![]() |
| | #51 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| MEVLİT KANDİLİ Allah’u Tealâ insanları imtihan etmek için yaratmıştır. Bu Kur’an’da bazı ayetlerde şu şekilde dile getirilmiştir. “İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık”1; yine “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır”2. İnsanların, imtihanda başarılı olmaları için, bir eğitici ve öğreticiye, sorumluluklarını bildiren ve açıklayan rehbere ihtiyaçları vardır. Allah Teala, bu ihtiyacı ise; peygamberler vasıtasıyla gidermiştir. Tarihin akışı içerisinde, insanlığın takındığı tutum ve davranışlara göre, sayısız peygamberler gönderilmiş; toplumları, doğru ve hak olana yöneltmek için tebliğ ve davette bulunmuşlardır. Kimi zaman peygamberlere karşı tavır alınmış ve buna bağlı olarak toplu helâkler yaşanmıştır. Nuh, Salih ve Lut gibi peygamberlerin kavimlerini, toplu olarak helâk olan kavimler arasında sayabiliriz. Bundan 14 asır önce peygamberlerin getirdiği öğretilerin bir değer olarak algılanmaktan vazgeçilmesi sonucu insanlık îtikadî ve ahlaki bir çöküş içerisine girmiş, kendi elleriyle yaptıkları putlara tapmaya başlamış, zina ve kumar yaygınlaşmış, güçsüzlerin ve yetimlerin ezilmesi adeta normal bir davranış haline gelmişti. Milâddan sonra 571 senesinde, Fil yılı'nda, Rebiülevvel’ in 12. pazartesi gecesi sabaha karşı Mekke'de Hz. Muhammed (sav) dünyaya gelmiştir. Hz. Muhammed’in dünyaya gelişi insanlık tarihi için önemli bir dönüm noktasıdır. Zira, Hz. Muhammed(sav), kendinden önceki Peygamberlerin yaptığı gibi Allah’ın emriyle insanlara, Allah’a, içinde yaşadıkları canlı ve cansız çevreye ve kendi nefislerine karşı yerine getirmeleri gereken sorumlulukları tebliğ etmiş, anlatmış, öğretmiş ve uygulamalı olarak göstermiştir. Bu sayede, bunalım ve karanlık içerisinde olan insanlık derin bir nefes almış, aydınlığa kavuşmuştur. Onun için önümüzdeki 19 Mart’ı 20 Mart’a bağlayan gece Mevlit Kandilidir. Peygamberimizin doğumunu her yıl mevlit kandili olarak kutlamaktayız. O’nun doğumunu anmaktan asıl gaye; evrensel olan nübüvvetini, Allah’a olan tevekkül ve itimadını, Kur’ân’a dayanan yüce ahlakını, insanlık ve merhametini, insaf ve adaletini, sabır ve sebatını, kerem ve cömertliğini, fazilet ve cesaretini, kısaca insanlığa sunduğu değerleri ve hayat biçimini anlamak, biz bunun neresindeyiz diye düşünmek, hatalarımızı gözden geçirme fırsatını yakalamaktır. Zira Peygamberimizin getirdiği değerlere uymadan Allah’ın sevdiği bir kul olmamız mümkün değildir. Nitekim “Habibim, de ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın”3 âyeti, Allah’ı sevmenin peygambere uymaya bağlı olduğunu ifade etmektedir. Günümüzde insana verilen değerin maddeye verilenden daha az olması, kişisel ve toplumsal menfaatler için, haksızca savaşların yapılması, üretilen teknolojik değerlerin insanlığın menfaatine sunulmaktan ziyade, çoğu zaman aleyhine kullanılmaya çalışılması, Peygamberimizin getirdiği ortak insanlık değerlerinden saptığımızın önemli bir göstergesidir. Günümüzde, Peygamberimizin öğretileri insanlığın bilgisine sunulduğu ilk günkü gibi durmaktadır. Bu değerleri kendimize düstur edindiğimiz sürece huzurlu bir toplum olabiliriz. Hepinizin mevlit kandilini tebrik eder, milletimize ve İslam alemine, tüm insanlığa hayırlar getirmesini yüce Allah!’tan niyaz ederim. _______________ 1-Kehf, 18/7 2-Mülk,67/2 3-Al-i İmran, 3/31. |
| |
| | #52 |
| Er Katılım Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 6
| Allah Razı Olsun .Müslüman kardeşleriminde mevlüt kandili şimdiden mübarek olsun inşallah hakkıyla degerlendirebiliriz |
| |
| | #53 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: May 2007
Mesajlar: 1,038
| Allah razı olsun .tüm müslümanların mevlit kandili şimdiden mübarek olsun hayırlara vesile olur inş. |
| |
| | #54 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| ÇANAKKALE ZAFERİ Çanakkale savaşları Dünyanın en kanlı savaşlarından birisidir. Gelibolu yarımadası, sekiz buçuk aylık bir zaman dilimi içerisinde bir milyonu aşkın askerin, bütün güçleriyle boğaz boğaza, göğüs göğüs’e, taş ve sopayla birbirlerine saldırdıkları kanlı muharebelere sahne olmuştur. Bu kanlı savaşın sonunda yarım milyonu aşkın insan hayatını bu topraklara feda etmiştir. Savaşın yapıldığı 250km karelik savaş alanının üzerinde 253.000 ecdadımız can vermiştir. İşte bu ecdat “Çanakkale geçilmez” dedirtmiştir. Milli şairimiz M. Akif’in dediği “ Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlı idi”. Eğer o ecdadımızın cansız bedenlerini yan yana yerleştirmeye çalışsalardı bu topraklara sığmazdı. Allah (c.c) Bakara suresinin 154. ayetinde şöyle buruyor.” Allah yolunda öldürülenlere "ölü" demeyin. Hayır, onlar diridirler, Ancak siz bunu bilemezsiniz.”(1) Görülüyor ki bu savaş; onlar için sonu hüsranla biten bir serüven oldu. 255.000 kayıp vererek geri çekildiler. Nasıl oldu da boğazı geçemediklerini anlayamadılar. Hasta adam Osmanlı, nasıl böyle ayakta kalabilmişti? Osmanlıyı ayakta tutan neydi? Türk askerinin ölümün üstüne, kurşunun üstüne güle oynaya gitmesine ve vatanını kahramanca savunmasına sebep ne olabilirdi? Bir düşmandan beklenmeyecek insanlık adına davranışlar sergilemesi, o askerin hangi tarafından kaynaklanıyordu? İşte anlayamadıkları ve hesap edemedikleri Türk askerinin yönü bu idi. Vatanına, Milletine, Dinine ve ailesine sımsıkı bağlı imanlı Türk insanının bu yönünü hiç akıllarına getirmemişlerdi. İçerisinde yaşadığımız her saat, her dakika, sinemalar, tiyatrolar, hastaneler, hapishaneler ve kabristanlıklar dolayısıyla her yer bir ibret fuarıdır. Tarihte bir sergi, bir çiçek bahçesi, bir Pazar gibidir. Yer ve mekân aynı fakat ziyaretçileri, alış veriş yapanlar farklı. Tarih geçmişi geleceğe bağlayan bir köprüdür. Ayrıca Devletlerin nizamlarını korumaları tarihle mümkündür. Her Millet tarihiyle öğünür, ondan geleceğe ait dersler çıkarır. Ecdadımızdan kalan bu mirası genç nesillere aktarmak ve şuurlandırmak ise Millet olarak hepimizin görevi değil midir? 1- Bakara 154 |
| |
| | #55 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: May 2007
Mesajlar: 1,038
| İşte anlayamadıkları ve hesap edemedikleri Türk askerinin yönü bu idi. Vatanına, Milletine, Dinine ve ailesine sımsıkı bağlı imanlı Türk insanının bu yönünü hiç akıllarına getirmemişlerdi. PAYLAŞIM İÇİN TEŞEKKÜRLER |
| |
| | #56 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| YAŞLILARA SAYGI Yüce dinimiz İslam, insana hizmeti temel gaye edinmiştir. Zira insan, Cenab-ı Hakk’ın yeryüzünde diğer canlılardan üstün tutup, yarattığı en değerli varlıktır. Allah, yeryüzündeki bütün varlık ve nimetleri insanın hizmet ve istifadesine sunmuştur. Bu çerçevede insana saygı ve hürmet dinimizin emri, ahlaki değerlerimizin de temel taşıdır. Sevgi, saygı ve merhamet Yüce Rabbimizin insana bahşettiği temel insanî duygulardandır. İnsan ancak bu yüce duyguları elde edip muhafaza ettiği ölçüde mutlu olabilir. Bu duyguların olmadığı yerde hüzün, keder ve acı vardır. Çünkü bizler; “İman etmedikçe Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de olgun mümin olamazsınız”(1), “Müminler, birbirini sevmede, birbirine acımada ve birbirine şefkat göstermede tek vücut gibidir. Vücudun bir uzvu rahatsız olunca diğer uzuvları da ona ortak olur.”(2)buyuran bir peygamberin ümmetiyiz. Çocukluktan gençliğe, gençlikten yetişkinliğe ve neticede yaşlılığa doğru sürüp giden bu yolculuğu anlatırken yüce Allah, insanın yaşadığı değişimi şöyle ifade ediyor:… "Kime uzun ömür verirsek, onu yaratılış itibariyle tersine çeviririz, (gücünü azaltırız). Hâlâ düşünmeyecekler mi?``(3) Görüldüğü gibi ayette, yaşlılığın bu dünyadaki geçici hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olduğu açıkça ifade edilmektedir. Dolayısıyla ilahi kanun gereği, her dönemin insanı, zamanla yerini bir sonraki dönemin insanına terk ediyor. Yaşlılık döneminde insan, hayatın kazandırdığı tecrübelerle yüklüdür, ancak bedenen ve ruhen yorulmuş olabilir. Bu dönemde insanlar ruhen daha hassas olmakta; ilgi ve desteğe daha çok ihtiyaç duymaktadırlar. Bu bakımdan yaşlılar ve büyükler yalnızlığa terk edilmemeli, sık sık ziyaret edilip gönülleri alınmalı, onlara gereken saygı ve sevgi gösterilmelidir. Başta anne ve babalarımız olmak üzere yaşı bizden büyük olan tanıdığımız veya tanımadığımız bütün büyüklerimize karşı saygı ve hürmet göstermek, düşeni kaldırmak, hastaları ziyaret etmek, açları doyurmak, açıktakileri barındırmak, dul ve yetimlerin elinden tutmak, yolunu kaybedenlere yol göstermek, büyüklere saygılı olmak her müslümanın dini, milli ve insani bir görevidir. Nitekim sevgili peygamberimiz “Küçüklerine merhamet etmeyen, büyüklerine saygı göstermeyen bizden değildir”(4) buyurmuşlardır. Dünya hayatı geçicidir. Bugünün gençleri, yarının büyükleri olacak, bugün gücü kuvveti yerinde olan, tuttuğunu koparan insanlardan bir kısmı belki ihtiyarlamadan dünya hayatına veda edecek, bir kısmı da ihtiyarlayıp gücünü, kuvvetini kaybedecektir. Bu hayatın değişmez bir gerçeğidir ve asla değişmez. Bu itibarla belirli bir yaşa ulaşmış insanlara maddî ve manevî destek vermemiz gerekir. Dinimize göre genç bir insan yaşlılara, gençliğinde hizmet ederse, Yüce Allah da yaşlılığında ona hürmet edecek kimseler nasip eder. Peygamber Efendimiz bu konuda şöyle buyuruyor: “Bir kimse Müslüman kardeşinin ihtiyacını yerine getirirse; Allah da ona yardım eder. Bir kimse Müslüman kardeşinin sıkıntısını giderirse; Allah da ona mukabil onun kıyamet sıkıntılarından birini giderir..”(5) Büyüklere saygı ve hürmet bir eğitim ve kültür işidir. Bizlere düşen görev, yüce Allah’ın emrettiği, peygamberimizin tavsiye buyurduğu şekilde hareket ederek, yaşlılara karşı sevgi, saygı ve hürmette kusur etmemektir. Kendimizi onların yerine koyarak, onları anlamaya, hislerini paylaşmaya çalışalım. Toplu taşıma araçlarında, bir iş veya alışveriş maksadıyla sıraya girildiğinde yaşlılara öncelik verelim. Elinde ağır bir yük taşıyan, yada yürümekte zorlanan yaşlılarımıza yardımcı olalım. Büyüklerimizle konuşurken söz ve davranışlarımızla, kullandığımız hitaplarla onları asla incitmeyelim. Unutmayalım ki, bugünün yaşlıları dünün gençleriydi, bugünün gençleri de yarının yaşlıları olacaktır. Öyleyse Peygamber Efendimizin şu ikazını ömür boyu hatırımızdan çıkarmayalım: “Allah’ın yarattıklarına merhamet ediniz ki, Allah da size merhamet etsin..” (6) 1- Müslim, îman 93-94 2- Buhari, Edeb, 64. 3- Yasin, 36/68. 4- Tirmizî, Birr, 15; Ebu Dâvûd, Edeb, 66. 5- Buhari, Mezalim, 3; Müslim, Birr, 58. 6- Tirmizi, Birr, 66. |
| |
| | #57 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| SAĞLIKLI BİREY SAĞLIKLI TOPLUM Cenab-ı Allah’ın insanlara verdiği en önemli nimetlerden biriside yaşama hakkıdır.Bu yaşam sağlık içinde devam ettiği sürece güzeldir. Dünya ve ahiret saadeti sağlıkla kazanılır. Aksi bir durumda hayat çekilmez bir hal alır. Sağlığı bozulan bir müslümanın hayatı ve ibadeti düzgün değildir. İslam dininin hükümleri ve toplumumuzun gelenekleri temizliği ve bununla beraber sağlıklı olmayı ön planda tutar. Bu sebeple gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse Hz. Peygamber (sav)’in hadislerinde bu mesele üzerinde önemle durulur. Temizlik olmadan bir çok ibadetin yapılmayacağı emri gereğince her Müslüman, hem vücudunu hem de elbisesini ve bulunduğu çevreyi temiz tutmak zorundadır. Bu anlayışın bir sonucu olarak tarihte Müslümanlar ibadet yeri olan cami yapılmadan önce, onun inşaatında çalışanların temizlenmesi için hamamını yapıyorlardı. Elde iken bilinmeyen nimetlerden birisi sıhhat diğeri de boş vakittir.(1) Hiç elimizden gitmeyeceğini sandığımız bu iki nimetin kıymetini ancak hastalandığımızda, ya da bir hasta ziyaretine gittiğimiz anlarız. “İman dışında hiç kimseye sağlıktan daha hayırlı bir nimet verilmemiştir.”(2) Buyuran sevgili Peygamberimiz (sav), hayatın değerlendirilmesi hususunda şöyle buyurmuştur: “Ölmeden önce hayatın, hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş vaktin, ihtiyarlıktan önce gençliğin ve fakirlikten önce zenginliğin değerini bil.(3) İnsan sağlığını korumanın iki önemli yolu vardır; önce hastalıklara karşı tedbir, sonra tedavidir. Temizliğin imandan kabul edilmesi, ibadetlerin yapılmasında abdest ve boy abdestinin ön görülmesi, hep dinimizin sağlığa verdiği önemi gösterir. Sağlığı olumsuz yönde etkileyecek davranışlardan sakınmak nedenli önemli ise, hastalanınca da tedavi olmak en az o kadar önemlidir. Bu bakımdan Sevgili Peygamberimiz: “Allah(cc) verdiği derdin şifasını da verir.(4)…öyleyse tedavi olun.(5) buyurarak, hasta olan kişilerin tedavi olmalarının dini bir görev olduğunu belirtmiştir. O halde gelin güzel dinimizin ilke ve prensiplerini Allaha kulluk bilinciyle hayatımıza tatbik edelim. Sağlıklı toplumun, sağlıklı bireylerden oluştuğunu asla unutmayalım. Unutmayalım ki insanlara hayat verecek, onlara maddeten ve manen diri ve sağlıklı tutacak, gönüllerini manevi ölümden kurtaracak tek çare Allah ve Resulünün emir ve yasaklarına bağlılıktır. Sözlerimi bu hakikati en güzel şekilde vurgulayan, hutbemin başında okuduğum ayetin mealiyle bitirmek istiyorum.” (Mallarınızı) Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın, İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever.(6) 1-Sahih-i buhari 12/177,357 2-Tirmizi Hadis No 3553 3-Fethul Kebir 1/203 4-Tecrid-i Sari 1920 5-Ebu Davut 6-Bakara 195 Düzenleyen: abdullah_esad , 04-04-2008 - 10:34. |
| |
| | #58 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| KUTLU DOĞUM Allah Tealâ insanları imtihan etmek için yaratmıştır. Bu Kur’an’da bazı ayetlerde şu şekilde dile getirilmiştir. “İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir ziynet yaptık” 1 ; “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır” 2. İnsanların, imtihanda başarılı olmaları için, bir eğitici ve öğreticiye, sorumluluklarını bildiren ve açıklayan rehbere ihtiyaçları vardır. Allah’u Teala, bu ihtiyacı ise; peygamberler vasıtasıyla gidermiştir. Tarihin akışı içerisinde, insanlığın takındığı tutum ve davranışlara göre, sayısız peygamberler gönderilmiş; toplumları, doğru ve hak olana yöneltmek için tebliğ ve davette bulunmuşlardır. Bundan 14 asır önce peygamberlerin getirdiği öğretilerin bir değer olarak algılanmaktan vazgeçilmesi sonucu insanlık îtikadî ve ahlaki bir çöküş içerisine girmiş, kendi elleriyle yaptıkları putlara tapmaya başlamış, zina ve kumar yaygınlaşmış, güçsüzlerin ve yetimlerin ezilmesi adeta normal bir davranış haline gelmişti. Hz. Muhammed (sav)’in dünyaya gelişi insanlık tarihi için önemli bir dönüm noktasıdır. Zira, Hz. Muhammed (sav), kendinden önceki Peygamberlerin yaptığı gibi Allah’ın emriyle insanlara, Allah’a, içinde yaşadıkları canlı ve cansız çevreye ve kendi nefislerine karşı yerine getirmeleri gereken sorumlulukları tebliğ etmiş, anlatmış, öğretmiş ve uygulamalı olarak göstermiştir. Bu sayede, bunalım ve karanlık içerisinde olan insanlık derin bir nefes almış, aydınlığa kavuşmuştur. Peygamberimizin doğumunu her yıl mevlit kandili ve Kutlu Doğum Haftasında çeşitli etkinliklerle kutlamaktayız. Peygamberimizin doğumunu anmak, kasideler okumak, ilahiler söylemek, kandil simidi ve tatlılar dağıtmaktan ibaret olmamalıdır. O’nun doğumunu anmaktan asıl gaye; evrensel olan nübüvvetini, Allah’a olan tevekkül ve itimadını, Kur’ân’a dayanan yüce ahlakını, insanlık ve merhametini, insaf ve adaletini, sabır ve sebatını, kerem ve cömertliğini, fazilet ve cesaretini, kısaca insanlığa sunduğu değerleri ve hayat biçimini anlamak, biz bunun neresindeyiz diye düşünmek, hatalarımızı gözden geçirme fırsatını yakalamaktır. Zira Peygamberimizin getirdiği değerlere uymadan Allah’ın sevdiği bir kul olmamız mümkün değildir. Nitekim “De ki:” Eğer Allah’ ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” 3 âyeti, Allah’ı sevmenin peygambere uymaya bağlı olduğunu ifade etmektedir. Günümüzde insana verilen değerin maddeye verilenden daha az olması, kişisel ve toplumsal menfaatler için, haksızca savaşların yapılması, üretilen teknolojik değerlerin insanlığın menfaatine sunulmaktan ziyade, çoğu zaman aleyhine kullanılmaya çalışılması, Peygamberimizin getirdiği ortak insanlık değerlerinden saptığımızın önemli bir göstergesidir. Günümüzde, Peygamberimizin öğretileri insanlığın bilgisine sunulduğu ilk günkü gibi durmaktadır. Bu değerleri kendimize düstur edindiğimiz sürece huzurlu bir toplum olabiliriz. Hutbeme son verirken, 14-20 Nisan 2008 tarihleri arasında çeşitli etkinliklerle kutlayacağımız Kutlu Doğum Haftasının bütün insanlığa sevgi, rahmet, huzur ve barış getirmesini, Sevgili Peygamberimizi daha iyi tanımamıza vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim. 1-Kehf, 18/7 2-Mülk, 67/2 3-Al-i İmran, 3/31. |
| |
| | #59 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 2,424
| Peygamberimizin doğumunu anmak, kasideler okumak, ilahiler söylemek, kandil simidi ve tatlılar dağıtmaktan ibaret olmamalıdır. O’nun doğumunu anmaktan asıl gaye; evrensel olan nübüvvetini, Allah’a olan tevekkül ve itimadını, Kur’ân’a dayanan yüce ahlakını, insanlık ve merhametini, insaf ve adaletini, sabır ve sebatını, kerem ve cömertliğini, fazilet ve cesaretini, kısaca insanlığa sunduğu değerleri ve hayat biçimini anlamak, biz bunun neresindeyiz diye düşünmek, hatalarımızı gözden geçirme fırsatını yakalamaktır. Zira Peygamberimizin getirdiği değerlere uymadan Allah’ın sevdiği bir kul olmamız mümkün değildir. Nitekim “De ki:” Eğer Allah’ ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” 3 âyeti, Allah’ı sevmenin peygambere uymaya bağlı olduğunu ifade etmektedir. Allah razi olsun... |
| |
| | #60 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,092
| [quote=abdullah_esad;201330] Hutbeme son verirken, 14-20 Nisan 2008 tarihleri arasında çeşitli etkinliklerle kutlayacağımız Kutlu Doğum Haftasının bütün insanlığa sevgi, rahmet, huzur ve barış getirmesini, Sevgili Peygamberimizi daha iyi tanımamıza vesile olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim. [quote] Amin Amin Amin.. Rabbim razi olsun ... |
| |
| Konu Araçları | |
| |