ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Genel Dini Konular


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 19-12-2007, 12:36   #21
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Oct 2007
Yaş: 30
Mesajlar: 101
Varsayılan

KURBAN BAYRAMI

Bugün, vatanımızda iman dolu gönüllerle, sağlık sükûn ve huzur içinde Kurban Bayramını idrak etmiş bulunuyoruz. Yalnız bizler değil, İslam âlemindeki milyonlarca Müslüman, îman etmenin, Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in yolunda bulunmanın sevinci içinde, bu büyük günü kutluyor. Bugünlerde yüz binlerce Müslüman, büyük bir coşku ve heyecan içinde kıblegahımız olan Kâbe-i Muazzama etrafında tavaf edip Yüce Allah’a hamd-ü senada bulunarak hac farizasını yerine getiriyor.
Bayramlar sevinçlerin paylaşıldığı, gönüllerin coştuğu, kalplerin yumuşadığı, akraba ve komşuların ziyaret edildiği, öksüz ve yetimlerin sevindirildiği, misafirlerin tebessümle karşılandığı ve ikramların yapıldığı mutlu günlerdir.
Kurban bayramında Allah’a yakın olmak niyetiyle mukim ve zengin olan her Müslüman kurban kesmelidir. Çünkü hem Kur’ân’da hem de sevgili Peygamberimizin Sünnetinde kurban kesmeye önemle vurgu yapılmıştır: Yüce Rabbimiz Kevser suresinin ikinci âyetinde “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” buyurmuştur.
Sevgili Peygamberimiz (a.s.) ise, Âdemoğlu, kurban bayramı gününde Allah için kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmış olmaz hadisi ile bu ibadetin ne derece faziletli olduğunu ifâde etmiştir (Tirmizî, Edâhî, 1).Her ibadette olduğu gibi kurban ibadetinde de ihlâslı olmak ve yalnız Allah’ın rızasını gözetmek temel prensiptir. Nitekim Yüce Allah, “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz, fakat O’na sizin takvanız ulaşır...”[Hac, 22/37] buyurarak bu prensibe işaret etmektedir.
Bayram günlerini, günahların bağışlanması için bir fırsat olarak değerlendirelim, büyüklerimizi mümkünse ziyaret ederek, değilse telefonla arayarak onların dualarını alalım Annemizi, babamızı, büyüklerimizi, komşu, dost ve akrabamızı ziyaret ederek gönüllerini hoş edelim. Çocuklarımıza göstereceğimiz sevgi ile onlara bayram sevincini yaşatalım.
Yüce Rabbimizin ve sevgili Peygamberimizin emir ve öğütlerine uyarak, bayramlarda mâli imkânlarımız nispetinde yoksul kardeşlerimize yardım edelim, yetimleri sevindirelim, kestiğimiz kurbanların etinden yoksullara da vererek onların da bayram sevincini yaşamalarına vesile olalım. Varsa aramızdaki dargınlıklara son verelim. Hastaları ziyaret edip onlara şifalar dileyelim. Ahirete göçmüş olan büyüklerimizi, yakınlarımızı, tanıdıklarımızı hayırla yâd edelim.
Bu duygularla mübarek Kurban Bayramınızı tebrik eder, milletimizin birlik ve beraberliğine, tüm insanlığın huzur ve sükûnuna vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim. Bayramımız mübarek olsun.

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 21-12-2007, 11:16   #22
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Oct 2007
Yaş: 30
Mesajlar: 101
Varsayılan

SILA-I RAHİM
Dinimiz bütün insanlara ve hatta hayvanlara iyi davranılmasını emreder. İnsanlar içerisinde iyilik yapılmasını emrettikleri kimseler sıralanırken akrabalar anne babadan sonra gelir. Akrabanın görüp gözetilmesi dini bir terim olarak (sıla-ı rahim) diye ifade edilir. Sıla-ı rahim genel olarak komşular ve akrabalar arasında söz konusu olan iyilik ve ikram, yardımlaşma, dayanışma, ziyaretleşme, hoşgörü, iyi ve kötü günleri paylaşma, davete icabet, hasta ziyareti, bayramlaşma, tebrikleşme, taziye gibi sosyal ve ahlaki görevleri içerir.

Dinimiz sıla-ı rahime büyük önem vermiştir. Okumuş olduğum ayet-i kerimede Allah-ü Teâlâ mealen şöyle buyuruyor: “Ey müminler! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah`tan ve akrabalık hakkına riayetsizlikten de sakının, şüphesiz Allah üzerinizde gözetleyicidir.”(1)

Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmuştur: “Allah`a ve ahiret gününe inanan kimse misafirine ikram etsin; Allaha ve ahiret gününe inanan kimse sıla-ı rahimde bulunsun”.(2) Bir kutsi hadiste de Allah Teâlâ; “Kim akrabalık ilişkisini yaşatırsa kendisinin de o kuluna ilgisini sürdüreceğini fakat akrabasını terk edenlerden de ilgisini keseceğini bildirmiştir”.(3)

Ayet ve hadislerden de anlaşılacağı üzere toplumun birlik ve beraberliğini ve hatta devamlılığının sağlanması için akrabayı ve komşuları gözetip korumamız gerekir. Bir iyilik yapacağımız zaman dini görevlerimiz olan zekât ve sadaka verirken en yakın akrabadan en uzak akrabaya, en yakın komşudan en uzak komşuya doğru muhtaç olanları tespit edip sevindirmeliyiz. Biz bu davranışlarımızla Allah’u Teâlâ’ya karşı olan görevlerimizi yerine getirmiş oluruz hem de muhtaç olan akrabalarımızın bir sıkıntısını giderip duasını almış oluruz. Ayrıcı bu güzel amelleri yapmak kişinin kendisine de maddi ve manevi faydalar sağlar. Peygamberimiz bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur: “Rızkının bol olmasını ve ömrünün uzamasını isteyen kimse akrabasını görüp gözetsin”.(4) Akrabaya yapılan iyi davranışların faydalarından biri de akraba arasındaki düşmanlık hislerinin ortadan kalkmasıdır.

Bizler de sosyal ilişkilerimiz için sıla-ı rahimle ilgili anlattığımız hususlara riayet edip üzerimize düşen görevleri yerine getirmeliyiz.
Hutbemizi Peygamber Efendimizin bir hadisi ile bitirmek istiyorum. “Dünya ve ahiret ahlakının en güzelini sana bildireyim mi? Seninle alakasını kesenle ilgilenmen, sana vermeyene vermen sana zulmedeni affetmendir(5)
1- Nisa,1

2- Buhari edeb, 31
3- Buhari edeb, 13
4- Buhari büyü 12
5- Münziri, ettergib vettergib 3.cilt sh 342 hadisi taberi evsatında rivayet etmiştir.




BAYRAMSA BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-12-2007, 13:03   #23
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Oct 2007
Yaş: 30
Mesajlar: 101
Varsayılan

NEFİS TERBİYESİ
Allah Teâlâ yarattığı her insana belli bir ömür takdir etmiştir. İnsan bu geçici âleme, kalıcı ticaretler yapmak üzere gönderilmiştir. Akıl nimetiyle donattığı insanı erginlik çağından itibaren ölünceye kadar tüm yaptıklarından ve yapması gerektiği halde ihmalkârlık edip yapmadıklarından sorumlu tutmuştur. Bununla birlikte insanı yalnız bırakmamış, onun aklına rehberlik etmek üzerede Peygamberler ve kitaplar göndermiştir. İşte bu noktada İnsana düşen görev nefsini terbiye ederek her türlü iyilik ve hayırla saadete kavuşmaktır. Ben ne idim, ne oldum, sonum ne olacak? diyerek nefsini sorgulamak zorundadır.

İnsan önce bakıma muhtaç bir çocuk, sonra delikanlı, sonra yetişkin bir insan; Gücü kuvveti yerinde, dilediği gibi davranabilme yeteneğinde. Ne var ki her gençliğin bir de yaşlılığı vardır. Arkasından da ölümün geleceği muhakkak, ama onunla ne zaman karşılaşılacağımızı bilemiyoruz. O bakımdan her an ölüm gelecekmiş gibi hazırlık yapmak nefsi terbiye etmek zorundayız.

Kendi kendimizi bir hesaba çekmeliyiz. Mutlaka gerçekleşecek olan ölümü ve kıyameti hatırdan çıkarmamalı, davranışlarımıza bu kaçınılmaz gerçekleri göz önünde tutarak yön vermeliyiz. Öne alınması ve ertelenmesi mümkün olmayan ecel yakamıza yapışmadan düşünmeliyiz: Acaba ölüme ve âhirete hazır mıyız? Acaba biz yarına, bir hafta sonrasına, bir ay sonrasına ve gelecek yıla ulaşabilecek miyiz? Böyle bir garantimiz olamadığına göre bir düşünelim: Şu anda ruhumuzu teslim edecek olsak yaptıklarımızla Yüce Yaratan'ın huzuruna çıkmaya yüzümüz var mı?


O halde her birimiz son nefesimizi vermeden önce kendimizi bir hesaba çekmeli ve nefis muhasebesi yaparak nefsi Allah’ın istediği ölçülerde terbiye etmeliyiz. Zira yaptıklarımızdan Allah’ın huzurda hesap vereceğiz. Nitekim Peygamber efendimiz (S.A.S.) “Kıyamet günü kişinin tüm yaptıklarından sorgulanıp hesaba çekilmedikçe mahşer yerinden ayrılamayacağını”[1] bize haber vermektedir. Hz. Ömer (R.A) da: "Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz" uyarısında bulunmaktadır

Nefsi terbiye etmek; önce Allah ve Resûlüne samimi bir kalple inanmakla ve kulluk görevimizi hakkıyla yerine getirmekle başlar. Sonra da tüm işlerimizde iyi ile kötüyü, helal ile haramı ayırarak, komşu ve misafirine iyi muamele ederek; dedikodu, iftira,haset,kin vb. gibi kötü huy ve düşüncelerden uzak durarak; konuştuğunda faydalı ve güzel söz söyleyerek veya susması gerektiğinde susarak; büyüklere saygı,küçüklere sevgi göstererek; toplumun her kesimi için devamlı iyi işler düşünerek, insanlara devamlı iyilikler yaparak, güzel söz ve davranışlarda bulunarak devam eder.

Allah'a karşı görevlerimizde, ibadetlerimizde eksikliklerimiz ve kusurlarımız varsa onları telafi etme cihetine gitmeliyiz. Ömrümüzün sayılı olan günlerini Allah'ın haram ve yasaklarında değil razı olduğu iş ve ibadetlerle geçirmeye çalışmalıyız.

Hutbemi Haşr suresinin 18. ayetinin mealiyle bitiriyorum:
"Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır."(2)


1- Tirmizi, Kıyamet 1
2- Haşr-18

  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-12-2007, 15:36   #24
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: May 2007
Mesajlar: 1,027
Varsayılan

Allah Razi Olsun Yİne Çok GÜzel Bİ Konuya DeĞİnmİŞsİn
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 27-12-2007, 18:21   #25
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 1,023
Varsayılan

Ölümü aklımızdan çıkarmamamız gerekir tabi ama ne mümkün.

"Ölümü hatırlamak,hırs ateşini söndürür"
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-01-2008, 14:41   #26
Binbaşı
 
Katılım Tarihi: May 2007
Mesajlar: 1,027
Varsayılan

Ömrümüzün sayılı olan günlerini Allah'ın haram ve yasaklarında değil razı olduğu iş ve ibadetlerle geçirmeye çalışmalıyız.
zaman akıp gidiyor biz anlamadan
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 03-01-2008, 17:20   #27
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Oct 2007
Yaş: 30
Mesajlar: 101
Varsayılan

SELAMLAŞMA VE ÖNEMİ


Yüce dinimiz İslam, adabı muaşeret kurallarına çok büyük önem vermiştir. Bu kuralların başında da selamlaşma gelir. Selam, bir Müslümanın diğer Müslüman kardeşi hakkında iyi dilekte bulunması, ona dua etmesi olup(1), saygı ve sevginin belirtisidir. Selam aynı zamanda Allah’u Teala’nın isimlerindendir. Birbirini tanıyan insanlar, birbirine selam verip alınca, aralarında anlaşma ve kaynaşma sağlanmış olur. Bizim için selam, dostluğun, kardeşliğin karşısında sevgi ve saygı duymanın, mütevazı davranmanın ve insanları kazanmanın ilk basamağıdır. Yüce Allah “Size biri selam verdiğinde ondan daha güzeli ile veya aynısı ile karşılık verin” buyurmaktadır.(2) Bunun en güzel örneğini peygamber efendimiz (s.a.v) göstermiştir. O, birisine “Selamün Aleyküm” diye selam verildiği zaman on sevap kazanıldığını, selamdaki ifadeler arttıkça sevabında artacağını haber vermiştir.(3) Selamın en güzel ve en fazla sevap kazandıran sözlerini “esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh” olarak bildirmiştir. Buna karşılık cevabın da, ‘Allah’ın rahmeti hepinizin üzerine olsun’ şeklinde olmasını tavsiye etmiştir.

Yüce dinimiz İslam, hayırlı işlerde acele etmeyi ve birbirimizle yarışmayı tavsiye eder.(4) Selam da bu hayırlı işlerden biridir. Bu sebeple önce davranan daha çok sevap kazanır. Çünkü o, Allah Teala’nın adını daha önce anmış ve karşısındakine daha önce dua etmiş ve hayırlı bir ameli başlatmanın sevabını daha önce kazanmıştır. Bu konuda Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) insanların Allah katında en değerlisi selama önce başlayandır. (Önce selam verendir)(5) buyurmuşlardır.

Selamlaşırken dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de selamlaşmanın adabına uymaktır. Araçta olan yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan çok olana selam verir.(6) Ayrıca evlere girildiğinde güzel ve iyi bir dilekte bulunarak selam verilmesi(7) tavsiye edilmiştir. Peygamber Efendimiz {s.a.v} “ Kendi ailenin yanına girdiğinde selam ver ki ; sana ve ev halkına bereket olsun(8) buyurmuşlardır.

Hutbemi, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.av)’in bir hadis-i şerifi ile bitirmek istiyorum. “İman etmedikçe Cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayın.”(9)

(1) İbn-i Mace 1-480
(2) Nisa, 86
(3) Ebu Davud, Edep, 132; Tirmizi, İsti’zan
(4) Bakara, 148
(5) Ebu Davud, Edep, 133
(6) Buhari, İsti’zan, 56
(7) Nur, 61
(8) Tirmizi, İsti’zan, 10
(9) Müslim, İman 13

Düzenleyen: abdullah_esad , 03-01-2008 - 17:22.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 03-01-2008, 17:27   #28
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 2,411
Varsayılan

“İman etmedikçe Cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayın.”(9)

Allah razi olsun abi...


  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 03-01-2008, 17:35   #29
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Oct 2007
Yaş: 30
Mesajlar: 101
Varsayılan

Allah cümlemizden razı olsun Kardeşim... Mübarek Cum'a gecesi duada unutmayın... Selam ve dua ile.......
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 10-01-2008, 21:32   #30
Teğmen
 
Katılım Tarihi: Oct 2007
Yaş: 30
Mesajlar: 101
Varsayılan

HİCRET VE ÖNEMİ


İnsanlık tarihinin en önemli hadisesi, Allah Resülü Sevgili Peygamberimizin Mekke den Medine’ye Hicretidir. 10 Ocak Perşembe Muharrem ayının ilk günü olan Hicri 1429 ’ncu yılını idrak edeceğiz.

Şirkin, zulmün ve her türlü ahlaksızlığın hükümran olduğu bir devirde, Allah’ü Teala, insanlara doğru yolu göstermek için sevgili kulu ve Habibi Hz. Muhammet (sav)’i son peygamber olarak gönderdi.

Peygamberimiz, Yüce Allah’ın; “Önce en yakın akrabanı uyar. ”(1) emri gereğince, önce yakınlarından başlamak üzere insanları islama davet etti. O’nun bu davetine uyanların sayısı günden güne artıyordu. Mekke müşrikleri ise bunu engellemeye çalışıyor, Müslümanlara zulmederek, akıl almaz işkencelerde bulunuyorlardı. Bilali-i Habeşi (ra) kızgın kumlar üzerinde süründürülürken ağzından çıkan tek bir söz “Allah bir” oluyor du. Ammar ibni Yasir’in annesi Sümeyye (r.a) lime-lime edilip öldürülürken son sözü “Müslümanım elhamdülillah” olmuştu. Mü’minler, müşriklerin tüm eziyetlerine katlandılar, inancı uğruna mallarını ve canlarını feda ettiler, fakat islamdan taviz vermediler.

Böyle bir zamanda göç etmeyi düşünen bazı Müslümanlara Peygamberimiz, Medine ye göç etmelerine izin verdi. İslamiyet Mekke dışında yayılmaya başladı. Bu gelişmeler Müşrikleri telaşa düşürdü. Peygamberimizi öldürmeye karar verdiler. Onların gizli planını Yüce Allah, Peygamberimize bildirerek Medine’ye Hicret etmesine izin verdi. Miladi 622 yılında en yakın arkadaşı Hz. Ebu Bekir’le birlikte Allah Resulü Sevgili Pey gam berimiz Medine-i Münevvere ye hareket etti. Yolda büyük bir halk topluluğu onu coşkun sevgilerle karşılayıp bağrına bastı.

Hz. Peygamberin Mekke’den Medine’ye hicretiyle, İslam tarihinde yepyeni bir dönem başladı. Mekke’li müşriklerin baskı, eziyet ve işkencelerine maruz kalan Müslümanlar, hicret sayesinde güçlenmişler ve Hz. Peygamberin öndeliğinde kendi varlıklarını kabul ettirmişlerdir.


Hicret, İslam tarihinin en büyük hadisesidir. Bunun için Müslümanlar, takvimlerinin başlangıcı olarak hicreti kabul etmişlerdir. Peygamberimiz ; “Hakiki hicret, kötülükleri terk etmektir.”(2) ve “Hakiki muhacir, Allah’ın yasakladığı şeylerden kaçan, onları terk edendir.”(3) buyurmuştur.


O Halde, Hicretin yıldönümü münasebetiyle, nefis Muhasebesi yapıp, Rasulullah’ın manevi huzurunda “Allah’ın emir ve nehiylerine riayet edip Hz. Muhammed’in yolundan ayrılmayacağımıza” dair kesin söz verelim.

Hicretimiz Allah’a ve Resulüne olsun. Cumanız mübarek, gönlünüz huzurla dolsun.


Şuara, 214
İbni Mace, Fitne,2
Buhari, İman,4

Düzenleyen: abdullah_esad , 14-01-2008 - 02:18.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 19:31


vBulletin® Version 3.7.2, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats