![]() |
| | #61 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| İSLAMDA ÇOCUK EĞİTİMİ Neslimizin devamı yarınlarımızın umudu olan çocuklar, yüce Allah’ın bizlere lütfettiği birer emanettir. Onları sevmek, korumak, kollamak ve iyi yetiştirmek hem insanlık borcumuz hem de dinimiz açısından kutsal vazifemizdir. Çocuklarımızı en güzel şekilde yetiştirmek, terbiye etmek hepimizin asli görevidir. Çocuklar Bizim en değerli varlığımızdır. Onlar canımızdan bir parçadır. Bu günün çocukları, yarının gençleri ve geleceğimizin mirasçılarıdır. Onların bedenen, zihnen ve ruhen olgunlaşması için gerekli ortamı hazırlamak, başta anne babalar olmak üzere tüm büyüklerin görevidir. Sevgili peygamberimizin dilinde çocuk; Cennet çiçeğidir, gönül meyvesidir. Kur’ an dilinde; dünya hayatının süsü Allah’ın lütfü ve bir imtihan vesilesidir. Yüce Allah’ın bizlere büyük bir nimeti ve ihsanı olan çocuklarımızı, hayatımızın süsü[1], gözümüzün nuru[2] olarak görürüz. Ancak, bu son derece değerli olan yavrularımız için yeterli değildir. Onları iyi eğitip güzel terbiye etmek gibi yerine getirmemiz gereken önemli sorumluluklar bulunmaktadır. Allah, bizi bunlardan sorguya çekecektir. Bu sorumlulukları yerine getirmek, bizim için ebedî mükâfat sebebidir. Cenab-ı Hak, bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Bilin ki Çocuklarınızın ve mallarınızın, sizin için bir imtihan olduğunu ve büyük mükâfatın, kesinlikle Allah katında bulunduğunu bilin.”[3] “Çocuklarınıza güzel davranıp iyilikte ve ikramda bulununuz. Onları en güzel şekilde terbiye ediniz.”[5] Özellikle çocuklarımıza karşı birinci derecede sorumluluğumuz, onları Allah’ın rızasına uygun bir edep içerisinde eğitip yetiştirmektir. Çocuk, güzel terbiyeyi ilk önce aile ocağından alır. Ailede sergilenen bütün tavırları, bir fotoğraf makinesi gibi kaydeder ve büyüyünce de bunları hayatına yansıtır. Bu sebeple aile içi eğitimin yanı sıra, çocuklarımızın çevre ile ilgili ilişkilerini de takip etmeliyiz. Alkol, uyuşturucu, müstehcen yayınlar gibi milli, dini ve ahlâkî değerlerimize ters düşen zararlı alışkanlık ve akımlardan onları korumalıyız. Yüce Rabbimiz, çocuklarımızla ilgilenmemiz hususunda şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve emredilen şeyi yapan melekler vardır. ”[7] Yetim, sadece ana-babası ölmüş olan değil, kendisiyle ilgilenilmeyen, eğitimi ihmal edilen çocuk da öyledir. Bu nedenle geleceğimizin teminatı olan yavrularımızla yeterince ilgilenelim. Onları, Yüce Rabbimizin emirleri doğrultusunda milli, dini ve ahlâkî değerler çerçevesinde yetiştirelim. Onların geleceklerini tehlikeye sokacak zararlı işlerden koruyalım. Efendimiz’in, “Bir baba evladına iyi bir terbiyeden daha güzel bir miras bırakamaz”[9] anlamındaki Hadis-i Şerifini, hiç unutmayalım. Hadisi Şerif’ten hareketle yüce rabbimizin bizlere tertemiz olarak emanet ettiği evlatlarımızı modern çağın yetimleri ve yalnızları haline getirmeyelim. O tertemiz kalpleri islam’ın , milli ve manevi değerlerimizin o bereketli ve feyizli ikliminde geleceğimize teslim edelim. Kendine, dinine ve milletine hatta tüm insanlığa yararlı bir fert olarak yetiştirip amel defterlerimize hiç kapanmadan hayır hasenat yazılmasını sağlayalım. [1] Kehf, 18/46. [2] Furkan, 25/4. [3] Enfâl, 8/28. [5] İbn Mâce, Edep 368, C. II/1211 [7] Tahrim, 67/6 [9] Tirmizi, Birr H.No: l953, C. IV/338 |
| |
| | #62 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: May 2007
Mesajlar: 1,038
| inşallah bizde hayırlı çocuklar yetiştiririz. |
| |
| | #63 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| İMAN-İBADET İLİŞKİSİ Yüce Dinimiz islam’ın en temel konularından birisi de iman, ibadet ve amel konusudur. İman, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’in Allah (c.c.) tarafından getirdiği kesin olarak bilinen haber, dini esas ve hükümlerin doğru ve gerçek olduğuna tereddütsüz inanmak, bunların tamamını kabul ile tasdik ve itiraf etmektir. Amel ise, inanmış insanın İslâm'ın hükümlerini hayatında uygulaması, inanmış olduğu Yüce Rabbine itaatini göstermesidir. İman; kökü kalpte, dalları ise, insan davranışları olarak dışarıda yani hayatta olan bir ağaç gibidir. Düşünce alanından, eylem ve hareket alanına çıkamamış olan inanç , meyvesiz bir ağaca benzer. Kalpte mevcut olan iman ışığının hiç sönmeden parlaması, giderek gücünü artırması ancak salih amel ve ahlaki davranışlar sergilemesi ile mümkün olur. İman nimetinin gereği olarak oruç tutan ve namaz kılan her mümin; yalan, yalancı şahitlik, gıybet, iftira, hile, aldatma, hırsızlık, kumar ve benzeri kötü söz gibi fiil ve davranışlardan uzak durmalı, söz ve eylemlerinde dürüst ve dosdoğru olma sorumluluğunu hissetmelidir. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Azimüşşan da sevgili peygamberine hitaben "Öyle ise Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar " buyurmak suretiyle iman –amel bütünlüğüne vurgu yapmaktadır.” Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerimin başkaca ayetlerinde de "îman edin" emrinin yanında; "konuştuğunuzda doğruyu söyleyin" “Yalandan kaçının”,“Tartıyı adaletle tam yapın, teraziyi eksik tutmayın”,“Allah için adaletle şahitlik edenler olun” ,“Yaptığınız sözleşmeleri yerine getirin” , “Zinaya yaklaşmayın” , “Yetim malı yemeyin” , “Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın” "Birbirinizin gizli hallerini ve kusurlarını araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın" "İsraf etmeyin" ,“Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin” "Sakın anne-babana öf bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve güzel söz söyle" ,"Cimri olma" buyurması imanın etkisinin, kişinin bütün hayatında görülmesi gerektiğine işaret etmektedir. İnsanın dünya hayatındaki her ameli, ahiret tarlasına ekilmiş bir tohumdur. Salih ameller; iman ve iyi niyetle yapılırsa Rabbimizin katına ulaşır . İmanımızın yanında işlediğimiz güzel ameller ,hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği, akla hayale gelmeyecek güzellikteki cennete girmemize ve oradaki derecelerimizin kat kat artmasına vesile olacaktır.eşlerim, Amellerin Allah katında değer kazanması imana göre oluyorsa , ameller de bizi cennette yüksek derecelere ulaştırıyorsa, O halde hepimiz İmanımızda sebat ederek , sâlih ameller işleyen kullar olmaya gayret gösterelim. İslam’ın emir ve yasaklarına, helal ve haramlarına, öğüt ve tavsiyelerine uyalım.Hayatımızı imanla birlikte yapacağımız Salih amellerle bezeyelim. İmanımızı şirkten, hurafeden ve batıl inançlardan koruyalım. Amellerimizin salih ameller olabilmesi için Allah rızası ile yapalım. Hutbemizi asr suresinin yüce meali ile bitiriyorum:“Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip te Salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir. ------------------------------------- 1- Hud,112 2-Asr,1-3 |
| |
| | #64 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| TEDBİRLİ VE ÖLÇÜLÜ OLMAK Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Allah bizlerden, önce kendisini tanıyıp bilmemizi sonrada ölçülü ve tutarlı hareket etmemizi istemektedir. İslam ahlakının özünü ve temelini oluşturan ölçülü ve tutarlı olmak, insanı şahsiyetli, inandırıcı ve başarılı kılan hasletlerin başında yer almaktadır. Ölçülü ve tutarlı olmak, kişinin inandığı gibi yaşaması, sözüyle özünün bir olması, Yüce dinimizin getirmiş olduğu ölçülere uymasını gerektirir.Yüce Allah Rahman Suresinin ilk ayetlerinde kainattaki her şeyi ölçü ve denge içerisinde yarattığını bildirmekte ve belirlenen bu ölçülerin çiğnenmemesini emretmektedir. İnsan bildikleri ve söyledikleri kadar, bildiklerini ve söylediklerini hayata geçirmekle değer kazanır ve inandırıcı olur. Söylediklerini yapmayan kimseler ise, toplum içindeki itibarlarını yitirir ve güven duygularını sarsarlar. Nitekim Cenab-ı Allah “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük bir öfke sebebidir” buyurarak inananları ölçülü ve tutarlı olmaya davet etmektedir.Ölçülü ve tutarlı olmak, şüphesiz aklı kullanmanın ve mantıklı düşünmenin bir neticesidir.Bu hususta Yüce Allah şöyle buyurmaktadır.” Sizler Kitabı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip kendiniz unutuyor musunuz! Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?” Günlük hayatımızda fert ve toplum olarak yapmakta olduğumuz ölçüsüz ve tutarsız hareketlerimizin nelere mal olduğuna, bizleri ne büyük acı ve sıkıntılarla karşı karşıya getirdiğine şahit olmaktayız. Mesela hemen her gün kurallara uyulmaması sebebi ile meydana gelen çeşitli trafik kazaları sonucu onlarca insanımızın hayatını kaybettiği, trilyonlarca liraya varan milli servetinde yok olduğu hepimiz tarafından bilinmektedir. Allah katında sevimli insanlar nazarında da itibarlı bir mevkiye yükselmek ve takdir edilmek isteyen herkes, dinin ve toplumun koyduğu kurallara saygılı, davranışlarında da ölçülü ve tutarlı olmak zorundadır. İslam hakkında bir şeyler öğrenmek isteyen bir sahabeye” Allaha iman ettim de, sonrada dosdoğru ol” diye buyuran Peygamberimizin, bu ölçüsünü çok iyi düşünmeli ve hayatımızın her safhasında ölçülü olmayı dikkate almalıyız. Sözümüzle, özümüzle her iş ve hareketimizde dosdoğru davranmalıyız. |
| |
| | #65 |
| Er Katılım Tarihi: May 2008
Mesajlar: 24
| Haberler 2008 YILI HAC ORGANİZASYONUNDA GÖREVLENDİRİLECEK DİN GÖREVLİLERİNİN SEÇİMİ 2008 yılı Hac Organizasyonunda görevlendirilecek din görevlileri ile ilgili test sınavı konulu Başkanlığımız yazısı 657 Sayılı Kanun 657 Sayılı Kanun sitemize eklenmiştir. Ayrıntılı Bilgi almak için tıklayınız. STAJYER KUR'AN KURSU ÖĞRETİCİLİĞİ YETERLİK BELGESİ SINAVI Stajyer Kur'an Kursu Öğreticiliği Yeterlik Belgesi Sınava Yapılacaktır WEB ARRESİMİZ Osmangazi Müftülüğümüzün Web Adresi Tüm Haberler 02 MAYIS 2008 CUMA HUTBESİ TARİH:02.05.2008 (1. HAFTA) بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ وَلاَ تُلْقُواْ بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ وَأَحْسِنُوَاْ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ (Bakara, 2/195) İSLAMDA KURALLARA UYMA VE TEDBİRLİ OLMANIN ÖNEMİ Muhterem Müslümanlar! İnsanoğlu dünyada ve ahirette mutlu olabilmek için Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şeriflerde açıkça belirtilen hususlara ve bunların gündelik hayattaki yansımalarına uymak zorundadır. Bu açıdan bakıldığında bugün gündelik hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olan trafik kurallarına uymak da İslamî ve insanî bir görev ve sorumluluktur. Trafik bir taraftan ihtiyaçlarımızın giderilmesi için vazgeçilmez bir ortam, diğer taraftan ise kul ve kamu hakkının tezahür ettiği sosyal bir alandır. Yüce dinimiz İslam bize her zaman ve zeminde tutarlı ve adaletli hareket etmemizi emreder. Özellikle de konu, insan hayatı ve ihtiyaçları olunca K. Kerim’in ifadesiyle kendimizi kendi ellerimizle tehlikeye atmadan ve iyilik yaparak(1) hareket etme zorunluluğumuz vardır. Aynı şekilde trafikte de gerekli altyapı hazırlıkları ve ihtiyacı karşılayacak yollar ve caddeler yaptıktan sonra tedbirlerini alarak ve kurallara riayet ederek Rabbimizin Kuran’daki tembihiyle kendi kendimizi öldürmeden(2) trafik akışını düzenlemek gerekmektedir. Aziz Cemaat! Maalesef kendi yetiştirdiğimiz trafik canavarları ve zaman zaman teröre dönüştürdüğümüz trafik ortamı yüzünden ülkemizde her gün onlarca insan hayatını kaybetmekte ve yüzlercesi de yaralanmaktadır. Meydana gelen maddi zararlar ve zayi olup giden ferdi ve milli servet ise hadisenin diğer felaket boyutudur. Haksız yere bir insanı öldürmeyi bütün insanlığı öldürmeye denk tutan bir dinin mensupları olarak, her araca binişimizde ve her sokağa adım atışımızda görev ve sorumluluklarımızı ne kadar yerine getirdiğimizi düşünmeliyiz. Alkollü araç kullanmak, aşırı hız yapmak, sorumsuzca ve bencilce davranmak bir yana, yapacağımız küçük bir hatanın bile bir insanın ölmesi veya sakatlanması ya da bir çocuğun yetim kalması gibi telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabileceğini asla unutmamalıyız. Hiçbir iyiliğin karşılıksız kalmadığı dinimizde, sosyal düzeni sağlayan ve insanların hayatlarını kolaylaştıran kurallara uymanın, bir çeşit nafile ibadet olduğu bilinmelidir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v), yürürken yol üzerinde gördüğü bir diken dalını alıp dışarı atan bir adamın Allah (c.c.) tarafından bağışlandığını haber vermişlerdir.(3) Özellikle mesai çıkışları, bayram tatilleri, ramazanlarda iftar saati gibi herkesin kendine göre haklı sebepleri ve acelesi olduğu dönemlerde kendimizi karşı tarafın yerine koyarak, sabırlı olmanın sözle değil davranışla olacağının bilinciyle hoşgörülü davranmalıyız. Yolun hakkını vermenin hız yapmak veya rast gele davranmak değil yine Peygamber Efendimizin (s.a.v) ifadesiyle başkalarına eziyet ve zarar vermemek olduğunun bilincinde olmalıyız. Değerli Mü’minler! Müslüman elinden ve dilinden başkalarının emin olduğu kimsedir.(4) Her gün trafikte karşılaştığımız binlerce insanla belki de helalleşme imkânımızın bile olmayacağını düşünerek acele etmeden, İslamî şuur ve vicdanî hislerle hareket edelim. Güzel ve sevap olan davranışları alışkanlığa dönüştürerek, hayatı kolaylaştıralım ve güzelleştirelim. Kendi yapacaklarımızı Allah’a havale etmek yerine gerekli tedbirleri alarak Besmeleyle yola çıkalım. Hazırlayan : Yusuf KABAKCI Ünvanı : İnegöl Vaizi -------------------------------------------------------------------------------- (1) Bakara, 2/195 (2) Nisa, 4/29 (3) Buhârî ,Ezân 32, Mezâlim 28; Müslim Birr 127, İmâre 164 (4) Buhârî, İman: 4; Müslim, İman: 64–66 |
| |
| | #66 |
| Er Katılım Tarihi: May 2008
Mesajlar: 24
| bu haftanın cuma hutbe konusu bu dur!!!!! |
| |
| | #67 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| teşekkürler hafii.. ne yaptığınızı bilmiyorum ama bilmediğiniz bir konu var. ben burada diyanetin standartlarına uyarak değil önem arzettiğini düşündüğüm konuları sıralayarak yazmaya veya bulmaya çalışıyorum... yine de teşekkürler. |
| |
| | #68 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| VAKFIN DİNİMİZDEKİ YERİ VE ÖNEMİ Yüce dinimiz İslam’ın asıl hedefi insandır. Toplum içerisinde yaşayan insanların hem dünyada hem de ahirette mutluluğa ermesi için dinimiz bir takım kurallar koymuştur. İnsanların birbirine yardımcı olması, sıkıntılı zamanlarında yardımlaşmaları, darda kalan din kardeşinin sıkıntılarının giderilmesi için birbirlerine yardım etmeleri de bu kuralların içerisindedir. Vakıf, bir malın aslının korunması kaydıyla, gelirinin Allah yolunda sarfedilmesi demektir. Daha İslamın ilk yıllarından itibaren başlayan, insanların birbirlerine faydalı olma yarışı, beraberinde günümüze kadar artarak gelen hayır kurumlarını, vakıfları meydana getirmiştir. Asıl gayesi; yardıma ihtiyaç duyan insanların her türlü ihtiyaçlarını karşılamak olan vakıflarımız, her ne kadar kurum olarak hizmet verseler de asıl kaynağını hayırsever insanlarımızdan almaktadır. Nice aç olan kimseleri doyuran, açık olanları giydiren, kimsesizleri barındıran, fakir öğrencilere okuma imkanı sağlayan ve hasta insanların tedavisini yaptıran,fakir gençleri evlendiren vakıflarımızdır. Her konuda olduğu gibi vakıflar konusunda da ilk örneğimiz Hz. Peygamber (sav ) efendimizdir. Çünkü O “ Hayırlı mal Allah yolunda harcanan maldır.” buyurmuş, daha Mekke’den Medine’ye gelir gelmez, Neccar oğullarından bir arsa satın alarak vakfetmiş ve üzerine Mescid yapılmasını emretmiştir.. Yine hicretin üçüncü yılında kendisine ait yedi parça hurma bahçesini vakfetmiştir.. “Siz sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz.Her ne harcarsanız Allah onu bilir.” (1) İlahi mesajının ruhuna uygun olarak Hz. Peygamberin açmış olduğu bu güzel yolu Sahabe-i Kiram da takip etmişlerdir. Bunun yanında İslam’a büyük hizmetler vermiş olan ecdadımız da her gittikleri yerde insanlığın faydasına sunulmak üzere, hanlar, hamamlar, camiler, kervansaraylar, aşevleri hastaneler, çeşmeler ve köprüler inşa etmişlerdir Osmanlının ayak bastığı her yerde vakıf eserleri halen daha insanlığa hizmet vermeye devam etmektedir. Atalarımız, Resulullah (s.a.v.) Efendimizin bu öğütlerini tutmuşlar, bizlere ölümsüz binlerce eser bırakmışlardır. Bize düşen ise: halka hizmet Hakka hizmettir gayesiyle kurulmuş olan bu vakıflara, gereken ilgi ve alakayı göstermek, onları korumak, kollamak, maddi ve manevi yardımlarda bulunmaktır. Eskilere yenilerini ekleyebilirsek , bizler de öldükten sonra onlar gibi amel defterlerimizin kapatılmamasını sağlayabiliriz. Peygamber efendimiz sadaka-i cariye hakkında ne buyuruyor; “İnsanlar öldükten sonra amel defterleri kapanır. Ancak sadaka-i cariyesi olanların amel defterleri kapanmaz. Kıyamete kadar onlara sevap yazılır.” (2) Bizler de bu gün, başta Hz. Peygamber olmak üzere, O’nun değerli ashabının ve ecdadımızın kendilerine bir görev olarak bildiği, “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” (3) hadisi şerifinin ışığı doğrultusunda, insanların en hayırlısı olabilmek için, bu güne kadar yaşayan bu güzel geleneği yaşatmalı, çocuklarımıza ve gelecek nesillere bu tür vakıfların sayılarını artırarak emanet etmeliyiz. Ahiretimizi düşünerek sadaka-i cariyelerimizi artırmalıyız ki amel defterlerimiz kıyamete kadar açık kalsın. Hutbemizi bir hadis-i şerif meali ile bitirelim: Allah'ın Rasülü (s.a.v.) buyururlar ki: "Olgun bir mü'min sonu cennet oluncaya kadar, hiçbir hayra doymaz, hiçbir hayırdan da geri kalmaz”. (4) 1 : Al-i İmran S. Ayet 92 2 : R. Salihin C.3 Sh. 5 3 : 250 Hadis Sh.121 No:152 4 : Riyazu's Salihin Trc. 3,6 |
| |
| | #69 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| ÇEVREYİ TEMİZ TUTMAK VE KORUMAK Kainat, muhteşem bir ahenk ve düzen içinde yaratılmıştır. Bu, Allan’ın varlığının,birliğinin bir işareti, belgesidir. Evrende var olan bu düzene, “Ekolojik Denge” denmektedir. Şimdi bu konuyla ilgili bazı ayet-i kerime meallerine dikkatinizi çekmek isterim Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de “Şüphesiz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışızdır”(1) “Allah göğü yükseltti ve dengeyi koydu, Sakın dengeyi bozmayın”(2) buyurmaktadır. Çağımızın en önemli problemlerinden birisi, ekolojik dengenin bozulması, bununla bağlantılı olarak çevre kirliliğinin ve çölleşmenin ortaya çıkmasıdır. İnsan, Allah’ın yer yüzündeki temsilcisidir . En şerefli varlıktır. Ancak, tabiatın, çevrenin sahibi değildir. Dünya misafirhanesinde, misafir konumunda olan insanın, tabiatı, çevreyi istediği gibi kullanmaya ve sınırsız tasarrufta bulunmaya hakkı yoktur.Yüce Rabbimiz, insandan tabii çevrenin ve ekolojik dengenin korunmasını, doğal düzeni bozmamasını istemekte, aksi halde bundan yine insanın kendisinin zarar göreceğini Rum Süresi 41’inci ayette şöyle haber vermektedir:“ İnsanların kendi işledikleri kötülükler sebebi ile karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Yanlıştan dönmeleri için Allah yaptıklarının bazı kötü sonuçlarını (dünyada) onlara tattırtacaktır”.(3) Çevre, tabiat, hepimizindir. Allah’ın bize verdiği bir emanettir. Bu emanete sahip çıkmak, onu kirletmemek, daha da önemlisi kaybetmemek en büyüksorumluluğumuzdur.Bu sorumluluğun başında da temizlik yer almaktadır.Bu konuda Peygamberimiz “Temizlik imandandır”(4) “Allah temiz olanları sever”(5) “insanları rahatsız eden bir nesneyi yerden kaldırmayı imandan kabül eden”(6) bir dinin mensupları olarak asla çevreyi kirletmemeli, yolları, sokakları, sahilleri, piknik alanlarını kısaca içinde bulunduğumuz çevreyi kirletmeden temiz tutmalıyız. Bu bağlamda, bir hususu daha dikkatlerinize sunmak isterim. Bizler, ağaç yetiştirmeyi ibadet kabul eden, gereksiz yere ağaca, yeşil’e kıymayı günah gören bir kültüre sahibiz. Peygamberimiz, “Kıyamet koparken bile fırsat varsa, ağaç dikmeyi emretmiştir”.(7) Erozyonun, çevre kirliliğinin, çölleşmenin başında, ormanların yok edilmesi vardır. Halen orman yangınlarının en riskli olduğu mevsimdeyiz. Başta piknik alanları olmak üzere her zaman, her yerde ormanlarımızı korumak, bir yangın olduğunda ilgililere en kısa sürede haber vermek hepimizin görevi olmalıdır. 1-Kamer,49. 2-Rahman,7-8. 3-Rum,41. 4-Müslim, tahare. 5- Tevbe, 108. 6-Müslim,tahare,68. 7-Ahmet ibn hanbel,ııı,191. Düzenleyen: abdullah_esad , 30-05-2008 - 12:19. |
| |
| | #70 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| HZ. PEYGAMBERİN AHLAKI VE ÖRNEKLİĞİ Tarihte hayatının tamamı en ince ayrıntısına kadar tespit edilen tek Peygamber ve tek insan, Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s) dir. Ahir zaman Nebisi (s.a.s) in en basitinden en karmaşık ve mükemmeline kadar bütün söz, fiil ve takrirleri takip edilmiş ve tarihe bir şeref levhası olarak kaydedilmiştir. Hayatın çeşitli iptila, musibet ve sürprizleri karşısında kendimizi olumsuzluklardan kurtarabilmek için kadere rıza, belalara sabır, hadiseler karşısında dengeli olma gibi ve tevekkül, şükür, kanaat, gönül zenginliği, cömertlik, tevazu, fedakârlık gibi yüksek ahlaki vasıfları en güzel şekilde hayatımıza tatbik etmek zorundayız. Bunlar vb. hususlarda örnek olması için Cenab-ı Hakk’ın bütün beşeriyete armağan ettiği en büyük rehber; temiz, nezih ve örnek hayatı ile Hz. Peygamber (s.a.s.) efendimizdir. Allah Rasülü’nün hayatı, kıyamete kadar gelecek bütün nesillere örnektir. K.Kerimde O’nun hakkında: “(Ey Rasülüm!)Şüphesiz sen büyük bir ahlak üzeresin.” (Kalem 3-4) buyurulmaktadır. Rasülullah (s.a.s)’in sureti ve mübarek şahsiyeti, beşeri davranışlar manzumesinin zirvesini teşkil eder. O irşat vazifesini, insanlık içinde bizzat kendisi örnek olmak suretiyle tamamlayan bir peygamber ve numune-i imtisal bir şahsiyettir. Allah (c.c), O’nu Kur’an-ı Kerimde “And olsun ki, sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşacağını uman ve Allah’ı çok zikredenler için Allah Rasülü’nde üsve-i hasene (en mükemmel bir örneklik vardır.” (Ahzab 21) buyurulmaktadır. Hz. Peygamber (s.as), bizlere hayatının her safhasında her bakımdan müstesna bir güzellik ve mükemmellik sergilemiştir. Dolayısıyla her insan, O’nun şerefli hayatı ve sünnet-i seniyyesinde, kendisine örnek alabileceği davranışların en güzelini ve mükemmelini bulabilir. Cemiyetin birbirine zıt noktalarında bulunanlara dahi en güzel örnek, Hz. Peygamber(s.a.s)dir. Mesela, bir mahkumun hayatı hakime, hakimin hayatı mahkuma; geçim sıkıntısı ve yokluk içinde yaşayanın hali zengine, zenginin hali de fakire örnek olamaz. Hz. Peygamberin hayatı ise iki tarafa da örneklik arz eder. Zira, Cenab-ı Hak, O’nu, insanlar içinde acziyet bakımından en altta bulunan “yetim çocukluk”tan başlatarak hayatın bütün safhalarından geçirip güç ve salahiyet bakımından en üst noktaya, yani “Peygamberlik ve Devlet Başkanlığı”na kadar yükseltmiştir. O’nun yaşadığı devreler, insan hayatındaki her devre için en ideal davranış örneklerini içerir. Bu sebeple O’nun hayatı, hangi kademe ve vaziyette bulunulursa bulunulsun bütün insanlara kendi güç ve konumları nispetinde taklit edebilecekleri fiili, müşahhas ve mükemmel bir örneklik teşkil eder. |
| |
| Konu Araçları | |
| |