mebuslarla ya da peçe içindeki Latife Hanım'la gösterip cumhuriyetin temelinde bir din motifi arıyor.
Bu 2 konuda 2 belge hatırlatacağım.
***
İlk belge, 29 Ekim günü Mustafa Kemal Paşa'nın Fransız yazarı Maurice Pernot'ya verdiği demeç... Paşa, o gün Revue Des Deux Mondes için Meclis Başkanı sıfatıyla verdiği son demecinde şöyle diyor:
"Osmanlı İmparatorluğu, Batı'ya karşı elde ettiğimiz başarılardan çok gururlanarak kendisini Avrupa uluslarına bağlayan bağları kestiği gün düşüşe başlamıştır. Bu bir hataydı. Bunu tekrar etmeyeceğiz. Bizim vücutlarımız Doğu'da ise de düşüncelerimiz Batı'ya dönüktür. Memleketimizi çağdaşlaştırmak istiyoruz. Bütün çalışmalarımız Türkiye'de çağdaş, bu sebeple Batılı bir hükümet oluşturmaktır. Uygarlığa girmek arzu edip de Batı'ya yönelmemiş millet hangisidir?"
***
Din meselesine gelince...
İlk Meclis'in dualarla açıldığı ve cumhuriyete oy veren milletvekilleri arasında 100 kadar din adamı olduğu doğru... Ancak böyledir diye cumhuriyetin kökeninde ve Atatürk'ün düşünce evreninde din motifleri aramak nafile uğraş.
Afet İnan cumhuriyetin ilanından 6 yıl sonra Yurt Bilgisi dersleri vermeye başlamıştı. Okutacağı kitabı Kemal Paşa'ya gösterdi. Gazi beğenmedi. Yeni bir Medeni Bilgiler kitabı yazdırdı.
Kitap, 1931'de Afet İnan imzasıyla çıktı; ortaokul ve liselerde okutuldu. İşte Kemal Paşa'nın el yazısıyla kaleme aldığı o notların "Millet" bölümünden satırlar:
***
"Türkler Arapların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arapların dinini kabul ettikten sonra bu din Arapların (..) Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir tesir etmedi. Bilakis Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti; milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. (..)
"Türk milleti birçok asırlar, (..) bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur'an'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü. (..)
"Türk milletini Allah için, Peygamber için topraklarını, menfaatlerini, benliğini unutturacak, Allah'la mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular. (..)
"... din hissi, dünyanın acısı duyulan tokadıyla derhal Türk milletinin vicdanındaki çadırını yıktı, davetlileri, Türk düşmanları olan Arap çöllerine gitti. (..) Artık Türk, cenneti değil, (..) son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu. İşte dinin, din hissinin Türk milletinde bıraktığı hatıra..."
***
Yeterince açık değil mi?
Nasıl oluyor da din konusundaki görüşleri bu kadar net olan bir lider hâlâ yanlış yorumlanıyor?
Yukarıdaki satırların çoğu, Türk Tarih Kurumu tarafından 1969 ve 1988'de basılan "Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk'ün El Yazıları" kitabında yer almıyor da ondan...
İnanması zor; ama kendi kurduğu kurum, Atatürk'ün notlarını sansür ederek yayımladı.
"Medeni Bilgiler"i geçenlerde yeniden basan Örgün Yayınevi, Türk Tarih Kurumu'ndan bir özürle yeni baskı beklediklerini yazmış.
Atatürk'ün okullarda okutulsun diye kaleme aldığı kitabının bile sansür edildiği bir ülkede yaşıyoruz.
Düşünce özgürlüğü mü dediniz?
__________________
***


İnsan bu âleme
ilim ve duâ vâsıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir.

23. Söz
müstefid şu an çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 29-11-2009, 03:46   #4
Er
 
müstefid's Avatar
 
Katılım Tarihi: 05/2009
Mesajlar: 13
Rep Gücü: 0
müstefid hakkında şimdilik pek bilgimiz yok
Varsayılan

Kazım Güleçyüz - Yeni Asya
2008-12-16
Atatürk Ahiret'e inanır mıydı?

Genelkurmay Başkanının M. Kemal’e ölümsüzlük izafe eden sözlerini eleştirdiğimiz yazımız (15.11.2008), bazılarını sinirlendirmiş. Tepkisini yerel gazetelerdeki köşelerine yansıtanlar olmuş. Bunlardan biri, M. Kemal’in “Müslümanlıkla ilgili övücü sözleri”ni aktararak bizi “yalancılık”la suçlayan bir yazı yazmış.

Kendi kullandığı ifadelerle bu “çirkin” yazının sahibini muhatap alma gibi bir niyetimiz yok.

Ancak yazısı, bize, M. Kemal’in ahiret inancının bulunup bulunmadığı konusunu biraz daha detaylı bir şekilde aydınlatma fırsatını veriyor.

Hem de M. Kemal’in bizzat kendi sözleriyle.

İşte onlardan biri, 1937’de, ölümünden bir yıl önce Romanya Dışişleri Bakanı Antonesse ile yaptığı sohbette geçen düşündürücü beyanlar:

“Kitaplar karıştırdım. Hayat hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı herşeyi kara görüyordu. ‘Madem ki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki muvakkat ömür esnasında neşe ve saadete yer bulunamaz’ diyorlardı.

“Başka kitaplar okudum. Bunları daha akıllı adamlar yazmışlardı. Diyorlardı ki: ‘Madem ki sonu nasıl olsa sıfırdır, bari yaşadığımız müddetçe şen ve şatır olalım...’

“Ben, kendi karakterim itibarıyla ikinci hayat telâkkîsini tercih ediyorum.” (Afetinan, Medenî Bilgiler ve Atatürk’ün El Yazıları, s. 16)

Hayat felsefesini tamamen filozofların yorumlarına göre şekillendiren ve onlardan aldığı tesirle hayatın sonunu “sıfır” olarak gören bir kişinin bu sözleri herşeyi açıkça anlatmıyor mu?

Bu “felsefe”yi tamamlayan diğer bir örnek:

M. Kemal’in Çanakkale hutbelerinde de her zaman tekrarlanan meşhur sözleri var ya. Hani, askerlerin nasıl bir aşk ve şevkle şehit olmaya koştuklarını tasvir eden sözler... O tasvirlerin arkaplanında ne kadar farklı bir düşünce yapısının bulunduğunu, M. Kemal, Avrupa günlerinde gönül ilişkisine girdiği Madam Corinne’e yazdığı mektuplardan birinde açığa vuruyor.

İşte 6.5.1916 tarihli mektuptan satırlar:

“Askerlerim pek cesur ve düşmandan daha mukavemetlidirler. Bundan başka, hususî inançları, çok defa ölüme sevk eden emirlerimi yerine getirmelerini çok kolaylaştırıyor. Filhakika, onlara göre iki semavî netice mümkün. Ya gazi veya şehit olmak. Bu sonuncusu nedir, bilir misiniz? Dos doğru Cennete gitmek. Orada Allah’ın en güzel kadınları, hurileri onları karşılayacak ve ebediyen onların arzularına tâbi olacaklar.”

Askerlerinin şehitlik arzusunu “bir an önce hurilere kavuşma arzusu” ile açıklayan M. Kemal, kendi tercihini ise şöyle ifade ediyor:

“Ölümden sonraki hayalî rahata kavuşmak için Allah’ımızın Cennetine gitmeye kolay kolay razı olacak değilim...” (Sabah, 26.3.2002)

Ahirete inanan bir insan, hayatın sonunu sıfır ve hiçlik olarak görür; “Madem sonu sıfırla bitecek, öyleyse bu hayatı olabildiğince şen ve şatır yaşayalım” diye düşünür; şehit olma iştiyakıyla ölüme koşan gencecik askerlerin bu psikolojisini bir an önce hurilerle buluşma arzusuyla açıklayıp alay eder ve ölümden sonraki Cennet hayatı için “hayalî rahat” ifadesini kullanır mı?

Yine M. Kemal’in, “Biz ilhamımızı gökten indiği sanılan kitaplardan değil, hayatın gerçeklerinden alıyoruz” sözü, bu portreyi tamamlıyor.

Mukaddes kitabımız Kur’ân-ı Kerim başta olmak üzere semavî kitaplar hakkındaki düşüncesini “gökten indiği sanılan” ifadesiyle açığa vuran bir kişinin, ölüm sonrasına ilişkin kanaatinin de böyle olmasında şaşılacak birşey var mı?

Bu konulardaki gerçek düşüncelerini milletin önünde açıkça dile getirmekten kaçınması, hattâ birçok beyanında tam tersi yönde fikirler ifade etmesi normal. Çünkü o bir siyaset adamı.

Yönlendirmek ve yeniden şekillendirmek istediği toplumla kendisini karşı karşıya getirecek çıkışlar yapmak, akılcı bir siyasetle bağdaşmaz.

Ama icraatlarının, gizli tutmaya çalıştığı gerçek fikirleri istikametinde olduğu da bir vâkıa.
__________________
***


İnsan bu âleme
ilim ve duâ vâsıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir.

23. Söz
müstefid şu an çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 29-11-2009, 03:49   #5
Er
 
müstefid's Avatar
 
Katılım Tarihi: 05/2009
Mesajlar: 13
Rep Gücü: 0
müstefid hakkında şimdilik pek bilgimiz yok
Varsayılan Yanıt: Bu gün 10 Kasım Ata’yı anıyoruz

Sultanahmet Meydanı’nda tarihi gün...


Yasanın 17 Haziran 1950 tarihli resmi gazetede yayınlandığı gün, aynı zamanda Ramazan ayının da ilk günüdür. Bu durum halktaki duygu yoğunluğunu daha da artırır.
O güne ait canlı hatıralara sahip olanlardan biri de, daha sonraki yıllarda Diyanet İşleri Başkan Vekilliği de yapan Yaşar Tunagür Hocaefendidir. O günü gözyaşları içinde şöyle anlatır:
“Ben o zaman Sultanahmet Camii’nin tam karşısında bulunan Kadastro Fen Müdürlüğü’nde çalışıyordum. Biz abdestlerimizi aldık, camiye gideceğiz. Olan bitenden haberimiz yok. Sultanahmet çevresi kalabalık� Herkes fevc fevc namaza gidiyor.
Sultanahmet Camii’nde altı tane minare ve zannederim on dört adet de şerefe var. Baktık ki şerefelerde bizim an*layamadığımız bir hareketlilik var. Sadeddin Kaynak, her şerefeye güzel sesli birer müezzin bulup çıkarmış. Bizim hiçbir şeyden haberimiz yok. Tam camiye girmek üzereyiz, ezan da başlamak üzere. Bekliyoruz ki “Tanrı Uludur, Tanrı Uludur” diye ezan başlayacak. O zamana kadar hep Türkçe Ezan okundu. 18 yıl boyunca okunan bu Türkçe ezanı, bütün müezzinler hep alçak sesle yavaş yavaş okudu, aşağıya indi camide aslını okudu ve kameti yine kendi bildiği gibi yaparak namazı yine aynı şekilde kıldı. Kimse de ezanlar Türkçe okunuyor diye camilere dolup taşmadı. Namazını kılanlar yine camiye geldi ve nasıl biliyorlarsa öyle kıldılar. İçinden veya kendi duyacağı kadar bir sesle herkes “Allahü Ekber, Allahü Ekber” diyordu.
Avluda bir hareket olduğunu sezip baktığımızda gördük ki her şerefede bir müezzin var. Evvela bu durum bize garip geldi. Fakat bir emirle hepsi bir ağızdan öyle başladılar ki “Allahü Ekber, Allahü Ekber” diye haykırınca Beyazıt, Süleymaniye, Fatih derken İstanbul bir anda ezan sesleriyle dalgalandı. Aynı makamda biri bırakıyor öbürü başlıyor. Bir tek Ayasofya’da okunmuyordu. O öylece öksüz kalmaya devam ediyor. Onun vebalini kim verecek bilemiyorum.
Her şerefeden 14 müezzinle aralıklı ve makamlı okunarak yarım saat süren o ezanın okundu*ğu o Cuma günü bir baktık ki camiye Cuma namazı için girmiş bulunan cemaat “ne oluyoruz” diyerek bir anda camiden çıkarak avluda toplandı. Herkes heyecandan tir tir titriyor, pür dikkat gözü şerefelerde ezanı dinliyorlardı. Şimdi manzara buydu yani. Etraftaki küçük cami ve mescitlerden yükselen ezan sesleri ile millet hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kimse camiye girmek istemiyordu. Yarım saat süren ezanı iliklerine kadar gözyaşları içinde duymak, yudumlamak istiyorlardı. Ezanlar bitene kadar millet avluda oturdu kaldı, adeta bir şaşkınlık içindeydik. Ezan bitti ve arkasından yüksek sesle bir ezan duası yapıldı. Çünkü “Tanrı Uludur, Tanrı Uludur” ezanından sonra ezan duası yapılmıyordu. Kimdi o bilemiyorum ama avazının çıktığı kadar yüksek sesle ezan duasını okudu. Herkes bir yandan “âmin” diyor, bir yandan da hüngür hüngür ağlıyordu.”
__________________
***


İnsan bu âleme
ilim ve duâ vâsıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir.

23. Söz
müstefid şu an çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı


Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 12:56


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2010 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2010 ilahi-Tr Forumları
Web Stats | ilahi Sözleri | şarkı sözleri