ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Dini Sorulara Cevaplar


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 02-07-2007, 20:37   #11
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Apr 2007
Yaş: 19
Mesajlar: 1,064
Varsayılan Ynt: Allah Kur'an'da neden "biz" diyor ?

çoksağol kardeşim erçekten çok aydınlatıcı
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-07-2007, 22:19   #12
Yüzbaşı
 
Katılım Tarihi: May 2007
Mesajlar: 790
Varsayılan Ynt: Allah Kur'an'da neden "biz" diyor ?

emeğinize sağlık

allah razı olsun
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 02-07-2007, 23:33   #13
Yüzbaşı
 
Katılım Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 739
Varsayılan Ynt: Allah Kur'an'da neden "biz" diyor ?

''biz'' kavramı gerçekten çok ince bir nokta şirke bile sürükler bilmeyen için....allah razı olsun faydalı bi paylaşım..
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 04-07-2007, 18:53   #14
Hümeyra_88
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Ynt: Allah Kur'an'da neden "biz" diyor ?

Allah razı olsun
birde Allah (cc) Kur'anda biz dediği zaman makamın büyüklüğüne işaret eder
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 07-07-2007, 12:11   #15
Yüzbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 682
Varsayılan Ynt: Allah Kur'an'da neden "biz" diyor ?

ALLAH razı olsun
cok ince bir konu
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-07-2007, 18:01   #16
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
Varsayılan Ynt: Allah Kur'an'da neden "biz" diyor ?

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi fevkall
Allah razı olsun
cok ince bir konu
Sizden de razı olur İnşaALLAH
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 12-07-2007, 09:38   #17
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Jul 2006
Yaş: 27
Mesajlar: 1,064
Varsayılan Ynt: Allah Kur'an'da neden "biz" diyor ?

Allah razı olsun kardeşim.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-07-2007, 16:40   #18
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
Varsayılan Ynt: Allah Kur'an'da neden "biz" diyor ?

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi Göktan
Allah razı olsun kardeşim.
Senden de razı olsun saol abi.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-07-2007, 16:58   #19
Yüzbaşı
 
Katılım Tarihi: Jun 2007
Yaş: 29
Mesajlar: 808
Varsayılan Ynt: Allah Kur'an'da neden "biz" diyor ?

Allah c.c senden razı olsun kardeşim.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-08-2007, 10:00   #20
derdest
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Ynt: Kur'anda Yüce Allah neden bazen "biz" ifadesini kullanıyor?

üstteki yazıya göre birazca uzun ama daha detaylı bili sahbibi olmak isteyenlere yararı olur diye düşünüyorum


“Biz” Sözünün Hikmetleri
Soru: Allah Teâlâ’nın, bazı ayet-i kerimelerde, Zât-ı zülcelaliyle alâkalı bir kısım fiilleri nazara verirken “mütekellim-i maalgayr” (birinci çoğul şahıs) zamiri kullanmasının ve “...indirdik”, “...gönderdik”, “...verdik” diyerek birden fazla fâil varmış gibi beyanda bulunmasının hikmetleri nelerdir?

Cevap:





Her şeyden evvel, Kur’ân’ın yeryüzüne iniş gayesi, tevhid (Allah’ın birliği, eşi ve benzeri olmadığı) inancını fert ve toplum planında hâkim kılmaktır. Bu açıdan, dikkatle bakıldığında, Kur’ân-ı Kerim’in hemen bütün ayetlerinde tevhidin bir yönünün anlatıldığı görülür. Onun bazı ayetleri tevhid-i ulûhiyeti, bazıları tevhid-i rubûbiyeti ve bazıları da tevhid-i ubûdiyeti gösterir.

Kitab-ı Hakîm, “Allah’tan gayri göklerde ve yerde bir kısım ilâhlar bulunsaydı, yer-gök fesada uğrar, bozulur ve her yeri bir kaos alırdı.” (Enbiya, 21/22) buyurarak, “Kahhâr” kudretiyle küçük büyük her şeye tek başına hâkim bir İlahın varlığını vurgular; bu gerçeği baştan sona bütün surelerinde ayet ayet işler ve tevhid hakikatini şüpheye mahal kalmayacak ölçüde zihinlere yerleştirir. Tevhid hakikati, Kur’ân-ı Kerim’de o ölçüde sağlam kaideler üzerine oturtulmuştur ki, münkirler ve müşrikler dahi onda tevhide muhalif bir husus olduğunu iddia edememişlerdir. Öyleyse, Cenâb-ı Hakk’ın, kendi Zât-ı Akdes’ini bazen “mütekellim-i maalgayr” yani “birinci çoğul şahıs” zamiriyle nazara vererek “biz” ifadesini kullanmasında hiç şüphesiz muhtelif hikmetler ve bir kısım nükteler mevcuttur.


Azamet Nûnu ve Çoğul Kalıbı


Bu hikmetlerden bazılarını anlayabilmek ve o latif nükteleri kavrayabilmek için öncelikle Arap dilinin karakteristik hususiyetlerine bakmak gerekir. Bazı lisanlarda olduğu gibi, Arapça’da da tevazu ve mahviyet sadedinde “ben” yerine “biz” denmesi ya da bazen başkalarını tezkiye ve tenzih için “biz” denilecek yerde “ben” sözünün tercih edilmesi çok vâkidir. Şu kadar var ki, izzet, itibar, şan ve şöhret sahibi birisi “biz” dediği zaman Araplar bunu belâgata uygun görürler; aksine sıradan bir insan “biz” dediğinde ise, onu gurur ve kibir emaresi sayarlar.

Ayrıca, Arapça’da fiil sîgalarına eklenip çoğul (cem’) mana ifade eden “nun” harfine “azamet nûnu” da denilir; çünkü bu harf, genellikle çokluk ifade etse bile, kimi zaman da azamet, ululuk ve yücelik bildirir; sözü söyleyen kimsenin hürmete değer bir kimse olduğunu gösterir. O türlü beyanlardaki “biz” ifadesinden maksat, adet bakımından kesreti değil, güç ve kudretin büyüklüğünü belirtmektir.

Aslında, biz de çoğu zaman kendi şahsımızdan bahsederken “tek” olduğumuz halde, “ben” yerine, “biz” demeyi yeğleriz; çünkü, “biz” sözü, daha mütevâzı, daha nâzik, daha müşfik ve kendini nefye daha münasip bir beyandır. Dahası, bazen muhatabımız tek kişi de olsa, ona hürmeten ve nezaketen “siz” diye hitap ederiz. Mezkur maksatları gözeterek ister “biz” diyelim ister “siz”, hiç kimse bu türlü bir beyanı yadırgamaz ve ondan çoğul manası çıkarmaz.



Nerede “Ben” ve Nerede “Biz”?


Haddizatında, Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de, her zaman “ben” yerine “biz” diye hitap etmemektedir; bir meselenin anlatılışına ve konunun akışına göre ilahî hitap tarzı da değişmektedir. Sadece Zât-ı Akdes’in mevzubahis olduğu yerlerde hem hitap şekli hem de fiil sîgası müfret (tekil) gelmektedir. “Kullarım Beni senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da dâvetime icabette bulunsunlar ve hakkıyla inanıp Beni tasdik etsinler ki doğru yolda yürüyerek selâmete ersinler.” (Bakara, 2/186) “Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zâriyat, 51/56) “Muhakkak ki Ben’im gerçek İlah. Benden başka yoktur ilah. O halde sen de yalnız Bana ibadet et. Beni anmak için namaz eda et.” (Tâ Hâ, 20/14)

İşte, sadece birkaç misal olması bakımından meallerini verdiğim bu ayet-i kerimeler misillü pek çok beyan-ı ilahîde mütekellim-i vahde (konuşan kimsenin yalnız kendine ait fiili gösteren kelimelerin sîgası, birinci tekil şahıs) kalıbı kullanılmaktadır. Çünkü, bu ifadelerde, tevhid, ibadet ve ihlas gibi hususların doğrudan Cenâb-ı Hakk’ın zâtıyla alâkalı olduğuna ve bu konularda arada hiçbir vasıta kabul edilemeyeceğine dikkat çekilmektedir.

Evet, Allah Teâlâ’nın Zât-ı zülcelaline mahsus mevzular anlatılırken büyük ekseriyetle mütekellim-i vahde sîgası seçilmekte ve “Ben” diye hitap edilmektedir. Fakat, Cenâb-ı Hakk’ın saltanat-ı âmme hesabına hitapta bulunduğu hususlarda, azamet ifade eden “Biz” sözüyle mesele ele alınmaktadır. Mevlâ-yı Müteâl’in mahlukâtla konuşması, ya hususi olarak vicdanlara ilham etme yoluyla ya da nübüvvet sahibine bütün insanlığı ve mahlukâtı ilgilendiren bir vahiy gönderme şeklinde olur. Bu konuşmalar ya saltanat-ı âmme hesabına umumi bir hitap veya hususi bir fertle has dairede bir konuşma şeklinde cereyan eder.

Şöyle ki, devlet adamlarından biri, yetkili bir memuruna, “Halkına karşı davranışın şöyle olsun!” der ve bunu hususi bir telefonla, hususi bir iltifat tarzında, hususi bir emirle yapar. Buradaki konuşma “Ben, senden şunu şöyle yapmanı istiyorum.” şeklinde özel bir hitap olarak gerçekleşir. Bazen de aynı şahıs, radyo veya televizyon vasıtasıyla bütün halka seslenir ve “Biz hükümet olarak şöyle kararlar aldık.” der. Burada kullandığı üslup, hakimiyetin, hakimiyet-i âmme adına dili ve ağzıdır; dolayısıyla, bu defaki konuşma umumi olur.

-Teşbihte hata olmasın- Yüce Yaratıcı da, mahlukâtına bazen hususi bazen de umumi bir tarzda hitap etmektedir. Mesela, Hazreti Musa’nın hususi kurbiyet istemesi ve müşahede arzusu üzerine Cenâb-ı Hak ona, “Senin Rabbin Benim! Pabuçlarını çıkar! Çünkü sen, kutsal vâdi Tuvâdasın!..” (Tâhâ, 20/12) buyurur. Bu hitapta bütün İsrailoğullarını veya umum beşeri ilgilendiren bir emirnâme yoktur; dolayısıyla, bu muhaverede mütekellim-i vahde sîgası seçilmiş ve “Ben” diye seslenilmiştir.

Fakat, Allah Teâlâ, Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e “Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li’l-âlemîn - Ey Habib-i Zîşânım! Biz seni -başka değil- bütün alemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 21/107) derken, “mütekellim-i maalgayr” sîgasını kullanmış ve “Biz” diye hitap etmiştir; çünkü, Rahmet Peygamberi’nin (aleyhi ekmelüttehâyâ) gönderilişi bütün mahlukâtı ilgilendiren bir hadisedir.

Evet, Kainâtın Medar-ı Fahri’nin (sallallahu aleyhi ve sellem) âlemlere rahmet olarak gönderilmesi, bütün varlığı alâkadar eden bir husustur; zira, inananlar O’nun sayesinde dünyevî ve uhrevî hayatlarını tanzim eder ve ebedî huzuru kazanırlar. İmanın lezzetini tadamayanlar da, hiç olmazsa küfr-ü mutlaktan kurtulur, küfürlerini tereddüte ve şekke dönüştürürler; İslam’ın prensiplerinden istifade eder, hayatlarına bir ölçüde de olsa dengeyi, düzeni hakim kılarlar ve böylece dünyevî lezzetlerin kendileri için bütün bütün acılaşıp zehir halini almasından kurtulmuş olurlar.

Habîb-i Ekrem’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bir peygamber olarak gönderilmesi ins ü cinnin yanı sıra bütün hayvanları ve bitkileri, hatta canlı-cansız topyekün varlığı alâkadar eder. Çünkü o, bütün canlıların haklarına dair prensipler getirmiştir. Küfür sebebiyle umumi bir mâtemhâne halini alan kainât, Seyyid’ül-Enâm (aleyhissalatü vesselam) sayesinde mektubat-ı Samedânî keyfiyetine bürünmüş ve her varlık kendi seviyesine göre Hâlık-ı kainâta bir ayna olmuştur. Evet, bütün mahlukât, Rasûl-ü Ekrem’in (sallallahu aleyhi ve sellem) gelişiyle şereflenmiş ve değer kazanmıştır. Dolayısıyla, O’nun peygamber olarak gönderilişi bütün mahlukâtı ilgilendiren bir mevzudur; bu itibarla da, O’na “Ey Rasûlüm, Biz seni bütün alemlere sırf bir rahmet olarak gönderdik!” şeklinde hitap edilmiştir. Cenâb-ı Hak, O’nunla saltanat-ı âmme hesabına umum beşerin duyabileceği bir tarzda konuşmuş ve O’na seslenirken “Biz” ifadesini kullanmıştır.

Allah Rasûlü, (sallallahu aleyhi ve sellem) tecessüm etmiş bir rahmet olduğu gibi, Kur’ân-ı Kerim de O’nun tercümanlık yaptığı hakikatleri dile getiren, bütün mahlukâtın mana-yı harfî cihetinden kıymetini gösteren ve topyekün kainâtın manasını tercüme eden bir kitab-ı rahmettir. Bu yüzden Hazreti Mevlâ, “Biz, Kur’ân-ı Kerim’i Kadir Gecesi ceste ceste indirdik.” (Kadir, 97/1) derken de yine saltanat-ı âmme hesabına hitap etmiş ve bütün varlığı ilgilendiren böyle bir haberi verirken “mütekellim-i maalgayr” sîgasıyla “Biz” diye seslenmiştir.

Müfessirler, bu çeşit ayet-i kerimelerde Cenâb-ı Hakk’ın, Esmâ-i Hüsnâsı ve Sıfât-ı Sübhaniyesi zaviyesinden ulûhiyet ve kibriyâsı ile hitap ettiğini ve kendi azametini, kudretini, büyüklüğünü ve celâlini nazara verdiğini belirtmişlerdir. Meselâ, “Hiç şüphe yok ki o zikri, Kur’ân’ı Biz indirdik, onu koruyacak olan da Biz’iz.” (Hicr, 15/9) mealindeki âyet-i kerimenin metninde cem’ (çoğul) ifade eden ve “biz” manasına gelen dört kelime vardır. Burada, hem Cenâb-ı Hakk’ın kibriya ve azametinin vurgulanması bahis mevzuudur, hem de meselenin ehemmiyeti zamirlerle kuvvetlendirilmektedir. Kur’ân’ın indirilişinin ve hıfzının her kuvvetin üstünde İlâhî kudretin inayetiyle ve her kemâlin ötesinde Mutlak Kemal Sahibi zâtın himayesinde gerçekleşeceğini beyan sadedinde “azamet nûnu” ile “Kur’ân’ı Biz indirdik, onu koruyacak olan da Biz’iz.” buyurulması, indirenin büyüklük ve kudretini ifade ederken, indirilenin şanına ve kıymetine de dikkat çekmektedir. Ebu's-Suûd Efendi de, bu ayetin tefsirini yaparken, “Azamet-i şânımız ve uluvv-i cenabımızla Kur’ân’ı Biz indirdik” manası üzerinde durmaktadır.

Fahrüddin Râzi Hazretleri de, Kevser Sûresi’ndeki “Muhakkak Biz sana Kevser’i verdik” mealindeki ayet-i kerimeyi tefsir ederken, bu ilahî beyandaki “Biz” sözünden muradın, Cenâb-ı Hakk’ın azametini göstermek olduğunu belirtmiştir. Kevser’i, Mahbub-u Âlem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e hediye olarak veren yerin ve göklerin sahibi Cenâb-ı Hak’tır; ayrıca, hediyenin onu verenin büyüklüğüne göre bir kıymet ve azamet kazanacağı da muhakkaktır. Dolayısıyla burada da saltanat-ı âmme hesabına bir hitap söz konusudur.



  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 17:25


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats