![]() |
| | #1 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| Dilde anarşi çıkarmak Sual: Yazılarınızda, vacip, secde-i sehv, riya gibi kelimeler kullanılıyor. Yazıyı anlamakta güçlük çekiyoruz. Bunların Türkçesini yazsanız ne olacak sanki? Bir de gereksiz olarak, hemen her sözcüğe, inceltme ve kesme işaretleri konuyor. Bunlar gereksiz değil midir? CEVAP Bir milleti meydana getiren başlıca unsurları tarif ederken, ikisinin Dil ve Din olduğunu belirtmişlerdir. Eskiden beri kullandığımız kelimeleri atmanın bir faydası olmadığı gibi birçok zararları da vardır. Mesela insan hakları ile ilgili tapu kayıtlarının önemi büyüktür. Bunları okuyacak insan sayısı, gittikçe azalmaktadır. Çok zengin olan arşivimizi, kitaplarımızı okuyup anlayacak kimse kalmayınca ne yapılacak? İrfan hazinemizden faydalanmak için, uydurmacılığa milletçe engel olmak milli bir görevdir. Dili korumak, vatanını korumakla birdir. Dil, vatan gibi, örf ve âdetlerimiz gibi büyük bir önem arzeder. Milli kültürün esası dildir. Başka dilden gelen kelimeler, değişikliğe uğrayarak yeni bir özellik kazanmışsa, o kelime artık yabancı olmaktan çıkmış, o milletin malı olmuştur. Asırlardır kullandığımız bu kelimeleri atmak, (Bu topraklar, mesela İstanbul daha önce yabancıların olduğu için istemeyiz) demeye benzer. İstanbul, bizim vatanımız olmuştur. Hak, adalet, ilim gibi kelimeler de bizim malımızdır. Sebepsiz yere malımızın atılmasına razı olamayız. Din ve dilin önemini bilen düşmanlar, dini ve dilimizi bozmak, milli kültürümüzü çökertmek için dinde ve dilde anarşi meydana getirmeye çalışmışlardır. Her işte, her meslekte, her ilimde özel deyimler vardır. Mesela sporla ilgilenen, ofsayt, aut, korner gibi futbol deyimlerini bilir. Bilmezse, seyrettiği maçtan zevk almaz. Hakemler, spikerler bunların Türkçesini söylemez. Sporda olduğu gibi, hukukta, tıpta, ekonomide ve her ilim dalında o ilimle ilgili deyimler bulunur. Mesela bir doktor, (Hastaya anestezi yaptık) derse, tıpla ilgilenen, bunun narkoz, eter gibi bir madde ile hastanın bayıltıldığı veya uyuşturulduğunu anlar. Ekonomide kullanılan deyimleri de ancak ekonomistler ve bu işle ilgilenenler bilir. Mesela açığı kapatmak için hükümetçe yapılan para yardımına Sübvansiyon, para arzına Emisyon, yabancı paralara göre, paranın değerini düşürmeye Devalüasyon deniyor. Böyle kelimelerin Türkçesi olmaz. Namaz kılanın da, farz, vacip, secde-i sehv, ihlas, riya gibi deyimleri bilmesi gerekir. Bilmezse dinini öğrenmesi mümkün olmaz. Bunların Türkçesi olmaz. Sporcunun, sporla ilgili deyimleri bildiği gibi, namaz kılanın da, namazla ilgili deyimleri bilmesi gerekir. Bununla beraber, biz, zaman zaman bu kelimeleri açıklıyoruz. Fakat her yazıda açıklanması uygun olmuyor. Birkaç ay devamlı okunursa, bu kelimelere alışılır, yabancılık çekilmez. Biz yine de, açıklama yapmaya çalışacağız. Kelimelerin imlasına gelince, kar ile kâr, hala ile hâlâ, yar ile yâr, hal ile hâl kelimeleri, inceltme işareti kullanmadan yazılırsa, birbirine karışır, anlaşılması güç olur. Bir de ince okunan kâfir, Kâzım gibi kelimeler vardır. Bunlar inceltmesiz olarak okununca çok tuhaf oluyor. Bir de kesme işareti vardır. Mesela Kur'an ile kuran farklı iki kelimedir. Kesme işareti olmadan yazılınca yanlışlığa yol açar. Arapça asıllı kelimelerdeki elif ve ayın harfini göstermek için kesme işareti kullanmak zorunda kalıyoruz. Yanlışlığa sebep olmayanları kullanmamaya dikkat ediyoruz. |
| |
| | #2 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| Dili korumak, vatanını korumakla birdir Sual: Dinde dilin yeri, önemi nedir? CEVAP Bir milleti meydana getiren başlıca unsurlardan ikisi, Dil ve Din diye tarif edilir. Dinde de dilin yeri, önemi büyüktür. Ecdadımızın yazdığı bir Mızraklı ilmihali okuyamayan genç, dinini nasıl öğrenecektir? İnsan hakları ile ilgili tapu kayıtlarının önemi büyüktür. Bunları okuyacak insan sayısı, gittikçe azalmaktadır. Çok zengin olan arşivimizi, kitaplarımızı okuyup anlayacak kimse kalmayınca ne yapılacak? İrfan hazinemizden faydalanmak için, uydurmacılığa milletçe karşı çıkmak milli bir vazifedir. Dili korumak, vatanını korumakla birdir. Dil, vatan gibi, örf ve âdetlerimiz gibi büyük bir önem arz eder. Milli kültürün esası dildir. Başka dilden gelen kelimeler, değişikliğe uğrayarak yeni bir özellik kazanmışsa, o kelime artık yabancı olmaktan çıkmış, o milletin malı olmuştur. Asırlardır kullanarak öz malımız haline gelen bu kelimeleri atmak, (daha önce bu topraklar yabancıların olduğu için mesela, İstanbul Bizans�tan gelmedir, istemeyiz) demeye benzer. İstanbul bizim vatanımız oldu. Hak, adalet, ilim gibi kelimeler de malımızdır. Malımızın atılmasına göz yumulmamalıdır. Din ve dilin önemini bilen millet düşmanları, din ve dilimizi bozmak, milli kültürümüzü çökertmek için dinde ve dilde anarşi meydana getirmeye çalışmışlardır. Dünyada hiçbir dil, saf olmadığı gibi, saf olması da mümkün değildir. İngilizce�nin yarıdan fazlası Fransızca�dır. Fransızca�nın, hemen hepsi başka dillerden gelmiştir. Çoğu Latin ve Grek asıllıdır. En saf olan Arapça�da bile İbrani, Süryani, Türk ve Avrupa menşeli birçok kelime vardır. Kamyon, tren, kravat, sonu ist ile biten sosyalist ve kapitalist, sonu tör ile bitenler, traktör ve vantilatör, sonu siyonla biten enflasyon, istasyon gibi Fransızca�dan gelen kelimeler; çek, maç, gol gibi İngilizce�den; fasulye, polis, anahtar gibi Yunanca�dan; nisan, şubat gibi Süryanice�den; kitap, kalem, insan, vatan, halk gibi Arapça�dan; çoban, kağıt, çarşaf gibi Farsça�dan gelen kelimeler ile mazot [Rusça], çay [Çince], makarna [İtalyanca] gibi kelimeler, dilimize yerleşmiştir. Bunları atıp yerine sözcük uydurmak, kültür emperyalizmidir, dilimize yapılan bir su-i kasttır. Ağaçtaki kuru dalları ayıklarken balta ile dal ve kökleri kesmek ağaca zarar verir. Meyve ağacı balta ile budanmaz. Budama makası gerekir. Budama gibi, aşılama da rastgele olmaz. Ameliyat bıçağı, aşı bıçağından ayrıdır. Portakal yaprağı, çam ağacına konsa iğreti durur. Ağaçta da, dilde de gelişmenin tabii olması, bünyeye uyması şarttır. Dilin de kanunları vardır. Kanunsuz müdahale, onu dejenere eder. Kuralsız kelime uydurmak hastalıktır. Psikolog Ayhan Songar, (Bazı akıl hastaları, durup dururken kelime uydurur. Bunların konuşmaları, bazen hiç anlaşılmaz bir uydurma lisan haline gelebilir) diyor. Uydurma kelimeler, dağdan gelip bağdakini kovarsa ne olur? Devlete İlkut diyorlar. Eğer İlkut yayılırsa, ortada devlet kalmaz. Özgürlük gırtlağımıza çıkarsa, hürriyetimiz yok oldu demektir. Yaşam her yeri kaplarsa, hayatımız sona ermiş olur. Artam, meziyetlerimizi alıp götürür. Kitap yerine Betik, kütüphaneleri doldurursa kitapsız kaldık demektir. Vicdan yerine Bulunç ortada gezerse, artık vicdansız oluruz. Demokrasi denilen Budunbuyrun zorbası, Meclise de girerse, demokrasi yıkılmış olur. Doygu rızıkmış. Doygu, egemen olursa, maazallah rızkımız kesilir. Düzence disiplinmiş. Düzence her yere girerse, hiçbir yerde disiplin kalmaz. İstikamet yerine Yönelti yolumuza çıkarsa, istikametimizi şaşırırız. Mut, saadetmiş. Mutlar her yeri kaplarsa, saadetten mahrum kalırız. Eser, Yapıt olursa, tarihi eserlerimiz yıkılmış olur. Radyo yaymaçmış. Yaymaç çoğalırsa radyo dinleyemeyiz, dinlesek de zaten anlayamayız. Ulusçuluk milliyetçilikmiş. Ulusçuluk borusu öterse, milliyetçilik susar. Nasıl dil tasfiyecileri kelimeleri bilinçli çıkarmak istiyorsa, sağ duyu sahipleri de şuurluca uydurukçadan uzak durmalıdır. Dini deyimlerin açıklanması Dinimizde kullanılan bazı kelimeler bilinirse, din kitapları daha iyi anlaşılır. Ateistlere göre de tarifleri yapılmıştır. Allah, Kâinatı yoktan yaratan ilah. Ateiste göre, insanların yarattığı hayali varlık. İslamiyet, Allah�ın emir ve yasaklarının tamamı. Ateiste göre, hurafeler zinciri. Müslüman, İslamiyet�e uyan kimse. Ateiste göre, hurafelere uyan gerici. Salih, ibadetleri yapıp haramlardan kaçan müslüman. Ateiste göre, tam bağnaz kimse. Fasık, bazı farzları yapmayan veya birkaç haram işleyen müslüman. Ateiste göre, az bağnaz kimse. Kâfir, Müslüman olmayan. Ateiste göre, tam özgür kişi. Münafık, Müslümanları aldatmak için müslüman görünen kâfir. Ateiste göre, özgürlüklerinden özveride bulunan yiğit militan. Mürted, Müslümanlıktan ayrılıp, kâfir olan. Ateiste göre, tam özgürlüğü seçen ilerici. Mülhid, kendini samimi müslüman bildiği halde, âyet ve hadise kendi görüşü ile mana vererek, imanı bozulan, küfre düşen kimse. Ateiste göre, aydın müslüman. Zındık, Allah�a, helale, harama inanmadığı halde inanıyor gibi görünen dinsiz kâfir. Ateiste göre, özgürlüklerinden özveride bulunan militan. Yobaz, bütün hakikatler kendisine gösterildiği halde, kabul etmeyen, kendi indi ve hatalı görüşünde körü körüne ısrar ve inat eden kaba, cahil kimse. Bunun din yobazı, fen yobazı, devrim yobazı, laiklik yobazı gibi birçok çeşidi vardır. Yobazların her çeşidi zararlıdır. Ateiste göre, herhangi bir dine inanan bağnaz. Nikah, Meşru bir aile kurmak için, sünnete uygun yapılan evlilik. Ateiste göre, bir eşle beraber yaşamaya zorlanan, özgürlükleri kısıtlayıcı, Sümerlerden kalma yasal baskı. Tesettür, Dine uygun giyinme. Ateiste göre, özgürlüğü örten, öcüsel giysi. Ölüm, Müslümanların Allah�a, kâfirlerin azaba kavuşması. Ateiste göre, insanın yok olup gitmesi. Fundamentalizm Dine ve bilhassa Müslümanlığa düşman olan kimseler, müslümanlara çamur atmak için yıllardır bazı kelimeler uyduruyorlar. Müslümana müslüman diye saldırsalar, tepki alacakları için, müslümana gerici, çağdışı, yobaz, mürteci, dinci diyorlardı. Şimdi de, fundamentalist, kökten dinci, radikal gibi kelimelerle saldırıyorlar. Fundamentalizm: Temelcilik, esascılık (=kökten dincilik) 1900-1918 yılları arasında ABD de hıristiyanlığın özüne dönülmesini savunan broşürler yayınlandı. Burada Kitab-ı Mukaddesin lafzına sıkı sıkıya bağlı kalınması savunulmuş ve diğer tefsirlere başvurulmasına karşı çıkılmıştır. Modernistler de bunlara karşı çıkmıştır. 1925 yılında evrim teorisini okutan bir ilkokul öğretmenine karşı Tennesseede (ABD) açılan bir dava sonucu dünya bunları tanıdı. 1918de ABD de Worlds Christian Fundomentals Association kuruldu. Kökten dincilik denilen fundamentalizmin müslümanlıkla hiçbir alakası yoktur. Zahiriye fırkası ile mezhepsizliğe benzer yönleri vardır. Radikalizm: Köktencilik - Cezriyye Toplumun siyasi, iktisadi ve ictimai yapısını kökten değiştirmeyi gaye edinmiş bir fikir cereyanıdır. İngiltere�de 18. asrın sonunda krallık ve kilise aleyhtarı Whig partisi için kullanıldı. ABD de 19. asırda kölelik aleyhtarları için kullanıldı. Fransa�da 1830-1848 arasında laikliğin iyice yerleştirilmesini sağlamak için krallık ve kilise aleyhtarı olarak çıktılar. 1899da iktidar oldular, antisosyalist idiler. İsviçre�de 1830da kilise aleyhtarı olarak ortaya çıkıp iktidara geldiler. Fundamentalizm gibi, Radikalizmin de müslümanlıkla hiçbir ilgisi yoktur. |
| |
| | #3 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| Türk dili bozuluyor Sual: Bir sürü uydurma kelime çıkardılar. Bunlar Türk dilini bozuyorlar. Bazı örneklerle zararlarını açıklar mısınız? CEVAP Çok kimse, yanlış olarak, meşhur oldu yerine, şöhret oldu, geçen yıl yerine, geçtiğimiz yıl, ucuzluk yerine, şok indirim veya mucize indirim diyorlar. İlim sahibi olana âlim oldu denir, ilim oldu denmediği gibi, şöhret sahibi olana da, şöhret oldu denmez, meşhur oldu denir. Meşhur yerine, şöhretli veya ünlü de denebilir. Geçtiğimiz yıl, geçtiğimiz ay, geçtiğimiz hafta, geçtiğimiz gün denmez. Çünkü biz zamanı değil, zaman bizi geçmektedir. Şok; kaza, beklenmeyen kötü bir olay demektir. Fiyatlar ucuzlayınca alıcı niye şok olsun? Fiyatlar çok yükselince insan şok veya şoke olur. Şoke olmak, birdenbire şaşırmak, hoşa gitmeyecek bir şeyle karşılaşmak demektir. Hele mucize indirim demek çok yanlıştır. Dil tasfiyecileri, bir sürü uydurma kelime çıkardılar. Bu kelimeler bilhassa iki yönden daha zararlıdır: 1- İhtiyaç yokken, sırf bir kelime başka dilden geldi diye, mutaassıp kelimesini atıp yerine, hiçbir kaideye uymayan uydurma bir sözcük, mesela bağnaz koymak dilde anarşiye yol açar. 2- Osmanlı arşivlerini, lüzumlu vesikaları yıllardır okuyacak kimse bulunamadı. Bu fark edilince tedbir almaya çalıştılar. Osmanlı eserlerini bugünkü gençliğin anlaması gittikçe zorlaşıyor. Azerbaycan�dan bir genç geldi. Mızraklı ilmihal�in aslını okudum, rahatça anladı. İslam�ın koşulu beştir dedim. Anlamadı. Yarın şart kelimesi unutulup yerine koşul gelirse, kimse İslam�ın beş şartını bilemeyecektir. Bu uydurma kelimeleri tasvip etmemek bu bakımdan din gayreti olur. Müslüman, dininin unutulması için yapılan böyle çalışmaları hoş görmemelidir. Mektup, kitap yabancıdan yani Arapça�dan geldiği için onun yerine Betik kullanılmasını istiyorlar. Eğer bu betikler, topluma hâkim olursa, artık mektup yazamayacak, kitap okuyamayacağız. Saptamak sözcüğünü hançer gibi bağrımıza saplamaktan çekinmediler. Azman, aşırı şekilde gelişmiş demektir. Kurt azmanı köpekler böyledir. Azman vezninde yazman ve uzman var. Azmanlar, yazmanlar çoğalır, azmanlaşırlarsa, ortalıkta kâtip diye birine rastlamak mümkün olmaz. Azman veznindeki uzmanlar, çoğaldığından, artık mütehassıs elaman bulmak zorlaştı. Bu bağnaz dilciler, hayvanlardan esinlenerek [ilham alarak] hayvanlara benzer sözcükler üretmeye çalışıyorlar. Boğaya benzesin diye doğa, aygıra benzesin diye uygar sözcükleri buldular. Herkes uygar olursa, bir tek medeni kimse bulmak mümkün olmayacaktır. Kuyruk hayvanlarda olur. Bunun için kuyruk vezninde uyruk sözcüğü buldular. Köpeklerin hav hav, kedilerin miyav miyav sesinden esinlenerek sınav diye bir sözcük uydurdular. Hayvanlar arabaya koşulur. Koşulmak kelimesinin emir şekli koşul�dur. Bu koşulu şart yerine koymak, kelime düzenini alt üst etmek olur. Hâkim kelimesi Arapça olduğu için uydurma bir sözcük aradılar, yargı kelimesinden doğru olarak yargılayıcı veya yargıcı kelimesi mümkün iken, sırf uydurma olsun, kırlangıç�a benzesin diye yargıç sözcüğünü buldular. Yargıç yarma aleti demektir. Mahkemeye de yargıçevi diyebilirler. İzlemek, takip etmek iz üzerinde yürümek demektir. Seyretmek, bakmak anlamında kullanılması yanlıştır. Türkistanlı bir genç, (Televizyon izliyoruz) diyenlere şaşırıp kalır, (Ne o televizyon kaçtı da onu mu takip ediyorsunuz, izini mi sürüyorsunuz) der. Gülünç hâle düşmenin ne âlemi vardır? |
| |
| | #4 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| Ahlakı bozma gayretleri Sual: Ahlakımızı bozma gayretleri dilimizde nasıl anlaşılır? Birkaç örnek verir misiniz? CEVAP Ahlakımızı çökertmek için, aile mefhumunu kaldırma, rezaletleri meşru gibi, meşru olanları da kötü gibi gösterme gayretleri devam etmektedir. Hırsızlık, fuhuş, kumar, esrarkeş ve sarhoş olmak gibi dinimizde kötülükleri, iyi bir şey gibi göstermeye, hafife almaya çalışıyorlar. Birkaç örnek verelim: Hırsızlık yapana çok uyanık veya uyanığın biri diyorlar. Halbuki uyanık açıkgöz, zeki demektir. Şoför, kör kütük sarhoş yakalanıyor, alkollü idi, sarhoşken başkasını öldüren birine de, alkol almıştı deniyor. Sanki yanında bir kapta alkol taşıyormuş gibi basit gösteriliyor. Ahlaksız bayanlara sosyetik diyerek rezaletlerini hafife almaya çalışıyorlar. Yurtdışından gelen denetimsiz, frengili, aidsli kötü bayanlara, fahişe denmiyor da, nataşa deniyor. Bir erkekle nikahsız gezen fahişeye, o erkeğin dostu diyorlar. Dost ne güzel bir kelimedir, fahişeye dost denir mi hiç? Bunlara metres de diyorlar. Metres, efendi, öğretmen demektir. Zina yapılan resmi yerlere, genel ev, özel yerlere randevu evi deniyor. Randevu buluşma demektir. Zina evi denmiyor, buluşma evi deniyor. Fahişe için hayat kadını, tele-kız ve daha başka cazip kelimeler kullanıyorlar. Hayat kadını, hayat veren kadın anlamında, Tele kızdaki kız ise, el değmemiş, bâkire anlamındadır. Zinayı hafifletmek için, cinsel taciz ifadesi kullanılıyor. Mesela, (Clinton cinsel tacizde bulunmuş) denmişti. Zina yerine kaçamak da deniyor, �Ara sıra kaçamak yapmalı� diyorlar. Puşta, ibneye, daha yumuşak bir kelime, mesela eşcinsel, travesti diyorlar. Birbiri ile kötü ilişki kurmaya çalışan bayanlara da lezbiyen, sevici diyorlar. Kötü iş yapmıyor da, sadece seviyor gibi gösteriliyor. Aksırınca (hapşırınca) elhamdülillah diyene, yerhamükellah yerine, çok yaşa diyorlar. Kötü şeyler iyi gibi gösterilirken, iyi şeyler de kötü gibi gösteriliyor. Birkaç da buna örnek verelim: Efendi kelimesi, asırlardır çok kıymetli zatlara verilmişti. Başta Peygamberimize, efendimiz diyoruz. Ama bugün, resmi dairelerdeki odacıya, kapıcıya, çaycıya basit işlerde çalışana efendi denerek, efendi kelimesi aşağılanmak isteniyor. Başörtüsü, çaycılık ve benzeri hizmetlerde çalışan bayana uygun görülüyor da, memurluk yapan bayana uygun görülmüyor. Allah�ın emri olan başörtüsüne, gayri meşru bir kıyafet gibi sıkma baş diyorlar. Başörtüsü dememek için türban da diyorlar. Dindar Müslümana, dinci, gerici, yobaz diyorlar. Sakallı olanlarına, çember sakallı diyorlar. Kastro tipi sakallılara da özgür sakallı diyorlar. Milli oyunlara, halk dansları deniliyor. Böylece dansı meşru göstermeye çalışıyorlar. Bakire kızlara, bayan diyorlar. Böylece bakireliğin önemi olmadığı havası verilmeye çalışılıyor. Allah�a ısmarladık yerine, emir verir gibi, ukalaca kendine iyi bak deniyor. İnşaallah yerine, umarım ki kelimesini kullanıyorlar. Hadis-i şerifte, (İnşaallah demekten daha faziletli iş yoktur) buyuruldu. Kesin işlerde de inşaallah denir. Allahü teâlâ, (Mescid-i harama inşaallah gireceksiniz) buyurdu. Yine Allahü teâlâ, (İnşaallah demeden hiçbir şeyi yarın yapacağım deme) buyurdu. İnşallahla maşallahla olmaz diyerek bu güzel kelimelerle de alay ediyorlar. Böylece bizim güzel mefhumlarımız kayboluyor, iyiyi, kötüyü tefrik edemez, anlaşamaz bir toplum haline geliyoruz. Bunların oyununa gelmemelidir. |
| |
| | #5 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| İlmi tabirlerin Türkçesi olur mu? Sual: Rüku, secde, tekbir gibi sözcükleri anlayamıyorum. Bunların Türkçe�sini yazsanız da herkes anlasa, daha iyi olmaz mı? CEVAP Olmaz. Çok kimse, global, küresel, gibi yabancı kelimeleri kullanırken, bizim din ile ilgili zaruri kullanılması gereken ilmi kelimeleri yadırgıyor. Şu bir gerçektir ki, her işte, her meslekte, her ilimde o ilme has [özgü] özel tabirler, terimler vardır. Mesela sporla ilgilenen, ofsayt, aut, korner, penaltı, basketbol, futbol, kale, gol kelimelerini bilir. Bilmezse, seyrettiği maçtan zevk almaz. Maça gidenin de bunları bilmesi gerekir. Hakemler, spikerler bunların Türkçe�sini söylemez. Hakem, spiker yabancı kelimedir, ama bunlar ehlince bilinir, bunların Türkçe�si olmaz. Maç seyreden, kale denilince, etrafı surla çevrilmiş, askeri bakımdan önem taşıyan kalın duvarlı binayı anlamaz. Bunun gibi harç kelimesinin, hukukta, inşaatta, ziraatta, ev işlerinde ayrı anlamları vardır. Sporda olduğu gibi, hukukta, tıpta, ekonomide ve her ilim dalında o ilme mahsus [özgü] terimler bulunur. Bu kelimelerin Türkçe�si olmaz. Vakıf kelimesi yabancıdır, Türkçe�si olmaz. Hukukta bazı terimler kullanılır. Mesela dava, duruşma, beraat, vekil, müvekkil, teminat, zimmet, icra, iflas, miras, varis, vasi, infaz, zabıt, muhakeme, tahkikat, iddianame, mümeyyiz, nafaka hak, hukuk gibi kelimelerin Türkçe�si olmaz. Tıpta da bazı terimler kullanılır. Mesela, karantina, terapi, psikiyatri, kardiyoloji, jinekoloji, üroloji, nöroloji, check up(çekap), anestezi, narkoz, operasyon, enjeksiyon, tahlil, tomografi, röntgen, migren, tansiyon, prostat, menapoz, glokom, katarakt, aft, kolesterol, kist, sinüzit, farenjit, menenjit, bronşit, siroz, diyabet, egzama, alerji, kanser, ülser, enfeksiyon, nevrasteni gibi kelimelerin Türkçe�si olmaz. Ekonomide de bazı terimler kullanılır. Bunları ancak ekonomistler ve bu işle ilgilenenler bilir. Mesela açığı kapatmak için hükümetçe yapılan para yardımına Sübvansiyon deniyor. Para arzına Emisyon, yabancı paralara göre, paranın değerini düşürmeye Devalüasyon deniyor. Fiyatların artması, paranın değerinin düşmesi ile meydana gelen ekonomik bozukluğa Enflasyon deniyor. Böyle kelimelerin Türkçe�si olmaz. Bilgisayar kullanıyoruz. Bazı teknik tabirleri, mesela delete, enter, mous, mail, email, cd, disk, disket, ekran, gibi kelimeleri, ICQ kullanılıyorsa, online, offline, chat [sohbet] gibi kelimeleri bilmek gerekir. Chat [çet] sohbet demekse de, bilinen sohbetten farklıdır. Bir odada, bir sayfada karşılıklı yazışmadır. Dinini öğrenmek isteyen kimsenin de, ezan, ikamet, niyet, kefaret, fidye, farz, vacip, sünnet, müstehap, kıyam, kıraat, rüku, secde, âyet, hadis, sure, tadil-i erkan, haram, helal, küfür, fasid, batıl, sahih, caiz, nisap, ictihad, müctehid, mezhep, tasavvuf, ihlas, riya, gıybet, su-i zan, hüsn-i zan, mucize, keramet, firaset gibi Arapça kelimeleri bilmesi gerekir. Bilmezse dinini öğrenmesi mümkün olmaz. Bu kelimelin Türkçe�si olmaz. Turgut Özal, (Özden layüsel değildir) demişti. Bu kelimenin yerini sorumsuz kelimesi tutamaz. Çünkü layüsel, yaptığı işlerden hesap sorulmayan, istediği gibi hareket eden demektir. Yalnız Allahü teâlâ layüseldir. İnsanlar layüsel değildir. Bu anlama gelen başka kelime bulunmadığı için Özal bunu kullanmak zorunda kalmıştı. Dinimizi öğretmek niyetiyle kullanmak zorunda kalan kelimelerden dolayı, din kitaplarındaki tabirleri hoş görmek, dili ağır diye tenkit etmemek gerekir. |
| |
| | #6 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| Dini tabirleri değiştirmek Sual: Kelimeleri yanlış kullanmanın veya dini tabirleri değiştirmenin mahzuru olur mu? CEVAP Kelimeleri yanlış kullanmak belki hoş görülebilir. Fakat dini tabirleri bozmak asla hoş görülmez. Çünkü bir söz insanı kâfir edebilir. Dini kelimeleri yerli yerinde kullanmamak dini bilgilerden noksan olmaktan ileri gelmektedir. Hatta bazı kimselerin din ile hiç ilgisi olmuyor. Rastgele konuşuyor. Açlık grevine ölüm orucu deniyor. Müslüman da bunlara bakarak aynı hataya düşüyor. Müslüman olmayana şehid denmez. Çin ile Japonya savaşsa, savaşta ölenlere şehid denmez. Şehid kelimesi gibi, yaratmak, kader, mucize, keramet, sihir, kehanet gibi bir çok kelime de yerli yerinde kullanılmıyor. Hırsızın, üç kağıtçının el çabukluğu ile yaptığı harekete, keramet veya mucize denmez. Evliya harika bir şey gösterse, mesela su üstünde yürüse, buna keramet denir. Peygamber su üstünde yürüse buna mucize denir. Salih bir müslüman yürüse buna firaset denir. Bu kimse, fasık ise istidrac, kâfir ise, sihir denir. Kâfir olan Deccalın da insanları öldürüp diriltmesi bir sihirdir. Sihir, cisimlerin fizik özelliklerini, şekillerini değiştirir. Maddenin yapısını değiştiremez. Mucize ve keramet, ikisini de değiştirebilir. Demek ki Mucize sadece Peygamberlerde görülür. Bunun için (mucize indirim) demek, birisini övmek için (Mucize yarattı) demek, (Yedinci kattan düştü, mucize olarak kurtuldu) demek, Onun Peygamber olduğunu söylemek olur. Bunda niyete bakılmaz, söze bakılır. Herhangi bir kimseye peygamber demek küfür olur. Allahü teâlâdan başkasına yaratıcı demek mesela, eser yarattım, panik yarattı, yaratıcı bir insan demek müslüman için çok tehlikelidir. Yaratıcı yalnız Allahü teâlâdır. Kur�an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Yaratmak Allah�a mahsustur.) [Araf 54] Bazı kimseler, Allahü teâlânın yarattığı işlere, mesela gözün, kulağın yapısına mucize diyorlar. Bal peteğinin üstünde Allah yazılı olsa, buna da mucize diyorlar. Böyle söylemek yanlıştır. Allah�ın kudreti, Allah�ın hikmeti gibi bir şey demek gerekir. Bir profesörün, bilimden imana giden yolu açıklayan eserini tavsiye edecektim. Fakat Allah�ın kudretine mucize dediği için, kıymetli eserini tavsiye edemedim. Mucize kelimesini bozmaya çalıştıkları gibi, müslüman kelimesi yerine İslamcı veya dinci diyorlar. Dinimiz salih, mücahid, dindar, mütteki gibi kelimeleri bildirmişken, İslamcı demek bid'attir. Hiç bir İslam âlimi İslamcılıktan bahsetmemiştir. Türkçe�de genel olarak, cı, cu ekleri isim ve sıfat üreten bir ektir. İsim olarak, sütçü, balıkçı, şarkıcı gibi o işin ticaretini yapan kimseye denir. Sıfat olarak pilavcı, esrarcı makarnacı gibi kelimeler, o şeyi yiyip bitirmekle zevk alana denir. İslamcı, dinci de bana bunlar gibi geliyor. İslamı ve dini yiyip bitirmekle zevk alan veya onun ticaretini yapan kimse gibidir. Bunun için de hiç kimsenin dinci veya İslamcı olmasını tavsiye etmeyiz. Kader kelimesi de yanlış kullanılıyor. (İşçi kaderine terk edilemez, işi kadere bırakmamalı) diyorlar. Kader, insanların elinde değildir. Kader kelimesi yanlış olarak tesadüf yerine kullanılıyor. (İşi tesadüfe bırakmamalı) denir. Fakat (İşi kadere bırakmamalı) denmez. Kader, Allahü teâlânın ezeli ilmi ile, kulların yapacakları şeyleri bilmesidir. Allahü teâlânın ilmine kimse müdahale edemez. İntihar eden de Allah�ın kaderini değiştiremez. (Öldürülen kişinin eceli, o anda, ömrü ortadan kesilmiş değildir) ifadesini Ahmed Asım efendi, (Öldürülen kimsenin [ve intihar edenin] o anda eceli gelmiştir. Ömrü ortadan kesilmemiştir. Herkesin eceli bir tanedir) şeklinde açıklamaktadır. |
| |
| | #7 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| Bazı dini kelimelerin açıklamaları Sual: Bid'at, caiz gibi kelimeleri anlayamıyorum. Bunların bir kısmını yazdım. Açıklarsanız, dini yazı okurken bakarım. CEVAP Her ilim, ıstılahları [deyimleri] ile öğrenilir. Bu bakımdan Türkçesi olmayan kelimeleri öğrenmeniz şarttır. Bildirdiğiniz kelimelerin açıklamaları şöyle: Abid: İbadetle meşgul olan. Akıl-balig: Ergenlik çağına ulaşmış olan. Akika: Çocuk nimetine karşılık, Allahü teâlâya şükretmek niyetiyle kesilen hayvan. Arefe: Zilhiccenin 9. günü. Kurban bayramından önceki gün. Başka güne arefe denmez. Aşere-i mübeşşere: Cennete girecekleri, dünyada iken ismen müjdelenen on Sahabi. Ateist: Allahü teâlâya inanmayan, dinsiz. Bid'at: Sonradan ortaya çıkan şey. Zararlı olmayan âdetlerdeki değişiklikler günah olmaz. İbadette, bid'at yasaktır. Mesela papaz elbisesi giymek günah değil, haç takmak küfürdür. Caiz: Yapılmasında mahzur, [sakınca] olmayan şey. Dar-ül-Harb: İslam ahkamının tatbik edilmediği yer. Kâfir diyarı. İslam ahkamının tatbik edildiği yere, İslam diyarına Dar-ül-İslam denir. Edille-i şeriyye: Dinimiz için esas olan ve bunlara bağlı olan deliller. Edille-i şeriyye dörttür. Bunlar, Kitap [Kur'an-ı kerim], Sünnet, İcma ve Kıyastır. Eshab: Peygamber efendimizin mübarek arkadaşları. [Allahü teâlâ, Kur�an-ı kerimde hepsinden razı olduğunu ve hepsine Cenneti vaat ettiğini bildirmiştir.] Fasık: Harama önem verdiği halde emir ve yasaklara uymayan günahkâr. Feyz: İlahi ihsan, lütuf, manevi nimetler. Fıkıh: Dinde yapılması ve yapılmaması gereken işleri bildiren ilim. Bu ilimden kendisine lazım olanları öğrenmek farzdır. Fakih: İctihad derecesine varmış âlim. Fitne: Bölücülük yapmak, insanları sıkıntıya, belaya düşürmek. Fuhş: Çirkin söz ve iş. Gayrı müslim: Müslüman olmayan. Daha çok hıristiyan ve yahudilere denir. Hacamat: Deriyi keserek kan alma. Sülükle de olabilir. Halife: Resulullah efendimizin vekili ve bütün müslümanların reisi veya bir tasavvuf büyüğünün vazifelendirdiği talebesi. Halvet: Yabancı bir kadınla bir erkeğin, bir yerde yalnız kalması. Hasenat: Güzel işler, iyilikler. Seyyiat ise bunun zıddıdır. Kötülükler, günahlar demektir. Hatem-ül-enbiya: Peygamberlerin sonuncusu Muhammed aleyhisselam. Hubb-i fillah ve Buğd-i fillah: Allah için sevip Allah için düşmanlık etmek. Hurmet-i musahere: Herhangi bir kadına, şehvetle dokunmakla hasıl olan durum. Bir kadının herhangi bir yerine şehvetle dokunmak, hurmet-i musahereye sebep olur. Yani o kadının neseb ile ve süt ile olan anası ve kızları ile, o erkeğin evlenmesi haram olur. Hüsn-i zan: İyi zan. Su-i zan: kötü zan. İctihad: Müctehid âlimlerin Kur'an-ı kerim ve hadis-i şeriflerden çıkardıkları hüküm. İddet: Boşanan veya kocasının ölümü ile dul kalan kadının başka erkekle evlenebilmesi için beklemesi gereken zaman. İhlas: Bütün iş ve ibadetlerini yalnız Allah için yapmak. İhlas sahibine muhlis denir. İrtidad: Müslüman iken, İslam dinini terk etme. Terk edene mürted denir. İskat ve Devir: Ölen müslümanı, namaz oruç gibi borcundan kurtarmak için yapılan iş. İstiğfar: Allahü teâlâdan mağfiret, af dilemek. İstihare: Bir işin hayırlı olup olmayacağını anlamak için, iki rekat namaz kıldıktan sonra, rüya görmek üzere uykuya yatma. İstihaza: Adet ve lohusalık dışında gelip oruca, namaza mani olmayan hastalık kanı. İtikad: Peygamber efendimizin, Allahü teâlâ tarafından, Peygamber olarak bütün insanlara getirdiği ve bildirdiği hususların hepsini kalben tasdik ederek inanma. Kefaret: Yanlışlıkla veya kasten işlenen bir günahın affı için dinin emrettiğini yapma. Kelime-i Tevhid: "La ilahe illallah Muhammedün resulullah" sözü. Kelime-i Temcid: "La havle vela kuvvete illa billah" sözü. Kerahet: İşlenen amelin sevabını gideren şeyler. Buna mekruh da denir. Mahrem: Nikah düşmeyen kimse. Namahrem, yabancı, kendisiyle evlenilmesi haram olmayan demektir. Herkese söylenmeyen gizli şeylere de mahrem denir. Mahşer: Kıyamette bütün mahlukatın dirildikten sonra hesap için toplanacakları yer. Mendub: Yapılması halinde sevap, yapılmazsa günah olmayan şeyler. Mubah: Dinimizde yapılması emir olunmayan ve yasak da edilmeyen şeyler. Müdahene: Gücü yettiği halde, haram işleyene mani olmamak. Müdara: Dini veya dünyayı zarardan kurtarmak için, dünya menfaatinden vermek. Mümin: Resul-i Ekremin bildirdiklerinin hepsini beğenip, kalbi ile kabul eden, inanmayıp inkâr edene münkir veya kâfir denir. Münafık: İnanmadığı halde, müslümanları aldatmak için, müslüman görünen kimse. Riyazet: Nefsin isteklerini yapmamak. Nefsin istemediğini yapmak ise mücahededir. Ruhsat: İslamiyet�in meşakkat ve zaruret gibi sebeplere bağlı olarak, ibadetlerde ve diğer işlerde tanıdığı izin ve kolaylık, kolaylık yolu, azimetin zıddı. Salih: Ehl-i sünnet itikadında olup genel olarak günah işlemeyen kimse. Sapık: İtikad veya ibadetlerde Ehl-i sünnetten ayrılan. Sütre: Namaz kılanın önüne diktiği yarım metreden uzun çubuk. Tahmid: "Elhamdülillah" sözü. Riya: İki yüzlülük, Allah�tan başkası için ibadet etme. Nifak: Münafıklık. Şikak: Uyuşmazlık. Nefs-i emmare: Kötülük yapmak isteyen nefs. Rüşdü hidayet : Doğru yolu arayıp bulma. İstikamet: Doğru yol. Erzel-i ömür: Başkalarına muhtaç olunan sıkıntılı ihtiyarlık dönemi. Murat: Seçilmiş kimse. Muhlas: Devamlı ihlas sahibi. İsar: Cömertlik, kendine ihtiyacı olmayan şeyleri vermek, isar ise, kendine gereken şeyleri vermektir. Yani başkalarını kendine tercih etmektir. Amel-i kesir: Namazı bozan çok hareket. Rükün: Namazın içindeki bir farz. Rüku: Namazda, elleri dize koyup yaklaşık 90 derece eğilmek. Necaset: Gaita, idrar, kan gibi pislik. Teganni: Teganni, ırlamak, sesini hançeresinde tekrarlayıp türlü sesler çıkarmaktır. Yani, musiki perdesine uydurmak için, hareke, harf ve med [uzatmak] eklemek veya çıkarmak suretiyle kelimeleri bozmak demektir. Tefekkür: Allah�ın varlığını birliğini ve yarattıklarındaki hikmetleri düşünmek demektir. Dimağı yorulur: Beyni yorulur demektir. İtidal: Orta yol, aşırılıklardan uzak olmak demektir. Sual: Feth suresinin başındaki "zenb" kelimesini ehl-i sünnet âlimleri nasıl tevil ediyorlar? CEVAP Oradaki zenb yani günah kelimesi, (Habibim seni geçmişte ve gelecekte günah işlemekten mahfuz buyurduk) anlamındadır. Sual: Salik ne demek? CEVAP Salik, tasavvuf yoluna girmiş talebe, mürid demektir. Salik, Allahü teâlânın sevgisi ile ve Onun sevgisine kavuşmak arzusu ile yanar. Bilmediği, anlayamadığı bir aşk ile şaşkın haldedir. Uykusu kaçar, gözyaşları dinmez. Geçmişteki günahlarından utanarak başını kaldıramaz. Her işinde Allah�tan korkar, titrer. Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işleri yapmak için çırpınır. Her işinde sabır ve af eder. Her geçimsizlikte, sıkıntıda kusuru kendisinde görür. Her nefeste Allah�ını düşünür. Gaflet ile yaşamaz. Kimseyle münakaşa etmez. Bir kalbi incitmekten korkar. Kalbleri Allahü teâlânın evi bilir. Sual: Kurbet ne demektir? CEVAP Allah rızası için yapılan iş demektir. Sual: Kâbe�ye niçin mescid-i haram denilmiştir? CEVAP Orada, idamlığı da, öldürmek haram olduğu için. Sual: (Anam-babam sana feda olsun ya Resulallah) ne demektir? CEVAP (Senin emrin onlarınkine tercih edilir) demektir. Sual: Ahmaklık ne demektir? CEVAP Zararlı iş görmektir. Sual: Peder ne demektir? Baba yerine kullanmak caiz midir? CEVAP Peder, Farsça baba demektir. Kayınbabaya kayınpeder denir. Kullanmakta mahzur yoktur. Sual: Cuma günü ruhun tanıdıkların evine gelmesi ne demektir? CEVAP Ruh madde değil, gelmesi, bilmek, tanımak demektir. Sual: Hadis-i şerifte başı ağrımayan birinin, Cehennemlik olduğu bildirilmiştir. Burada baş ağrısı ne demektir? CEVAP Dert demektir. Yani her müslümana dert, keder gelir demektir. Mefhumu muhalifi muteber olmaktadır. Sual: Bir kelimeyi çocuğa isim olarak konunca anlamı değişir mi? CEVAP Değişebilir. Misallerle açıklayalım. Mesela, İslam, cihad kelimeleri isim olarak konmuşsa, artık, İslam'a, müslüman olmak denmez. Müslüman olan diye tarif edilir. Cihad kelimesine de savaş, savaş etmek denmez. Allah için savaşan denir. Cihad kelimesinin biraz daha kuvvetlisi Cahid'dir. Bunun da daha kuvvetlisi Mücahid'dir. İsim olarak konunca, artık, Cihad da, Cahid de, Mücahid de, biri diğerinden daha kuvvetli olmak üzere, cihad eden anlamına gelir. Bunun gibi, Hicabi, utanmakla ilgili demektir. Ama bu isim olarak kullanılınca, mahcup, utangaç, hayâlı, edepli, terbiyeli, perdeli, namuslu gibi anlamlara gelir. Hulki, Ruhi, Sulhi kelimeleri de böyledir. Nabekâr Sual: Ben evli olduğum halde, dedem bana nabekâr diye takılıyor. Bu ne demektir? CEVAP Nabekâr, faydasız, işe yaramaz demektir. Serseri, haylaz, avare, işsiz gibi manaları da vardır. |
| |
| | #8 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| Saygı ifadeleri Sual: Aşağıdaki ifadelerin anlamları nedir? Kimler için kullanılır? CEVAP Anlamları ve kimler için kullanıldığı karşılarına yazılmıştır: Aleyhisselam: Ona selam olsun demektir, Peygamber için söylenir. Aleyhimesselam: İkisine selam olsun demektir, Peygamberler için söylenir. Aleyhimüsselam: Onlara selam olsun demektir, ikiden çok Peygamber için söylenir. Radıyallahü anh: Allah ondan razı olsun demektir, bir erkek sahabi için söylenir. Radıyallahü anha: Allah ondan razı olsun demektir, bir kadın sahabi için söylenir. Aleyhimürrıdvân: Allah onlardan razı olsun demektir, Eshab-ı kiram için söylenir. Rıdvanüllahi teâlâ aleyhim ecmain: Allahü teâlâ, hepsinden razı olsun demektir. Sahabe için söylenir. Rahmetullahi aleyh: Allah ona rahmet etsin demektir, bir âlim için söylenir. Rahmetullahi aleyha: Allah ona rahmet etsin demektir, kadın için söylenir. Rahmetullahi aleyhim: Allah onlara rahmet etsin demektir, âlimler için söylenir. Aleyhirrahme: Allah rahmet etsin demektir, genelde bir âlim için söylenir. Kuddise sirruh: Allah onun ruhunu mukaddes etsin demektir, evliya için kullanılır. Kaddesallahü esrarehüm: Allah onların ruhlarını mukaddes etsin demektir, evliya için söylenir. |
| |
| | #9 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| Esah, Sahih, Mübtabih, Mu�temed Esah: Bir meselenin hükmü hakkında müctehid âlimlerin kavillerinden en doğru olanı, demektir. Esah, sahih�ten daha kuvvetlidir. Bir misal: Suyu arayıp bulamayan kimse, teyemmüm edip namazını kıldıktan sonra, suyu görse, bu husus ihtilaflı ise de, Esah olan namazı iade etmez. Sahih: Fıkıh kitaplarında, müctehid âlimlerin kavillerinden birini tercih edip, (doğru olan budur) denilen kavildir. Bir misal: Erkeğin başını tıraş etmek mümkün olduğu için, saçını uzatıp örse bile, çözerek yıkaması gerekir. Sahih olan kavil budur. Çünkü erkeğin saçını örmesinde zaruret yoktur. Müftabih: Müctehid âlimlerin ictihadlarından uyulması gereken fetva demektir. Bir veya iki ayrı müctehidin bir iş hakkında iki ayrı kavli bulunsa, birine sahih, diğerine esah kavil dense, esah kavil ile fetva verilir. Herkesin ibadet yaparken ve haramlardan sakınırken kendi mezhebindeki âlimlerinin (Müftabih olan = fetva verilen kavil budur) diye bildirdikleri kavle uyması gerekir. Bir misal: Teşehhüdde şehadet kelimesini okurken, şehadet parmağı ile işaret edilmez. Fetva böyledir. Mu�temed: Müctehid âlimlerin, dini bir mevzudaki sözlerinden esas alınan kavildir. Bir misal: Balgam kusmak mu�temed kavle göre abdesti bozmaz. İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: Mudmerât�da deniyor ki: Fetvaya yarayan alametlere gelince, �fetva böyledir�, �bununla fetva verilir�, �biz bununla amel ederiz�, �itimad bunadır�, �bugünün ameli buna göredir�, �ümmetin ameli buna göredir�, �sahih olan budur�, �esah olan budur�, �muhtar olan budur� gibi sözlerdir. Bu sözlerin bazısı bazısından daha kuvvetlidir. Mesela; �Fetva bununladır� sözü, �fetva bunun üzerinedir� sözünden daha kuvvetlidir. Esah sözü, sahihten daha kuvvetlidir. Âdab-ül-müfti�de diyor ki: Mu�temed bir kitaptaki rivayetin altına esahtır, evladır veya benzeri bir ibare yazılırsa, o rivayetle fetva vermek caiz olduğu gibi, muhalifi ile de fetva verilebilir. Ama, rivayetin altına �sahihtir�, yahut �amel olunmuştur� veya �bununla fetva verilir�, �fetva böyledir� gibi sözler yazılmışsa muhalifi ile fetva verilemez. Ancak, Hidaye gibi bir kitapta bir kavil için, sahih olan budur, Kâfi�de de, muhalif kavil için sahih olan budur, denilirse, muhayyerlik sabit olur. Bu takdirde, fetva verecek olan müfti, kendine göre kuvvetli olanı tercih eder. (Reddül muhtâr) |
| |
| | #10 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,810
| Farz-ı ayn ve farz-ı kifaye Sual: Farzın ve sünnetin ayn ve kifaye olanı vardır. Ayn ve kifaye ne demektir? CEVAP Bunlar bir terimdir. Farz-ı ayn ve sünnet-i kifaye gibi birleşik olarak kullanılır. Farz: Dinimizin, yapılmasını açık ve kesin olarak emrettiği şeylerdir. Farzları terk etmek haramdır. İnanmayan ve yapılmasına önem vermeyen kâfir olur. Farz-ı ayn: Mükellef olan her müslümanın bizzat kendisinin yapması gereken farzdır. Her müslümanın yapması ve sakınması emredilen dinin hükümlerini öğrenmesi farz-ı ayn�dır. Her müminin, en önce, ehl-i sünnet itikadını, kısaca öğrenmesi farzdır. Bundan sonra, yapacağı emirleri ve sakınacağı yasakları öğrenir. Mesela yeni müslüman olan kimsenin, abdestin ve namazın farzlarını öğrenmesi, hemen farz olur. Sünnetlerini öğrenmesi de sünnet olur. Ramazan gelince, orucun farzlarını öğrenmesi farz olur. Zengin olunca, zekatı öğrenmesi farz olur. Haccı öğrenmesi, hacca gideceği zaman farz olur. Her şeyi zamanı gelince öğrenmesi farz-ı ayn olur. Mesela evlenmek istediği zaman, nikah bilgilerini, kadın-erkek haklarını, kadınların özür hallerini öğrenmesi farz olur. Bir sanata, ticarete başlayınca, bunlardaki emir ve yasakları, faizi öğrenmesi gerekir. Hangi sanata başlayacaksa, ona ait fen bilgilerini de öğrenmesi farz olur. Herkese kendi sanatını okuması, öğrenmesi farz olur. (Kimya-i saadet) İbadetlerin en kıymetlisi İbadetlerin en kıymetlisi, farz-ı ayn olanlardır. (İfsâh) Kelam, fıkıh ve ahlak bilgilerini lüzumu kadar öğrenmek ve çoluk çocuğuna öğretmek, farz-ı ayn�dır. Öğrenmeyenler ve çoluk çocuğuna öğretmeyenler büyük günah işlemiş olur. Bir âyet ezberlemek, herkese farz-ı ayn�dır. Fatiha�yı ve 3 âyet veya bir kısa sure ezberlemek vaciptir. (Dürr-ül Muhtar) Lüzumlu fıkıh bilgilerini öğrenmek farz-ı ayn�dır. Helalden, haramdan ikiyüzbin meseleden bir kısmını öğrenmek farz-ı ayn, bir kısmını öğrenmek de farz-ı kifaye�dir. Herkese, işine göre, lüzumlu olanı farz-ı ayn olur. (Bezzâziyye) Farz-ı kifaye: Müslümanlardan lüzumu kadar kimse tarafından yapılınca, diğerlerinin sorumluluktan kurtulduğu farzlardır. Bazıları şunlardır: 1- Cenazeyi yıkamak, kefenlemek, cenaze namazı kılmak ve gömmek farz-ı kifaye�dir. Erkek yoksa, bu işleri kadınlar yapar. 2- Kur�an-ı kerimi ezberlemek, yani hafız olmak farz-ı kifaye�dir. Kur�an-ı kerimden bir miktar ezberledikten sonra, fıkıh öğrenmek gerekir. Çünkü, Kur�an-ı kerimi ezberlemek farz-ı kifaye, lazım olan fıkıh bilgilerini öğrenmek ise, farz-ı ayndır. (Bezzâziyye) Müctehid âlimlerin tefsir ilmini bilmeleri farz-ı kifaye�dir. Bizim gibi Müslümanlar için nafiledir. Farz-ı ayn olan fıkıh bilgilerini okumayı bırakıp, okuması nafile olan tefsir kitaplarından din öğrenmeye çalışmak akıllı kimsenin yapacağı iş değildir. Camiye girince, mekruh vakit değilse, iki rekat Tehıyyet-ül-mescid namazı kılmak sünnettir. Kur�an-ı kerim okunuyorsa, kılınmaz. Çünkü, Kur�an-ı kerimi dinlemek farz-ı kifaye�dir. Farz-ı kifaye için de sünneti terk etmek evladır. (Hamevi) 3- Bir topluma selam verene cevap vermek farz-ı kifaye�dir. Cevabı geciktirmek haramdır. (Şir�a) 4- Bir toplumda aksırıp Elhamdülillah diyene, Yerhamükallah demek farz-ı kifaye�dir, üçten fazla aksırınca söylemek ise müstehaptır. (Riyad-un-nasıhin) 5- Cihad etmek farz-ı kifaye�dir. Dua ederek cihad ise, her müslümana farz-ı ayn�dır. Bu cihadı yapmamak büyük günah olur 6- Fen bilgilerinden sanatına, ticaretine lazım olanları, yalnız bu işle meşgul olanların öğrenmeleri ve yapmaları farz-ı kifaye�dir. Mesela tıp ilmini öğrenmek, tedavi yapmak ve bütün sanatlar farz-ı kifaye�dir. Namaz vakitlerini hesap etmek, farz-ı kifaye�dir. (Mevduat-ül-ulum) 7- Fetva vermek için her şehirde, müşkülleri çözebilen bir zatın bulunması farz-ı kifaye�dir. 8- Emr-i maruf farz-ı kifaye�dir. Yapılmazsa, gücü yeten herkes mesul olur. 9- Ramazanda hilali gözetlemek farz-ı kifaye�dir. Vacib-i kifaye de denmiştir. 10- Her asırda müctehid âlimlerin ictihad etmeleri farz-ı kifaye�dir. Müctehid olmayanların ictihad etmeye kalkmaları cinayet olur. Sünnet-i kifaye, birkaç kişi işlese, diğerlerinin işlemesi gerekmeyen sünnetlerdir. Mesela bir topluluk halinde giderken, içlerinden birinin, bir kimseye veya başka bir topluma selam vermesi sünnet-i kifayedir. Yani herkesin ayı ayrı selam vermesi gerekmez. Camide itikafa girmek de sünnet-i kifayedir. Bir mahallede bir kişi camide itikafa girse, diğer müslümanların itikafa girmeleri gerekmez. Teravih namazını cemaatle kılmak da sünnet-i kifaye�dir. (El-İhtiyar) Bir mahallede bir kişi ezan okusa, herkesin minareye çıkıp ezan okuması gerekmez. Bir camide cemaatle namaza başlarken bir kişi ikamet okusa kâfidir, herkesin ikamet okuması gerekmez. Sual: Bir farzda kaç tane farz vardır? Bunun gibi vacibin ve haramın içindeki farzlar nelerdir? CEVAP Miftah-ül-cenne kitabında diyor ki: Bir farz-ı ayn içinde, beş farz vardır. 1- İlm-i farz, 2- Amel-i farz, 3- Miktar-ı farz, 4- İtikad-ı farz, 5- İhlas-ı farz. Şimdi bunları açıklayalım: 1- Farz-ı ayn olan ilmi öğrenmek farzdır. Mesela namaz kılmayı öğrenmek farzdır. 2- Farz-ı ayn olanları yapmak da farzdır. Mesela her Müslüman�a namaz kılmak farzdır. 3- Her vakitteki namaz kaç rekat ise o kadar kılmak farzdır. Yılda bir ay oruç tutmak farzdır. Bu miktarları artırmak, eksiltmek caiz olmaz. 4- Farzların farz olduğuna, inanmak da farzdır. İnanmamak küfür olur. 5- Farzları yaparken yalnız Allah rızası için yapmak da farzdır. Riya ile yapmak haramdır. NOT: Farz-ı ayn herkesin kendi yapması olan ibadetlere demektir. Farz-ı kifaye ise, birkaç kişi bu ibadeti yapınca üzerimizden o farz düşer. Cenaze namazı kılmak, Emr-i maruf yapmak gibi farzlara farz-ı kifaye denir. Farz-ı ayn olan ilimleri her müslümanın bilmesi farzdır. Mesela namaz, oruç gibi ibadetleri her müslümanın bilmesi ve yapması farzdır. En başta da Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek her müslümana farz-ı ayndır. Ancak zekat verecek zenginin zekat ilmini bilmesi farz-ı ayn iken, fakirin bilmesi farz değildir. Evlenecek kimsenin evliliğe ait lüzumlu bilgileri bilmesi farzdır. Evlenmeyecek kimsenin evliliğe ait bilgileri bilmesi farz değildir. (Hadika) Vacib içinde, dört vacib ve bir farz vardır. 1- İlm-i vacib, 2- Amel-i vacib, 3- Miktar-ı vacib, 4- İtikad-ı vacib, 5- İhlas-ı farzdır. Şimdi bunları açıklayalım: 1-Vacib olan ilmi öğrenmek de vacibdir. 2-Vacib olan biri yapmak da vacibdir. 3- Miktarı ne ise o kadar yapmak da vacibdir. Mesela vitri üç rekat kılmak vacibdir. 4- Vacibin vacib olduğuna inanmak da vacibdir. Vacib olduğuna inanmayan, kâfir olmaz. Fakat işlemeyen, Cehennem azabına layık olur. Mesela, vitir namazında, kunut duasını okumak ve kurban bayramında kurban kesmek ve Ramazan-ı şerif bayramında fıtra vermek ve secde âyet-i okununca, Secde-i tilavet yapmak gibi. 5- Vacibi de Allah rızası için yapmak farzdır, riya ile yapmak haramdır. Haramların içinde bir haram dört farz vardır: 1- İlm-i farzdır. 2- Amel-i haramdır. 3- Miktar-ı farzdır. 4- İtikad-ı farzdır. 5- İhlas-ı farzdır Bunları da açıklayalım: 1- Nelerin haram olduğunu öğrenmek farzdır. 2- Haramları işlemek haramdır. 3- Mesela bir anda üç talak vermek haramdır. Bu miktarı bilmek farzdır. 4- Haramların haram olduğuna inanmak farzdır. 5- Haram işlemekten yalnız Allah rızası için kaçmak farzdır. Kifaye ne demektir? Sual: Farz-ı ayn ve farz-ı kifaye olduğu gibi, sünnette de ve vacibde de böyle hususlar var mıdır? CEVAP Önce farzı bildirelim: Farzı ayn: Herkesin bizzat kendisine farz olanlara denir. Ehl-i sünnet itikadını kısa olarak ve günlük işlerindeki, ibadetlerdeki farzları, haramları iyice öğrenmek, mesela namaz kılmak ve içkinin haram olduğunu öğrenmek farz-ı ayndır. Farz-ı kifaye: Birkaç kişi onu yaparsa ötekiler bu farz borcundan kurtulur. Cenaze namazı kılmak, fen ve tıp bilgilerini öğrenmek, okunan Kur�an-ı kerimi dinlemek farz-ı kifayedir. Sünnet-i kifaye: Bir veya birkaç kişi işlese, diğerlerinin işlemesi gerekmeyen sünnetlerdir. Selam vermek, ezan okumak, teravihi cemaatle kılmak, Ramazan-ı şerifte itikaf etmek gibi. Vacib-i ayn: Herkesin bizzat kendisine vacib olanlara denir. Vitir namazı kılmak, zengin olan için kurban bayramında kurban kesmek gibi. Vacib-i kifaye: Birkaç kişi onu yaparsa ötekiler bu vacib borcundan kurtulur. Vacibin kifayesi çok azdır. Bazı alimlere göre, bazı işler vacibi kifayedir. Mesela bir oturumda Resulullah efendimizin ismi tekrarlansa, her söylenişte, salevatı şerife okumak müstehab iken, bazı alimlere göre vacib-i kifayedir. İçlerinden biri salevat getirse diğerlerinin getirmesi gerekmez. Vacib de; vacib li-aynihi ve vacib li-gayrihi olabilir. Vacib li-aynihi: Vitir namazı, bayram namazları ve tilavet secdesi gibi. Vacib li-gayrihi: Secdei sehv yapmak, iki rekat tavaf namazı, bozulan nafileyi kaza etmek gibi. Haram da, haram li-aynihi ve haram li-gayrihi diye ikiye ayrılır. Haram li-aynihi: Alkollü içki içmek, domuz eti, kan ve leş yemek gibi. Haram li-gayrihi: Bunlar asılları itibariyle helal olup, başkasının haklarından dolayı haram olan şeylerdir. Mesela birisinin parasını çalmak, faiz ve kumar ile para kazanmak gibi. |
| |
| Konu Araçları | |
| |