ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Dua


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 02-09-2008, 06:34   #1
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 3,352
Varsayılan Esmâ-ül Hüsnâ




"Varlığı zâtından olup, uluhiyete mahsus-selbî ve sübutî-bütün kemâl sıfatlara sahip bulunan."

"Bütün kemâl sıfatlara sahip ve bütün noksan sıfatlardan münezzeh Vacibü'l-Vücud."

"ALLAH odur ki, O'ndan başka ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur." [Tâ-Hâ: 20/ 8.]

'Lafza-i celâl, Zât-i Akdes'e delalet eder; Zât-ı Akdes de, bütün sıfât-ı kemâliyeyi istilzam eder..." İşarat-ül İ'caz

ALLAH ismi, bütün ilâhî isimleri camidir, yani hepsini içine alır. "Bütün isimler ALLAH'ın isimleridir," denilir, ama 'ALLAH, Rahmân'ın ismidir, Rahîm'in ismidir...' denilmez.

Bütün isimleri içine alan ism-i âzamın hangi isim olduğu hakkında kesin bilgi bulunmamakla birlikte, İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğu bu mübarek ismin, ism-i âzam olabileceğini söylemişlerdir. Bunun için, bir kul 'ALLAH' dediği zaman bütün ilâhî isimleri ve sıfatları birden yâd etmiş olur.

"Lâ ilahe illALLAH" kelamı, esmâ-i hüsnanın adedince kelamları tazammun ediyor... "Lâ Halika illALLAH," "Lâ Fâtıra, Lâ Razıka, Lâ Kayyûme illALLAH" gibi... [Mesnevi-i Nuriye.]

Rahman, Rahîm, Rezzak, Gaffar gibi 'cemâlî isimler' ruhumuzda şükür ve sena mânâlarını canlandırırken, Ehad, Samed, Kayyûm, Kadîm, Baki gibi 'kemâli isimler' kalbimizi hayret ve takdir hisleriyle dolduracak, Kahhâr, Cebbar, Kadîr, Muntakim gibi 'celâlî isimler' ise bize noksanlığımızı, aczimizi, fakrımızı hatırlatarak nefsimize takva şuurunu kazandıracaktır.

ALLAH ismi, bütün esmâ-i hüsna gibi, bütün kemâl sıfatları da camidir.

ALLAH diyen bir kul, bütün ilâhî sıfatları ve bütün esmâ-i hüsnayı birden zikrettiğini bilerek, kendisini ilâhî isimlerin en parlak tecellisi ve ilâhî sıfatlardan haber veren bir hilkat mucizesi olarak yaratan Rabbine sonsuz hamd ve sena eder.

Lafza-i Celâl denilen bu ism-i âzamı okuyan bir mü'min, 'uludiyet' hakikatini düşünür ve ondan 'ubudiyet', yani kulluk hakikatine intikal eder. Bu ise saadetlerin en büyüğüdür.






..:: alıntıdır ::...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 03-09-2008, 07:23   #2
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 3,352
Varsayılan Yanıt: Esmâ-ül Hüsnâ

ER-RAHMÂN / ER-RAHÎM







Rahman: "Dünya hayalında, mü'min-kâfir gözetmeksizin, mahlukatin hepsine merhametle muamele eden."

"Ezelde bütün yaratılmışlar hakkında hayır ve rahmet irade buyuran."

"Rızıkları ve her türlü iyilikleri ihsan eden."

Rahîm: "Verdiği nimetleri iyi kullananlara daha büyük ve ebedî nimetler veren."

"Ahiret hayatında sadece mü'minlere ihsan ve ikram eden."

'O ALLAH ki, O'ndan başka ilâh yoktur. Gaybı da, müşahede edileni de bilendir. Rahman, Rahîm olan O'dur."
[Haşr: 59/22.]

Her iki mübarek isim de ALLAH'ın sonsuz bir merhamet sahibi olduğunu ifade ederler.

Rahmet ve merhamet; kısaca, 'hayrı irade etmek ve sonsuz ihsan ve ikramda bulunmak' mânâsına gelir.

Merhamet için yapılan şu tarif çok güzeldir:

"Merhamet; acıları, afetleri, sıkıntıları gidererek yerlerine hayrı, sürür ve saadeti ikame etme duygusudur."







Rahman ismi, 'insan-hayvan, mü'min-kâfir farkı gözetmeksizin her canlının her türlü rızkını veren ve onları koruyup gözeten" mânâsına gelir.

Rahîm ise, "iradesini doğru kullanan kullarına iman, ibadet, hidayet saadetini kazandıran ve onlara ebedî Cennetler hazırlayan" demektir.

Rahman ismi, ilk yaratılışa bakar. Nitekim, Cenâb-ı Hak, yarattığı her varlığı, onların iradeleri dışında nice ihsanlara mazhar kılar.

Rahîm ismi ise, daha çok, ikinci yaratılışa bakar ve iradelerini hayra, doğruya, güzele yönlendiren bahtiyar kullar için, ikinci yaratılışta, sonsuz lütuflar, nimetler, ikramlar verileceği müjdesini taşır.

Demek oluyor ki, Rahmâniyetin tecellisinde 'cebir', yani mahlukun iradesi dışında bir ikram ve ihsanda bulunma sözkonusudur.

Rahîmiyetin tecellisinde ise insanın cüz'î iradesini doğru kullanması şartı vardır.

Rahman hem isimdir hem de sıfat, Rahîm ise sadece sıfattır. Bundan dolayı, Rahman ismi başkalarına nîsbet edilmez., ama Rahîm ismi nisbet edilebilir.

Diğer taraftan, 'ALLAH, dünyanın Rahmanı, ahiretin Rahîmidir' buyrularak, Rahman sıfatının ezel ile, Rahîm sıfatının ise ebediyetle ilgili olduğuna dikkat çekilir.

Kur'ân-ı Kerîm'de Rahîm ismi, daha çok Gafur ismiyle birlikte kullanılmış, böylece en büyük rahmetin mağfiret olduğuna dikkat çekilmiştir. Şu halde mağfiret, Rahîm isminin en güzel bir tecellisiçdir.

Rahman ismi dünyada nail olduğumuz nice nimetlere, Rahîm ismi ise ahirette kavuşmaya namzet olduğumuz ebedî saadetlere nazarımızı çevirir.

"Güçsüzlere merhamet edene, Rahman olan ALLAH da merhamet eder." [Hadis-i Şerif.]

Nur Külliyatında, şefkatin 'Rahîm ismine isal’ ettiği beyan edilerek şu noktaya önemle dikkat çekilir:

"Şefkat-i insaniye, merhamet-i Rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan; elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve Rahmeten-lil-âlemîn Zât'ın (a.s.m.)'mertebe-i şefkatinden taşmamak gerektir." [Kastamonu Lahikası.]

Rahman ve Rahîm olan ALLAH'ın, kâinatı ve içindeki eşyayı hizmetine vermekle merhametine mazhar kıldığı bir kulunu, küfür ve isyanı sebebiyle Cehennemine atmasına acımak ruh ve kalbin hastalığından ileri gelir. Zira, sıhhatli bir kalb ve müstakim bir akıl çok iyi bilir ki:

"ALLAH'ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. ALLAH'ın gadabından fazla gadab edilmez." [Sözler.]

Biz Cehennem azabına uğramayı hak etmiş insanlara yersiz şefkat göstereceğimize, onları bu noktaya gelmeden önce yakalamanın ve kendilerine yardımcı olmanın yollarını aramak durumundayız.

İnsan, fakirleri doyurmak ve güçsüzlere yardım etmekle Rahman isminden; yanlış yolda gidenlere acıyıp şefkat etmek ve onları iman ve hidayet yoluna davet etmekle de Rahîm isminden feyiz alır


  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 04-09-2008, 23:51   #3
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 3,352
Wink Yanıt: Esmâ-ül Hüsnâ

EL-MELİK




"Bütün varlıkların sahibi, tek hükümdarı."

"Bütün âlemlerin mutlak ve tek sultanı."

“De ki: İnsanların Rabbine sığınırım; insanların melikine, insanların (gerçek) ilâhına..." [Nâs: 114/1-3.]

Nur Külliyatında bir terkip geçer: Saltanat-ı Rububiyet. Bu ifade bize, bütün âlemlerde her ne varsa hepsinin ilâhî terbiyeden geçtiğini ders verir. İşte bu terbiye, bir 'rububiyet saltanatı' dır.

ALLAH'ın, bütün mahluklar üzerindeki bir diğer saltanatı da 'hâlikiyet saltanatı' dır. Zira, her şeyin zâtı ve sıfatları, O'nun yaratmasıyla vücut bulmuşlardır. O ise zâtı ve sıfatlarıyla hiçbir şeye muhtaç olmayan yegâne Melik'tir. Bu saltanata ortak olacak bir başka melik düşünülemez.

ALLAH'ın, bütün rızıklananlar üzerinde de bir 'rezzâkîyet saltanatı' vardır.

Keza, bütün hayat sahipleri O'nun ihyasıyla hayat bulur ve bütün vefat edenler O'nun öldürmesiyle bu dünyadan ayrılırlar; bu ise bir 'ihya ve imâte saltanatı' dır.

Mâlikiyet, hâkimiyet, kudret, izzet, azamet ve kibriya da ayrı birer saltanattırlar. Bunların her birinin hükmü altında nice mülkler, nice aciz, zelil ve hakir mahluklar vardır.

İnsan o mutlak Melik'e kulluk etmekle, arzın halifesi olma şerefine erer.

İnsan ruhu, bedendeki bütün organlara ve duygulara hükmetmekle Melik ismine bir aynadır; ayakları dilediği yöne doğru yürütür, ellere istediği şeyi tutturur. Bu kısa dünya hayatında insanoğlu böylece bir imtihan geçirir.

Kul olduğunu idrak ederek o Melik-i Mutlak'ın rızası istikametinde çalışanlar, Cennette nice hizmetçilere efendilik edeceklerdir.
Nefsine köle olmayı hürriyet sayanlar ise, kısa süren bir saltanatı müteakip ölümü tadacaklar ve O mutlak Melik'in huzurunda hesap verdikten sonra, ebedî olarak Cehennemde kalacaklardır.

Melik ismi, her şeyi ALLAH'ın hükmü ve tasarrufu altında bilmemizi ders verir. Bu kâinat ülkesinin yegâne melikinin ALLAH olduğunu ihtar ile O'nun o haşmetli saltanatına isyan etmekten nefsimizi men eder.



  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 05-09-2008, 05:51   #4
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 3,352
Varsayılan Yanıt: Esmâ-ül Hüsnâ

Esma-ül Hüsna



EL-KUDDÛS


"Zâtında, sıfatında, fiillerinde, isimlerinde, hükümlerinde her türlü lekeden, eksiklikten çok uzak, pek temiz."

"Her şaibeden münezzeh, çok temiz ve pak olan."

"Göklerdekiler ve yerdekiler, Melîk, Kuddûs, Azîz ve Hakîm olan ALLAH'ı tesbih ederler." [Cum'a: 62/1.]

ALLAH, maddeden, değişmekten, tesir altında kalmaktan, acizlikten, yardımcıya muhtaç olmaktan, bilmemekten, gücü yetmemekten, dilediğini icra edememekten ve her türlü ayıptan çok yüksek, çok uzak olduğu gibi, kendisi hakkında beşer aklının ve hayalinin mahsulü olarak ortaya atılan her türlü sıfattarı, benzetmeden de münezzehtir.

Kuddûs isminin, selbî sıfatlarından 'muhalefet-ün lil havadis' sı;fatına dayandığı ifade edilmiştir.

Kuddûs isminin kâinattaki tecellîsi, sema yüzünden deniz yüzüne, çiçeklerden ormanlara kadar her şeyde mükemmel bir temizliğin hüküm sürmesidir.

Nur Külliyatından bir hakikat dersi:

"İsm-i Kuddüs'ün cilve-i âzamından gelen tanzif ve nezafet, bütün kâinatın mevcudatını temizliyor, güzelleşti riyor. Beşerin bulaşık eli karışmamak şartıyla, hiçbir şeyde hakikî nezafetsizlik ve çirkinlik görünmüyor." [Lem'alar.]

Bu isme karşı kulun vazifesi takdis ve teşbihtir. Takdis, 'ALLAH'ı kemâl sıfatlarla tavsif etmek'; teşbih ise 'noksan sıfatlardan tenzih etmek'tir. Meselâ 'ALLAH her şeye kadirdir' demek takdis; 'ALLAH acizlikten münezzehtir' demek tesbihtir.

Kuddûs ismi, ALLAH'ın bütün noksanlıklardan münezzeh ve mukaddes olduğunu ders vermekle, bizi temiz bir kul olmaya davet ederken, Kuddûs olan 'ın huzuruna selim bir kalb ve temiz bir bedenle çıkılması gerektiğini de ihtar eder.

"Kötü hasletler, bâtıl itikadlar, günahlar, bid'alar; manevî kirlerden olduklarını unutmamalıyız." [Lem'alar.]

Bir mü'min, şüphe ve tereddütlerden, bâtıl telakkilerden ve hurafelerden ayıklanmış tertemiz bir itikada; gösterişten, riyadan ve menfaatten uzak ihlâslı bir ibadete ve her türlü kötü ahlâktan uzak bir ruha sahip olmak için gayret gösterdiği ölçüde bu mukaddes isimden feyiz alır. Bir günah işlediğinde derhal tövbe ederek o lekeyi ruhundan silmeye çalışır.

Kuddûs ismine mazhar olmanın bir yolu da, maddî temizliğe dikkat etmektir.

Buna göre, bir insan maddî temizliğe dikkat ettikçe kâinattaki paklığa ve temizliğe ayak uydurmuş olur, manevî temizliğine hassasiyet gösterdiği ölçüde de meleklere yaklaşır.

Nur Külliyatından harika bir tespit ile bu bahsi tamamlamak istiyorum:

"O dehşetli Cehennem fabrikası, sair vazifeleri içinde, âlem-i vücud kâinatını âlem-i adem pisliklerinden temizlettiriyor."
[Şualar.]

Buna göre, Kuddûs isminin azamî bir tecellisi de Cehennemde tahakkuk edecektir.

Mizanda günahları ağır basan mü'minler, bu günahlardan temizlenmek üzere Cehenneme gidecekler ve gerekli azabı tattıktan sonra tertemiz olarak Cennete varacaklardır.

Küfür üzere ölenlere gelince, Kuddûs ismi onlarda da bir başka şekilde tecelli edecek ve onları imansızlık kirlerinden temizleyecektir. Artık hepsi Cehenneme ve meleklere inanacaklar ve bu dehşetli azaptan kurtulmak için ALLAH'tan medet dileyeceklerlerdir. Ama bu geç kalmış tasdik, onları Cehennemden kurtarmaya yetmeyecektir.


Düzenleyen: ... GöZYaŞıM ... , 08-09-2008 - 16:56.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 08-09-2008, 16:58   #5
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 3,352
Varsayılan Yanıt: Esmâ-ül Hüsnâ



ES-SELÂM

"Zâtı kusurdan, sıfatları noksanlıktan ve fiilleri serden salim olan." [İmam Gazâlî.]

"Mahlukatını her türlü tehlikelerden selâmete erdiren."

"Cennetteki kullarına selâm eden."

“O ALLAH ki, O'ndan başka ilâh yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selâm'dır. [Haşr: 59/23.]

, Vacib-ül Vücud'dur, yani varlığı kendindendir ve yok olmaktan salimdir.

Kudreti sonsuzdur ve aciz kalmaktan salimdir. Bir başka kudretin, o mutlak kudreti sınırlaması, icraatından men etmesi muhaldir.

Keza, 'ın bütün sıfatları değişikliğe uğramaktan da salimdirler. Yani, onlar için bir noksanlaşma, bir farklılaşma, kaybolma, yok olma düşünülemez.

Ve ALLAH'ın bütün fiilleri mahlukatını selâmete erdirecek şekilde cereyan eder. Bu fiiller, zulümden, aşırılıktan, hikmetsizlikten kısacası bütün noksanlıklardan ve yanlışlıklardan salimdirler. O ilâhî fiiller, kâinatın ilk tohumunu şu hazır hale salimen ulaştırdığı gibi, bütün nutfeleri, çekirdekleri ve yumurtaları da ilim ve hikmetiyle terbiye ederek kemâl noktalarına kavuşturur.

Canlı cansız her şeyi, yokluktan varlığa salimen çıkaran ALLAH, kendisine iman ederek istikamet üzere ömür süren kullarını da kabir ve mahşer safhalarından salimen geçirerek 'Dârü's-Selâm' olan Cennetine ulaştıracak ve orada bu bahtiyar kullarına 'Selâm' diye hitap etmekle, bütün dert ve çilelerden, hastalık ve musibetlerden salim bir hayat süreceklerini müjdeleyecektir.

Bu müjdeye mahzar olmak isteyen bir kul, kalbini her türlü şüphelerden, aklını sapık fikirlerden, dilini yanlış sözlerden, midesini haram lokmadan, kısacası hem ruhunu, hem de bedenini sonu azap olacak şeylerden uzak tutmaya çalışacaktır. Zaten, Müslüman denilince, 'ALLAH'a tam teslim olmakla bu selâmete erişmiş bahtiyar kul'

anlaşılır.

Selâm ismi, bizi Dârü's-Selâm'a çağırır ve o âleme uygun bir hayat geçirmemizi ihtar eder.

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-09-2008, 05:15   #6
Yüzbaşı
 
Katılım Tarihi: Aug 2008
Yaş: 22
Mesajlar: 705
Varsayılan Yanıt: Esmâ-ül Hüsnâ

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi ... GöZYaŞıM ... Mesajı Göster


ES-SELÂM

"Zâtı kusurdan, sıfatları noksanlıktan ve fiilleri serden salim olan." [İmam Gazâlî.]

"Mahlukatını her türlü tehlikelerden selâmete erdiren."

"Cennetteki kullarına selâm eden."

“O ALLAH ki, O'ndan başka ilâh yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selâm'dır. [Haşr: 59/23.]

, Vacib-ül Vücud'dur, yani varlığı kendindendir ve yok olmaktan salimdir.

Kudreti sonsuzdur ve aciz kalmaktan salimdir. Bir başka kudretin, o mutlak kudreti sınırlaması, icraatından men etmesi muhaldir.

Keza, 'ın bütün sıfatları değişikliğe uğramaktan da salimdirler. Yani, onlar için bir noksanlaşma, bir farklılaşma, kaybolma, yok olma düşünülemez.

Ve ALLAH'ın bütün fiilleri mahlukatını selâmete erdirecek şekilde cereyan eder. Bu fiiller, zulümden, aşırılıktan, hikmetsizlikten kısacası bütün noksanlıklardan ve yanlışlıklardan salimdirler. O ilâhî fiiller, kâinatın ilk tohumunu şu hazır hale salimen ulaştırdığı gibi, bütün nutfeleri, çekirdekleri ve yumurtaları da ilim ve hikmetiyle terbiye ederek kemâl noktalarına kavuşturur.

Canlı cansız her şeyi, yokluktan varlığa salimen çıkaran ALLAH, kendisine iman ederek istikamet üzere ömür süren kullarını da kabir ve mahşer safhalarından salimen geçirerek 'Dârü's-Selâm' olan Cennetine ulaştıracak ve orada bu bahtiyar kullarına 'Selâm' diye hitap etmekle, bütün dert ve çilelerden, hastalık ve musibetlerden salim bir hayat süreceklerini müjdeleyecektir.

Bu müjdeye mahzar olmak isteyen bir kul, kalbini her türlü şüphelerden, aklını sapık fikirlerden, dilini yanlış sözlerden, midesini haram lokmadan, kısacası hem ruhunu, hem de bedenini sonu azap olacak şeylerden uzak tutmaya çalışacaktır. Zaten, Müslüman denilince, 'ALLAH'a tam teslim olmakla bu selâmete erişmiş bahtiyar kul'

anlaşılır.

Selâm ismi, bizi Dârü's-Selâm'a çağırır ve o âleme uygun bir hayat geçirmemizi ihtar eder.
maşallah hocam
hep konularınız güzel ve mühim dir
allah mübarek etsin
devam edersiniz
allah razı olsun
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-09-2008, 18:19   #7
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 3,352
Varsayılan Yanıt: Esmâ-ül Hüsnâ

Alıntı:
Orijinal Mesaj Sahibi yabanciyim Mesajı Göster
maşallah hocam
hep konularınız güzel ve mühim dir
allah mübarek etsin
devam edersiniz
allah razı olsun
Gördüğümüzü , okumuğumuzu paylaşmaya çalışıyoruz inşaAllah .
Rabbim cümlemizden inşaAllah ... Burada olduğum sürece devamı gelir bu konunun inşaAllah ...

Düzenleyen: ... GöZYaŞıM ... , 09-09-2008 - 20:11.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-09-2008, 20:12   #8
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 3,352
Varsayılan Yanıt: Esmâ-ül Hüsnâ



EL-MÜ'MİN

"Kendisine sığınanları emin kılan."

"Emniyet verici."

"Kullarını iman şerefiyle şereflendiren."

"Peygamberlerini doğrulayıp tasdik eden."

“O, ...Selâm'dır, Mü'min'dir, Müheymin'dir. [Haşr: 59/23.]

Bu ismin verdiği emniyet ile, insan kendi bedenindeki sayısız denecek kadar çok faaliyetin nizam ve intizamla yürüdüğünden emin olarak, başka işlerle uğraşır. Ve yine, insanlar bu isme istinat ile, zeminin kaymayacağından ve yıldızların düşmeyeceğinden emin olarak işlerini tam bir emniyet içinde yürütürler.

İman şerefine erişen bir kul, "Her şeyin dizgini O'nun elinde; her şeyin hazinesi O'nun yanındadır" diyerek, ALLAH'a teslim olur ve tevekkül eder. Kendisini, dünya musibetlerinden kabir azabına, mahşerin dehşetinden Cehennem ateşine kadar her türlü tehlike ve zarardan ancak ALLAH'ın emin kılabileceğine iman ederek, O'nun rızası üzere çalışır ve huzur bulur.

Bu ism-i şerifin, Selâm isminden sonra gelmesi de bu noktada ayrı bir önem taşır.

Nur Külliyatında bu yakın ilgi şöyle dile getirilir:

"İmana gel kî elemden emin olasın. Kadere teslim ol ki selâmette kalasın." [Mesnevî-i Nuriye.]

İmana gelen insan, hayır olsun şer olsun her şeyi ALLAH'ın yarattığını bilir. ALLAH'ı hakiki mâlik bildiğinden mülk alemindeki hiçbir varlıktan korkmaz.

Hastalıklara karşı Şâfi' ismine sığınır. Sebeplere teşebbüs niyetiyle, ilaçlarını kullansa da şifayı ALLAH'tan bekler ve neticeden emin olarak rahat eder. Bu netice en kötü ihtimalle ölümdür. Ölüm ise ALLAH'ın Mümît isminin tecillisiyledir. ALLAH, Muhyî ismini tecelli ettirmekle hayat verdiği kulunu, ölüm hadisesiyle kabre gönderir. Ve kabir, iman ehli için dünyadan daha güzeldir.

Kâinatın teşekkülünden kıyametin kopmasına, güneşin doğup batmasından, canlıların dünyaya gelip göçmelerine kadar bütün hadiseleri, ilâhî isimlerin tecellisi olarak seyreden bir mü'min, her türlü elemden emin olarak, dünyada Cennet hayatı yaşar.

Bu ismin tecellisiyle emniyet içinde yaşamak, sadece mü'min kullara mahsus değildir. Yuvasından çıkıp uçan bir kuş, rızık hususunda hiç bir endişe taşımaz. Nereye gidip neler yapacağını önceden planlamaksızın, bir ilâhî ilham ile ve tam bir emniyet içinde rızkını arar ve bulur. Bu hakikat bütün hayvanlar âlemi için de geçerlidir.

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-09-2008, 20:14   #9
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 3,352
Varsayılan Yanıt: Esmâ-ül Hüsnâ




EL-MÜHEYMİN


"Gözetici ve koruyucu."

"Her şeyi murakabe ve muhafaza eden."

"İbadetlerin sevabını eksiksiz veren"

“O, ...Selâm'dır, Mü'min'dir, Müheymîn'dir.” [Haşr: 59/23.]

Bu isim, insan ruhuna büyük bir huzur ve sürür bahşeder. Kendisini koruyup gözeten, yaptığı her ameli, her ibadeti, her iyiliği muhafaza eden ALLAH'ın, murakabesi ve koruması altında bulunmak, kalb için büyük bir inşirah kaynağıdır.

Bu ismi hatırlamanın en büyük faydası, kulu dikkate sevk etmesi, zerre kadar da olsa yaptığı amelin korunduğunu bilerek güzel işlerini artırmaya meyletmesi, aynı şekilde kötü işlerden de uzak kalma hususunda hassasiyet göstermesidir

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 11-09-2008, 11:33   #10
Yarbay
 
Katılım Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 3,352
Varsayılan Yanıt: Esmâ-ül Hüsnâ



EL – AZİZ

"En üstün ve şânı en yüce olan."

"Mağlûp edilmesi mümkün olmayan yegâne galip."

"ALLAH'ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma, Gerçekten ALLAH Azîz'dir, intikam sahibidir."
[İbrahim: 14/47.]

Aziz, izzet sahibi demektir. izzetin zıddı ise zillettir. Meselâ, acizlik bir zillettir, sonsuz kudret ise izzet makamıdır. Fakirlik de bir zillettir, mutlak Ganî olmak, bir izzet makamıdır. Mahkûm olmak da bir zillettir. Her şeye hâkim olmak ise izzet makamıdır.

“Hâkimiyet bir makam-ı izzettir; rakib kabul etmek, o hâkimiyetin izzetini kırar." [Şualar.]

Hâkimiyet gibi, rububiyet, mâlikiyet, rezzâkiyet... de birer izzet akamıdırlar.

Misal olarak 'rububiyet’ üzerinde kasaca duralım:

Bütün âlemler ALLAH'ın rububiyeti karşısında zilletle boyun eğmiş, O'nun dilediği şekilde terbiye görmüşlerdir. Koca güneşi, yeryüzündeki canlılara hizmet ettiren, ALLAH'ın izzetidir. Güneş bu hizmetiyle, zelil ve mahkûm bir mahluk olduğunu âdeta haykırmaktadır.

Şu münâcat cümlesi izzet mefhumunu anlamamıza ışık tutuyor:

"Hem sen Azîz'sin, izzet ve azamet sahibisin! Biz zilletimize bakıyoruz, üstümüzde bir izzet cilveleri var. Demek senin izzetinin âyinesiyiz." [Mektûbat.]

ALLAH, dünyaya halife kıldığı insana, diğer hayvanlar üzerinde bir izzet bahşetmiş ve Yasin sûresinde de buyurduğu gibi, 'hayvanları insanlar için zelil’ kılmıştır. Nitekim, bir çocuk yüzlerce hayvanı önüne katıp götürebilir. İşte o çocuğun bu saltanatında bir izzet cilvesi vardır. Ama, bu izzet onun şahsî hüneri yahut bilgisinin eseri değil, ancak ilâhî bir ihsan, bir mevhibedir.

Hayvanlara da bitkiler âlemine karşı bir izzet verilmiştir. Keza, bitkilerin de hayat şerefinden tamamen mahrum olan cansız varlıklara nisbetle bir izzetleri sözkonusudur.

İzzetinin ilâhî bir ihsan olduğunu unutarak ALLAH'ın emirlerine boyun eğmeyen insan, takındığı bu mevhum izzetin cezasını çok ağır ödeyecek ve nice hükümdarları, cebbarları zelil eden Cehennem azabıyla, zilleti bütün acılığıyla tadacaktır.

Bu mübarek isimden alacağımız en büyük ders; zilletimizin şuurunda olmamız, bize diğer varlıklar üstünde bir izzet bahşeden Rabbimize sonsuz hamd ve şükür etmemiz ve ahirette zelil olmamak için de, günah ve isyandan şiddetle sakınmamızdir.

  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Etiketler
esma'ül, hüsna

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 04:55


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats