![]() |
| | #71 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| ÜÇ AYLARIN BAŞLANGICI Recep, Şaban ve Ramazan ayları, dinimizin kutsal saydığı üç ayları teşkil eder. Üç aylar, içinde Regaib, Miraç ve Berat kandili ile Kadir gecesini barındıran mübarek zaman dilimleridir. Regaib; sevilen, sayılan, Allah’ın lütuflarının bol bol verildiği, değeri yüksek gece anlamına gelmektedir. Bu gece bağışlanma gecesi olduğu gibi aynı zamanda Miraç, Berat ve Kadir geceleri ile Ramazan ayını müjdeleyen bir nevi müjde gecesidir. Hz. Peygamber (s.a.s) Recep ayına ulaştıklarında; “Allah’ım Recep ve Şaban’ı hakkımızda mübarek kıl ve bizi Ramazan’a kavuştur”(1) diye dua ederlerdi. Bu gecenin fazileti ile ilgili olarak ta; “ Beş gece vardır ki, onlarda yapılan dualar geri çevrilmez, kabul edilir. Bu geceler; Recep ayının ilk gecesi, Şaban ayının on beşinci gecesi, Cuma gecesi, Ramazan bayramı gecesi ve Kurban bayramı gecesidir”(2) buyurmaktadır. Bu hadis-i şerifte duaların makbul olduğu geceler arasında Receb ayının ilk gecesi ile Cuma gecesinin zikredilmesi, Regaib Kandili gecesinin; değerlendirilmesi ve istifade edilmesi gereken bir gece olduğuna dair bir işarettir. Aziz Mü’minler! Üç aylar dediğimiz bu mevsim; rahmet dalgalarının başladığı, manevi huzur ve sükunun kalplere dolduğu, kalplerdeki merhamet duygusunun zirveye ulaştığı, ilahi rahmetin coştuğu feyizli ve bereketli bir maneviyat mevsimidir. Bu mevsim münasebetiyle geçmişin muhasebesini yaparak geleceğe azim ve enerji dolu bir şevkle atılmaya çalışmalı, yaratan ve yaratılanlarla olan münasebetlerimizi gözden geçirmeli ve bu mevsimden bilinçli olarak istifade etmeye çalışmalıyız. Hutbemizi okuduğum ayet-i kerimenin meali ile bitirmek istiyorum; “Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler .” (3) 1-El-Fethül Kebir, C.2 Sh.93 2-Feyzü’l-Kadir, C:3, S:454 3-Bakara 2/186 |
| |
| | #72 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| DÜRÜSTLÜK BİR ERDEMDİR İslam’ın özünü oluşturan ahlaki değerlerden biride doğruluktur. Bunun için dinimizin bütün esasları : iman, doğruluk, adalet ve merhamet ölçüleri üzerine kurulmuştur. Milli ve manevi değerler fert, aile ve toplumun ileriye dönük emin adımlarla yürümelerini sağlar. Toplum içinde yaşayan insanın diğer insanlarla ilişkilerinde ahlaki değerlere özen göstermesi gerekmektedir. Doğruluk, insanlar arası ilişkilerde güven ve huzuru sağlayan güzel ahlaka ait en temel değerlerdendir. Yüce dinimiz İslam, doğruluğu güzel ahlak istikametinde insanı olgunlaştıran bir değer olarak övmüş,”Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”(2) ayetiyle; insana inancında, söz ve davranışlarında doğruluktan ayrılmamasını emretmiştir. İnsanı dünya ve ahirette kurtuluşa ve ebedi mutluluğa kavuşturacak olan doğruluk; peygamberlerin sıfat ve hasletidir. Bütün peygamberler dosdoğru hayatlarıyla insanlığı doğruluğa davet etmişlerdir. Müslüman’a yakışan, peygamberi örnek alarak her yerde ve her zaman doğruluk ve dürüstlükten ayrılmamaktır. Sevgili Peygamberimiz (SAV) kendisinden nasihat isteyen bir sahabeye “Allah’a inandım de ve sonra dosdoğru ol.”(3) buyurması dinimizin doğruluğa ne büyük önem verdiğini açıkça göstermektedir.“Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk insanı iyiliğe, iyilikte Cennet’e götürür.Yalandan ,eğrilikten sakının. Çünkü yalan insanı günaha, günahta Cehennem’e sürükler.”(4) hadisini tefekkür edelim. Olgun bir Müslüman olabilmemiz için şartlarımız ne olursa olsun doğruluktan ayrılmayalım. İnsan; özünde, sözünde, davranışlarında hem vatanına, hem milletine hem de kendisine karşı doğru olursa, dini, milli ve insani vazifelerini yapmış olur. Doğru ve dürüst insanların oluşturduğu bir toplumda insanlar arası güven ortamı oluşur. Güven ortamının bulunduğu yerde ise dostluk gibi çok güzel hasletler ortaya çıkar. İnsanlar huzurlu ve mutlu olur. Bizlerde özümüz, sözümüz, davranışımız ve diğer insanlarla ilişkilerimizde doğruluktan asla ayrılmayalım. Sevgili Peygamberimizin “Bizi aldatan bizden değildir” hadis-i şerifince amel edelim. Unutmayalım ki, Allah’ın rahmeti ve bereketi, peygamberlerin şefaati ancak doğruların yanında olacaktır. Hutbemi sözlerin en doğrusu Kuran-ı Kerim’den bir ayet mealiyle bitirmek istiyorum: ” Rabbimiz Allah’tır deyip, sonra da doğrulukta devam edenlere gelince, onların üzerlerine melekler iner ve onlara derler ki: korkmayın, üzülmeyin, size va’dedilen cennetle sevinin. (5) ----------------------------------------------------- 1 : Tevbe = 119 2 : Hud = 112 3 : Müslim;İman = 62 4 : Buhari; Edeb = 69 5 : Fussilet = 30 |
| |
| | #73 |
| Yüzbaşı Katılım Tarihi: Apr 2008 Yaş: 21
Mesajlar: 978
| ALLAH razı olsun abi mevlam bizleri hayatımızın hiç bir safhasında doğruluktan ayırmasın göz açıp kapayınacay kadar bile şeytan ve nefsin eline bırakmasın....... |
| |
| | #74 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| MİRAÇ KANDİLİ Bazı zaman ve mekanlar, içinde cereyan eden önemli hadiseler sebebiyle değer kazanmışlardır. Bu değerli zamanlardan biri de, önümüzdeki Salı’yı Çarşambaya bağlayan, Miraç gecesidir. Sözlükte, yükselme vasıtası ve yükselmek anlamlarına gelen Miraç, Peygamberimizin yüce makamlara çıkarılması; gece yolculuğu anlamına gelen isra ise; gecenin bir saatinde Peygamberimizin Mekke'den Kudüs'e götürülmesi demektir. Kur’an-ı Kerim’de "Ayetlerimizden bir kısmını Ona göstermek için, Kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan alıp, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya seyahat ettiren Allah; her türlü noksanlardan münezzehtir. Şüphesiz ki O, her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla görendir. buyurularak bu önemli hâdise açıkça beyan edilmiştir.(İsra 1) "Miraç, en zor şartlar altında dahi kulluğundan taviz vermeyen Peygamber Efendimiz (a.s)’ın, ifa ettiği bu eşiz kulluğuna mükafat olarak kazandığı eşsiz bir ihsandır. Miraç, “Müslümanların akla hayale gelmedik zulüm ve işkencelere maruz kaldığı, bütün bu dayanılmaz zulümlerin üstüne Peygamber Efendimiz (as) ’in, amcası ve hayat arkadaşı Hz. Hatice’nin vefaat ettiği esnada hem cismen hem de bedenen Cenab-ı Hakk’ı müşahede etmesi, hem efendimiz hem de ashabı için büyük bir moral kaynağı olmuştur. Yüce Peygamberimiz ve ashabı için çok önem taşıyan Miraç mucizesi, biz müslümanlar için de ilahî rahmetler ve lütuflarla doludur. Miraç olayının biz müslümanlar için en önemli sonuçlarından birisi hiç şüphe yok ki, dinin direği olan namazdır. Namaz, bize bir miraç hediyesidir. Sevgili Peygamberimizin miraçta yaşadığı manevi lezzetleri bize yaşatabilecek olan namaz, mü'minin miracı olmuştur. Nasıl ki, yüce Peygamberimiz Miraç'ta vasıtalardan arınmış olarak Mevlası ile karşı karşıya geldi ise, mü'min de namazda vasıtasız olarak doğrudan doğruya Rabbinin huzuruna çıkar; sadece O'na kulluk etme ve sadece O'ndan yardım isteme fırsatı bulur. Eğer mü'min, günde beş vakit namazını dikkatle ve huşu içerisinde kılacak olursa o namaz onun için bir miraç olur, kul onunla Hakka yol bulur. Ayrıca bu gecenin bereketli sonuçlarından biri de amenerrasulü diye bilinen Bakara Süresinin son iki ayetinin verilmesi ile şirk koşmayanların cennete girmesi müjdesinin verilmesidir. Bütün bunlar, bizim için Yüce Rabbimize daha fazla şükretmeye ve kulluk bilincimizi artırmaya vesile olacak nimetlerdir. Miraç kandili, rahmeti, bereketi, ihsanı ve affı çok olan bir gecedir. Bu gecede çokça Kur’an-ı Kerim okumalıyız. Kaza veya nafile namazlarımızı kılıp ve yeryüzündeki bütün kardeşlerimiz için hayır dualarında bulunmalıyız Bakara suresinin son ayetlerinin manasını öğrenerek bu bilgiler ışığında rabbimize samimice dua etmeliyiz. 1-İsra S.1 |
| |
| | #75 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Jun 2008 Yaş: 18
Mesajlar: 87
| Allah razı olsun |
| |
| | #76 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Oct 2007 Yaş: 30
Mesajlar: 101
| ALLAH’IN RIZASINI TALEP Cenab-ı Hakk’ın yarattığı varlıklar içinde en mükemmel varlık insandır. Maalesef bitmez tükenmez emel ve gayelerle sımsıkı sarıldığımız şu dünya hayatı, fanidir. Ve burası ancak ve ancak bir imtihan yeridir. Bu imtihan dünyasında bir mü’minin en büyük gayesi yüce Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak olmalıdır. Şöyle geriye doğru dönüp baktığımızda görüyoruz ki, zengin-fakir, genç-yaşlı, amir-memur, zalim-mazlum nice insanlar bu dünyadan gelip geçtiler. Bir çoğunun yerinden yurdundan eser bile kalmadı. Her geçen gün bir sevdiğimiz bizi bırakıp gidiyor. Biz de bir gün sevdiklerimizi bırakıp gitmek için, her an gelmesi muhtemel ecelimizi bekliyoruz. Her geçen gün yıpranan bedenimize dur demek mümkün değildir. İstesek de istemesek de doğumla, ağlayarak geldiğimiz şu dünyadan ölümle çıkıp gideceğiz. Öyleyse şu soruyu kendimize her zaman sormalıyız. “Bu dünyada ne işimiz var?” Bu sorunun cevabını yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de, “O, Hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir. Çok bağışlayandır.” (1) buyurmaktadır. Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor. “Cennet ehli, Cennete girdiğinde yüce Allah onlara: -Başka bir şey arzu ediyorsanız arttırayım diye soracak. Onlar da: -Ya Rab bu içinde bulunduğumuzdan daha üstün ne olabilir ki? Derler. Allah Teala da: -Benim rızam. Bundan böyle ebediyen size azab etmeyeceğim (sizden hep razı olacağım) buyuracak.” (3) O halde; yaratılışımızın gayesine uygun olarak hareket edelim; verilen nimetlere karşı en büyük şükür olan ibadetlerimizi, ihlas ve samimiyetle yerine getirelim. Yaptığımız her işte Allah’ın rızasını gözetelim. Haktan, adaletten, doğruluk ve samimiyetten ayrılmayarak her iki dünya mutluluğunu tadalım. Şunu bilmeliyiz ki, Allah’ın rızasını talep edenler kurtulur. O’ndan yüz çevirenler ise helak olur. Bir imtihan yeri olan dünyamızda Allah yolunda yapılan çalışma, çabalamalar bir kıymet ifade eder. Buna karşılık sırf dünya menfaati, makam ve mevkii hırsı ile para peşinde sarf edilen çabalar, didinme ve uğraşmaların karşılığı yoktur. Allah için sarf edilmeyen dünya malı ahirette vebalden başka bir anlam ifade etmez. Orada geçerli olan imandır ve Allah rızası için yapılan Salih amellerdir. ______________________ (1) Mülk/2 (2) Buhari,Müslim |
| |
| Konu Araçları | |
| |