![]() |
| | #1 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| İbadetin faydası kime Sual: �Allah�ın bizim ibadetimize ihtiyacı yok. İbadet yapan, boşuna sıkıntı çekiyor� veya �Ben içki içersem, zina edersem Allah�a ne zararı olur ki� diyenlere nasıl cevap vermeli? CEVAP Yahya Müniri hazretleri buyuruyor ki: Bazıları, ibadetlerin Allahü teâlâya faydası olduğunu ve bunun için emir olunduklarını zannediyorlar. Böyle zannetmek çok yanlıştır. Her insanın yaptığı ibadetin faydası, yalnız kendisinedir. Böyle olduğu Fatır suresinin 18. âyet-i kerimesinde açıkça haber verilmektedir. Böyle yanlış düşünen kimse, perhiz yapmayan hastaya benzer. Bu hastaya doktor, perhiz tavsiye ediyor. Bu ise, (Perhiz yapmazsam doktora hiç zararı olmaz) diyerek, perhiz yapmıyor. Evet doktora zararı olmaz, fakat kendine zarar vermektedir. Doktor, kendine faydası olduğu için değil, onun hastalıktan kurtulması için, perhiz yapmasını tavsiye etmiştir. Doktorun tavsiyesine uyarsa şifa bulur, uymazsa ölür gider. Sual: Bazı kimseler, "Allah�ın affı sonsuzdur, bizi de affeder" diyerek ibadet etmiyorlar. İbadet etmeyen Cehenneme gitmez mi? CEVAP İmanlı ölen günahkârlar, geç de olsa Cennete girer. Ancak ibadet etmeyen, günaha devam eden kimselerin imanlı ölmeleri çok zordur. İbadetler imanı muhafaza eder. Günahlar imanın sönmesine yol açabilir. Bunun için ibadetleri bırakmamalıdır. Sual: "Allah acır, affeder" diyerek ibadet etmemek ve günah işlemek uygun mudur? CEVAP Şeyh Yahya Müniri hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâ, kerim, rahim olduğu gibi, azabı da şiddetlidir. Bu dünyada, çoklarına fakirlik ve sıkıntı veriyor. Çok kerim ve Razzak olduğu halde, çiftçilik sıkıntısı çekmeyene mahsul vermiyor. Herkesi yaşatan O olduğu halde, yiyip içmeyen kimseyi yaşatmıyor, ilaç kullanmayan hastaya şifa vermiyor. Yaşamak ve mal sahibi olabilmek gibi dünya nimetlerinin hepsi için sebepler yaratmış, sebebine yapışmayana hiç acımayıp dünya nimetlerinden mahrum bırakmıştır. Ahiret nimetlerine kavuşmak da böyledir. Kâfirliği ve cahilliği, ruhu öldüren zehir yapmıştır. Tembellik de, ruhu hasta yapar. İlaç kullanılmazsa, ruh hastalanır, ölür. Tembelliğin ilacı da, namaz kılmaktır. Bir kimse, zehir yer ve (Allah rahimdir, rahmeti her şeyi kuşatmıştır, beni korur) derse, hastalanır, ölür. İshal olan müshil içerse, şeker hastası tatlı yerse, hastalık artar. O halde, Allahü teâlânın bildirdiği sebeplere yapışmamız gerekir. Allah�ın azabı çok şiddetlidir Bazı kimseler, hırsızların, hainlerin, ırz düşmanlarının, hatta gayri Müslimlerin bile affa kavuşacağını bildirip, azap âyetlerinden hiç bahsetmiyorlar. Allah�ın azabından bahsetmemek yanlıştır. İslamiyet, ifrat ve tefritten [aşırılıklardan] uzak bir dindir. Allah�ın rahmetini de azabını da bildirmek gerekir. Çünkü Allahü teâlâ Kur�an-ı kerimde kendi bildiriyor. Bunu gizlemek, örtbas etmek ihanet olur. Ahirette kâfire af ve merhametin zerresi yoktur. Ebedi azap içinde kalacaklardır. Cennete girme şartı Müslüman olmaktır. Müslüman da havf ve reca arasında olmalıdır. Havf, Allah�tan korkmak, reca da Allah�ın rahmetini ümit etmek demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Havf ve reca arasındaki mümin, umduğuna kavuşur, korktuğundan emin olur.) [Tirmizi] Hep Allah�ın azabından bahsedip insanları korkutmak doğru olmadığı gibi, hep Allah�ın rahmetinden bahsedip azabından hiç bahsetmemek de Kur�an-ı kerime aykırıdır. Mümin yaşarken havfı, ölürken recası daha fazla olmalıdır! Allahü teâlânın rahmeti çoktur. İki âyet-i kerime meali şöyledir: (Ey günahta haddi aşanlar, Allah�ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günahları affeder. O, gafururrahimdir, affı, merhameti çoktur.) [Zümer 53] (Kötülük edip, nefsine zulmeden, mağfiret dilerse, Allah�ı gafururrahim bulur.) [Nisa 110] İki hadis-i şerif meali de şöyledir: (Hak teâlâ buyurdu: Kulun günahı göklere kadar yükselse, tevbe ederse affederim.) [Tirmizi] (Allahü teâlâ, kullarına bu kadının çocuğuna olan merhametinden daha merhametlidir.) [Buhari] Allahü teâlânın rahmeti böyle çok olduğu gibi azabı da şiddetlidir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Elbette azabım çok şiddetlidir.) [İbrahim 7] (Allah�ın kahrı da pek şiddetlidir.) [Nisa 84] (Kullarıma haber ver! Gafururrahim olduğum gibi, azabım da çok şiddetlidir.) [Hicr 49-50] (O gün gerçek hükümranlık Rahmanındır. Kâfirler için de pek çetin gündür.) [Furkan 26] (Allah�a ve Resulüne itaat edip Allah�tan korkup sakınanlar, kurtuluşa erenlerdir.) [Nur 52] (İşlediklerinin cezası olarak, artık az gülüp, çok ağlasınlar.) [Tevbe 82] (Rablerinin huzuruna çıkacaklarından kalbleri korku ile çarpar) [Müminun 60] Bu âyette bildirilenlerin hırsız mı, zani mi olduğu sorulunca, Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Bunlar, namaz, oruç ve zekat gibi ibadetlerini yerine getirdikleri halde �acaba ibadetlerimiz kabul olmadı mı� diye korkan kimselerdir.) [Tirmizi] Kaderin suçu yok (Benim Cehenneme gideceğim alnıma yazılmışsa, yani kaderimde varsa, günah işler, Cehenneme giderim. İbadet yapmamın ne faydası olur, suç kaderimde değil mi?) diyenler çıkıyor. Şunu iyi bilmeli ki, Allahü teâlâ kimseye zor ile günah işletmez. İnsan, kendi isteği ile günah işlemektedir. Allahü teâlâ, her insanın Cennete veya Cehenneme gideceğini ezelde biliyordu. Bu bilgisine kader [alın yazısı] denir. Ezeldeki takdir, bir emir değil, bir ilimdir. Allahü teâlâ, ezeli ilmi ile, kullarının kendi istekleri ile yapacakları işleri bilir. Bilmesi ise, insanların ibadet etmesine veya günah işlemesine tesir etmez. Mesela bir öğretmenin, bir talebesinin imtihanda kazanamayacağını önceden bilmesi, o talebenin imtihanını etkilemez. Talebe imtihanı kazanamayınca, (Sen benim kazanamayacağımı imtihana girmeden önce söylüyordun) diyerek suçu öğretmene yüklemesi doğru olmaz. Takvimlere, bir yıl içinde güneşin ne zaman doğup, ne zaman batacağı hesaplanarak yazılmıştır. Güneş, takvimde bildirilen saatlerde doğup batar. Güneş, takvime öyle yazıldı diye mi, güneş o saatte doğup batıyor? Takvimlere yazılması, güneşin doğup batmasına hiç etki eder mi? Takvime öyle yazıldığı için güneş bu saatte battı veya doğdu denebilir mi? Suçu takvime bulmak akla uymaz. Levh-i mahfuz denilen kaderimiz, sanki takvime benzemektedir. İşte Allahü teâlânın da ezeli ilmi ile, kulların kendi istekleri ile günah veya sevap işleyeceklerini bilmesi, kulların işlerine zorla bir müdahale değildir. Sevap da, günah da işleyen kendi arzusu ile işlemektedir. Zaten öyle olmasa idi, sevap işleyene mükafat, günah işleyene ceza verilmesi anlamsız olurdu. (İbadete lüzum yok, kaderimde ne var ise onu görürüm) diyen birine, Resulullah efendimiz, (İbadet et, herkese ezelde takdir edilmiş olanı yapmak kolay gelir) buyurdu. (Müslim) Cennetliklerin ibadet yapması ve Cehennemliklerin isyan etmesi; genelde sağlıklı yaşaması ezelde takdir edilmiş olanın gerekli ilacı almasına; hastalanması takdir edilmiş olanın da, ilaç bulamamasına benzer. Hastalıktan ölmesi takdir edilmiş olana, ilaç almak nasip olmaz. Zengin olması takdir edilmiş olana, kazanç yolları açılır. Bunun gibi, ezelde Cennetlik olana iman ve ibadet etmesi nasip olur. Hadis-i şerifte, (Cennetlik olan, Cennete götürecek, Cehennemlik olan da, Cehenneme götürecek amel işler) buyuruldu. (Ebu Davud) Cehennemlik kimse, (Herkesin Cennetlik veya Cehennemlik olduğu ezelde takdir edilmiş) der ve ibadet etmez. Bol mahsul alması takdir edilene ise, tarlasını sürmek, tohum ekmek nasip olur. Cennetlik olanın iman edip ibadet yapması, Cehennemliğin de, isyan edip kâfir olması böyledir. Cennetlik ve Cehennemlik olmak, Allahü teâlânın iki hazinesi gibidir. Birinci hazinenin anahtarı, ibadet, ikincinin anahtarı, günahtır. Cennetlik olan, Allahü teâlâya itaat eder. Cehennemlik olan, hep günah işler. Herkes, Cennetlik veya Cehennemlik olduğunu, amelinden anlayabilir. Her izzet ve her nimet, Allahü teâlâya ihlas ile itaat ve ibadet etmekten hasıl olur. Her kötülük ve sıkıntı da, günah işlemekten hasıl olur. Herkese dert ve bela, günah yolundan, rahat ve huzur da, itaat yolundan gelir. Allahü teâlânın âdeti böyledir. Bunu kimse, değiştiremez. Nefse kolay ve tatlı gelen şeyi iyilik, güç ve acı gelenleri de felaket sanmamalı. Ebüssüud efendi buyuruyor ki: Yapılacak her işi, Allahü teâlâ, ezelde biliyordu. Fakat, insanın iyiliği, kötülüğü, Cennetlik, Cehennemlik olacağı, son nefeste belli olur. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Bir kimse, bütün ömrü boyunca Cehenneme götürecek günahlar işler. Fakat ömrünün son günlerinde, Cennete götürecek iyilikler yaparak, Cennete gider.) [Buhari] Belli bir kâfirin ebedi kâfir kalıp kalmayacağını Allahü teâlâ bilir. Bunun muhakkak kâfir kalacağını, kimse söyleyemez. İlim, maluma tâbidir. Allahü teâlâ, olacak şeyleri, olacağı için biliyor. Kur'an-ı kerimde haber verilen şeyler de, olacakları için bildiriliyor. Bir ressamın, at resmi yapması, at o şekilde olduğu içindir. Yoksa, atın o şekilde olması, ressam öyle yaptığı için değildir. Allahü teâlânın, bazı kimselerin imana gelmeyeceklerini bilmesi ve Kur'an-ı kerimde haber vermesi, onlar, kendi arzuları ile küfür üzere kalmayı niyet edip, iman etmek istemedikleri içindir. Yoksa, bunların kâfir olması, Allahü teâlânın bunları kâfir bildiği ve haber verdiği için değildir. İlim bulunan yerde Ehl-i sünnet itikadını ve ilm-i halini öğrenmeyen ve çocuklarına öğretmeyenler, müslümanlıktan ayrılmak, küfür felaketine düşmek tehlikesindedir. Böyle kimselerin duaları zaten kabul olmaz ki, küfürden korunabilsinler. Hadis-i şerifte (İlim bulunan yerde müslümanlık vardır. İlim bulunmayan yerde müslümanlık kalmaz) buyuruldu. Ölmemek için, yiyip, içmek gerektiği gibi, kâfirlere aldanmamak, dinden çıkmamak için de, dinini, imanını öğrenmek gerekir. Ecdadımız her zaman toplanırlar. İlmihal kitaplarını okurlar, dinlerini öğrenirlerdi. Ancak böyle müslüman kaldılar. İslamiyet�in zevkini aldılar. Bu saadet ışığını bizlere, doğru olarak ulaştırabildiler. Bizim de müslüman kalmamız, yavrularımızı içimizdeki ve dışımızdaki kâfirlere kaptırmamamız için, birinci ve en lüzumlu çare, her şeyden önce Ehl-i sünnet âlimlerinin hazırladığı ilmihal kitaplarını okumak ve öğretmektir. Çocuğunun müslüman olmasını isteyen ana-baba, çocuğuna Kur'an-ı kerim öğretmelidir. Fırsat elde iken okuyalım, öğrenelim ve çocuklarımıza, sözümüzü dinleyenlere öğretelim! Bir kimsenin iyi veya kötü olduğu yaptığı işlerden anlaşılır. Bir kimse, kötülüklerden kaçıyor, iyi işler yapıyorsa, o kişinin Cennete gitme ihtimali çoktur. Onun için iyi kimselerle beraber olmaya çalışmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, bir kula hayır murad ettiği zaman, dinini kayıran kimseler yanında çalışmayı nasip eder. Şerri murad edilen kul da, dinini kayırmayan kötülerin yanında çalışır.) [Deylemi] Sual: Allah�ın emirleri kaç türlüdür? CEVAP Allahü teâlânın emirleri iki türlüdür: Emr-i tekvini ve Emr-i teklifi veya Emr-i teşrii. Emr-i tekvini, yaratmasını dilediği şeylere (Ol!) demesidir. Ol deyince, hemen var olur. Hiçbir kimse, bu şeyin var olmasına mani olamaz. Her şeyin yaratılması için, belli şeyleri sebep yapmıştır. Belli maddeleri, belli maddelerin yaratılmalarına sebep yaptığı gibi, insanın maddi ve manevi gücü, çeşitli enerjiler de, birçok şeylerin yaratılmalarına sebeptirler. Bir kuluna bir şey ihsan etmek, iyilik vermek isterse o kimseyi o şeyin sebebine kavuşturur. Sebep tesir ettiği zaman, O da dilerse, (Ol!) derse, o şey var olur. O dilemezse, hiçbir şey var olmaz. Hikmetini, yaratmasını sebeplerle örtmüş, gizlemiştir. Çok kimse, yalnız sebepleri görmekte sebepler arkasındaki hikmeti, Onun yaratmasını anlayamamaktadır. Bu anlayışsızlığı da, onun felaketine sebep olmaktadır. Emr-i teklifi, insanlara, yapmaları veya sakınmaları için verdiği emirlerdir. Bu emirlerin yapılması, insanın iradesine, dilemesine bağlıdır. İnsanı iradesinde, dilemesinde serbest bırakmıştır. Fakat, insanın dilemiş olduğu şeyi yaratan, yine Odur. İnsan diledikten sonra, O da dilerse, yaratır. Dilemezse yaratmaz. Her şeyi yaratan, maddelere çeşitli tesirler, özellikler veren, yalnız Odur. Ondan başka yaratıcı yoktur. Ondan başkasında üluhiyyet sıfatı bulunduğuna inanmak, başkasını Ona şerik, ortak yapmak olur. Başkasını kendisine ortak yapanı, kıyamette hiç affetmeyeceğini, Ona sonsuz ve çok acı azaplar yapacağını bildirmiştir. İnsan, Onun emrini yapmak, iyilik yapmak dileyince, O da merhamet ederek diliyor ve yaratıyor. Kendisine inanmayanlar, karşı gelenler bir kötülük yapmak isteyince O da diliyor ve yaratıyor. Kendisine inananlar, yalvaranlar, bir kötülük yapmak isteyince, O merhamet ederek dilemiyor ve yaratmıyor. Bunun için düşmanlarının her istedikleri hasıl olduğundan daha da azıp kuduruyorlar. Şunlara şaşılır Hz. Ebu Zer, (Ya ResulAllah, Musa aleyhisselama inen kitapta neler vardı?) diye sorunca, Peygamber efendimiz buyurdu ki: (İbret verici bilgiler var idi. Mesela biri şöyle: Şunlara şaşılır: 1- Ölümün geleceğine inanıp da [vurdumduymaz görünene, hiç ölmeyecekmiş gibi] sevinene, 2- Cehenneme inanıp da gülüp oynayana, 3- Kadere inanıp da [hadiseleri değiştirecekmiş gibi] telaşlanana, 4- Fani dünyanın kararsızlığını, vefasızlığını görüp de, ona bel bağlayana, 5- Kıyamete, hesaba inanıp da hayırlı işler yapmayana şaşılır.) [Beyheki] Hz. Âdem�in öğüdü Sual: Âdem aleyhisselamın oğullarına öğüdü varmış. Bunlar ne idi? CEVAP Âdem aleyhisselamın, oğlu Hz. Şit�e vasiyeti söyle idi: 1- Çocuklarına söyle, tamahkâr olmasınlar, dünyaya bel bağlamasınlar. Ben dünyaya değil, Cennete bağlandım. Fakat Allahü teâlâ beni oradan çıkardı. 2- Çocukların, hanımlarının heva ve heveslerine uymasınlar. Ben annenizin sözüne uyup yasak meyveden yedim. Sonra pişman oldum. 3- Çocukların, yapacakları işlerin neticesine baksınlar. Ben yaptığım işin akıbetine bakmadığım için, malum musibete uğradım. 4- Çocuklarına söyle, kalblerine korku veren şeyi terk etsinler, şüpheli şeylerden kaçınsınlar. Ben yasak edilen meyveyi yerken kalbime korku düşmüştü. 5- Çocukların, işlerini istişare ile yapsın. Eğer ben, yasak meyve konusunda meleklerle istişare etseydim, musibete maruz kalmazdım. Sual: Bir kimse, yaptığı ibadetlere güvense, mahzuru olur mu? CEVAP Bir kimsenin ameli, yani ibadeti ne kadar çok olursa olsun, ameline güvenmemeli, Allahü teâlânın ihsanını istemelidir! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Hiçbir kişiyi ameli Cennete koyamaz.) [Buhari] (Bir kimse, doğduğundan itibaren ölene kadar yere kapanıp Allah�a ibadet etse, kıyamette yine zelil olur.) [İ.Ahmed] (Kıyamette üç kitab çıkartılır. Birinde o kimsenin güzel amelleri, diğerinde günahları, üçüncüsünde de Allah�ın verdiği nimetler yazılıdır. Hak teâlâ ona verdiği her nimeti sorar ve: "Ey nimet, değer ölçün kadar bu adamın güzel amellerinden al", buyurur. Nimet, kendi değeri kadar ameli almaya çalışır, fakat yetmez. Hak teâlâya der ki: "Bu adamın iyi amellerinden hakkımı alamadım." Geriye o adam, suçları ve aldığı nimetlerle kalır, güzel amelleri tükenmiş olur. Hak teâlâ bu kula ihsan ederse ona, "Ey kulum, senin iyi amellerini kat kat artırdım, suçlarını da affettim, nimetlerimi de sana bağışladım" buyurur.) [Bezzar] Sual: Dedikoduya sebep olmamak için, kötülerden ibadeti gizlemek gerekir mi? CEVAP Fitneye, dedikoduya sebep olmamak için, kötü kimselerden ibadetini gizlemek iyi olur. Böyle kimselerin yanında açıktan ibadet yapmak emr-i maruf olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir zaman gelir ki, şimdi aranızda münafıkların gizlendiği [ibadet yapar göründüğü] gibi, o zaman da müminler gizlenir. [İbadetleri gizli yapar.]) [İbni Sünni] Sual: Allahü teâlânın, bir kulundan razı olmasının alameti nedir? CEVAP Muhammed bin Alyan hazretleri buyurdu ki: (Allahü teâlânın, bir kulundan razı olmasının alameti, ibadet yapmaktan lezzet alması ve günahlardan sakınmasıdır.) Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Günahtan nefret eden ve ibadetten lezzet alan, hakiki mümindir.) [Taberani] |
| |
| | #2 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| Dine uymanın faydası Sual: Bilmeden İslamiyet�e uygun yaşayan, dünyada faydasını görür mü? CEVAP Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, rahat ve saadet menbaı olan dinlerini gönderdi. Dinlerin sonuncusu İslam dinidir. Diğer dinler, kötü insanlar tarafından değiştirildi. Müslüman olsun, kâfir olsun, herhangi bir insan, bilerek veya bilmeyerek İslamiyet�e uygun yaşarsa, dünyada hiç sıkıntı çekmez. Rahat ve neşe içinde yaşar. Şimdi Avrupa�da ve Amerika�da İslamiyet�e uygun çalışan kâfirler böyledir. Fakat, kâfirlere ahirette hiç sevap ve mükafat verilmez. Böyle çalışan, eğer müslüman ise, ahirette de sonsuz saadete kavuşacaktır. İslam ahlakı ile yaşamak Ateist genç diyor ki: Din insanları uyuşturur, tembel yapar, sağlıklı düşünemez, çalışmayı, ilerlemeyi engeller, binlerce yasak ve emirlerle insanı köle haline getirir. Kısaca yaşamı zindan eder. Hiçbir kayda ve şarta yani bir kurala bağlanmayan ise, huzur içinde yaşar. CEVAP Bu sözlerin hiçbir ilmi değeri yoktur. Kuralsız yaşamak insanlara mahsus değildir. Emir ve yasaksız toplum hayal edilemediği gibi, beraber yaşayan iki kişiye bile kurallar gerekir. Birisi uyurken ötekinin gürültülü şekilde çalışması uygun olur mu? Kuralsız toplum olmaz. Kuralsız oyun bile olmaz. Yolda yürümekte bile kural gerekir. Trafikteki kurallar olmasa ne olur? Elbette kargaşa olur. İnsanların, sağlam ve rahat, neşeli yaşamaları ve ahirette sonsuz mutluluğa kavuşmaları için Allahü teâlâ, insanlara gerekli bütün nimetleri yarattı. Bunlardan nasıl yararlanacağımızı, nasıl kullanacağımızı, Peygamberleri aracılığı ile gönderdiği kitaplarında bildirdi. Bu bilgilere Din denir. İslamiyet�in koyduğu kurallar, sadece ahirette değil, dünyada da rahat içinde yaşamaya sebep olur. Bir ateist bile, İslam ahlakına uygun yaşarsa, dünyada rahat ve huzur içinde olur. Mesela, bir eczanede yüzlerce ilaç vardır. Her ilacın kutusunda tarifesi vardır. İlacı, tarifeye uygun kullanan, yararını, tarifeye uymayan zararını görür. Yeni bir makine, cihaz imal edilince, içine prospektüsü [tarifesi] konur. O cihazı yapan, aletin sağlıklı çalışabilmesi için nelere dikkat edilmesi gerektiğini bilir. İnsanları yoktan yaratan da, onun sağlıklı çalışabilmesi için ne yapması gerektiğini elbette bilir. Kur�an-ı kerimde, (Yaratan hiç bilmez mi?) buyuruluyor. (Mülk 14) İşte İslam ahlakına uygun yaşayan insan, inanmasa bile Allah�ın yarattığı nimetlerden fayda görür. Branşında uzman olan bilim adamı, incelediği zaman İslamiyet�in o hususta bildirdiği kuralın faydalarını bulur. Yabancı bir bilim adamı diyor ki: �Namazdaki hareketler beden için çok faydalı jimnastik hareketleridir. Gün gelecek, [Bağnaz olmayan] doktorlar bunu reçetelerine yazacaklardır.� Oruç, zekat, sadaka [yardımlaşma], sünnet olmak, temizlik, az yiyip az içmek, az uyumak, istişare, kanaat, tevekkül, sabır, kul hakkı, adalet için yazılıp çizilenleri çok kişi biliyor. Bunların tam ve en iyi şekli İslam ahlakında vardır. Bir ateist bile bunları uygulasa dünyada faydasını görür. Müslüman olarak uygularsa, o zaman kalbinde sevgiden hasıl olan Allah korkusu da olacağı için, hiç kimse olmasa bile, hiç kimse anlamasa bile, hiç kimse yakalayamasa bile, bu kurallar dışına çıkmaz, başkasına zarar vermez. Veriyorsa, sevgisinde, kusur var demektir. Bunun suçu da kurallarda değil, kendisindedir. Kurallara uyabilmek için beden ve ruh sağlığı çok önemlidir. Rahat, huzur buna bağlıdır. Bunun önemi gün geçtikçe daha iyi anlaşılmaktadır. Halbuki bu 1400 küsur yıldır İslam ahlakının temeli olup, emir ve tavsiyelerin başında yer almaktadır. Bir hadis-i şerifte İslami bilgilerin beden ve ahlak bilgisi olarak ikiye ayrıldığı, bu ilimler içinde bedeni koruyan sağlık bilgisi ile ruhu koruyan din ahlak bilgisinin önemi bildirilmektedir. Demek ki her şeyden önce, ruhun ve bedenin zindeliğine çalışmak İslamiyet�in emridir. Hatta İslamiyet, beden bilgisini, din bilgisinden önce öğrenmeyi emrediyor. Çünkü, bütün iyilikler, bedenin sağlam olması ile yapılabilir. İslamiyet�te ruh temizliği esastır. Yalancı, hilekâr, insanları aldatan, haksızlık eden, insanlara yardım etmeyen, büyüklenen, yalnız kendi çıkarını düşünen bir kimse, ne kadar ibadet ederse etsin, hakiki bir Müslüman sayılmaz. Mükemmel insan Yukarıdaki yazımızda, bir ateistin bile, inanmadığı halde, İslam�ın güzel ahlakına uygun yaşadığında, dünyada rahata kavuşacağını bildirmiştik. Şimdi mükemmel insanı bildiriyoruz. Mükemmel insan nasıl olur? Bazı vasıfları şöyledir: Güler yüzlü, tatlı dilli, doğru sözlüdür. Kızmaz, kızsa da zararlı iş yapmaz. Büyüklenmez, son derece mütevazı, alçak gönüllüdür. Kendisine başvuran herkesi dinler ve imkan buldukça yardım eder. Vakarlı, kibar, ağır başlı, haysiyetlidir. Ailesini ve vatanını sever. Ana babasına, hocasına, âmirine karşı saygılıdır. Kumar oynamaz, uyuşturucu kullanmaz, sarhoş olmaz, yalan söylemez, hırsızlık, gasp yapmaz, kimsenin hakkına tecavüz etmez. Hiç kimsenin canına, malına, ırzına dokunmaz. Hasetçi değildir. Başkasının zararına sevinmez. Onlara karşı kin beslemez. Üç günden fazla dargın durmaz, küsmez. Yumuşaktır, fakat pasif değildir. Cömerttir, cimri değildir. Dedikodu etmez, suizanda bulunmaz. Sözünde durur kimseyle alay etmez, onlara zulmetmez. Hainlik etmez. Sahtekâr değildir. Fitne çıkarmaz, özür dileyeni affeder. Vaktini boş geçirmez. Lüzumsuz şeylerle uğraşmaz. Ancak faydalı şeylerle meşgul olur. Yukarıdaki emir ve yasaklar sadece İslamiyet�te vardır. Müslüman, bu emir ve yasaklara uyduğu ölçüde mükemmel insandır. Tam uyabilirse mükemmelliği de tam olur. Allahü teâlânın evliya kulları böyledir. İslam dini kadar, açık ve mantıki hiçbir din yoktur. Bu dinin esasını anlayan, seven ve uygulayan bir kimse, dünya ve ahirette mutlu olur. Eğer bütün insanlar, İslam ahlakı üzere yaşasalar, dünyada ne kötülük, ne hile, ne savaş, ne şiddet ve ne de zulüm kalırdı. Bunun için, mükemmel bir insan olmaya gayret etmek lazımdır. Yukarıdaki hususlar İslamiyet�in emirleridir. Yerimizin müsaadesi ölçüsünde birkaçını alalım. İyi insan, iyi ahlaklı insan demektir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Ahlakınızı güzelleştiriniz.) [İbni Lal] (Sizin imanca en güzeliniz, ahlakça en güzel olanınızdır.) [Hakim] (Ben güzel ahlakı bildirmek için gönderildim.) [Beyheki] (Güzel ahlak, senden kesilen akrabanı ziyaret etmek, sana vermeyene vermek, sana zulmedeni affetmektir.) [Beyheki] (Din, güzel ahlaktır.) [Deylemi] (En faziletli mümin ahlakı en güzel olandır.) [Tirmizi] (Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. Güler yüz ve tatlı dil ile, güzel ahlakla memnun etmeye çalışınız!) [Hakim] (Yumuşak davran! Sertlikten sakın! Yumuşaklık insanı süsler, çirkinliği giderir.) [Müslim] (En iyi kimse, huyu en güzel olandır.) [Buhari] (Yumuşak huylu kimseye, dünya ve ahiret iyilikleri verilmiştir.) [Tirmizi] (Halka kolaylık, yumuşaklık gösteren Müslümanın Cehenneme girmesi haramdır.) [İ. Ahmed] Bir kimse Resulullah efendimizden nasihat istedi, (Kızma, sinirlenme) buyurdu. Birkaç kere sorunca, hepsine de (Kızma, sinirlenme) buyurdu. (Buhari) Güzel ahlak hakkında İslam âlimleri buyuruyor ki: Her binanın bir temeli vardır. İslam�ın temeli de güzel ahlaktır. Güzel ahlak; güler yüzlülük, cömertlik ve kimseyi üzmemek demektir. Güzel ahlakın en azı, meşakkatlere göğüs germek, yaptığı iyiliklerden karşılık beklememek, bütün insanlara karşı şefkatli olmaktır. Güzel ahlak, Yaratandan dolayı, yaratılanları hoş görüp, onların eziyetlerine sabırdır. Bir müslümana çatık kaşla bakmak haramdır. Güler yüzlü olmayan mümin sıfatlı değildir. Herkese karşı güler yüzlü olmalı. Kısacası Müslüman, hasreti çekilen insan demektir. |
| |
| | #3 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| Duanın faydası Sual: Dua ve duanın faydaları nedir? CEVAP Dua, Allah�a yalvararak muradını istemektir. Allahü teâlâ, dua edeni sever, dua etmeyene gazap eder. Dua müminin silahı, dinin temel direklerinden biridir. Yerleri, gökleri aydınlatan nurdur. Dua, gelmiş olan belaları giderir. Gelmemiş olanların da gelmelerine mani olur. Allahü teâlâ, (Bana halis kalb ile dua ediniz! Böyle duaları kabul ederim) buyurdu. Bunun için, dua etmek, namaz, oruç gibi ibadettir. Yine (Bana ibadet yapmak istemeyenleri, zelil ve hakir yapar, Cehenneme atarım) buyuruyor. (Mümin 60) Allahü teâlâ, her şeyi sebep ile yaratmakta, nimetlerini sebeplerin arkasından göndermektedir. Zararları, dertleri def için ve faydalı şeyleri vermek için de, dua etmeyi sebep yapmıştır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Dua, ibadetin aslı ve özüdür. Allah katında duadan makbul bir şey yoktur. Dua 70 türlü kazayı önler. Ömrün bereketini artırır.) [Tirmizi] (Dua eden, üç şeyden hâli değildir: Ya günahı affolur veya hemen hayırlı karşılığını görür, yahut ahirette mükafatını bulur.) [Deylemi] (Rabbiniz, elbette haya ve kerem sahibidir. Kulları ellerini kaldırıp bir şey istedikleri zaman, onların ellerini boş çevirmekten haya eder.) [Ebu Davud] (Dua, müminin silahıdır.) [İbni Ebiddünya] (Allahü teâlâ dua etmeyene gazap eder.) [İbni Mace] (Dua belayı önler.) [Deylemi] Duanın yapılması mukadderata bağlıdır. Takdirde dua varsa elbette yapılır. Duanın belayı önlemesi kaza ve kaderdendir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kader, tedbir ile, sakınmakla değişmez. Fakat kabul olan dua, o bela gelirken korur.) [Şir�a] İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Dua, kazayı, belayı defeder. Hadis-i şerifte (Kaza, ancak ve yalnız dua ile durdurulur) buyuruldu. (Tirmizi) Allahü teâlâ, dua edenleri, sıhhat ve selamet isteyenleri sever. Dua edip de duası kabul edilmeyenlere, kıyamet günü Allahü teâlâ, (Bu senin falan zamanda ettiğin duadır. O duanın yerine sana şu sevapları veriyorum) buyuracak, o kadar çok sevap verecek ki, o kimse, (Keşke dünyada hiçbir duam kabul olmasaydı da, bugün onların karşılıklarını görseydim) diyecektir. (Tenbih-ül Gafilin) Duaya inanmayanlar Sual: "Dua ile bir şey olmaz" diyenlere ne cevap vermek gerekir? CEVAP Duaya inanmayan kimseler, acaba Allah�a inanıyorlar mı? İnanmıyorlarsa, dua konusunda bir şey söylemek uygun olmaz. Eğer Allah�a inanıyorlarsa, duanın önemine de inanmaları gerekir. Çünkü Kur'an-ı kerimde, Allahü teâlâ, (Dua edin, kabul edeyim) buyuruyor. (Mümin 60) Şartlarına uygun edilen dua, kabul olur. Dua ile çok şeyler olur. Meşhur bir menkıbeyi bildirelim! Horasanda hırsızlardan birkaçı kaçar. Hiratlı bir demirci, gece evine dönerken, zaptiyelerce yakınında yakalanan hırsızlarla beraber tutuklanarak hapsedilir. Demirci, zindanda namaz kılıp, (Ya Rabbi, bu işte suçum olmadığını, ancak sen bilirsin. Beni buradan, ancak sen kurtarırsın) diye dua eder. Adil bir vali olan Abdullah bin Tahir, o gece bir rüya görür. Kuvvetli dört kimsenin, tahtını, tersine çevirirken uyanır. Hemen abdest alıp, iki rekat namaz kılar. Tekrar uyur. Yine o dört kişi, tahtını yıkmak üzere iken uyanır. Kendisinde, bir mazlumun âhı bulunduğunu anlar, zindan müdürünü çağırtıp der ki: - Zindanda bir mazlum mu var? - Bilmem ama, biri, dua edip gözyaşı döküyor. Dua eden mahkumu çağırıp hâlini sorunca mesele anlaşılır. Vali, özür dileyip der ki: - Şu parayı al ve herhangi bir arzun, bir işin olunca da bana gel. Demirci, minnetsiz konuşur: - Hakkımı helal ettim, ancak ihtiyacımı görmek için gelmem. - Niçin? - Benim gibi bir fakir için, senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çeviren sahibimi bırakıp da, dileğimi başkasına arzetmem kulluğa yakışır mı? Amel defteri kapanmaz Sual: Bazı kimseler, ölmüş olan birinin amel defteri kapandığına göre, onun için dua etmenin, sadaka vermenin, kurban kesmenin, Fatiha okumanın veya dua etmenin bir faydası olmadığını söylüyorlar. İnsan ölünce amel defteri kapanır mı? CEVAP Her gün dinin bir emrini tenkit ederek, sorgulayarak Müslümanları dinimizden soğutmaya çalışıyorlar. Bir kimse ölünce amel defteri kapanmaz. Yani ona sevap gönderilmezse sevap alamaz. Gönderen olursa alır. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bir mümin vefat edince her ameli kesilir. Yalnız üç amelinin sevabı, amel defterine yazılmaya devam eder. Bunlar, sadaka-i cariyelerinin, faydalı kitaplarının ve salih çocuklarının kendisi için ettikleri dua ve istiğfarların sevaplarıdır.) [Ebuşşeyh] Bu hadis-i şerif amel defterinin kapanmadığını gösteriyor. Burada bildirilen üç amel nedir? Sadaka-i cariye, devam eden hayır hasenat demektir. Cami, çeşme yol yapmak, ağaç dikmek, mektep yapmak, su kanalları yapmak gibi, insanlara faydası dokunan bütün işlerdir. Bunlar ise sayılmayacak kadar çoktur. Faydalı eser bırakmak, dinimize dünyamıza faydalı olan her eser buna dahildir. Fıkıh kitabı, tefsir kitabı, ilmihal kitabı, tıp kitabı, fizik, kimya kitabı faydalı kitaplardandır. Kasetler, CD�ler, filmler faydalı olmak şartı ile hepsi sadaka-i cariye hükmündedir. Faydalı bir radyo, faydalı televizyon, faydalı gazete, faydalı dergi, faydalı bir internet sitesi gibi her çeşit yayın, sadaka-i cariyeye dahildir. Salih çocukların duası ve istiğfarları, birer sadaka-i cariyedir. Yani ana babanın defterine hep sevap yazılmasına sebep olurlar. Çocuklar, ölmüş ana babaları için, kurban keserse, Fatiha okursa, sadaka verirse, yemek yedirirse, yahut dua ederse ana babasının günahları affolur, amel defterlerine sevap yazılır. Mesela İbrahim aleyhisselam (Ey Rabbimiz, [Kıyamette] hesaba çekildiği gün, beni, ana-babamı ve bütün müminleri mağfiret et) diye dua etmiştir. (İbrahim 41) Bu âyet-i kerimede bir müminin duası ile diğer müminlerin günahları affediliyor ki, böyle dua edilmesi emredilmiştir. Duanın fazileti hakkındaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir: (Dirilerin de ölülere hediyesi, onlar için dua ve istiğfar etmektir.) [Deylemi] (Defnedilen kardeşiniz, şimdi sorguya çekiliyor, ona dua edin!) [Ebu Davud] (Cenaze namazında, üç saf cemaat bulunan mümin, Cennete girer.) [Tirmizi] Yukarıdaki ifadelerden anlaşıldığı gibi, ölenlerin ameli kesildiği halde, sağlığında iyi veya kötü bir eser bırakanların amelleri kesilmiyor. Salih evlat bırakanların da kesilmiyor. Salih evlat ana babasına dua eder, onlar için sadaka verir, kurban keser. Bu sevaplar ölen kişinin amel defterine yazılır. Hiç kimsesi olmayan günahkâr ölülerin hâlleri zordur. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Ölünün mezardaki hâli, imdat diye bağıran, denize düşmüş kimseye benzer. Boğulurken, kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, ölü de, ana babasından, kardeşinden, arkadaşından gelecek bir duayı gözler. Ona bir dua gelince, dünyaya ve dünyada olanların hepsine kavuşmaktan daha çok sevinir. Allahü teâlâ, yaşayanların duaları sebebi ile, ölülere dağlar gibi çok rahmet verir. Dirilerin, ölülere hediyesi, onlar için dua ve istiğfar etmektir.) [Deylemi] Bu durumları iyi bilen Mazher-i Can-ı Cânân hazretleri, bir kabrin yanına oturmuştu. (Bu mezarda Cehennem ateşi var. Hadis-i şerifte (Kendisi için veya başka müslüman için 70 bin kelime-i tevhid okuyanın günahları affolur) buyuruluyor. Ruhuna (Hatm-i tehlil) sevabı bağışlayacağım. İnşallah affolur) buyurdu. Hatm-i tehlilin sevabını bağışladıktan sonra, (Elhamdülillah bu günahkâr kadın, Kelime-i tehlil sayesinde azaptan kurtuldu) buyurdu. (Makamat-ı Mazheriyye) Hiç kimse, işlediği kötülüğün günahını başkasına veremez. Fakat mümin ibadetlerinin sevabını ölü diri herkese hediye edebilir. Kendi sevabından da hiç eksilme olmaz. (Hidaye) Müslüman ölüler için dua etmek, Kur�an okumak çok faydalıdır. Bir hadis-i şerifte, (Ölülerinize [Müslüman ölülere] Yasin okuyun) buyuruldu. (İ.Ahmed) İstiğfar ne demektir? Sual: Bir hadis-i şerifte, (Ölmüş ana babanız için, istiğfar edin) buyuruluyor. Onlar için estağfirullah mı diyeceğiz? CEVAP İstiğfar, af dilemek, günahların affedilmesini istemek demektir. Estağfirullah, ya Rabbi beni affet demektir. Hadis-i şerifte, (istiğfar edin) demek, (Ana babanın günahlarının affedilmesi için, gerekli hayır hasenatı yapın, onlar için dua edin) demektir. Yani dua etmek, Kur�an okumak, sadaka vermek ve çeşitli hayırlar yapmak, ölü için birer istiğfardır. İmanla ölmek için Sual: İmanla ölmek için bir dua var mıdır? CEVAP Doğru itikada sahip olup haramlardan kaçan ve ibadetleri yapan kimse, iman ile ölür. Namaz kılan kimse şu duayı okuması iyi olur. (Ya hayyü ya kayyum ya zel celal-i vel ikram. Allahümme inni eselüke en tuhyiye kalbi bi nuri marifetike ebeden ya Allah, ya Allah, ya Allah celle celalüh) (Bu duayı sabah namazının sünneti ile farzı arasında okuyan imanla ruhunu teslim eder.) [Tirmizi] Hanefi mezhebinde, sünneti ile farz arasında hiçbir şey okunmaz. Bu dua, namazdan sonra, dua ederken okunur. (Ey Oğul İlmihâli) |
| |
| | #4 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| Gençlikte yapılan ibadetler Sual: Gençlikte yapılan ibadetler, fazilet bakımından ihtiyarlıkta yapılandan farklı mıdır? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: (Gençlik çağı, nefsin kaynadığı, şehvetlerin oynadığı, insan ve cin şeytanlarının saldırdığı bir zamandır. Böyle bir çağda yapılan az bir amele, pek çok sevap verilir. İhtiyarlıkta dünya şevkleri azalıp güç, kuvvet gidip, arzulara kavuşmak imkanı ve ümitleri kalmadığı zamanda, pişmanlıktan, ah etmekten başka bir şey olmaz. Çok kimselere bu pişmanlık zamanı da, nasip olmaz. Bu pişmanlık da tevbe demektir ve yine büyük nimettir. Gençlik çağı, kazanç zamanıdır. Mert olan, bu vaktin kıymetini bilip elden kaçırmaz. İhtiyarlık herkese nasip olmaz. Nasip olsa da rahat, elverişli vakit ele geçmez. Vakit de bulunsa, kuvvetsizlik, halsizlik zamanında, yarar iş yapılamaz. Bugün, güç, kuvvet yerinde iken, hangi özürle, hangi sebeple bugünün işi yarına bırakılabilir? Peygamber efendimiz, (Yarın yaparım diyen, helak oldu, ziyan etti) buyurdu. Gençlik zamanında insanı üç din düşmanı olan nefs, şeytan ve kötü insanlar aldatmaya uğraşmaktadır. Bunlar karşısında, az bir ibadet pek kıymetli olur. İhtiyarlıkta yapılan, bundan kat kat fazla ibadetlerin bu kadar kıymeti olmaz. Gençlikte, nefsin arzuları, insanı kapladığı gibi, ilim öğrenilecek, ibadet yapılacak en kârlı zaman da gençliktir. Gençlikte, şehvetin, asabiyetin kapladığı anlarda, dinin bir emrini yerine getirmek, ihtiyarlıkta yapılan aynı ibadetten çok kıymetli olur. [Hele başka maniler de araya katılırsa, bunları dinlemeyip, yapılan ibadetin sevabı o kadar çoktur ki, ancak Allahü teâlâ bilir]. Çünkü, maniler karşısında, ibadet yapma güçlüğü, sıkıntısı, o ibadetlerin, şanını, şerefini göklere çıkarır. Mani olmayarak, kolay yapılan ibadetler, aşağıda kalır. Bunun için insanların yüksekleri, meleklerin yükseklerinden daha üstün olmuştur. Çünkü insan, maniler arasında ibadet eder. Melekler ise, mani olmadan emre itaat ediyor. Gençlik arzuları, Allah�ın düşmanı olan nefsin ve şeytanın sevdiği şeylerdir. Dine uygun şeyler ise, Allahü teâlânın sevdiği şeylerdir. Allah�ın düşmanlarını sevindirip, bütün nimetleri veren, hakiki sahibi gadaba getirmek, akıllı insanların yapacağı şey değildir. Allahü teâlâ, hepimizi nefse, şeytana ve din düşmanlarının sözlerine ve yazılarına aldanmaktan muhafaza buyursun.) [Müj. Mektublar] Dünya işleri yarına bırakılır, bugün ahiret işleri yapılırsa, güzel olur. Fakat bunun aksi yapmak, çok çirkin olur. Gençlikte insanı, üç din düşmanı olan, nefs, şeytan ve kötü arkadaş aldatmaya çalışır. Bunlar karşısında, az bir ibadet pek kıymetli olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allah katında en sevgili olan, tevbe eden gençlerdir.) [R.Nasıhin] (Tevbe eden bir gencin cenazesi kabristana getirilince, Allahü teâlâ, "Ey Melekler, bu kabristandan azabı kaldırın! Buraya tevbe eden bir genç getirildi. Onun olduğu yerdekilere azap etmeye haya ederim" buyurur ve bütün kabristandakilerden kırk gün, azap kalkar.) [R. Nasıhin] Tevbe eden genç Beni İsrail zamanında bir genç, kötü işler yapar, tevbe eder, tevbesinde durmazdı. Çok günah işlese de, çok tevbe ettiği için, tevfîk-i ilahi imdadına yetişti. Büyük bir günah işledikten sonra pişman oldu. Sahraya çıkıp yüzünü, gözünü topraklara sürerek dedi ki: "Ya ilahi, ne kadar tevbe ettiysem tevbemi bozdum. Beni günahtan korumazsan yine tevbemi bozar, ebedi felakete düçar olurum. O zaman halim nice olur?" Şöyle bir ses duydu: "Ey kulum, sen günahından vazgeçtiğin için, sana rahmetle muamele ediyorum. Tevbeni kabul edip, kötü amellerini lütuf ve keremimle affettim." [R. Nasıhin] Allahü teâlâ, çok merhametli olup, kullarına çok acıdığı için, bir günde ibadete, yalnız beş vakit ayırmış, birkaç şeyi haram edip, çok şeyi mubah etmiş, izin vermiştir. O halde, gençlik zamanında, sıhhatin, gücün kuvvetin, malın ve rahatlığın bir arada iken, bu zamanı değerlendirmek gerekir. Sonsuz saadete kavuşturacak sebeplere yapışmalı, iyi işler yapmalı, bugünün işini yarına bırakmamalıdır. Ömrün en iyi zamanı olan gençlik günlerinde, işlerin en iyisi sahibin, yaratanın emirlerini yapmak, Ona ibadet etmek, İslamiyet�in yasak ettiği haramlardan sakınmaktır. Günde bir saat tutmayan bir zamanı, Allahü teâlânın emrini yapmak için ayırmamak, sayılamayacak kadar çok olan, mubahları bırakıp da, haram ve şüpheli olana uzanmak ne kadar kötüdür. (M.Rabbani) Gençliğin kıymeti Sual: Gençlikteki ibadetle ihtiyarlıktaki ibadet arasında fark var mıdır? CEVAP Evet çok fark vardır. Gençlikte ibadet daha kıymetlidir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Gençlikte, şehvetin, asabiyetin kapladığı anlarda, İslamiyet�in bir emrini yerine getirmek, ihtiyarlıkta yapılan aynı ibadetten çok üstün ve kıymetli olur. (3/35) Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: Gençlik, ömrün en kıymetli zamanıdır. İnsanın sıhhatli, kuvvetli olduğu zamandır. Bu zaman, her gün geçiyor, azalıyor, ihtiyarlık yaklaşıyor. En şerefli, en lüzumlu iş olan, marifetullahı kazanmayı [Allahü teâlâyı tanımayı], hayâl olan ömrün sonuna bırakanlara yazıklar olsun. En şerefli olan zamanları, en zararlı, en kötü şey olan nefsin arzularına kavuşmak için sarf etmemeliyiz. Peygamber efendimiz, (Yarın yaparım diyenler, aldandı) buyurdu. (1/65) Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, ibadet eden genci, meleklerine gösterip, �Bakın bu genç, benim için şehvetini bırakıyor. O benim nazarımda kıymetli bir melek gibidir� buyurur.) [Deylemi] (Bir genç, ilim ve ibadet içerisinde yetişir, olgunlaşırsa, Allahü teâlâ, Kıyamet günü ona yetmiş iki sıddık sevabı kadar sevap verir.) [Taberani] (Cömert ve güzel ahlaklı bir genç, Allah katında kendisini ibadete vermiş cimri ve kötü huylu bir ihtiyardan daha üstündür.) [Deylemi] (Allahü teâlâ, Kıyamette, şu yedi kişiyi, hiçbir gölgenin bulunmadığı günde, Arşın altında gölgelendirir. Yani onu kendi himayesine alır: 1- Adaletli hükümdar, 2- Rabbine ibadet ederek yetişen genç, 3- Gönlü [namaz için, ibadet için] mescitlere bağlı olan, 4- Allah için birbirini seven, o sevgi ile bir araya gelip, o sevgiyle birbirinden ayrılan iki kişi, 5- Güzel ve mevki sahibi bir kadın, davet edince, ben Allah�tan korkarım diye red eden, 6- Sağ elinin verdiğini sol eli bilmeyecek kadar sadakayı gizli veren, 7- Tenhada Allah�ı zikredip de gözleri yaşla dolan.) [Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai] (Beş şey gelmeden önce beş şeyin kıymetini bil! 1- İhtiyarlıktan önce gençliğin, 2- Hastalıktan önce sağlığın, 3- Meşguliyetten önce boş vaktin, 4- Fakirlikten önce zenginliğin, 5- Ölümden önce hayatın kıymetini bil!) [Ebu Nuaym, Hakim] Genç kime denir? Sual: Bir insana kaç yaşına kadar genç denir? CEVAP 30 yaşından küçüklere genç, 30-50 yaş arasındakilere yetişkin, 50-70 yaş arasındakilere ihtiyar, 70 yaşından yukarı olana piri fani denir. |
| |
| | #5 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| Dindeki emir ve yasakların hikmetleri Sual: Bazıları "Allah�ın bizim ibadetimize ihtiyacı yoktur. İşlediğimiz günahların da ona zararı olmaz" diyorlar. Dinimizin emir ve yasaklarının hikmeti nedir? CEVAP İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Peygamberlerin bildirdikleri hükümler, hep rahmettir, iyiliktir. Yoksa, bu emirler, zındıkların sandıkları gibi, işkence değildir. Bunların sık sık söyledikleri (Kullarına zor ve yorucu şeyler emredip de bunları yaparsanız, Cennete girersiniz demek insaf mıdır, merhamet midir? Bir şey emretmemeli idi. Merhamet ve iyilik böyle olur) gibi lafları, ne kadar ahmakçadır. Bunlar, hiç düşünmüyor mu ki, iyilik edenlere, şükretmek yani, sevindiğini bildirmek, aklın istediği bir şeydir. Dinimizin hükümleri, bütün nimetleri, iyilikleri yaratan, gönderen, Allahü teâlâya karşı, şükrün nasıl yapılacağını göstermektedir. O halde dinimizin hükümleri, aklın istediği bir şeydir. Bundan başka, dünyanın, hayatın düzeni, bu teklifleri, yapmakla olur. Allahü teâlâ, herkesi kendi başına bıraksaydı, kötülükten, karışıklıktan başka bir şey olmazdı. Allahü teâlânın haramları olmasaydı, nefsleri, keyfleri peşinde koşanlar, başkalarının mallarına, canlarına, ırzlarına saldırır, fenalıklar, karışıklıklar hasıl olur, saldıran da, karşısındakiler de, zarar görür, helak olurlardı. Ülkelerin mamurluğu, insanların rahatı, yani medeniyet olmaz, insanlık, canavarlık şeklini alırdı. Dinden uzaklaşmak [Bugün bile, Allahü teâlâyı inkâr eden, İslamiyet�i beğenmeyen, cahilliğin verdiği cesaret ve taşkınlıkla öğünen yabancıların, Allahü teâlânın emirlerinden çoğunu benimsedikleri göze çarpıyor. Bütün insanların, din ahlakından uzaklaştıkça, geçimsizlik, sefalet, işkence, sıkıntı ile kıvrandıkları görülüyor. Fen aletleri, medeni vasıtalar, akıllara hayret verecek şekilde, ilerlediği halde, dünyadaki huzursuzluğun, insanlıktaki sıkıntının azalmadığı, arttığı, ibretle görülüyor.] Allahü teâlâ, her şeyin sebepsiz, şartsız, maliki, hepimizin sahibidir. Bütün insanlar, Onun kullarıdır. Kullarına verdiği her emri ve her şeyi istediği gibi kullanması, hep yerindedir ve faydalıdır. Bunda, zulüm olamaz. Memurlar âmirlere, kullar sahiplere emirlerin, işlerin sebebini soramaz. Akla uygun, bundan daha açık bir şey yoktur. Bütün insanları Cehenneme koyup, sonsuz azap yapsaydı, kimin bir şey söylemeye hakkı olabilirdi? Çünkü, kendi yarattığı, yetiştirdiği mülkünü kullanıyor. Başkası yok ki, onun mülküne tecavüz olsun ve zulüm denilebilsin. Halbuki, insanların kullandığı, öğündükleri mallar, mülkler, hakikatte onların değil, hepsi, Onundur. Bizim bunlara el uzatmamız, karışmamız, hakikatte zulümdür. Allahü teâlâ, bu dünyanın düzeni için ve bazı faydalara yol açması için, bunları bize mülk kılmış ise de, hakikatte hepsi Onundur. O halde, bizim bunları, asıl sahibinin mubah ettiği, izin verdiği kadar kullanmamız yerinde olur. (Müj.Mektublar, m. 266) Bütün varlıkların hülasası, özü olan insan, eğlence için, oyun için, yiyip içmek, gezmek, yatmak keyif sürmek için yaratılmadı. Kulluk, vazifelerini yapmak için, Rabbine itaat, tevazu, kuvvetsizliğini, ihtiyacını göstermek, Ona sığınmak ve yalvarmak için yaratıldı. Muhammed aleyhisselamın bildirdiği ibadetlerin hepsi, insanlara faydalı şeylerdir. İnsanlara yaradığı için emredilmiştir. Yoksa, hiçbir ibadetin Allahü teâlâya faydası yoktur. Candan teşekkür ederek, minnet ile ibadet yapmalı, tam teslim olarak emirleri yapmaya ve yasaklardan kaçınmaya çalışmalıdır. Allahü teâlâ hiçbir şeye muhtaç olmadığı halde, kullarını, emir ve yasaklar vermekle şereflendirdi. Her şeye muhtaç olan, biz kulların, bu büyük ihsana, bol bol teşekkür etmemiz, bunun için de, emirleri yapmaya candan sarılmamız gerekir. (m.73) Kuralsız din olur mu? Sual: Bir ateist, �Müslümanlık şekilcilik dinidir. Namazın, orucun, haccın belli şekilleri vardır. Kâbe etrafında dönmek, şeytan taşlamak, kurban kesmek tam bir şekilciliktir� diyor. Çağa ayak uydurularak Müslümanlıktaki bu şekilcilik atılamaz mı? Dinde yeni gelişmelere uyulsa, düşünce sınırlandırılmasa, herkesin görüşüne uygun bir çözüm getirilemez mi? CEVAP Ateistin şekilcilikten maksadı, dini kurallardır. Kuralsız bir din olamayacağı gibi, kuralsız bir dernek bile olmaz. Hatta kuralsız oyun bile olmaz. Bir futbol oyununda birçok kural vardır. Mesela kale olmasa nasıl oynanır? Kuralsız, düzensiz hayat olmaz. Dünyanın dönüşü, Ay�ın ve yıldızların hareketleri belli bir kurallar içindedir. Kurallara tam uyana saat gibi çalışıyor deriz. İnsan ve hayvanların vücudu nasıl bir kurallar zinciri içinde ise, İslamiyet�te de belli kurallar vardır. Kuralsız ibadet olmaz. Namazların vakti, rekat sayısı, kıyam, rüku ve secdelerin nasıl yapılacağı, her yerde nelerin okunacağı bir kural halinde bildirilmiştir. Vakit girmeden namaz kılınamaz. Sabahın farzı ikidir, üç olarak kılınırsa kabul olmaz. Akşamın farzı üçtür, iki veya dört rekat kılınırsa kabul olmaz. Dini değiştirdiği için bid�at çıkarmış olur, diğer ibadetleri de kabul olmaz. Orucun hangi ayda tutulacağı, nelerin orucu bozacağı bir kural halinde bildirilmiştir. Haccın nasıl yapılacağı, tavafta nasıl dönüleceği, şeytanın ne zaman ve nasıl taşlanacağı, şükür kurbanının nerede ve ne zaman kesileceği ve ihrama bürünen hacıların, ihramlı iken neler yapamayacağı bir kural halinde bildirilmiştir. Zekatta zenginliğin ölçüsü ve ne oranda kimlere verileceği bir kural halinde bildirilmiştir. Kimlerin kimlerle evleneceği veya evlenemeyeceği bir kural halinde bildirilmiştir. Mesela bir kimse mahremleri ile evlenemediği gibi, başkasının nikahlısı ile de evlenemez. Evlenirse, bir anarşi çıkar. Dinimizde hangi şeyin haram, hangisinin helal olduğu da bir kural halinde bildirilmiştir. Şekilsiz, kuralsız din arayan bulamaz. Amirsiz toplum olmaz. Bir köyde bile bir muhtar bulunur. Hatta bir ailede bile bir aile reisinin bulunması gerekir. Bir yerde iki reis, iki âmir olamaz. Bir âyet meali: (Allah�tan başka bir ilah olsaydı, kâinattaki nizam bozulur, karmakarışık olurdu.) [Enbiya 22] Ateiste verilen bu cevaptan sonra, şimdi soruyu sorana gelelim. Bu da, (Dinin bildirdiği şekilciliği dinden çıkaralım) diyor. Yani, dini kuralları kendimiz koyalım, beğendiğimizi alalım, beğenmediğimizi atalım demek istiyor. Dini biz mi kurduk da, değiştirmeye yetkimiz olsun. Dünya kanunlarını bile kim yapmışsa, yine aynı kimseler değiştirmiyor mu? Millet meclisi koymuşsa, yine aynı meclisin değiştirmesi gerekir. Herkese bu değiştirme hakkını vermiyorlar. Herkes dini değiştirirse, ortaya insan sayısı kadar din çıkar. Artık bu değişik şekillere de din denmez, felsefe denir. Felsefi düşünceler, hiçbir zaman kesinlik taşımaz. Din bilgisi ise kesindir, tartışılmaz. Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah�a ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin!) [Araf 158] (Allah�a ve Resulüne itaat edin!) [Enfal 20] (De ki, ey insanlar, ben, Allah�ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158] (Aralarında hüküm verilmek üzere Allah�a ve Peygambere çağırıldıkları vakit: Müminler, �İşittik, itaat ettik� derler, işte kurtuluşa erenler bunlardır.) [Nur 51] (Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih etme, seçme hakkı kalmaz.) [Ahzab 36] |
| |
| | #6 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| İbadetlerin kabul olma şartları Sual: Namazın ve diğer ibadetlerin kabul olması için belli bir şart var mıdır? CEVAP Namazın ve bütün ibadetlerin kabul olmaları için, önce insanın düzgün itikada [yani ehl-i sünnet itikadına] sahip olması ve ibadetlerin sahih olmaları, sonra ihlas ile yapılmaları ve helale harama dikkat etmek şarttır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Haram cilbab [gömlek] ile kılınan namaz kabul olmaz.) [Bezzar] (Üzerinde haramdan cilbab bulunan kimsenin ibadetlerini Allahü teâlâ kabul etmez.) [Bezzar] (Yalnız bir lirası haramdan olan on lira ile alınmış elbise ile kılınan namaz kabul olmaz.) [İ. Ahmed] Hz. Musa Tur�a giderken, yolda, namaz kılıp ağlayarak dua eden bir zata rastladı, münacâtında mezkur zatın affı için cenab-ı Hakka niyaz ettiğinde, Cenab-ı Hak, (Ya Musa! Ben o zatın namazını ve duasını kabul etmem. Zira, üstüne giymiş olduğu elbisenin bedelinde haram vardır) buyurdu. (İslam Ahlakı) Bir kimse kazancını kumardan elde etmeye çalışsa, zamanla kumar işinde mahareti artar. Marangoz, terzi gibi helal bir meslek edinmek isteyene de işleri kolaylaştırılır. Onun için daima helal kazanç yollarını aramalıdır. Duanın kabul edilmesi için bazı şartlar vardır. Bunlardan birisi haram lokmadan sakınmaktır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Haramdan sakının! Midesine haram lokma girenin kırk gün duası kabul olmaz.) [Taberani] Sad bin Ebi Vakkas hazretleri dedi ki: - Ya Resulallah, dua buyur da, Allahü teâlâ, benim her duamı kabul etsin! Cevabında buyurdu ki: - Duanızın kabul olması için helal lokma yiyiniz! Çok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri haramdır. Sonra ellerini kaldırıp dua ederler. Böyle dua nasıl kabul olunur? [Şir�a] Haramdan sevap beklemek Haramdan sadaka verse, alan fakir de haramdan olduğunu bilerek, verene, Allah razı olsun dese veya Allah kabul etsin dese ve veren de, amin dese, ikisi de imanlarını kaybeder. Başka biri de âmin dese, o da kâfir olur. (Birgivi şerhi) Haram olduğu bilinen belli mal ile cami veya başka hayır yaptırmak ve bunlara karşılık sevap beklemek küfürdür. (Redd-ül Muhtar) Sual: İbadetlerimin kabul olmadığını sanıp gevşek davranmak uygun mudur? CEVAP İbadet yapmak kulluk vazifesidir. Bir kul ibadetlerinin kabul olmayacağını zannetse de ibadet yapmaya mecburdur. İbadet ederek, ibadetteki kusurlarına istiğfar edip ağlamalıdır! Bu istiğfar ve yalvarış belki ibadetlerin kabul olmasına sebep olur. İbadetler düzgün yapılınca, belki kibre, ucba sebep olur ve böylece kişi yine tehlikeye girer. Sonra ibadetlerin hepsi kabul olsa da, sayısız nimetlerin hangisinin şükrünü eda edebilir? İbadetlerine güvenmek de doğru değildir. İbadet kulun vazifesidir. Kul, vazifesinde gevşeklik göstermemelidir! (Hadika) |
| |
| | #7 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| Günahkârın ibadeti Sual: (Zani, zina ederken; içki içen, içkiyi içerken; hırsız, hırsızlık yaparken mümin değildir) hadis-i şerifi, günah işleyenlerin kâfir olacaklarını göstermiyor mu? CEVAP Hayır, kâfir olacaklarını göstermiyor. Âlimler, bunların kâmil mümin olmadıklarını gösterdiğini bildirdiler. Bunların imanları zayıftır, küfre düşmeleri kolay olur. (Fuhuş söz söyleyen, komşusu zararından emin olmayan, komşusu aç iken tok olan mümin değildir) hadis-i şerifleri de böyledir. (Şu günahı işleyen Cennete giremez, Cehennemliktir, mümin değildir) demek, (O günahtan tevbe edilmezse, af veya şefaate uğramazsa, günahının cezasını çekmeden Cennete giremez) demektir. Çünkü günah ile, imansızlık ayrı şeylerdir. Günah ne kadar büyük olursa olsun, o günahı işleyen kâfir olmaz. Fakat hangi günah olursa olsun, günaha devam edenin kalbi kararır, küfre sürüklenir. Onun için her günahtan kaçmalıdır. İbadet yapmayan ve günah işleyen müslümana kâfir dememelidir. İman vücuttaki baş gibidir Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamaları olmadan hadis-i şeriflerden, âyet-i kerimelerden hüküm çıkarmak çok yanlış olur. Mesela, (Bir mümini kasten öldüren Cehennemdedir) meâlindeki âyet-i kerimeyi İslam âlimleri, (Bir mümini, mümin olduğu için öldüren Cehennemliktir) şeklinde açıklamışlardır. (İman, kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve azalarla ameldir) sözünün manası ise şudur: İnsanda iman, vücuttaki baş gibi; el, kol gibi uzuvlar da ameller gibidir. Elsiz, kolsuz insan olursa da, başsız insan olmaz. Normal bir insan tarif edilirken, bütün azaları ile tarif edilir. İşte bunun gibi, kâmil mümin tarif edilirken, amel de dahil edilmiştir. Eli, ayağı kesik kimseye, (yaşayan ölü) dedikleri gibi, büyük günah işleyene de, kâmil mümin değil manasına �mümin değildir� buyurulmuştur. [İhya] İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: İbadetler, imandan parça değildir. Fakat ibadetler, imanın kemalini artırır. İmam-ı a�zam hazretleri, �İman artmaz ve azalmaz� buyurdu. Çünkü iman, kalbin tasdiki, kabul etmesi, inanması demektir. İnanmanın azı, çoğu olmaz. Azalan ve çoğalan inanışa, iman denmez, zan ve vehim denir. Mümin büyük günah işlese de imanı gitmez, kâfir olmaz. (c.2, m.67) İmanla ölen günahkâr müslüman, cezasını çektikten sonra Cennete gider. Ancak, bir kimse, (Cennete gitmek için amel şart değildir) diyerek ibadet etmezse, işlediği günahlar kalbini karartır ve imanı gidebilir. Allahü teâlânın var ve bir olduğunu ve Peygamber efendimiz ile bildirdiği ahkamı tasdik eden bir mümin, bu ahkama uymakta kusur ederek günah işlerse elbette üzülür. Günah işlemekle kâfir olmaz. Allah�ı ve Peygamberi tanımayan ve yaptığı iyi işleri, Allah�ın emri olduğu için değil de, başka sebeple yapan bir kimse, Allah�a kul olmayı bile kabul etmiyor. Bu ikisine karşı Allahü teâlânın muamelesi, elbette bir olmaz. Çünkü birisi suçlu ise de müslümandır. Diğeri iyi iş yapmış olsa da kâfirdir. (Hadika) Sual: İbadeti terk eden imansız mıdır? CEVAP Mutezile ile bazı bid'at fırkaları, (Amel, imandan parçadır) demişlerse de, amel, imanın parçası değildir. Küfrün zıddı iman, günahın zıddı ise ibadettir. İmanı bırakan kâfir olur, ibadeti terk eden günahkâr olur. Amelsiz iman makbuldür, imansız amel ise makbul değildir. Kadınların muayyen hallerinde olduğu gibi, namaz, oruç gibi ibadetleri bırakmak caiz ve gerekirken imanı hiçbir zaman bırakmak caiz olmaz. İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Sapık fırkalar, (Onlar, iman edip salih amel işlediler) mealindeki Rad suresinin 29.âyet-i kerimesini delil gösterip, (Amel imanın parçasıdır) dediler. Halbuki bu ve benzeri âyetler, amelin, imanın içinde değil, dışında olduğunu gösterir. Eğer aksi olsaydı, (ve amilussalihat) sözü lüzumsuz tekrar edilmiş olurdu. Mutezile fırkasının, günah işleyenlerin ebedi Cehennemde kalacağını söylemesi yanlıştır. Çünkü hadis-i şerifte, (İkrar ettiği şeyi, inkâr etmeyen, kâfir olmaz) buyuruldu. Günah işleyen, tasdik ettiği imanın esaslarını inkâr etmiş olmaz. Ahirette yalnız imansızlara şefaat edilmez. Bu da, şefaat edilen günahkârların kâfir olmadığını gösterir. Hadis-i şerifte, (Büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim) buyuruldu. Ebüdderda hazretleri, (Ya Resulallah, zina ve hırsızlık eden de, şefaate kavuşacak mıdır?) diye sual etti. Cevabında, (Evet zina ve hırsızlık edene de şefaat edeceğim) buyurdu. İman ile ölen herkes, er geç Cennete girer. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Günahı çok olan bir mümin, tevbe etmeden ölmüş ise, Allahü teâlâ dilerse, günahlarının hepsini affeder, dilerse günahları kadar azap eder; fakat sonunda yine Cennete koyar. Kurtulmayacak olan yalnız kâfirlerdir. Zerre kadar imanı olan kurtuluşa kavuşur. (Mektubat-ı Rabbani) Sual: Haram yiyenin namazı ve diğer ibadetleri kabul olur mu? İçki içen kırk gün namaz kılmamalı mı? CEVAP Sahih olmakla kabul olmak ayrı şeydir. Her çeşit günahı işleyen kimsenin kıldığı namaz sahih olabilir; fakat kabul olmaz. Yani ahirette ona, �Niçin namaz kılmadın?� diye sual edilmez. Şartlarına uygun kılmışsa, namaz borcundan ve namaz kılmamak gibi büyük günahtan kurtulur. Fakat namazdan hasıl olacak büyük sevaba kavuşamaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Duanın kabul olması için helal ye! Bir lokma haram yiyenin, kırk gün ibadetleri kabul olmaz.) [Taberani] (On dirhemlik elbisenin bir dirhemlik kısmı haram kazançtan gelse, o elbise ile kılınan namaz kabul olmaz.) [İ.Ahmed] (Şarap içenin namazı kırk gün kabul olmaz.) [Hakim] Sarhoş iken kılınan namazlar sahih olsa da, kabul olmaz, yani sevabı olmaz. Yani, işlediği günahlar, kazandığı sevapları alır götürür. Elinde sevabı kalmadığı için, sevap verilmez, sevabı olmaz deniyor. Yoksa sahih ve ihlaslı olan her ibadetin sevabı olur. Tekrar edelim, (Namazı kabul olmaz) demek, namazı boşa gider demek değildir. Namaz borcundan kurtulur, fakat namaza ait büyük sevaptan mahrum kalır. Namaza devam ederse, günahları bırakması kolaylaşır. Şu halde içki içen de namaza devam etmelidir. Sual: Günah işlemekten fazla korkmamak gerekir. Hiç kimse, ibadeti sebebi ile Cennete girmez diyorlar. Bu hususta bilgi verir misiniz? CEVAP Evet insan, yalnız ibadeti ile Cennete girmez. Çünkü yaptığımız bütün ibadetler kabul olsa bile, bir gözümüzün şükrünün karşılığı bile değildir. Cennete, Allahü teâlânın lutfu ve ihsanı ile girilir. Lutüf ve ihsana kavuşmak için, iman etmek ve salih amel işlemek gerekir. Bir insan ne kadar çok ibadet ederse etsin, ibadeti sebebiyle kendini mutlaka Cennetlik olarak bilmemelidir. Kulun vazifesi ibadet etmektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Ben cin ve insanları yalnız bana ibadet etmeleri için yarattım.) [Zariyat 56] (Rabbinden korkup da kendini kötülükten alıkoyan kimse, elbette Cennete gider.) [Naziat 40,41] (İman edip, salih amel işleyen [ibadet yapan ve haramlardan kaçan] Cennete girer.) [Kehf 107] Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki: (Birbirinize selam verin! Birbirinize yiyecek ikram edin! Akrabanızın haklarını gözetin! Gece, herkes uyurken namaz kılın! Bunları yaparak, selametle Cennete girin!) [Tirmizi] Cennete götürecek bir ameli soran zata, (Ortak koşmadan Allah�a ibadet eder, farz olan namazı kılar, farz olan zekatı verir, Ramazanda oruç tutarsın) buyurdu. O zat, (Allah�a yemin ederim ki bundan fazlasını yapmam) dedi. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Cennetlik bir kimseye bakmak isteyen buna baksın!) [Buhari] İnanmakla ve söylemekle iman hasıl oluyor, ibadet etmekle kemale gelip cilalanıyor. İmam-ı a'zam hazretleri, (İman, dil ile söylemek ve kalb ile inanmaktır) buyurmuştur. Farzları terk etmek büyük günahtır. Bu günahlardan kurtulmak için ibadetleri yapmak gerekir. İbadet yapmadan Cennete girmek için dua etmek günahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Akıllı, nefsine uymaz, ibadet eder. Ahmak ise nefsine uyar, [ibadet etmez, günah işler] sonra da Allah�ın rahmetini bekler.) [Tirmizi] İbadet etmeyip günah işleyenin ahmak olduğu bildirilmektedir. Günahlar zehirdir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (İyi biliniz ki, derdiniz günahlardır, devası da istiğfardır.) [Deylemi] (Cehennem zebanileri, günah işleyen hafızlara, puta tapanlardan daha çok azap yapar. Çünkü bilerek yapılan günah, bilmeyerek yapılan günahtan daha kötüdür.) [Taberani] Bir kimse, günahı sebebiyle kendini Cehennemlik olarak görmemelidir. Çünkü Allahü teâlânın affı, rahmeti o kimsenin günahlarından daha büyüktür. Bu bakımdan Allahü teâlânın rahmetinden ümit kesmemeli, ibadetim çok diye azabından emin olmamalıdır. Yani, korku ile ümit arasında olmalı, günahlardan kaçarak ibadete devam etmelidir. (Berika) İmam-ı Rabbani hazretleri, sonsuz kurtuluşa erişmek için ilim, amel ve ihlasın şart olduğunu bildirir. Bunlardan birisi olmazsa, diğerlerinin kıymeti olmaz. Yani ilimsiz amel, ihlaslı da olsa kıymetli olmaz. Çünkü ilmi olmadığı için yaptığı kötü bir şeyi Allah rızasına uygun zanneder. İlimle işlenen amelde ihlas yoksa, yine o ibadet kıymetsizdir. İlim ve ihlas olsa, amel olmazsa, zaten ortada yapılan bir şey yoktur. İlim ve ihlasla yapılan amel, imanın parlayıp kuvvetlenmesine sebep olur. Genel olarak Allahü teâlânın emrine uyup yasak ettiklerinden kaçan, Cennetlik; Allah�a isyan eden, kâfir olan ise Cehennemlik demektir. Her şey neticesi ile ölçülür. Bu bakımdan, kâfir bir kimse, ömrünün sonunda imana kavuşursa Cennetlik olur, mümin de maazallah sapıtıp kâfir olabilir. Fakat bu çok azdır. Genel olarak insan nasıl yaşarsa öyle ölür. Yani mümin olarak yaşayan mümin olarak, kâfir olarak yaşayan kâfir olarak ölür. |
| |
| | #8 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| Kabahat gizli olmalı Sual: (İbadet de gizli, kabahat de gizli) diye söylenen atasözü yanlış değil mi? İbadet gizli olsaydı, Allah camide namaz kılınmasını emreder miydi? Kabahati gizli işlemek caiz mi de böyle söylenmiştir? CEVAP Atasözlerinin hepsi doğrudur. Fakat son asırda çıkarılanlar arasında yanlış olanlar olabilir. Atasözlerinin birçoğu hadis-i şerif mealleridir. Bahsettiğiniz atasözü, Kur�an-ı kerime ve hadis-i şeriflere aykırı değildir. İbadetin gizli olması nafile ibadetler içindir. Atalarımız elbette farz ibadetleri kasdetmez. Çünkü atalarımız dine aykırı konuşmazlar. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: Farzlar yapılırken araya riya karışmaz. Nafile ibadetlerde ise, gösteriş çok olur. Bunun için, zekatı, aşikâre vermek gerekir. Bu suretle insan iftiradan kurtulur. Nafile olan sadakayı gizli vermeli ki, kabul olma ihtimali fazla olur. (2/82) Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Gizli sadaka daha iyidir.) [Bekara 271] (Rabbinizi gizli, sessiz çağırın.) [Araf 55] (Rabbini, içinden zikret!) [Araf 205] Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Sağ elin verdiğini sol el duymayacak şekilde gizli sadaka veren, Allahü teâlânın himayesine kavuşur.) [Buhari] (Sadakayı gizli vermek iyilik hazinesidir.) [Taberani] (Farzlar hariç, evde kılınan namaz, mescidimde kılınandan üstündür.) [İ. Abidin] (Farzlar hariç, namazı evde kılın, evde kılınan namaz daha hayırlıdır.) [Buhari] (Tenhada kılınan nafile namazın sevabı, insanların yanında kılınandan 25 kat daha fazladır.) [İ. Ahmed] (Hafaza meleklerinin işitmediği zikir, işittikleri zikirden yetmiş kat daha kıymetlidir.) [Beyheki] (Allah�ı gizlice zikredin!) [İbni Mübarek] Demek ki, nafile ibadetleri gizli yapmak daha iyidir. Bunun için, ibadet de gizli olmalı denmiştir. Kabahatin gizli olmasına gelince; kabahat gizli de, açık da işlenmez. Bir âyet-i kerime meali: (Açık da olsa, gizli de olsa günahlardan sakının!) [Enam 120] Fakat gizli işlenmiş bir günahı açığa vurmak ayrıca günahtır. İbni Âbidin hazretleri, (Günahını açığa vurmak ayrıca günah olur. Gizli yapılan günahı başkalarına anlatmak da günahtır) buyuruyor. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki: (Kim, dünyada günahını gizlerse, Allahü teâlâ da, kıyamette, o günahı herkesten saklar.) [Müslim] (Bir günaha düşen, Allah�ın örtüsünü, onun üzerinde bulundursun!) [Müslim] Günahtan el çekemeyen kimse, kötü örnek olmamak için günahını gizlemelidir. Oruç tutmayan kimse, orucunu gizli yemelidir. Açıktan yemesi ayrıca günah olur. İşte atalarımızın, (Kabahat de gizlidir) demeleri bu sebeptendir. |
| |
| | #9 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| En kıymetli ibadet Sual: En kıymetli ibadet hangisidir? CEVAP Bir şeyin kıymetli olması, hâle, zaman ve kişinin durumuna da bağlıdır. Onun için (En kıymetli amel şudur) diye kesin bir şey söylenemez. Peygamber efendimiz, En kıymetli ameli, soranların hallerine ve içinde bulunulan şartlara göre bildirmiştir. Mesela yiyeceklerin bol bulunduğu; fakat suyun bulunmadığı yerde, susuzluktan yanan kimseye bir bardak su vermek, fırın dolusu ekmek vermekten daha makbul olur. Vahşi hayvanların veya düşmanların saldırısına veya tehlikeli bir hastalığa maruz kalan kimsenin ölümden kurtulmasına sebep olmak, ona yapılacak diğer iyiliklerden daha üstün olabilir. Aşağıdaki hadis-i şerifler, bu durum göz önüne alınarak değerlendirilmelidir. Cihadın önemi Bir kimseyi ebedi felaketten kurtarıp, sonsuz nimetlere kavuşmasına sebep olmak ise hepsinden daha kıymetlidir. Bu bakımdan İslamiyet�in başlangıcında amellerin en kıymetlisi cihad idi. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (En kıymetli amel cihaddır.) [Taberani] (Müşriklere karşı, mal, can ve dilinizle cihad ediniz!) [Hakim] (Cihadı terk eden millet, mutlaka genel bir belaya maruz kalır.) [Taberani] (İnsanların en üstünü, canı ve malı ile Allah yolunda cihad edendir.) [İ. Ahmed] (Cihad etmeden veya cihad etmeyi düşünmeden ölen, münafık olarak ölür.) [Müslim] (En faziletli cihad, canı, malı ile müşriklerle mücadeledir.) [Nesai] (Fi-sebilillah cihad edin, böyle cihad, Cennet kapılarını açmaktır. Cihad edenin sıkıntıları gider.) [Hakim] (Allahü teâlâ, [savaş aleti olan] bir ok yüzünden üç kişiyi Cennete koyar. Oku yapanı, atmak için ona vereni ve Allah yolunda o oku atanı.) [Hatib] (En üstün amel, cihaddır. En üstün cihad, farzları ifa etmektir.) [Taberani] (En üstün cihad, nefsle yapılandır.) [İ. Neccar] (En üstün cihad, zalim hükümdara söylenen hak sözdür.) [Beyheki] Emr-i marufun kıymeti Emr-i maruf cihaddan daha önemlidir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Bütün ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda savaşa [cihada] verilen sevaba göre, deniz yanında bir damla su gibidir. Savaşın sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anilmünker sevabı yanında denize göre, bir damla su gibidir.) [Deylemi] İbni Âbidin hazretleri ise, (Fıkıh âliminin müslümanlara sağladığı faydanın sevabı, cihad sevabından daha çoktur) buyurmaktadır. (Redd-ül Muhtar) [Kur'an-ı kerime, hadis-i şeriflere ve akla uygun şeylere "Maruf", bunlara uymayan şeylere de "Münker" denir. Müctehidlerin sözbirliği ile yasak edilen şeylere de "Münker" denir.] Günümüzde en kıymetli amel, yayın yolu ile (Emr-i maruf) ve (Nehy-i münker) yapmaktır. Ehl-i sünnet itikadını yaymalı, gayrı müslimlere ve sapıklara gerekli cevap verilmelidir! Bu yol ile cihad edenler yardımda bulunanlar, cihad sevabına ortak olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allah yolundaki bir mücahidi giydirip kuşatan veya onun çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını gören harbe gitmiş gibi sevaba kavuşur.) [Hakim] İlmin kıymeti İslamiyet ilim dinidir. İlmin önemi büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (İlim, öğrenmek amelden kıymetlidir.) [Hatib] (İlim, İslam�ın hayatı, imanın direğidir.) [Ebuşşeyh] (İlim, benim ve diğer Peygamberlerin mirasıdır. Bana mirasçı olan da, Cennette benimle beraber olur.) [Deylemi] (İlimle az amel faydalı olur, ilimsiz çok amelin kıymeti olmaz.) [Deylemi] (En üstün ibadet, fıkıh öğrenmektir.) [Ebuşşeyh] İbni Âbidin hazretleri de, (Fıkıh âliminin müslümanlara sağladığı faydanın sevabı, cihad sevabından daha çoktur) buyuruyor. (Redd-ül Muhtar) Peygamber efendimiz, (En üstün amel, Allah�ı tanımaktır) buyurunca, (Ya Resulallah, biz amelden sorduk, siz ilimden bahsettiniz) dediler. Cevaben (İlimle yapılan az amel fayda verir, ilimsiz çok amel faydasızdır) buyurdu. (Deylemi) (En üstün ihsan, hikmetli bir sözü öğrenip başkasına da öğretmektir.) [İbni Asakir] (En üstün sadaka, ilim öğrenip öğretmektir.) [İbni Mace] Namazın kıymeti Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (En kıymetli amel, vaktinin evvelinde kılınan namazdır.) [İ. Ahmed] (Namaz, imanın direğidir.) [Deylemi] (Allahü teâlâ buyurdu ki: "Namazlarını vaktinde doğru olarak eda eden kulumu, azap etmeden, hesap sormadan Cennete koyacağıma söz verdim") [Hakim] (En üstün amel, vaktinin başında kılınan namazdır.) [İ. Ahmed] (Amellerin en iyisi gece herkes uykuda iken namaz kılmaktır.) [Berika] (En üstün namaz, Cuma günü cemaatle kılınan sabah namazıdır.) [Beyheki] (En üstün amel, namazdan sonra [mümin] ana babaya iyiliktir.) [Müslim] (En üstün amel, namazdan sonra zekattır.) [Taberani] (En üstün nafile namaz, teheccüd namazıdır.) [Müslim] Tefekkürün kıymeti Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allah�ın yarattıkları hakkında bir saat tefekkür etmek, bir gece ibadet etmekten daha kıymetlidir.) [Ebuşşeyh] (Allah�ın azameti, Cennet ve Cehennem hakkında bir an tefekkür, bir geceyi ibadetle geçirmekten daha kıymetlidir.) [Ebuşşeyh] (Bir saat tefekkür, bir sene ibadetten kıymetlidir.) [Kimya-i Saadet] İhlasın kıymeti Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, ancak ihlaslı amelleri kabul eder.) [Nesai] (İhlaslı amel, az da olsa kâfi gelir.) [Dare Kutni] (Dünyada yalnız Allah için ihlasla yapılan şeyler kıymetlidir.) [Berika] (İbadetlerin en kıymetlisi, hubb-i fillah, buğd-i fillahtır.) [Ebu Davud] (Yani sevdiklerini yalnız Allah için sevmek, buğzettiklerine de yalnız Allah için buğzetmektir.) Allah�ı anmanın kıymeti Zikrin, yani Allahı anmanın önemi büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Amellerin en kıymetlisi, en temizi, derecenizi en fazla yükselten, altın ve gümüş vermekten daha kıymetlisi Allah�ı anmaktır.) [Beyheki] (Allah�ın azabından kurtulmak için, Allah�ı anmak kadar kıymetli amel yoktur.) [Taberani] (En üstün amel, imandır. En üstün iman, Allah�ı hep yanında bilmektir.) [Taberani] (En üstün amel, zikirdir, en üstün zikir ise La ilahe illallah demektir.) [Taberani] (En üstün tesbih �Sübhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber� dir.) [Müslim] (Altın vermekten de üstün amel, Allah�ı anmaktır.) [Beyheki] (En üstün amel, Allah�a hüsnü zandır.) [Begavi] (Müminin en hayırlı zamanı, Allah�ı andığı zamandır.) [Deylemi] (En hayırlı zikir, gizli yapılandır.) [Ahmed] İyiliğin kıymeti Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Amellerin kıymetlisi, mümin kardeşini sevindirmek, onun borcunu ödemek veya ona yemek yedirmektir.) [İbni Adiy] (En kıymetli amel, elinden ve dilinden kimsenin incinmemesidir.) [Taberani] (Kim bir mümini ferahlandırır, sevindirirse, Allahü teâlâ onu kıyamette sevindirir.) [İ. Mübarek] (En üstün amel, bir müminin aybını örtmek, borcunu ödemek, yemek yedirmek veya bir sıkıntısını gidermek suretiyle onu sevindirmektir.) [Taberani] (En üstün amel, vermeyene vermek, zulmedeni affetmektir.) [Hakim] (Amellerin en iyisi yemek yedirmektir) [Berika] Diğer kıymetli ameller Kıymetli amel çoktur. Bazılarını bildirelim. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Amellerin en hayırlısı, farzlardır, en kötüsü de bid'atlerdir.) [Beyheki] (İbadetin kıymetlisi, zahmetli olanıdır.) [M. Felah] (Amellerin kıymetlisi az da olsa devamlı yapılandır.) [Müslim] (En üstün amel, helal kazançtır.) [İbni Lâl] (Hac yolunda ölene, kıyamete kadar hac sevabı yazılır.) [Ebu Ya�la] (Ramazan oruç tutup ölen, Cennete girer.) [Deylemi] (Amellerin en iyisi selam vermeyi yaymaktır.) [Berika] (En kıymetli amel, vaktinde kılınan namaz, sonra ana-babaya iyilik etmek, sonra da Allah yolunda cihaddır) [Berika] (En üstün dua, af ve afiyet dilemektir.) [Tirmizi] (En faziletli vakit, gecenin ikinci yarısıdır.) [Taberani] (En üstün sadaka, sağlıklı, mala tamahı çok, zenginliği umup fakirlikten korkarken verilen sadakadır.) [Müslim] (En üstün sadaka, su vermektir.) [Nesai] (En üstün sadaka, aç bir canlıyı doyurmaktır.) [Beyheki] (En üstün sadaka, iki kişinin arasını bulmaktır.) [Taberani] (En üstün sadaka, dilini tutmaktır.) [Deylemi] (En üstün sadaka, gizli verilendir.) [Taberani] (En üstün ibadet, duadır.) [Hakim] (En üstün ibadet Kur'an okumaktır.) [İbni Kani] (En üstün amel, sıkıntıya sabretmektir.) [Beyheki] (En üstün amel, iyi niyetli olmaktır.) [Hakim] (En üstün kazanç, el emeği ile kazanılandır.) [Ahmed] (En iyi isim, Abdullah ve Abdurrahmandır.) [Müslim] (En üstün söz, doğru olan sözdür.) [Buhari] (En üstün yerler, camilerdir. En kötü yerler de, çarşı pazarlardır.) [Taberani] (En üstün oruç, Davud�un orucudur. Bir gün tutar bir gün yerdi.) [Müslim] (En üstün iman, kadere rızadır.) [Ebu Nuaym] (En üstün huy, kimse zarar görmesin diye susmaktır.) [İbni Mübarek] (En üstün amel, aç olan fakiri doyurmak, borcunu ödemek veya bir sıkıntısını gidermektir.) [Taberani] (En üstün yemek, üstüne çok elin uzandığı yemektir.) [Taberani] (En üstün söz, "Sübhanallahi ve bihamdihi" demektir.) [Müslim] (En üstün ev, içinde yetime ikram edilen evdir.) [Beyheki] (En iyi hazine saliha kadındır.) [Hakim] (İşlerin en iyisi vasat [orta] olanıdır. Din ifrat ve tefrit arasındadır.) [Beyheki] (En iyi tedavilerden biri hacamattır.) [Ebu Davud] En üstün Müslümanlar Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (İmanı en üstün olan; sabırlı, cömert ve hoşgörülü olandır.) [Deylemi] (En üstün mümin, Allah�ı çok anandır.) [Tirmizi] (En üstün mümin, fakir diye değer verilmeyendir.) [Deylemi] (En üstün mümin, görülünce Allah�ın hatırlandığı kişidir.) [Hakim] (En üstün mümin, orada değilken aranıp sorulmayan, orada iken de, itibar görmeyendir.) [E.Nuaym] (En üstün müminler, dinleri uğruna yurdunu terk eden gariplerdir.) [İ. Mace] (En üstün mümin, az yiyip bedeni hafif olandır.) [Deylemi] (En üstün mümin, çoluk çocuğuna faydalı olandır.) [Taberani] (En üstün mümin, herkesin elinden dilinden selamette olduğu kişidir.) [Müslim] (En iyi mümin, ömrü uzun, ameli güzel olandır.) [Tirmizi] (En iyi mümin, kadın ve kızlarına karşı en iyi davranandır.) [Beyheki] (En iyi mümin, hayrı umulan, şerrinden emin olunandır.) [Tirmizi] (En hayırlınız, Kur�anı öğrenen ve öğretendir.) [Buhari] (En iyiniz, kendisiyle kolay uyum sağlanandır.) [Beyheki] (En iyiniz, borcunu en güzel şekilde ödeyendir.) [Nesai] (En iyiniz, hanımlara en iyi davranandır.) [Tirmizi] (En iyi arkadaş, Allah�ı andığında yardım eden, unuttuğunda sana hatırlatandır.) [Hakim] (En iyi arkadaş; sözleri ilminizi artıran, ameli de ahireti hatırlatandır.) [Hakim] (Müminlerin en iyisi, kanaat eden, en kötüsü de aç gözlü olandır.) [Kudai] (Kadınların iyisi namusunu koruyan, şehveti fazla olsa da, gözü dışarıda olmayan, kocasına kanaat edendir.) [Deylemi] (En hayırlınız, çoluk çocuğuna karşı en hayırlı olandır. Ben çoluk çocuğuma en hayırlı olanınızım. Kadınlara ancak şerefli kimseler değer verir, şerefsizler hor görür.) [İ.Asakir] (Kadınların en iyisi, çok doğuran, kendisini kocasına sevdiren, onunla hoş geçinen ve uyum içinde olandır, en kötüsü de, açılıp saçılan, böbürlenendir.) [Beyheki] (En hayırlınız, ahlakı en güzel olanlardır.) [Buhari] (En hayırlınız, en cömert olandır.) [Ebu Ya�la] (En hayırlınız yemek yedirendir.) [Hakim] (İnsanların en iyisi, insanlara en çok faydası dokunandır.) [Dare Kutni] (Hırsızların en kötüsü namazından çalandır. Rükudan, secdeden çalar.) [Tadil-i erkana riayet etmez]) [Taberani] (İnsanların en kötüsü, iki yüzlü olandır.) [Buhari] (İnsanların en kötüsü, şerrinden korkulduğu için yanına varılamayan kimsedir.) [Buhari] (İnsanların en iyisi, geç kızan, tez yatışandır. En kötüsü de, tez kızan, geç yatışandır.) [Tirmizi] (Âlimlerin en iyisi merhametli olandır.) [E.Nuaym] (Âlimlerin iyisi, insanların en iyisidir. Âlimlerin kötüsü ise, insanların en kötüsüdür.) [Bezzar] (Herkes hata eder. Hata edenlerin en iyisi tevbe edendir.) [Tirmizi] (En hayırlınız, dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyendir.) [Hatib] Baki kalacak salih ameller Sual: Kehf suresinin 46. âyetinde bildirilen Allah�ın sevdiği ve baki kalacak salih ameller nelerdir? CEVAP Bu âyette bildirilen salih ameller, namaz, hac, oruç ve diğer bütün iyi iş ve hareketlerdir. Bir de (Sübhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber) tesbihidir. Bu en kıymetli tesbihlerden biridir. Salih amellerden birkaçı: 1- Namaz. Bunun da en kıymetlisi vaktinde kılmaktır. Bunun da daha kıymetlisi vaktinin evvelinde, yani vakti girer girmez geciktirmeden kılmaktır. Herkes uyurken namaz kılmak da çok kıymetlidir. Beş vakit namaz, en kıymetli ibadettir. Hadis-i şerifte (Namaz dinin direğidir) buyuruldu. Direksiz bina ayakta duramadığı gibi, namazsız insanın İslam binasını ayakta tutması da çok zordur. Namazın terk edilmesi de çok büyük günahtır. 2- Hac. Haccın da kıymetli olanı, hacc-ı mebrurdur. Yani günah işlemeden, şartlarına uygun yapılan, kabul olan hacdır. Hadis-i şerifte (Suyun kirleri temizlediği gibi, hac da günahları temizler) buyuruldu. [Taberani] 3- Ana-babaya iyilik. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allah indinde en faziletli amel, vaktinde kılınan namazdan sonra ana-babaya iyiliktir.) [Müslim] 4- Cihad. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (En kıymetli amel cihaddır.) [Taberani] (İnsanların en üstünü, canı ve malı ile Allah yolunda cihad edendir.) [İ. Ahmed] 5- Emr-i maruf. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Bütün ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda savaşa verilen sevaba göre, deniz yanında bir damla su gibidir. Savaşın sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anilmünker sevabı yanında denize göre, bir damla su gibidir.) [Deylemi] 6- Allahü teâlâyı zikretmek, anmak. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (İnsanın derecesini en fazla yükselten, en kıymetli amel, altın ve gümüş vermekten daha kıymetlisi Allah�ı anmaktır.) [Beyheki] 7- Az da olsa, devamlı yapılan amel kıymetlidir. (Müslim) Bütün bu ibadetleri yapabilmek için ilim ve ihlas şarttır. Bunlarsız ibadetlerin hiç kıymeti olmaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (İlimsiz çok amelin kıymeti olmaz.) [Deylemi] (Allahü teâlâ, ancak ihlas ile yapılan ameli kabul eder.) [Nesai] İlim ve ihlasın gereği olarak da, Allah dostlarını sevmek, Allah düşmanlarını da sevmemek gerekir. Hadis-i şerifte, (İbadetlerin en kıymetlisi, hubb-ı fillah, buğd-i fillahtır) buyuruldu. Yani sevdiklerini yalnız Allah için sevmek, buğzettiklerine yalnız Allah rızası için buğzetmektir. (Ebu Davud) Bütün bu ibadetlerin sahih ve kabul olması için, doğru itikada sahip olmak şarttır. Yani Ehl-i sünnet itikadında olmayanın hiçbir ameli kabul olmaz. Ehl-i sünnetten başkası bid'at ehlidir. Bid'at ehlinin ibadetleri kabul olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, bid'at sahibinin namazını, orucunu, zekatını, haccını, umresini, cihadını, farz ve nafile hiçbir ibadetlerini kabul etmez. Yağdan kıl çıkar gibi, müslümanlıktan kolayca çıkar.) [İbni Mace] İlim maldan hayırlıdır Sual: En iyi ibadet nedir? CEVAP Her zaman doğru iman sahibi olmaya, farzları yapıp haramlardan kaçmaya, tevbe edip farz borçlarını ödemeye çalışmalıdır! Bunları doğru yapabilmek de, ancak ilimle mümkündür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Gece bir müddet ilim öğrenmek, bütün gece ibadet etmekten sevaptır.) [R. Nasıhin] (Sabah-akşam ilimle meşgul olmak, cihaddan efdaldir.) [Deylemi] (İlmi bir mesele öğrenmek, yüz rekat [nafile] namazdan daha kıymetlidir.) [İbni Abdilber] Hazret-i Ali buyurdu ki: (İlim, maldan hayırlıdır. Çünkü malı sen korursun, fakat ilim seni korur. Mal sarf etmekle azalır, ilim sarf etmekle çoğalır.) Hazret-i İbni Abbas buyurdu ki: (Hazret-i Süleyman; mal, ilim ve hükümdarlık arasında muhayyer bırakıldı. O ilmi tercih etti ve bu sayede diğer ikisine de malik oldu.) İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki: İnsanın diğer mahlukattan üstünlüğü ilmi iledir, güç ve kuvvetiyle değildir. Çünkü deve insandan kuvvetlidir. İrilik bakımından da değildir. Çünkü fil insandan çok iridir. Cesaret bakımından da değildir. Çünkü aslan insandan cesurdur. Çok yemesiyle de değildir. Çünkü mandanın karnı, insanın midesinden daha büyüktür. Şu halde ilim çok üstün bir vasıftır. Yemek ve içmekten kesilen hasta, ölmeye mahkum olduğu gibi, ilim ve hikmetten mahrum kalb de ölüme mahkumdur. O halde, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okuyup, dinimizi doğru olarak öğrenmeliyiz. |
| |
| | #10 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| Önemlinin de önemlisi Sual: Önemli şeylerin daha önemlisi oluyor. Bu konuda bildirilenler nelerdir? CEVAP Peygamber efendimiz, bazı önemli şeyleri bildirip, daha önemlisini açıklamıştır. Bu konuda hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir: (Her şeyin bir yolu vardır. Cennetin yolu ilimdir.) [Deylemi] (Her şeyin direği vardır. Dinin temel direği fıkıhtır.) [Beyheki] (Her şeyin bir özü vardır. İmanın özü de namazdır.) [Beyheki] (Her şeyin bir zekatı vardır. Vücudun zekatı ise oruçtur.) (İ.Mace) (Her şeyin bir zekatı vardır. Evin zekatı ise, misafir odasıdır.) (A.Rifai) (Her şeyin kapısı vardır. İbadetin kapısı da oruçtur.) [İbni Mübarek] (Her şeyin temeli var. Dinin temeli de eshab-ı kiramı ve ehl-i beyti sevmektir.) [İbni Neccar] (Her şeyin kaynağı vardır. Takvanın kaynağı, ariflerin kalbleridir.) [Taberani] (Her şeyin esası vardır. İmanın esası da vera [takva]dır.) [Hatib] (Her şeyin süsü vardır. Kur'an-ı kerimin süsü de güzel sestir.) [Hakim] (Her şeyin dalı budağı vardır. İmanın dalı budağı da sabırdır.) [Hatib] (Her şeyin cilası var. Kalbin cilası da Allah�ı anmaktır.) [Beyheki] (Her şeyin cilası var. kalbin cilası da "Estağfirullah" demektir.) [Deylemi] (Her şeyin kalbi var. Kur'anın kalbi Yasindir.) [Tirmizi] (Her şeyin efendisi vardır. Oturmanın efendisi de kıbleye yönelmektir.) [Taberani] (Her şeyin Allah ile arasında perde vardır. Ana baba duasında perde yoktur.) [Deylemi] (Her şeyin bir afeti vardır. Ümmetimin afeti, paraya gönül vermektir.) [Deylemi] (Her ümmetin fitnesi [imtihanı] vardır. Ümmetimin fitnesi paradır.) [Hakim] (Her ümmetin seyahati vardır. Ümmetimin seyahati de cihaddır.) [Taberani] (Her dinin özelliği vardır. Ümmetimin özelliği hayadır.) [İ.Mace] (Her ağacın meyvesi vardır. Kalbin meyvesi de çocuktur.) [Bezzar] (Her şeyin anahtarı vardır. Cennetin anahtarı namazdır.) [Deylemi] (Her şeyin anahtarı vardır. Cennetin anahtarı fakirleri sevmektir.) [İbni Lal] (Her şeyin anahtarı vardır. Göklerin anahtarı "La ilahe illallah" sözüdür.) [Taberani] (Her derdin şifası vardır. Kalbin şifası, Allahü teâlâyı anmaktır.) [Beyheki] (Her derdin devası vardır. Yalnız ölüme çare yoktur.) [Taberani] (Her şeyin bozucu bir afeti vardır. Bu dinin afeti ise kötü idarecilerdir.) [Haris] (Her şeyin hakikati vardır. Kadere inanmayan imanın hakikatine erişmez.) [Nesai] (Her şeyin direği vardır. Müminin direği de aklıdır, aklı kadar ibadet eder.) [İ.Gazali] (İmanın alameti Ensarı sevmek, münafıklığın alameti Ensara buğz etmektir.) [Buhari] Hikmet ehli de buyuruyor ki: Her şeyin bir kıymeti vardır, insanın kıymeti ise, ilmi, ihsanı ve edebidir. Her şeyin tohumu vardır. Düşmanlığın tohumu da şaka ve alaydır. Her şeyin kestirme yolu vardır. Cennetin kestirme yolu da cihaddır. Her şeyin pası vardır. Kalbin pası da tokluktur. Her şeyin bir zekatı vardır, aklın zekatı da hüzün ve tefekkürdür. |
| |
| Konu Araçları | |
|