![]() |
| | #71 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,092
| ŞÜKRETMEK Şükretmek, verilen her türlü nimetten ötürü, dille ve kalple Allah'a olan minnet ve teşekkürünü ifade etmek, bu nimetleri Kuran'da belirtildiği şekilde kullanarak hakkını vermek demektir. Kalben ve dille olmasının yanı sıra şükrün fiilen yapılması da çok önemlidir. Bu da, verilen nimeti Allah yolunda, Allah'ın rızasının en fazla olduğu yönde değerlendirmekle olur. İnsan mal, mülk, zenginlik, makam, mevki, itibar, zeka, sağlık, kuvvet gibi nimetleri Allah yolunda, Allah'ın emrettiği biçimde kullanmazsa verilen nimetin şükrünü hakkıyla yapamamış olur. Bu yüzden, şükretmek Kuran'ın pek çok ayetinde tekrarlanan ve müminlerin çok titizlikle korumaları gereken bir ibadettir. Bu ayetlerden bazıları şöyledir: Hayır, artık (yalnızca) Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol. (Zümer Suresi, 66) Öyleyse Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eğer O'na kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetine şükredin. (Nahl Suresi, 114) Şükretmekle mümin, Allah'ın sevgisini ve hoşnutluğunu kazanır, O'na daha fazla yakınlaşır. Sebeplere, vasıtalara takılmaz, sahip olduğu herşeyi yalnızca Allah'tan bilir ve şirkten uzaklaşır. Bu şekilde, verilen nimetin maddi lezzetinden kat kat daha fazla olan manevi bir lezzeti tadar. Verilen bu nimetler vesilesiyle Allah'ı yüceltir. Bu dünyada verilen tüm nimetler şükrü veya nankörlüğü ortaya çıkarmak için yaratılmış birer imtihan aracıdır. Bu önemli gerçek Hz. Süleyman'ın dilinden Kuran'da şöyle haber verilmektedir: Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim." Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır. (Neml Suresi, 40) Yine Hz. Süleyman'ın Kuran'da geçen ifadelerinden şükredebilmenin bile Allah'ın çok büyük bir nimeti olduğunu ve ancak Allah'ın lütfu ve dilemesiyle insanın şükredebileceğini anlıyoruz. Çok büyük bir batıni sırrı da içeren, Hz. Süleyman'ın şükretme ile ilgili duası ayette şöyle bildirilir: (Süleyman) Bu sözü üzerine tebessüm edip güldü ve dedi ki: "Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat." (Neml Suresi, 19) Şükretmenin de, iman ve tüm salih ameller için olduğu gibi, Allah'ın ilhamıyla olduğu ayette açıkça belirtilmiştir. Vicdanlı bir insan etrafına baktığı zaman dört bir yandan Allah'ın nimetleriyle kuşatılmış olduğunu, bunların hiçbirisine kendisinin güç yetiremeyeceğini, yalnızca Allah'ın dilemesiyle bu nimetlere kavuşabildiğini fark eder. İnsanın kendisine ait sandığı bedeni, aklı, zekası, duyguları, sağlığı ve kuvveti bile bu nimetlerin yalnızca birer parçasıdırlar. Bu yüzden şükretmek yalnızca belli zamanlarda, büyük bir kazanç ya da fayda elde edildiğinde veya güzel bir yemek yendiğinde ya da kötü bir olay sağ salim atlatıldığında sadece dil ucuyla, "Elhamdülillah, Allah'a çok şükür" demek değildir. Şükür her an tüm kalbiyle yaşanması gereken bir ruh halidir. Çünkü Allah'ın nimetleri saymakla, hatta, ayette geçen ifadeyle, genelleme yapılarak bile bitirilemez: Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nahl Suresi, 18) Allah'ın nimetlerine şükretmemek ya da az şükretmek nankörlüktür. Bu ise şeytanın insanlara karşı kurduğu çok büyük bir tuzaktır. Şeytan her zaman, insanları şükretmekten alıkoymak ister. Bu saptırması ayetlerde şeytanın kendi ağzından şöyle haber verilir: Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım. Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." (Araf Suresi, 16-17) Görüldüğü gibi şeytanın bütün çabaları tek bir ana hedef etrafında toplanmaktadır; insanların şükretmelerine engel olmak. Bu konuda çoğu kimseler üzerinde etkili de olmuştur: ... Şüphesiz Allah, insanlara karşı büyük ihsan (Fazl) sahibidir, ancak onların çoğu şükretmezler. (Yunus Suresi, 60) Şeytanın, özellikle şükretme konusunda insanlara yaklaşacağını ifade etmiş olması, bu ibadetin önemini de ortaya koymaktadır. Şüphesiz bu kadar önemli bir ibadeti terk ederek nankörlük yapmanın Allah Katındaki karşılığı da ona göre olacaktır: Rabbiniz şöyle buyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir." (İbrahim Suresi, 7) |
| |
| | #72 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Rabbim bizleri sükreden ve akilli kullardan eylesin.Peygam efendimiz (s.a.v) ;Ebu derda´´ya( r.a)hitaben,,,. Aklini artirki ,Allah´ü Tela´´ya yaklasasin ,buyurdu .Ebu derda (r.a) Anam babam sana feda olsun,aklimi nasil artirabilirim ya Resulallah? diye sorunca Peygamber efendimiz(S:A.v) Allah´´u Teala´´in haramlarindan kacin ,farzlari yerine getirki ,akilli olasin,iyi ameller isle ki ,düyada yüksek mertebeye erip ahirette Aziz ve Celli Allah´´ü Teala´´ya yaklasmakla izzet bulasin buyurdular. Rabbim bu yazilanlari uygulayanlardan eylesin .Hem dünyamizi hem ahiretimizi kurtulanlardan eylesin .Rabbim rizasini kazanan kullardan eylesin bizleri .Allah razi olsun Vera kardesim o kadar güzel konu acmissinki o kadar güzel anlatmissinki Rabbim devamini nasip etsin sadece sitede deyil bulundugun mekanda cevrende her yerde RABBIM´´I O nun ayetlerini anlatan konusan kullardan eylesin sadece seni deyil bu sitede bulunan ilmi cok güzel olan kisiler Allah Ilmiyle amel eden kullardan eylesin sizleri ,Rabbim bu konulari okuyan icinde sevgi duyanb kullarinin kalbine Alllah askini sevgisini muhabbetini artirsin .Cok güzel insallah cogumuz okuyanlarimiz amellerimizi daha cok ilerletir daha ihlasli sekilde Amel edip ahiret nimetlerine kavusanlardan oluruz.Bu ahiret nimetlerin yaninda en güzeli cenntte cemal görmek insallah sükredenlerden oluruz. |
| |
| | #73 | |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,092
| Alıntı:
Elif kardesim ne guzel dua etmissin Rabbim Cumlemizden razi olsun.. | |
| |
| | #74 | |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 2,475
| Alıntı:
Devam edegelen imanin güzellikleri konusu ve SÜKRETMEK çok güzel bi konu,Allah razi olsun Vera ablacim! şükretmek kanaat etmektir ve eger şükür olmazsa mü'mine hayat zindan hükmünde olur süphesiz... Rabbimizin de bizden istedigi O'nu bilmemiz ve şükür degil midir zaten? "Şükretmekle mümin, Allah'ın sevgisini ve hoşnutluğunu kazanır, O'na daha fazla yakınlaşır. Sebeplere, vasıtalara takılmaz, sahip olduğu herşeyi yalnızca Allah'tan bilir ve şirkten uzaklaşır. Bu şekilde, verilen nimetin maddi lezzetinden kat kat daha fazla olan manevi bir lezzeti tadar. Verilen bu nimetler vesilesiyle Allah'ı yüceltir..." | |
| |
| | #75 | |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,092
| Alıntı:
Ecmain olsun insaAllah... Vakit buldukca imanin guzellikleri adli konumuza devam ediyorum . InsaAllah faydalananlardan olalim... | |
| |
| | #76 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,092
| Bir ayette şöyle bildirilir: Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler. (Nahl Suresi, 61) Ayette zulümleri nedeniyle insanların sorguya çekilmeleri halinde, yeryüzünde istisnasız tek bir canlının bile kalmayacağından bahsedilmektedir. Buna iman edenlerin de dahil olduğu çok açıktır. O halde hiçbir mümin kendini hatasız ve günahsız göremez. İman edenler de, gün içinde bilerek ya da bilmeyerek pek çok hata yapabilirler. Aklının, imanının, şuurunun derecesine göre bu hata ve günahlar az ya da çok olabilir. Ancak hiç kimse kendini hata yapmaktan müstağni göremez. Kendini kusursuz ve mükemmel görmek başlı başına her türlü günaha kapı açan bir hata olur. Kuran'da bu tarz bir kusursuzluk iddiasının Firavunlara özgü bir anlayış olduğuna dikkat çekilmiştir. Mümin, imanı ve buna bağlı olarak da aklı arttıkça kendini günahsız görmeye değil, tam tersine kendi hata ve günahlarını daha iyi fark etmeye başlar. İçinde bulunduğu durumu daha net kavradığı, Allah korkusu çok daha arttığı için, bir yandan hatalarını düzeltmeye, tekrarlamamaya çalışırken bir yandan da isteyerek ya da istemeyerek işlediği günahları için sürekli olarak bağışlanma diler. İşte şuurlu bir müminin göstermesi gereken davranış budur. Dahası, bağışlanma dilemek zaten tüm müminlere farz kılınmıştır: Ve Rabbiniz'den bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin. O da sizi, adı konulmuş bir vakte kadar güzel bir meta (fayda) ile metalandırsın ve her ihsan sahibine Kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz gerçekten ben, sizin için büyük bir günün azabından korkarım. (Hud Suresi, 3) Bağışlanma dilemenin nimet verilmesine vesile olacağı da bu ayetten anlaşılmaktadır. Kuran'ın pek çok ayetinde, peygamberlerin çeşitli vesilelerle Allah'tan bağışlanma dilediklerinden bahsedilir. O anda herhangi bir günah işlememiş olsa bile, Allah'ın azabını hatırladıklarında ya da Allah'ın bir imtihanıyla karşılaştıklarında peygamberlerin hemen Allah'tan bağışlanma dilediklerini görürüz. Bir ayette de Peygamberimiz (sav)'e insanların akın akın dine girdiklerini gördüğünde, Allah'ı hamd ile tesbih edip bağışlanma dilemesi bildirilir. Bir başka ayette ise cennete giren müminlerin övülen özellikleri arasında düzenli olarak bağışlanma dilemelerinden bahsedilmektedir: Onlar, seher vakitlerinde istiğfar ederlerdi. (Zariyat Suresi, 18) Görüldüğü gibi bağışlanma dilemek için mutlaka o anda bir günah işlemiş olmak gerekmez. Bağışlanma dilemek, bir anlamda, müminin kulluğunu, Allah karşısındaki aczini, O'nun yardımı olmaksızın günahtan sakınmasının bile mümkün olmadığını dile getirmesidir. Bağışlanma dilemeye önem vermemenin altında aczinin, kusurunun, günahlarının farkında olmama gibi bir gaflet ve şuursuzluk hali yatar. Bunun doğal bir sonucu olarak insanın kalbi katılaşır ve zamanla kendi nefsini ilahlaştırıp şeytani bir enaniyet ve müstağniyet haline girer. Müstağniyet ise, Kuran'da haber verildiği üzere kişiyi azgınlaştırır, şeytanın askerlerinden biri haline getirir. (Yasin Suresi, 75) |
| |
| | #77 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,092
| EMANETE VE AHİTLERE RİAYET ETMEK Emanet denince bunu, yalnızca dar anlamıyla, verilen bir şeyi bir süre için saklama şeklinde anlamamalıdır. Üstlenilen her türlü görev ve sorumluluk kişinin üzerindeki bir emanettir. Bu görev gereği gibi yerine getirilmezse emanete ihanet edilmiş olur. Kuran'da tarif edilen mümin, dürüst, emin ve sorumluluk sahibi bir insandır. Küçük hesaplar, küçük çıkarlar peşinde koşmaz. Bu nedenle, verilen bir ahdi yerine getirme veya üzerine aldığı bir emanete en güzel şekilde riayet etme konusunda kendisine tam bir güven duyulur. Müminlerin bu özelliğinden Kuran'daki birçok ayette övgüyle bahsedilir: Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir. (Müminun Suresi, 8) Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyen) riayet edenlerdir. (Mearic Suresi, 32) ... Ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır. (Bakara Suresi, 177) Ahit verme ve emanet üstlenme konusunda kişinin, kaldıramayacağını bildiği bir yükün altına girmesi doğru olmaz. Çünkü verilen ahdi tutmamak, emanete ihanet etmek, Allah Katında hesabı sorulacak olan sorumluluklardır. ... Ahde vefa gösterin. Çünkü ahid bir sorumluluktur. (İsra Suresi, 34) Ey iman edenler, Allah'a ve resulüne ihanet etmeyin, bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin. (Enfal Suresi, 27) Yalnız burada önemli olan nokta, kişinin yapabileceği konularda, başaramama korkusu, tembellik ve benzeri nedenlerle sorumluluk almaktan kaçmamasıdır. Yapamayacağı şeyi üstlenmek gibi, yapabileceği hayırlı bir işten, sorumluluktan kaçınmak da kişiyi vebal altına sokar. Sorumluluk almak her zaman kişinin kendi seçimine bağlı değildir. Hele Allah'ın emri gibi kesin itaat gerektiren durumlarda müminin zaten kendi isteğine göre seçme hakkı yoktur. Allah yolunda mücadele edilirken herkese kendi tecrübesi, kabiliyeti doğrultusunda çeşitli görevler verilebilir. "Yapamam, ben bu sorumluluğun altından kalkamam" gibi mazeretlerin hiçbir meşru geçerliliği olamaz. Müminin kesin bir itaat, halis bir niyet ve samimi bir dua ile kendisine verilen sorumluluğu en mükemmel şekilde yerine getirememesi için hiçbir sebep yoktur. EMANETİ EHLİNE TESLİM ETMEK Her insanın farklı yetenekleri, kendisini yetiştirdiği farklı yönleri vardır. Ayrıca herkesin imani derecesi, Allah korkusu ve takvası da farklıdır; bunlara bağlı olan sorumluluk duygusu, adalet anlayışı, olayları değerlendirme kabiliyeti de birbirinden farklıdır. Bu yüzden, her insanın yüklenebileceği sorumluluğun türü ve dozajı da değişik olur. Bir görevi hakkıyla, doğru ve eksiksiz olarak yerine getirebilecek bir kimse o işin "ehli" demektir. Sorumluluğun ehline teslim edilmesi ise Kuran'da bildirilen bir emirdir: Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir, görendir. (Nisa Suresi, 58) Emanetin ehline teslim edilmesi, İslam'ın temelindeki adalet kavramının çok önemli bir parçasıdır. Emanetlerin ehillerine verildiği, hükümlerin adaletle verildiği İslami bir toplumda kimse haksızlığa ve zulme uğramaz. Sistemin bütün çarkları kusursuz çalışır, maksimum fayda sağlanır. Oysa cahiliyenin hükmettiği toplumlarda görev dağıtımları büyük ölçüde, eş, dost, akrabalık ve hatır ilişkilerine, karşılıklı menfaatlere göre ayarlanır. Üst düzey makam ve mevkilere bile o işten anlamayan, cahil, akılsız, kabiliyetsiz, ehliyetsiz kimseler getirilir. Adaletin, hakkaniyetin gözetilmesi gibi endişeler söz konusu bile olmaz. Sonuçta hiçbir alandaki hiçbir işten gereken verim alınamaz. Toplumun genel menfaatleri küçük çıkar çevrelerinin menfaatlerine tercih edilir ve büyük sosyal bunalımlar baş gösterir. Kuran'ın ahlak sistemini benimseyen bir toplumda ise bu sorunlar yaşanmaz. Buna rağmen mümin her konuda adaleti gözetirken çok titiz olmalı, cahiliyenin ölçü aldığı değer yargılarını hiçbir hareketine, hiçbir kararına, hiçbir hükmüne, zerre kadar bulaştırmamaya, Kuran'a en ince noktasına kadar tabi olmaya özen göstermelidir. Özellikle Allah yolunda fikri bir mücadele edilirken verilen bir görevi başarıyla yerine getirmenin, dinin çıkarları açısından son derece stratejik bir önemi vardır. Bu nedenle hatalı bir görev dağıtımı, ehil olmayanlara önemli sorumlulukların verilmesi ayetin hükmüyle çelişen bir hareket olur. İslam'a ve Müslümanlara zarar verir. |
| |
| | #78 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,092
| İŞ HAYATINDA, GÜNDELİK YAŞAMDA FARKLI BİR KARAKTER GÖSTERMEK Müminin dikkat etmesi gereken konulardan biri de, gündelik yaşamın karmaşası içinde kendini dünyevi olayların akışına kaptırarak gerçek amacını unutmamaktır. Müminin gerçek amacı, Allah'ın kulu olduğunun bilincinde olmak, Kuran'da bildirilen emir ve tavsiyeleri harfiyen yerine getirmektir. İnsan, ulaştığı imani yakınlığı sürekli tazelemek ve geliştirmek yönünde gayret göstermediği takdirde mevcut durumunu da koruyamaz. Maneviyatı hızla eksilmeye, imani duyarlılığı, aklı azalmaya başlar. Kimileri için rahatlık ortamı, zorluk ort----- göre daha büyük bir imtihan vesilesidir. Zorluk ve çile zamanında akıl ve şuur açıldığı için Allah'la olan manevi bağlantıyı korumak bazılarına göre daha kolaydır. Ancak önemli olan bu bağlantıyı her türlü şartta korumaktır. Allah yolunda, birçok güçlükleri aşmış, zorlu imtihanları atlatmış bir kimse bile, tefekkürünü, imandan kaynaklanan şevkini, heyecanını canlı tutmalı, gerçek amacını hatırdan çıkarmamalıdır. Aksi takdirde kişinin kalbi katılaşır, vicdanı duyarsız hale gelir, dolayısıyla içinde bulunduğu felaketin şuuruna varamaz, öğüt alamaz bir duruma gelir. Allah'ın dilemesi dışında, dönüşü olmayan bir yola girer. Körleşen kalbi artık ahireti göremediği için, bu geçici dünyaya yönelir. Dünya ve dünyanın geçici süsleri, sahte çekicilikleri ona Allah'tan, resulünden ve Allah yolunda mücadele etmekten daha sevimli gelmeye başlar. Allah böyle bir tehlikeye karşı müminleri Kuran'da şöyle uyarmıştır: De ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun resulünden ve O'nun yolunda cehd etmekten (çaba harcamaktan) daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez." (Tevbe Suresi, 24) Mümin, fark etmeden dünya hayatına meyletme tehlikesine karşı son derece uyanık olmalıdır. Müminin, bu kadar uç noktalara varmasa da, zaman zaman gaflete kapılarak, Allah'ın rızasının olduğu bir işi terk edip nefsinin istekleri doğrultusunda birtakım dünyevi yararlara tamah etmesi yakışık almayan bir durumdur. Bu tür hareketlerin sürekliliğinde her zaman küfre, münafıklığa açılan bir kapı vardır. Şuurları kapanarak dünyevi bir menfaati Allah'ın resulüne tercih ederek, onu ayakta bırakıp gidenlerin durumu da böyledir: Oysa onlar (kendilerini tümüyle Allah'a ve İslam'a teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: "Allah'ın Katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır." (Cuma Suresi, 11) İçinde sürekli Allah korkusu, kıyamet ve cehennem korkusu bulunan ihlaslı müminler ise dünyanın aldatıcılığına kendilerini kaptırmazlar. (Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. (Nur Suresi, 37) |
| |
| | #79 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Allah razi olsun Vera kardesim,ayetler birer en büyük ögüt en büyük bir ders ibret bunlari okuyup anladiklarimizla amel etmeyi nasip etsin Rabbim.Bana nefisime kapilmamayi , her defasinda sükür etmeyi Rabbim´´e yönelip O na yalvarmayi hatirlattin..Öyle bir an gelirki ayetlerde bildirdigin gibi cok sikintili bir anda artik caresiz anda Rabbim´´e el acip yalvaracagina günahlarina tövbe edecegine bir an karsinda cok günahkar birini görür onunda her isi yolunda gittigini görürsün ve o anda diyebilirizki Yarabbi!! su günahkar kuluna herseyi nasip ettin mutlu huzur icinde bolluk icinde yasiyor ,ben bu kadar Sana kulluk ediyor emirlerini yerine getiriyorum benim halimi görmezmisin ? Allah korusun bu sekilde bir hataya düsmek nasip etmesin.En zor caresiz animizda bile zikirden KUR´´an dan ayirmasin Rabbim bizleri aytleri kendimize bir ögüt alip onlari harfiyyen yerine getiren kullardan eylesin Rabbim bizleri!!!!!elbette kolay deyil Rabbim´´in rizasini kazanmak güzel olan zoru basarmak O nun verdiklerine riza gösterip kabullenmek engelleri acip zirveye cikmak ..Kalp gözümüzün acilmasi nasip etsin Rabbim bizlere aytlerin sirlarini bilmek anlamak amel etmek nasip eylesin,kalbimiz sürekli RABBIM´´le birlikte olur insallah devamli kalbimiz Rabbim´´i zikir eden kullardan eylesin .Vera kardesim ayetler ne kadar güzel KUR´´AN ne kadar tesirli ne kadar huzur verici ,cünkü Rabbimín sözleri her hangi birinin sözleri deyil .Allah razi olsun Rabbim KUR´´an ayetlerini okumayi onlarla amel etmeyi kalbimiz daima huzur mutlu icinde oolmasini dilerim hepimiz bu yolda olmayi Ayetlerle birer ders almayi onlarla amel etmeyi nasip etsin Rabbim bizleri .Gercekten en zengini sizler olsaniz en güzeli yine siz olsaniz en mükemmelide olsaniz hep ben bilirim ben yaparim ben güzelim zenginim deseniz ve günün birinde herseyinizi kaybediyor ve caresiz kalsaniz ,nereye gidecek kime yalvaracaksiniz kime gitseniz diyeceklerini biliyor belkide kapidan kovacaklar ya Rabbim O kovmuyor gel bana yönel diyor gec olmadan burda pisman ol tövbe yap diyor bende iste diyor ,böyle bir Rab sevilmezmi? O nu övmek O na kulluk etmek O un adini anmak ne kadar gurur verici ne kadar kulluk yapabiliyoruz ? devam et Vera kardesim sen devam yazdikca bende hatalarimi o kadar iyi anliyorum kim oldugumu ayetler bana hatirlatiyor . |
| |
| | #80 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,092
| Cumlemizden Rabbim razi olsun... Rabbim istifade edenlerden eylesin insaAllah... InsaAllah firsat buldukca devamini ekleyecegim.... BAŞKALARINI UYARIP KENDİNİ UNUTMAMAK Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız? (Bakara Suresi, 44) Kuran'ı iyi bilen, zeki ve tecrübeli bir kişi başkalarının dini konulardaki hatalarını ve eksikliklerini en ince ayrıntılarıyla teşhis edebilir. Onları bu konularda uyarabilir. Bu makbul bir özelliktir, ancak bunu yapmak kişinin aynı hata ve günahları kendisinin işlemesini meşru hale getirmez. Tam tersine başkalarına yaptığı uyarıdan kendisinin de öğüt alması ve aynı hataları yapmaktan önemle kaçınması gerekir. Aksi takdirde başkalarına yaptığı uyarılar bir ecir değil, ahirette kendi aleyhinde bir delil olarak karşısına çıkar. Bir hatayı, başkasını uyaracak kadar iyi teşhis edebilen bir kişinin, aynı hatayı kendi nefsinde teşhis edememesi gibi bir durum mümkün değildir. Elbette ki kendi hata ve günahının da farkındadır. Bu ise onun çok büyük bir samimiyetsizlik içinde olduğunu gösterir. Örneğin yalancı birinin insanları doğruluğa; riyakar birinin insanları samimiyete, namaz kılmayan birinin insanları namaza davet etmesi büyük bir samimiyetsizlik ve ikiyüzlülük örneğidir. Üstteki ayetin sonunda bu tür kişilerin "yine de akıllanmayacak mısınız" sözleriyle uyarılmaları da, söyledikleri şeyleri önce kendilerinin uygulamaları gerektiğinin açık bir göstergesidir. Bu tür ikiyüzlü hareketlerin temelinde, insanlar üzerinde manevi bir otorite kurmak, hürmet edilen, çekinilen, sözü dinlenen bir kimse olmak gibi Kuran dışı sapkın düşünceler yatar. Bu şekilde davranan bir kimsenin asıl amacı Allah'ın sınırlarının, dinin menfaatlerinin korunması, batılın yok olması, müminlerin hata ve günahlarının düzelmesi değildir elbette. Yaptığı uyarıları, o hataların işlenmesine karşı olan hassasiyetinden ve Allah korkusundan yapıyor olsa kuşkusuz aynı günahları işlemekten en fazla kendisi sakınır. Bu tür kişiler müminlerin işledikleri hata ve günahları kendi makam, mevki ve itibar arayışları için büyük fırsat sayarlar. Oysa, dini konuları, Kuran'da bildirilen hükümlerini, bu tür nefsani saygı ve itibar arayışlarına alet etmek kişiyi ahirette büyük bir hüsrana sürükleyebilir. Kendinde olan bir hatayı başka bir mümin kardeşinde de gördüğünde yapılabilecek en güzel ve samimi hareket, ona önce kendisinde de aynı hatanın olduğunu söylemek ve bu konuda sürekli birbirlerine hatırlatma yaparak, ortak hatalarını düzeltmede birbirlerini takip ve teşvik etmektir. |
| |
| Konu Araçları | |
| |