ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Genel Dini Konular


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 22-11-2007, 15:49   #11
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Oct 2007
Yaş: 30
Mesajlar: 101
Arrow

İSLAMIN İLME VERDİĞİ DEĞER

Dinimiz okumaya, öğrenmeye, ilme, eğitime çok büyük önem vermiştir. İnsanların terbiye edilmesi eğitimle, eğitim de ancak ilim sahibi bilgili kişilerin eliyle olur. Peygamberlerin gönderilmesi Kur’an-ı Kerimin indirilmesindeki en büyük sebeplerden bir tanesi de insanlara doğru bilginin aktarılması ve bunu uygulayan insanların ve toplumun huzurlu bir şekilde yaşaması amaçlanmıştır.

Yüce kitabımız ilk nazil olmaya başladığında; “oku, yaradan rabbinin adıyla oku.”[1] ayetiyle başlayarak her şeyden önce insanların bilgili olmasını istemiştir. Çünkü okuyan kişi bilgi sahibi ve Allahtan korkan ve saygı duyan ve seven kişidir. Yüce Rabbimiz; “İnsanlardan, yeryüzünde hareket eden diğer canlılardan ve hayvanlardan yine böyle çeşitli renklerde olanlar vardır. Allah’a karşı ancak, kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar. Şüphesiz ki Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”[2] buyuruyor.

İnsanlar eşit olarak doğarlar. Fakat daha sonra almış oldukları bilgi ve terbiye ile farklı farklı bireyler haline gelirler. Allah katında da öğrendikleri bilgi ile bir adım öne çıkarlar. Rabbimiz; “hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”[3] buyurarak bilen insanların üstün olduğunu belirtmiştir. Yine Kur’anda “Allah içinizden iman edenlerle ilme nail olanların derecelerini yükseltir”[4] buyurmuıştur. Peygamberimiz de ilme çok büyük önem vermiş ve bunu davranışları ile göstermiştir. Peygamberimiz bu konuda; “Kişinin ilimden bir konu öğrenmesi nafile namaz kılmasından hayırlıdır. İlim tahsili sırasında ölen kişi şehittir.[5] Peygamber efendimiz başka bir hadiste de; “Her kim ilim tahsili için bir yola koyulursa,bu yüzden Allah ona cennete girecek yolu kolaylaştırır”.[6] buyurarak ilim öğrenmenin nafile ibadetten daha hayırlı olduğunu ve cennete giden yolu kolaylaştırdığını açıklamaktadır. İslam dini ilme ve ilim adamına çok büyük değer vermiş Bu sayede sayısız ilim adamı yetişmiştir.
Peygamber efendimiz Bedir savaşında aldığı esirlerin okuma yazma bilenlerini on tane müslümana okuma yazma öğretmesi karşılığında serbest bırakmıştır. Medine’ye hicretten sonra da yaptığı ilk işlerden biri mescit yapmak olmuş ve mescidin etrafına talebe odaları yapıp buralarda fakir kimsesiz talebeleri okutmuş ve bu talebeler daha sonra çok değerli birer âlim olmuşlardır. Hz. Ali (r.a.) da; “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” derken ilme ve ilim adamına verdiği önemi bize göstermiştir. Osmanlı Padişahları da ilme ve ilim adamların önem vermişlerdir. Osman Gazi Şeyh Edebali’ye çok büyük hürmet gösterirken torunu Fatih Sultan Mehmet hocası Akşemseddin’e saygıda kusur etmemiş, Yavuz Sultan Selim hocasının atının ayağından kaftanına çamur sıçrayınca o kaftanı ölünce üstüne serilmesini vasiyet etmiştir.
Biz de ne zaman eğitime öğretime ilim ve ilim adamına önem verirsek onlara gerekli çalışma ortamını sağlar talebeler yetiştirirsek her şeyden önce Allah rızasını kazanmış oluruz. Aynı zaman da ülkemiz devletimiz gelişerek arzu etiğimiz seviyelere ulaşır.
Hutbemi Peygamber efendimizin (sav) bir hadisiyle bitirmek istiyorum: “Bilen, öğrenen, dinleyen veya ilmi sevenlerden ol.”[7]
[1] Alak:1-2
[2] Fatır:28
[3] Zümer:9
[4] Mücadele:11
[5] et-Terğib c:1 102
[6] Riyazüssalihin C:2 S:7
[7] Fethül kebir C:1 204
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-11-2007, 16:03   #12
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: May 2007
Mesajlar: 1,034
Varsayılan

YÜreĞİne SaĞlik KardeŞİm .hutbelerİnİ Takİp Edİyorum ...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-11-2007, 16:11   #13
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 3,948
Varsayılan

Hutbemi Peygamber efendimizin (sav) bir hadisiyle bitirmek istiyorum: “Bilen, öğrenen, dinleyen veya ilmi sevenlerden ol.”[7]

Allah c.c razi olsun ....
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 29-11-2007, 13:20   #14
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Oct 2007
Yaş: 30
Mesajlar: 101
Varsayılan

EMR’İ BİL-MAĞRUF

İnsanlar, tabiatları gereği her zaman irşad ve davete, öğüt ve nasihate muhtaçtırlar. “Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir.” [1] âyeti, emr-i bil-mağrufun önemini vurgulamaktadır. Gerçekten sıkıntı ve problemlerle bunalan gönüller, katılaşan kalpler, rahmet yüklü ilahi mesajlarla huzur bulmakta, zihinler berraklaşmaktadır. Yeter ki gönül ve zihinler, insana hayat verecek, dünyamızın ve ahiretimizin cennet olmasına vesile kılacak ilahi mesajlara uyabilsin.

Dinimiz İslâm, iyiliklerin ve ahlaki değerlerin yaygınlaştırılması ve kötülüklerle mücadele konusunda, bütün fertlere bir sorumluluk yüklemiştir. Nitekim “Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız...”[2] âyeti, bu konudaki sorumluluğu dile getirmektedir. Yüce Rabbimizin “Habibim” dediği, Sevgili Peygamberimiz de; “Sizden kim bir kötülük görürse, eğer gücü yetiyorsa, onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmiyorsa diliyle o kötülüğü değiştirsin. Buna da gücü yetmiyorsa, o zaman kalbiyle buğzetsin. İmanın gerektirdiği en alt sorumluluk bilinci budur.” [3] buyurarak İslam’ın emir ve nehiylerini yakın çevremizden başlayarak tüm topluma anlatabildiğimiz takdirde, kötülükler ve ahlaksızlıklar zemin bulamayacak, kök salamayacaktır. İyiliğin emredilmesi ve kötülüğün önlenmesi ihmal edilir ise, ortaya çıkacak olumsuzluklara bütün toplum olarak bedel ödenecektir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz (s.a.s) kötülüklerle mücadele edilmesini bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emir ve kötülükten men edersiniz yahut Allah Teâlâ size toplumsal kargaşa (azap) verir. Sonra kurtulmak için Allah’a yalvarırsınız da duanız kabul edilmez.” [4]

İnsanlık geçmişte nasıl peygamberlere muhtaç idiyse, bugün de dinin emir ve yasaklarını insanlara anlatacak din hizmetini ihlâs ve samimiyetle yerine getirecek gönül erlerine muhtaçtır. Özü-sözü, eylem ve söylemi birbiriyle uyumlu gönül erleri, bir toplum için büyük bir nimettir. “Siz insanlar için çağrılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’ a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu, onlardan iman edenler var, ama pek çoğu fasık kimselerdir.”[5] buyrulmak suretiyle irşad ve davetin genelin değil bu hususta ehliyet sahibi kimselerin görevi olduğu vurgulanıyor.
Hutbemi irşad ve davetin nasıl yapılması gerektiğini bildiren bir âyet mealiyle bitirmek istiyorum: “Ey Muhammed! Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle çağır, onlarla en güzel şekilde mücadele et; doğrusu
Rabbin kendi yolundan sapanları daha iyi bilir.”[6]

[1] Zâriyât 51/ 55
[2] Âl-i imran, 3/110
[3] Tirmizi, Fiten 11
[4] Tirmizi, Fiten 9
[5] Al-i İmrân 3/104
[6] Nahl 16/125
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-11-2007, 11:20   #15
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: May 2007
Mesajlar: 1,034
Varsayılan

YÜreĞİne SaĞlik Umarim Etrafimizdakİ İnsanlar ÖzÜ SÖzÜ Bİrdİr Ve Hep Öyle Olsun
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-11-2007, 14:02   #16
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Oct 2007
Yaş: 30
Mesajlar: 101
Varsayılan

Hadis-i Şerif : “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği emir ve kötülükten men edersiniz yahut Allah Teâlâ size toplumsal kargaşa (azap) verir. Sonra kurtulmak için Allah’a yalvarırsınız da duanız kabul edilmez.”

Özü sözüne uymayan bizden değildir. Münafıklar için Allahın azabı birgün gelecek ve onları bulacaktır.Allah cümlemizi halas eylesin. Şehadet temennisi ile....

Düzenleyen: abdullah_esad , 30-11-2007 - 14:03. Sebep: ekleme
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 06-12-2007, 17:50   #17
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Oct 2007
Yaş: 30
Mesajlar: 101
Varsayılan

YAŞLILARA SAYGI VE HÜRMET
Yüce Allah, bu dünyanın nizamıyla ilgili çeşitli kanunlar koymuştur. Bunlardan biriside, her canlının kendi şartları içinde, soyunu devam ettirmesidir. Bu sistem içersinde yer alan canlılar, hayata geldikleri zaman genelde güçsüz ve korumaya muhtaçtırlar. Sonra gelişir, olgunlaşır, güçlenir ve nihayet yaşlanırlar. Öyle ise yaşlanmak, bu dünyadaki geçici hayatın kaçınılmaz bir gereğidir.
Yaşlılık, bu dünya hayatının fani, insanoğlunun aciz, ölümün muhakkak, Yüce Allah’ın baki ve kudretinin sonsuz olduğunun açık bir delilidir. Kur’an-ı Kerimde; ”Kime uzun ömür verirsek biz onun yaratılışını (gençliğini, güzelliğini) bozar, gücünü azaltır, beli bükük hale getiririz. Onlar bunu hiç düşünmezler mi?”(
Yasin,68 )


Hiç şüphe yok ki, bu günün gençleri, yarının yaşlılarıdır. Bugün gençliği, sağlığı, gücü kuvveti yerinde olanların, bu nitelikleri ömür boyu koruyamayacakları açıktır. Bunların zamanla zaafa uğraması kaçınılmazdır. Öyle ise bizimde bir gün yaşlanacağımızı göz önüne alarak yaşlılara, özellikle ana babamıza, dede ve ninelerimize saygılı davranmalı ve bu konuda çocuklarımıza ve gençlere örnek olmalıyız. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.); yaşlılara saygı gösterilmesini, bir şey ikram edildiğinde ilkönce onlara teklif edilmesini ve her konuda yaşlılara öncelik verilmesini öğütlemiştir.

Peygamberimiz bir hadisi şeriflerinde: "Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.”(Riyazüssalihin H.No:359 )

O halde düşenin elinden tutmak, hastayı ziyaret etmek, açları doyurmak, açıkta kalanları barındırmak ve muhtaçlara yardım elini uzatmak, yaşlılara saygı gösterip gönüllerini ve dualarını almak ihmal edilmemesi gereken dini bir vecibedir.
Hutbemizi ana-babaya karşı nasıl davranılacağı ile ilgili ayet meali ile bitirelim.
”Rabbin, sadece kendisine ibadet etmenizi, ana babaya iyi davranmanızı kesin olarak emreder. Eğer onlardan biri ya da ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara öf bile deme, onları azarlama, onlara tatlı söz söyle, onlara merhamet ederek üzerlerine kanat ger ve deki: Ey Yüce Rabbim! Küçükken onlar beni nasıl koruyup yetiştirdilerse, Sende onları esirge”.( İsra,23-24 )
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-12-2007, 19:14   #18
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Oct 2007
Yaş: 30
Mesajlar: 101
Varsayılan

İMAN VE İBADET İLİŞKİSİ


İMAN VE İBADET İLİŞKİSİ
İbadet; Allah’ın emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak, onun rızasını kazanmak amacıyla yaptığımız her türlü iyi harekettir. Geniş anlamda ibadet; Allah’ın rızasına uygun olan her davranışımızdır. Ayrıca dinimizin temel ibadetleri olan ve yapmakla yükümlü olduğumuz ibadetlerde vardır. İbadet sadece Allah’a yapılır. Hz. Allah Enam Suresinin 162. ayetinde şöyle buyurmaktadır:
“Ey Muhammed (s.a.v) de ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.”(1)
Bundan dolayı ister dünyalık, ister ahiret işlerinde olsun bir işi Allah rızası ve isteği doğrultusunda yapıyorsak bu ibadettir.

İman ile ibadet arasında sıkı bir bağ vardır. İman, ibadetin kaynağı ve sebebidir. İnsan yemeye içmeye muhtaç olduğu gibi sevgiye, saygıya ve sıcak alakaya da muhtaçtır. Bu da insanın önce Allah’ı sevmesiyle ona derin saygı duymasıyla olur. İman insanın ruh ve bedenini düzene koyar, imanın ruhla bedeni birleştirdiği, dolayısıyla onları düzene koyduğu, bunun da insanı başarılı kıldığı bir gerçektir. İbadet, inançtan kaynaklanır ve inancın gereğidir. “İbadetler inancı korur” ve “ibadetler inancı kuvvetlendirir”.
Sadece imanla yetinip ibadetleri terk etmek imanın zayıflamasına neden olur. Toprağa dikilen bir meyve fidanının kurumaması ve gelişip büyümesi için zaman zaman sulamaya ihtiyaç vardır. Bu yapılmadığı takdirde fidan kurur. Kalbimizdeki imanın da ibadetle güçlenmesi ve korunması gerekir. İman ile ibadet ayrılmaz bir bütündür. İman çekirdek, ibadet ise imanın görüntüsüdür. Dinimizin emrettiği ibadetlerin hedefi, insanı güzel ahlak sahibi olmasını sağlamaktır.
Özetle; iman ve ibadet ilişkisini şöyle sıralayabiliriz: Kişinin kalbini temizler ve nefsini terbiye ettiği için kötülüklerden uzaklaştırıp iyi insan olmasına vesile olur. Başına gelen felaketlerden karamsarlığa kapılmayıp Allah’ın onunla beraber olduğunu düşünerek ümitsiz olmaz hayata bağlanır ve ruhu mutlu olur. İmanını güçlendirir, korur. Ahlaken olgunlaşır, Allah’ın ona olan sevgisi çoğalır. Dünyada ve ahirette mutlu olur. Ruhunu arındırır, kendini bu evrende yalnız hissetmez. Yüce bir varlığın onunla iletişime geçtiğini düşünerek huzurlu olur, güvende olur.
Namaz örneğinde olduğu gibi Allah’ın huzurunda olarak bir miraç gerçekleştirir. Sabır duygusu gelişir. Dünyanın geçici olduğunun farkına vararak ezeli ve ebedi olan Allah’a yönelerek dünya için aşırılıklara kapılmaz. İbadet yaptıkça nefis terbiyesi ile iyi insanlar çoğalır ve böylece o toplumda sevgi, barış, huzur, birlik ve beraberlik güçlenir. Kaos, anarşi çıkmaz. Hülasa; ”yaratılanı sev, yaratandan ötürü“ anlayışı topluma hâkim olur.

1- En’âm; 162
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-12-2007, 22:36   #19
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 3,948
Varsayılan

Yine bir cuma gecesinde bu guzel hutbeyi bizlerle paylastigin icin,
Allah c.c razi olsun...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 13-12-2007, 23:01   #20
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: May 2007
Mesajlar: 1,034
Varsayılan

hutbeni bu geceden okudum kardeşim yüreğine sağlık
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 12:32


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats