![]() |
| | #11 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 1,169
| "Sonra yağmur damlaları düşmeye başladı. Yağmur damlalarıyla tutuklu*ların gözyaşları... " çook güzeldi... teşekkürler |
| |
| | #12 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Sizdende inş. Ey cüceler topluluğu! Nasıl bir toprağı halksız görüyorsunuz? Sefalet ve yokluk olsun size! Ey işgalciler! Filistin'in kervansarayları ve tatil yerleri kimindir? Dahası galibiyet nerede, devrimci nerede? Bizim yüz binlerce insanımızı etkileyen simgeler Gerçeği hissetme feyzini zayıflatan şiarlar... Görüyorsun! Bizim nice insanlarımızı Soğuk algınlığı yakalattı. Ve çok havladığından ötürü Göğüsleri daraldı... Galibiyet geliyor Fakat nerdedir? Göz ise, galibiyeti amaçlamıyor Keşke o gözler kör olsaydı Galibiyet fazilet olarak, muttaki insanlara veriliyor Böylece Yüce Allah, Galibiyet hörgücünü hiçbir günahkâra vermiyor... Ey mağlup! Bize bir vatan teslim edilmedi Ve emirleri de Dillerde kalmadı. Fakat doğruluk ve gerçeklik bana şehadeti veriyor Ben ümitsizliğe karşı çıkıyorum Çünkü ümitsizlik, Kâfirlerin ahlakıdır Yarın vatanımız bize geri verilecek, Onun şevk ve aşkı Bizi saracak Harmanların gölgesinde öğle istirahatını yapacağız... Kendi kuşluğunda gülen bir nuru gördüm Onun kıvılcımları, dünyanın karanlığında parlıyordu Ve en kıymetli bir misk gördüm ki, Onunla temizleniyordu Onun kokusundan bazı esintiler Ona uyum sağlıyordu. Şefkat çiçeği yanağını açarak Dudağından bir öpücüğü umut etmektedir Şayet kayıt ve zincirlerin ağırlığı olmasaydı, Biz görmek için Bütün zorlukların en tepesine kadar binerek çıkardık.. |
| |
| | #13 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Siyonistler, çadırlarıyla, zindanlarıyla toplanma kampı*nın her tarafını ses yükselticileriyle donatmışlardı. Bu yük*sek ses verilen hoparlörlerin iyi tarafından biri de haber bül*tenlerini yayınlamaktı. Her ne kadar radyo, haberin bir kıs*mını aktarıyor veya olayı çarpıtan siyonist radyo ise de... Biz yine de kamp duvarları dışında olup bitenler hak*kında bir malumat ediniyorduk. Hem bizlere yakınlarımı*zın ziyareti de yasak olduğundan dışarıyla hiçbir bağlantı*mız kalmamıştı. Bu hoparlörlerin kötü tarafı ise sesli müzikle kulakları*mızı tırmalayıp durmasıydı. Kur'an ezberleme veya namaza durma esnasında zindanın duvarlarında da yankılanan ses bir hayli rahatsız ediciydi. Bazen bu yüzden ne Kur'an okuyabilir ne de uyuyabiliyorduk. Böylesi bir işkence karşı*sında duaya sığınmaktan başka bir çaremiz yoktu. "Ey Rab-bimiz bizi bu hoparlörlerin yaydığı sesten sen kurtar" diye yalvanyorduk. Arada birkaç gün geçmişti ki İbrahim'le be*raber hücrelerin dışındaki havalandırmada durup haber bül*teni bekliyorduk. Bir de baktık kampın bu hoparlörler vesaire bölümü ile ilgilenen müdürü bizi izliyor. Müdür ile "Nir" arasında şöy*le bir konuşma geçmiş: Müdür "Doktor ile Mühendis ne ya*pıyorlar". Nir "Haber bülteni dinliyorlar". Bu cevap onu kız*dırmış olmalı ki "Hoparlörlerin tellerini kes de dinlemesin*ler" diye emir verdi. Bunu yapmakla bizi kızdırmış olacağını zan etmekteydi. Nir de emri yerine getirdi. Bu şekilde Cenab-ı Hak duamızı kabul buyurdu ve bizi o gürültüden kurtardı. Zaten biz haber bültenlerini yakın çevredeki hoparlörlerden de dinleyebiliyorduk. Günün birinde hücrelerden birinden yankılanıp yükse*len bir imdat çığlığı duyduk. "Sesin kaynağını görebilir miyim" diye hücenin mazgalından baktım. Bir de gördüm ki "Umeyr" adında bir gardiyan hücrelerden birinden çıkıyor ve hücrelerdeki gençlerin nasıl dövüldüğünü temsili olarak Nir'e gösteriyor. Bunu yaparken de kibirli bir halde hava atı*yordu. Dövülen bir genç de "imdat" diye çığlık atıyordu. Biz*ler ise bu manzaradan dolayı gözyaşı dökmekten başka bir şey yapamıyorduk. Bu manzarayı gördükten sonra gidip iki rek'ât namaz kıldım ve peşinden "Ey yüce Allah'ım, Umeyr'e cezasını ver ve ondan intikam al" diye dua ettim. Bundan sonra aniden Umeyr'in görünmez olduğuna şahit olduk. Birkaç hafta ortalıkta yoktu. Biz onun başka bir yere gönderildiğini zannediyorduk. Ancak bir süre sonra onu tekrar gördük. Topallayarak yürüyordu. Ona "Bacağın*da bir acı mı var?" diye sordum. "Hayır, ama başımda bir şeyler var" dedi. Sonra anlaşıldı ki beyninde habis bir tü*mör oluşmuş. Bunun üzerine duamı kabul eden Yüce Mevla'ya hamd ettim. Böylesi bir duanın kabulünde şaşılacak bir durum da'yok zaten. Çünkü Resulullah (s.a.v) "Mazlu*mun bedduasından sakının; çünkü onunla Allah arasında perde yoktur" buyurmaktadır. |
| |
| Konu Araçları | |
| |