![]() |
| | #1 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,690
| insan kalbinde imanın sağlamlaşması, pekişmesi, ancak O’nun uğrunda, diğer insanlara karşı bütün varlığını ortaya koyacak, onların içinde bulundukları cahiliyye düzenini ve kapıldıkları yanlışları sevmeyecek, diliyle, onları, bulundukları cahiliyye düzeninden kurtulmaya çağıracak, doğruyu hakkı onlara anlatacak, tebliğ edecek, kafirler hidayet yolunu kapayıp kuvvete ve öldürmeye başvurduklarında, müslüman da onları kuvvet kullanarak bu yoldan uzaklaştırmaya, hidayet yolunu açmaya çalışacaktır. Bu yolda savaşırken belki zulme ve eziyete uğrayacak fakat bunlara karşı direnecek, sabredecektir. Hatta zaferde de sabredecek. Çünkü zaferde sabretmek yenilgide sabretmekten daha zordur. Sonra şüpheye düşmede bu yolda devam edecek, ilerleyecek ve hidayete kavuşacaktır. İman, uğrunda, baskıya ve zulme karşı direnme hali olmadan kalbde kökleşmez. Çünkü mü’min başkalarına karşı direnirken kendi nefsiyle savaşır... Böylece imanında yeni ufuklar açılır ki, kendi halinde, sükunet içinde kalsaydı bu sevgiye ulaşamazdı. Bununla birlikte hayat ve insanlar hakkında öylesine doğru ve derin gerçeklerle karşılaşır ki, başka şekilde hareket etseydi bu gerçekleri görmez, kavrayamaz. Ayrıca davranışları, düşünceleri, bilinci, alışkanlıkları, tepkileri, öylesine doğru gelişir ki, bu acı ve zor deneylere girmemiş olsaydı bu seviyeye gelemezdi. Aşağıdaki ayet bu gerçekleri belgelemektedir: "... Allah’ın insanları birbiriyle savması olmasaydı yeryüzünün dengesi bozulurdu. Fakat Allah alemle lütufkardır." (Bakara:251) Durgun bir hayat içinde bulunan insan kişiliği bozulur, azim ve hamle gücü gevşer, bu da ruhu bozar, gevşetir. Sonunda hayat bütün yönleriyle, durgunluktan ve gevşemekten dolayı kokuşmaya başlar. Bu da en çok insanların refaha daldıkları zamanda kendisini gösterir. Bunlar, Allah’ın yarattığı insan fıtratının gerçekleridir. Bu fıtratın bozulmaması, insan için konulan ilahi nizamın insan gücü sayesinde ve bu gücün sınırları çerçevesinde gerçekleşmesiyle mümkün olur. Öte yandan mücadele sırasında, mücadele edilirken uğranılan eziyet ve baskılar katlanılan çileler hem insan şahsiyetini kötü, bozucu etkilerden kurtarır, hem de samimi, doğru insanları dener ve toplumu, çalışmayan engelleyen, zayıf ruhlu insanlardan, münafık iki yüzlülerden kurtarır. İşte İslam toplumunu sınava çekerken, mü’minler çeşitli bela ve acıların etkisi altında, tecrübenin zorluğu karşısında kalırken Allah’ın müslümanlara öğretmek istediği gerçekler bunlardır. |
| |
| | #2 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 1,623
| allah razı olsun. Kısa, basit ama mükemmel bir anlatım... Çile çekmemekden, rahat ve refah bir hayat sürmekden korkmak lazım... |
| |
| | #3 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| ALLAH razi olsun.Gercekten sikintilar imani köklestiriyor . |
| |
| | #4 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 1,690
| Ecmain. Ne zaman rehavet geldi, ihlas gitmeye yüz tuttu...Her mü'min sıkıntılar anında, imanının nasıl kuvvet bulduğunu; ateşin altını erittiği gibi, yabancı maddelerden izale ettiğini; İmanın lezzetini kalbinin derinliklerinde hisettiğini ve Rabbine daha bir ihlasla yöneldiğini müşahade etmiştir. |
| |
| | #5 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Apr 2007 Yaş: 36
Mesajlar: 858
| Madendeki altını ayrıştırmak için yüksek dereceli ısıya maruz bırakırlar ve yanınca altın ayrışır.. İmanda sanırım altın gibidir. yanmadan olmaz. |
| |
| Konu Araçları | |
| |