![]() |
| | #1 |
| Er Katılım Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 2
| lütfen kaynak gösterin. Allah razi olsun! |
| |
| | #2 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Aug 2007 Yaş: 90
Mesajlar: 2,216
| bence caızdır....sonucta ıslam dınıde demokratık bır dın...dınımızde bu gune kadar hıc bır bır haksızlık vakası duymadım...kaynak aklıma gelmıyor ama dusuncelerım bu.. |
| |
| | #3 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 74
| Hamd alemlerin rabbi olan Allah’a , salat ve selam onun kutlu elçisi hz.Muhammed’e , aline ve ashabına olsun. Çevresinde gelişen her türlü olaya karşı duyarlı olmakla sorumlu olan biz müslümanları oldukça yakından ilgilendiren bir hususla karşı karşıyayız.Yaklaşan 22 temmuz seçimleri ile ilgili tavrımız ve tutumumuz ne olmalı yapmamız gerekenler ile kaçınmamız gerekenler nelerdir?İşte bu risale bunları açıklamak üzere kaleme alınmış bir ikaz ve tebliğdir. HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ ALLAH’INDIR!!! “Hüküm (hakimiyet ve egemenlik)sadece Allah’ındır. (Yusuf 40) “Hayır rabbin hakkı için onlar aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem yapıp sonra verdiğin hükümde nefisleri hiçbir darlık duymadan tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar” (Nisa 65) “Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir”(Maide 44) “Allah ve rasulu bir işe hüküm verdikleri zaman mümin erkek yada kadın için kendi nefislerinden seçenekte bulunma hakları yoktur”(Ahzab 36) Yukarıdaki ayeti kerimelerden açıkça anlaşıldığı üzere İslam’da hakimiyet, egemenlik, yargı ve yasama bütünüyle Allaha aittir. Yani insan hayatının tüm alanlarında yegane yetki sahibi sadece Allah’tır,neyin helal neyin haram olduğuna yada neyin serbest neyin yasak olduğuna karar verecek yegane merci Allah-u tealadır.Bunun kısaca adı şeraittir.Namazdan tutunda insan ve devlet ilişkilerine kadar tüm alanlarda yasama hakkı Allah’a aittir.Dolayısıyla bir insanın Allah’ın kanunlarıyla hükmetmemesi , bunun yerine yerli yada yabancı birtakım anayasalarla hükmetmesi , bunların daha adil ve çağdaş olduğuna inanması bunlarla yargılanmayı kabul etmesi kişiyi İslam dairesinin dışına çıkartır.Bütün bunlar birer küfür amelidir. Özetleyecek olursak bir insan bir toplum yada bir devlet ya Allah’ın kanunları ile hükmeder yahut beşeri bir takım yasalarla hükmeder,örneğin Allah içkiyi haram kılmışken beşeri sistemler içkiyi çağdaş olma alameti sayarlar.Allah örtüyü emrederken onlar örtüyü yasaklar ve örtülüleri cezalandırırlar.İşte bu Allah’a karşı isyan bayrağını çekmek ve Allah’ın kanununu yok saymaktır. DEMOKRASİ VE LAİKLİK Demokrasi Allah’ın emrini değil halkın isteklerini yerine getirmek Allah’ın kanunu bırakıp beşerin istediğini hakim kılmaktır.Kısaca halk yönetimi demektir.Demokraside egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.Laiklik ise din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olması birinin diğerine karışmamasıdır.Bundan da anlaşıldığı üzere demokrasi ve laiklik evrensel İslam nizamına taban tabana zıttır.Allah’a isyan etmek ve Allah’ı inkar etmektir. SEÇİMLER(!) Seçim , parlamentonun yani hükümetin halk tarafından seçilmesidir. Peki halk tarafından seçilen bu hükümet ne ile hükmetmekte, hangi kanun ile işlerini yürütmektedir.Gerçek şu ki;Türkiye’de en sağcı partiden tutalım da en solcu partiye kadar bütün partiler TC anayasasıyla hükmetmektedirler.Yani bütün partiler egemenliğin kayıtsız şartsız Allah’a değil millete ait olduğunu kabul etmektedirler.Oysaki bu anlayış küfürdür.Oy veren her insanda bu amele iştirak etmiş olmaktadır.Eğer hiçbir parti Allah’ın indirdiği ile hükmetmiyorsa (ki kanunen hükmedemez )bir müslüman nasıl olurda oy verir. Öte yandan Türkiye’deki ve dünyadaki seçimler tam bir aldatmacadır.Zira başa gelen yöneticiler ne seçim meydanlarında vadettiklerini nede halkın kendilerinden istediklerini yapabilmektedirler.İster AKP olsun ister CHP ister SP olsun ister DP veya MHP hepside laik ve demokrat olan Türkiye cumhuriyeti sistemini korumakla görevli aynı çarkın farklı dişlileridir.Bakın gerek başörtü yasağı gerek kuran kurslarının kapatılması ve gerekse mütedeyyin insanların baş hedef seçilmesi şeklinde özetleyebileceğimiz 28 ŞUBAT Refah partisinin bir ürünüdür.Bugün ise aynı yasakların sürmesi ile beraber Türkiye’nin Amerika’nın güdümüne girmesi , bu dediklerimizi doğrular.Adana’daki incirlik üssünün varlığı ve İskenderun’da Amerikalı askerlerin Türk kızlarının servis edildiği genelevlerinden faydalanması Türkiye’nin ne durumda olduğunu sanırım açıklar.Acaba geçmişte AKP’ye oy veren veya şuanda vermeyi düşünenler bu olanlara razı mıdır.Zaten tek başına iktidar olan ve 357 milletvekili sayısını ilk defa bulunduran buna rağmen cumhurbaşkanını dahi seçemeyen AKP bu ülkede hükümetin değil başka odakların yada başka güçlerin ülkeyi yönettiğini göstermez mi?!! TUTUMUMUZ!!! Bütün beşeri sistemlere ,Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyen tüm tağutlara ve yerli yabancı tüm şer güçlere savaş açmakla emrolunan muslümanın oy vermemesi imani bir sorumluluktur.Allah korusun oy veren her insan bu sistemin bir parçası olmaktan kendini kurtaramaz.Türkiye’de yaşanan bütün gayri İslami icraatlara katılmış ve bu zulümlere ortak olmuş olur. İşte bu anlatılanlar Allah’ın tertemiz şeriatidir.Ne bir beşer sözü ne de insan görüşüdür.Öğüt alan küfre ve harama düşmekten kendini korumuş olur.Almayan ise çetin bir hesaba düçar olur. “KİŞİ SEVDİĞİ İLE BERABERDİR” ALLAH ONLARI SEVMEKTEN,ONLARA DESTEK OLMAKTAN VE OY VERMEKTEN TÜM MÜSLÜMANLARI KORUSUN……….AMİN!!! |
| |
| | #4 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Allah sana rahmet etsin kardesim guzel aciklamissin..eger tatmin etmezse bende kayangiyla yazarim kardes..dinde parti purti.oy moy dige bir sey yoktur..bunlar sapiklarin duzenidir..ve eninde sonunda yiklmaya mahkumdur...Ilhalik taslayan beseri,taguti sistemlerin hepsi yiklacak...Ayet var O musrikleri nerde gorurseniz oldurun tevbe suresinde ....hukumleride budur |
| |
| | #5 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: May 2007 Yaş: 26
Mesajlar: 8,367
| öZelliklemi Seciyosunuz Böyle konuları anlamıyorum ki Neyse Elimde nazlı Ilıcaga aiT bir köşe yazısı Var onu paylaşmak isTiyorum İslamiyet, demokrasi ve hakimiyet kavramı Basında çalışan birçok kişinin mantık dokusu iflâs etmiş. Piyasaya eski kasetler sürülüyor ve bu kasetler, Tayyip Erdoğan'ın değişmediğine delil sayılıyor. Oysa, yeni bir kasette benzer konuşmalar yer alsa, ancak o takdirde takiyye görüşü ön plana çıkabilirdi. Bundan 10 sene önce, kravatı benimsemeyen, AB'ye girmemizi istemeyen biri pekâlâ, farklı bir çizgiye gelebilir. Zaten cezada bile, bu yüzden 5 yıllık zaman aşımı var. Ama hayır! Bizim medyamız, eski kasetleri değişimin delili sayacağına, takiyye işareti olarak kabul ediyor. Dikkat çeken, ikinci önemli husus, Aydın Doğan medyasının Tayyip Erdoğan'ı hedef tahtasına oturtması. Acaba samimi bir "laiklik" mücadelesi mi veriliyor yoksa, korku dağları mı bekliyor? Bunu günün birinde herkes daha iyi anlayacak. Oligarşik düzeni değiştirmek kolay değil. Bence Erdoğan ve arkadaşları bunun bedelini ödüyor. Hüküm Allah'ındır Elimde, gazeteci yazar Ali Bulaç'ın "Din, Devlet ve Demokrasi" isimli kitabı var. Bulaç, kitabında, Tayyip Erdoğan'ın kaseti dolayısıyla gündeme gelen "Hakimiyet Allah'ındır" meselesini irdelemiş. Şöyle yazıyor: ".....'Hâkimiyet Allah'ındır' önermesi, demokratik temel varsayımlarla mutlak bir çatışma içinde midir? 'Hâkimiyet Tanrı'nındır' Katolik Kilisesi'ne ait bir söz. (Omnis, potestas deo); bu formülasyon özünde teokrasiyi temellendiriyor. En başta belirtmek gerekir ki, Kur'an'da 'Hâkimiyet Allah'ındır' diye bir ayet geçmiyor. 'Hüküm Allah'ındır' geçiyor. Bunun anlamı şu: 1) Allah, mülkünde, mutlak güce sahiptir. Yeryüzü, gökyüzü Allah'a aittir... Eğer mülk Allah'ın ise, aynı zamanda insanlarındır. 2) Mutlak bilgi Allah'a aittir. Allah, âlimdir, mutlak bilgi ve ilim sahibidir. 3) Mutlak iktidar Allah'a aittir. Yeryüzü ve gökyüzü üzerinde mutlak irade ve kudret sahibi Allah'tır. ...Yeryüzünde bütün saltanatlar, bütün iktidarlar, Allah'ın mutlak hükümranlığı karşısında, izafidir, geçersizdir. O halde, en başta inancın temeli olan, 'kulun kul üzerinde tahakküm kurmaması' ana hedef olarak seçilir. Müslüman bir zihnin tasarlayıp inşa edebileceği siyasi projenin en önemli özelliği, kulun kul üzerinde tahakküm kurmaması fikrine dayanır. Müslümanlar, Allah'ın indirdikleriyle hareket etmeyi temel görev sayarlar. Ve bu anlamda da 'Hüküm Allah'ındır' Burada önemli husus, Allah'ın hükmüne göre yaşamak isteyenlerin, bu taleplerini sadece kendileri için söz konusu etmeleri; herkesi tek ve aynı hükme göre yaşamaya mecbur etmemeleri, kısacası baskıcı ve totaliter bir rejim kurma çabası içinde olmamalarıdır. 'Hüküm Allah'ındır' ibaresi, aynı zamanda, bütün ihtilâfların nihai hüküm koyucusu Allah'tır demek. Son hükmü, Allah, ahirette, verecektir. O zamana kadar herkesin kendi inancına göre yaşaması ve hayırlarda yarışması temel kuraldır." İktidarın kaynağı Ali Bulaç, uzun uzun "Hüküm Allah'ındır" cümlesinin hangi anlamlara geldiğini anlattıktan sonra, siyasi iktidarın kaynağı açısından Allah'ın hâkimiyetinin esas tutulup tutulmayacağını da kitabında şöyle açıklıyor: "Siyasi iktidarın kaynağı manasında 'Hâkimiyet Allah'ındır' dediğimiz zaman, 'Peki bu hâkimiyeti, yeryüzünde ve iktidar ilişkileri çerçevesinde kim kullanacak' sorusu ortaya çıkar. Kilise'nin bu suale cevabı belli. 'Hâkimiyeti kullanma hakkı kilise ve din adamlarınındır. Çünkü kilise, İsa'nın bedenidir...' Oysa caminin böyle bir misyonu yok. Peki devleti kim yönetecek? Ennas; yani insanlar, liyakat sahibi insanlar, siviller, laikler. (Burada laik, ruhban sınıfın dışında kalan siviller anlamında kullanılıyor. N. I.) Bizi yönetenler kimin adına yönetiyor? Allah adına mı? Hayır. Başbakana, bakana yetkiyi Allah mı verdi? Hâkimiyeti kullanma ve yetkiyi devretme hakkı, ümmete, halka aittir. Bu yetkiyi ümmet devreder; devrettiğini de gerektiğinde geri alır." Ali Bulaç'ın, özetlemeye çalıştığım görüşleri: "Hüküm Allah'a aittir" ayeti ile "Egemenlik millete aittir" düşüncesinin birbiriyle çelişmediğini gösteriyor. Elbette, Müslüman ilim adamları arasında farklı sonuçlara ve yorumlara varanlar, hatta Hariciler gibi, hakem tayin ettiği için Hz. Ali'ye "Hüküm Allah'ındır" ayetine dayanarak can düşmanı kesilenler de var. İslamiyet ve Demokrasi Ali Bulaç, İslamiyet'in bir siyasi rejim veyahut bir devlet biçimi dayatmadığını hatırlatarak, dinimizin öncelikleriyle demokrasiyi telif etmenin pekâlâ mümkün olduğunu belirtiyor. Bırakınız mümkün olmayı, özellikle Katolik anlayışı ile mukayese edildiğinde, İslamiyet'in demokrasiyle çok daha kolay bağdaştığını söylüyor. "İslamiyet, özgürlüğün korunması ve geliştirilmesini, adaletin tesisini, yönetilenlerin yöneticilerini özgür iradeyle seçmesini, karar makamları üzerinde halkın söz ve inisiyatif sahibi olmasını, şûrayı; meşru yönetime itaati; hangi din ve inançtan olursa olsun, herkesin inandığı gibi yaşamasını; bir arada yaşayan insanların ortak iyi, ortak yarar (ma'ruf) üzere kamusal hayatı düzenlemelerini, bir değer olarak ister ve bu değerlerin hayata geçmesini emreder." Yukarıdaki tarife göre, İslamiyet ile demokrasinin bağdaşmadığı ileri sürülebilir mi? Ama geçmişteki tatbikat, İslamiyet'in ruhuna uygun muydu? Hayır. Osmanlı'daki uygulama Hz. Ebubekir, Allah'ın halifesi değil, Allah'ın Resûl'unun halifesi olduğunu söyledi. Çünkü, Allah'ın halifesi olmak, O'nun yeryüzündeki gölgesi olmak demekti. Bugünkü Papa'nın konumunda bulunmayı kabul etmedi. "Ben, Resulullah'tan sonra sizin başınıza geçenim. Beni bu makama Allah değil, siz getirdiniz" dedi. Oysa Osmanlı döneminde sultanlar, Allah'ın yeryüzündeki gölgesi sayıldılar. Mülk padişahındı. Ve teb'a Sultan'ın kullarından oluşuyordu. İslamiyet'in özüne ters düşen yanlış uygulamaya rağmen, Cumhuriyet idaresi, gelişmenin ve değişimin tohumlarını da Osmanlı devletinde buldu. İlk laik mektepler, Osmanlı'da kuruldu. Hukuk da laikleşti. Meşrutiyet'i ve sonra Cumhuriyet'i ilân eden kadrolar, Osmanlı'nın yetiştirdiği laik eğitim alan kişilerden oluşuyordu. Tarihimizin ve dinimizin çağdaş gelişmelere ters düştüğü iddiasını taşıyan bir avuç seçkinci aydının yazıp çizdiklerine aldırmadan, gerçekleri görmeye çalışmalıyız. Tayyip Erdoğan ve arkadaşları, Siyasal İslam'ı temsil etmiyor. Aksine, İslam'ın, siyasette kullanılmasına karşı çıkıyorlar. Bunu, hemen her toplantıda teşkilâta anlatıyorlar. İşte, eskiye göre (kasete göre) değiştikleri ana nokta bu. Dindar insanlar olarak yaşamaları, böyle bir hayat tarzını herkese dayatacakları anlamına da gelmiyor. Zaten, İslamiyet ile demokrasi, ne birbirleriyle yarıştırılacak, ne de birbirine ters düşen kavramlar. Ama siz, laikliği ön plana çıkarır, üstelik hatalı bir tarifle, dindarları sadece siyasetten değil toplum hayatından da dışlamaya çalışırsanız, halkın değerleriyle demokratik ilkeler arasında, aslında mevcut olmayan bir çelişki yaratırsınız. "Başörtülü kadın milletvekili olamaz, kurucu olamaz, üniversiteye gidemez. Aileler ilköğretimden önce evlâtlarına din eğitimi veremez; dînî cemaatler tehlikelidir v.s." Türkiye'nin esas sorunu, İslamî bir hayat tarzını seçenler değil. Korku üzerine bina ettikleri mutlak otoriteyi, üstün durumlarını, seçkin konumlarını bütün muvaffakiyetsizlerine rağmen sürdürmek isteyenlerdir. Yeni şafak |
| |
| | #6 |
| Er Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 7
| önce demokrasi neyi ifade ediyor onu anlayabilirsek belki cevabınıda bulmakta zorlanmayacağız şunu söylim demokrasi bir dindir maalesef insanlarımız bunu anlamak istemiyorlar dinde hayat tarzı yaşambiçimiyse cevaphazır |
| |
| | #7 | |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 74
| Alıntı:
| |
| |
| | #8 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 49
| bence caizdir cünkü dinimizde devlet başındakilere uymak emrediliyo başımızdakilerde demokrasiyi emrediyo ozaman bana göre uygundur |
| |
| | #9 | |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,268
| Alıntı:
| |
| |
| | #10 | |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 74
| Alıntı:
| |
| |
| Konu Araçları | |
| |