![]() |
| | #1 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 831
| Türbe ziyaretinde ölüden bir şey istenebilir mi? Memleketimizde türbe ve mezar ziyaretlerinde bilgisizlikler yaşanmakta, Allah için ziyaret edilen türbede Kur’an okuyup dualar edilerek ölüye yardım edilecekken tam aksine, ölüden yardım isteyenler görülmekte, yalnızca Allah (cc)’tan istenecek şeyleri ölüden isteyenler de çoğalmaktadır. Halbuki mezar ve türbeler ölüden bir şeyler istenmek için ziyaret edilmezler. Belki bir şeyler hediye etmek için ziyaret edilirler. Çünkü ölü artık hayır hasenat yapamaz olmuştur. Yaşayanlar ise her türlü hayra gücü yetecek durumdalar. Gücü yetenler yetmeyenlere yardım ederler, yardım istemezler. Bu yüzden ziyaretçiler Kur’an okur, dualar eder, mezarında eli kolu bağlı yatan ölmüşlere sevap bağışında bulunurlar. Şurası da bir gerçektir ki, manevi hediyelerle memnun etmek istedikleri bu ölülerin Allah yanındaki itibarını da asla bilemezler. Sadece iyi bir insan olabileceğini düşünür, hüsnü zanda bulunurlar. Bu konudaki bilgileri hüsnü zandan ibaret olur. İşte bu hüsnü zandan hareketle yapacağımız duamızda diyebiliriz ki: – Rabbimiz! Ziyaretinde bulunduğum bu zatın senin yanında itibarının olduğunu sanıyorum. Şayet bu hüsnü zannım doğruysa bunun hatırı için benim şu duamı kabul eyle, şu isteğimi yerine getir, şu çıkmazdan beni kurtar! Evet, türbede böyle dua edebiliriz. Zira bu duada ölüden bir şey istemiyoruz. Yine Rabbimizden istiyoruz. Ancak hüsnü zanda bulunarak itibarı olduğunu zannettiğimiz ölünün hatırına duamızı kabul eyle diyoruz. Yani türbe sahibini vesile ve vasıta yapıyoruz duamızın kabulü için. Yoksa ölüden bir isteğimiz olmuyor asla. Bu noktayı iyi tespit etmek lazımdır. Şirk görüntüsü buradan kaynaklanmaktadır. Şayet niyeti böyle yapmayıp da ölünün kendisinden isteyerek: – Ey bu türbe ve mezarda yatan büyük insan! Sen benim isteklerimi verecek kudret ve kuvvettesin. Lütfen benim çıkmazda olan şu işlerimi hallet. Oğlumu evlendir, kızımı gelin et, ailemle aramı düzelt!. gibilerden ölünün kendisinden talepte bulunulursa, bu, Allah’tan başka istekleri verecek kudret ve kuvvet sahibi birinin daha bulunduğuna inanmak olur ki, böyle ikili bir inancın sahibi şirke düşmüş, batıl inanca kaymış sayılır, şirk ithamından kendini kurtaramaz. Zaten türbe ve mezar mekanları, şirke düşmelere çok müsait ruh hali de oluştururlar ziyaretçilerde. Bu ruh haliyle kimi ziyaretçiler ölünün kabrine mumlar yakar, kurban niyetiyle adak horozlar keser, mezar taş ve türbe demirlerine yüz göz sürüp, ağaç dallarına allı yeşilli çaputlar bağlar, bunlara birtakım özel mânâlar yükleyerek beklentilere girerler. Çocuğu olmasını, kızının oğlunun sınav kazanıp evlenmesini, kocasıyla arasının düzelmesini, bilhassa böyle türbe ve mezarlarda isterler. Mekanın meydana getirdiği ruh hali bu türlü sapmalara çok müsait hava oluşturur ziyaretçilerde. Ama İslam, ölünün elinde bu istekleri karşılayacak imkan ve selahiyetin bulunduğunu kabul etmez. Aksine ölüde böyle bir selahiyetin olduğuna inanmayı da şirke düşme olarak yorumlar. Kaldı ki, türbede yakılan mumlar, kesilen horozlar, bağlanan allı yeşilli çaputlar ölüye hiçbir fayda da sağlamaz. Bu masraflarla bir yoksulun ihtiyacı karşılansa sadaka sevabı sağlar. Sadaka hürmetine Rabbimiz belki dilekleri kabul da edebilir. Bu sebepledir ki Efendimiz (sas) Hazretleri: – Allah (cc)’tan istenecek şeyleri benden isteyerek benim kabrimi tapınak haline getirmeyin!. buyurmuş, ziyaretçilerine açık seçik ikazda bulunmuştur. Bir diğer hadisinde de: – Sizler nerede olursanız olun okuduğunuz salavatlarınız bana ulaşır, kabrime yönelmeniz gerekmez! buyurmuştur. Nitekim Nuh suresindeki ayetlerin tefsirinden, ilk putperestliğin mezarlardaki ölü ziyaretlerinde başladığını öğrenmekteyiz. Kabir ziyaretlerinde zaman içinde ölüden medet umup yardım dilemeye başlanmıştır. İmam–ı Birgivi’nin (Ziyaret–ül Kubur) risalesindeki şu tarihî olay, mezar ve türbe ziyaretlerinde geçmişteki durumla İslamî titizliği olanca açıklığıyla ortaya çıkarmaktadır. Müslümanlar İran fethi sırasında (Tetir)’de tapınak haline getirilen bir türbede çürümemiş bir ceset bulurlar. Bunun Danıyal peygambere ait olduğu söylenir. Halife Hazret–i Ömer’den ne yapmaları gerektiğini sorarlar. Gelen cevap kabir ziyareti konusunda fevkalade ölçüler vermektedir. Bu konulardaki titizliği bilinen halife Hazret–i Ömer der ki: – İnsanlar henüz kabir, türbe ziyaretlerini bilmiyorlar, Allah’tan isteyeceklerini ölüden de isteyerek şirke düşebiliyorlar. Danıyal peygambere ait olduğu söylenen mezarı da böyle bir şirke düşme yeri haline getirebilirler. Siz bir düzine mezar kazın, kimsecikler görmeden de bu mezarlardan birine bir gece cesedi gömün. İnsanlar hangisinde olduğunu bilemesinler, oraya toplanıp da peygamberin kabrini puthane haline getirme imkanı bulamasınlar. Aynen öyle yapılır, ziyaretçilerin şirk görüntüsüne girmeleri de ancak böyle önlenir. Bilmem bu bilgiler bizlere bir şeyler söylüyor mu? (zaman AHMED ŞAHİN 20.09.2002 ) |
| |
| | #2 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 2,935
| Ahmed Şahin beyin cevabını yeterli bulmuyorum. Türbeleri ziyaret eden insanlarında orada yatan şahıstan birşey istediğine inanmıyorum. Oralara gidenler o zatı vesile ederek Allah'tan istiyorlar. Benim katılmadığım nokta, Eğer bir türbeyi ziyaret ediyorsanız, orada yatan zata şüpheyle bakamazsınız. Yani eğer iyi bir zatsa , eğer Allah yanında kıymeti varsa gibi ifadeler yanlıştır. Eğer türbe ziyareti yapıyorsanız, ziyaret ettiğiniz zatın bir Allah dostu, iyi bir zat olduğuna kesin olarak inanacaksınız. Şüphe ediyorsanız, ziyaretten gereken faydayı sağlayamazsınız. Diyelim ki İmam-ı Rabbani hazretlerinin türbesine gittiniz. Eğer iyi bir zatsa diye mi onu vesile edeceksiniz. Onun ve onun gibilerin iyi zatlar olduğu bütün İslam alimlerince zaten bildirilmiştir. Böyle inanmak Ehl-i Sünnet inancının gereğidir. |
| |
| | #3 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| her türben imam-ı Rabbani türbesi değilki. biz ancak zahiri biliriz, hüsn-ü zanda bulunuruz, herşeyin akıbetini bilen Allah dır. kimse için cennette diyemeyizki, kesin kes emin konuşalım |
| |
| | #4 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 2,935
| Bizim ancak zahiri bilmemiz yaşadığımız zamandaki zatlar için olabilir. Binlerce İslam aliminin sözbirliği edercesine iyi zatlar dedikleri zatlar için, onlar cennetliktirler demenin ne zararı olabilir. Biz hüsn ü zan etsek ne olur etmesek ne olur. Hüsn ü zan bizim gibiler için değildir. Alimler bir konuda hüküm verdikten sonra bize düşen ona kesin olarak inanmaktır. |
| |
| | #5 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2007 Yaş: 20
Mesajlar: 4,665
| Nitekim her iman eden cennete girmiyecekmidir, velevki günahlarıda olsa..! |
| |
| | #6 | |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Alıntı:
bana kızanlar olacak bakalım gerçekten iman edebildik mi imanımızı yeniliyor muyuz sorguluyor muyuz diicem, konu uzayıp gidicek not: bakalım bu dediklerimde haklı mı çıkcam haksız mı | |
| |
| | #7 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2007 Yaş: 20
Mesajlar: 4,665
| Allahu e'alem. Gerçekten iman edebildikmi? Sorguluyormuyuz bunlar devamlı hayatta bizimle beraber olan şey olacaklar. Şüphesiz iman edenler için cennet vardır. |
| |
| | #8 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 2,935
| Bir müslümanın her an imanını tazelemesi gerekir. Peygamberimiz buyuruyor ki : Bir zaman gelecek insan evinden müslüman olarak çıkacak akşam kafır olarak dönecek. İman bir kor olacak insan imanın korumak için o ateş korunu sağ eline alacak eli yanacak sol eline alacak eli yanacak düşürse imanı gidecek. Evet Arkadaşlar durum böyle bir de şunu bilmemiz gerekir; Müslüman imanından şüphe etmeyecek, Elbette müslümanım diye inanacaktır. Ama Korku ile Ümit arasında bulunacaktır. Haydi İmanımızı tazeleyelim: Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedi enne Muhammeden abdühü ve rasulühü. |
| |
| | #9 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 194
| tabiki istenmez..sadece denirki bu zatın hürmetine bana şunu şunu ver Allah ım denilebilir..yanlışsa düzeltin |
| |
| Konu Araçları | |
| |