ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Genel Dini Konular


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 23-07-2006, 16:40   #1
Siyahgulsevdalisi
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan kalbdenkalbe mesajlar(gençlerimizie kurulan yeni tuzaklar)

Ülkemizde misyonerlik faaliyetlerinin gün geçtikçe artması, ilk olarak akla şunu getiriyor: Misyonerler çocuklarımızı ve gençlerimizi hıristiyanlaştırmak için çok uygun bir zaman ve zemin bulmuş olmalılar. Öyle olmalı. Zira çocuklarımızın ve gençlerimizin çoğu, toplum tarafından nadasa bırakılmış boş arazi gibiler. Böyle olunca da eli eren, canı isteyen bu verimli topraklara istediği tohumu ekmeye çalışıyor. r0;Misyonerr1; kelimesi sözlükte r0;önemli, özel veya kutsal bir dava için görevlendirilmiş vasıflı, özel kişir1; demektir. Yabancı dilden gelme bu sözcük kısaca r0;görevlir1; anlamına gelir. r0;Misyonerlik faaliyetlerir1; deyiminden ise, müslümanları ve hıristiyan olmayan başka toplumları hıristiyanlaştırmaya yönelik çabalar kastedilir. Misyonerlik faaliyetlerinde yapılan iş basit bir hıristiyanlık propagandasından ibaret değildir. Hatırı sayılır maddi ödüller ve psikolojik baskılarla, umulmadık kanallar ve kişilerle topluma, özellikle de gençlere musallat olurlar. Bu durum ülkemizde de böyledir. Aslında bu faaliyetler yeni başlamış da değildir. Ancak son zamanlarda büyük bir artış göstermesi, meselenin hafife alınmayacak kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. KURT PUSLU HAVAYI SEVER

Ülkemizde misyonerlik faaliyetlerinin gün geçtikçe artması, ilk olarak akla şu soruyu getiriyor: Misyonerler çocuklarımızı ve gençlerimizi hıristiyanlaştırmak için çok uygun bir zaman ve zemin mi buldular? Bu zaman ve zeminin oluşmasında sosyal ve ekonomik faktörler mi etkili oluyor? Evet, bu faaliyetler günden güne bir örümcek ağı gibi büyüyüp genişlemektedir. Özellikle yurt dışındaki vatandaşlarımızın da bu konudan muzdarip olduklarını biliyoruz. Görünürde ilk önemli sebep, ülkemizde yaşanmakta olan ekonomik kriz denilebilir. İşsiz, yarınlarına umutla bakamayan, yarı aç bir gençliği bir takım ekonomik ödül ve vaadlerle kandırmak kolay olabilir. Ancak bu gerekçe yakın zamanda oluşmuş bir anlık durum değildir. Yani insanların umutsuzluğunu sadece ekonomik sebeplerle izah etmeye çalışmak yeterli değildir. Bir toplumda umutsuzluk tohumları yeşertmek için önce manevi değerleri bastırıp, maddi ihtiyaç ve ihtirasları ön plana çıkararak ortam hazırlamak gerekir. Ülkemizde de modern ekonomik anlayışların maddiyatçı ruhu hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Denilebilir ki, bunda başarılar da elde edilmiştir. Maddiyatçılığı eleştirerek karşı koymaya çalışan pek çok kişi de, yazık ki davalarında samimi olamamış ve başaramamışlardır. GENÇLİĞİMİZİN KALBİ KİMİN? Misyonerler, daha ziyade kaliteli okul veya kolejlerde okuyan evlatlarımıza veya zor ekonomik şartlarda yaşam mücadelesi veren gençlerimize ulaşmaya çalışmakta, önce niyetlerini beyan etmeyerek onlara insancıl görünümlü gayelerle iş ve pırıltılı bir gelecek vaadetmekteler. Peki bu gençlerimizin misyonerlere kanmamaları için gerekli itikadi temelleri var mı? Yazık ki bu soruya evet cevabı vermek mümkün değil. Çocuklarımızın ve gençlerimizin çoğu toplum tarafından nadasa bırakılmış boş arazi gibiler. Böyle olunca da eli eren, canı isteyen bu verimli topraklara istediği tohumu ekmeye çalışıyor. Çünkü inanma ihtiyacı fıtrîdir ve mutlaka giderilmesi gerekir. Misyonerler çabalarından verim alabilecekler mi bilemeyiz. Ancak işin bizi ilgilendiren yanı, doğrudan kendi vazifemiz olan gençlerimizi kimseye kaptırmamak olmalıdır. İş gerçekten bize düşüyor, çünkü küçük bazı istisnaların dışında ciddi bir toplumsal hassasiyet göremiyoruz. Yasalarımız ise misyonerliği suç kabul etmiyor. Resmi makamların sorunu bu denli görmezlikten gelmesinin bir nedeni, Avrupa Birliğir17;ne girişi hızlandırmak olabilir mi, bilmiyoruz. Avrupar17;ya çok hoşgörülü olduğumuzu mu kanıtlamaya çalışmaktayız? Böyle bir ihtimali, yani Avrupa Birliği bizi bir an önce kabul etsin diye gençlerimizin hıristiyanlaştırılmasına göz yumma ihtimalini düşünmek bile utanç verici. TELEVİZYON MU, TELE-MİSYON MU? Konuya ilişkin sebepleri ararken, kendimizi eleştirmekten kaçınmamalıyız. İletişim araçları, özellikle televizyon, kültürel etkileşimde çok önemli bir işleve sahiptir. Daha da ötesi, hemen her kesime hitap edebilen, mesajlarını ustalıkla, sabırla veren çok güçlü bir misyoner gibidir. Yabancı dizilerde melek gibi rahibelere, rahiplere hayran olurken, yerli dizilerde ve haber programlarında halkı kandıran, sömüren, menfaatçi, özü sözü tutarsız bazı hoca veya üfürükçüleri müslüman din adamı olarak tanımakta ve onlardan nefret etmekteyiz. Okuyucularımızın çoğunluğu buna itiraz edebilir. Ama bir de çocukları düşünelim. Diğer yandan dinî bilgi ve şuur vermeye çalışan bazı akıldaneler ise, televizyon kanallarında her gün yeni bir vesvese ile karşımıza çıkarak zihinleri bulandırmakta. Mesela bu yıl boyunca yapılan r0;erkekler kaç kadınla evlenmelir1; tartışmaları artık nefret uyandırmıştır. Çocuklara yönelik çizgi filmler de misyonerlik faaliyetleri için biçilmiş kaftan gibidir. Daha geçen gün sevimli çizgi film kahramanı Pinokyo, boynundaki haç kolyeyi arkadaşlarına dokundurarak büyücünün yapmış olduğu sihri bozdu ve sevgili arkadaşlarını kurtardı. Aldığımız pek çok çocuk kitabı ve dergisinde de dikkatle baktığımızda benzer şeyler görürüz. Diyelim ki yabancı yazarların bu propagandayı yapması doğaldır. Peki bizim yazarlarımızın, senaristlerimizin çoğu neden din adamlarımızı ve dinî değerlerimizi hedef alıyorlar, bunu açıklamak zor iş. İHMALİN BEDELİ Bazı alanlarda Avrupa standardına çıkmakta mahiriz. İyi müzik klipleri yapılıyor, moda üretmekte üstümüze yok, artık konforlu arabalar da yapabiliyoruz. Ancak manevi değerlerimizi diri tutmada ve yeni nesillere sunmada, en azından elimizdekilere sahip çıkmakta inanılmaz derecede beceriksiziz. Bize sunulanlara kızıyoruz, eleştiriyoruz, yine de izliyoruz. Son dönemlerde İslâm adına gençlerimize yeterince güzel örnekler gösteremedik. Onların zihin ve gönül dünyalarını kendi değerlerimize göre inşa edemedik. Müslüman imajı hâlâ olumlu çağrışımlar yapmıyor. Aksine hep kötü, korkutucu mesajlar aldı yavrularımız. r0;Müslüman, iyi insandırr1; hükmünü biraz da kendi ellerimizle biz yok ettik. Diğer taraftan tam olarak neyi ifade ettiği anlaşılamayan ve sınırları olabildiğince geniş tutulan r0;irticar1;dan kaçınmak için, acaba çocuk ve gençlerimizin dini eğitimlerini ihmal mi ettik, sorusunun muhatabı da biziz. Bu durumda bizim boş bıraktığımız alanı misyonerlerin doldurmaya çalışmasından tabii ne olabilir? GÜÇ BİZDE, UMUT İÇİMİZDE Yüce Rabbimizr17;in, güzel dinimizi kendi koruması altına aldığını biliyoruz. O halde her şeyden önce r0;eyvah gençler elden gidiyorr1; paniğinden kurtulmamız gerekiyor. Bize düşen, sabırla, umutsuzluğa düşmeden yeni nesillere dinimizi kendi hayatımızla örnek olarak, sevdirerek anlatmak. İkinci olarak şunu görmeliyiz: Büyük maddi refah yakalamış olmasına rağmen, hıristiyan alemi çok büyük bir manevi çöküntü ve tükeniş yaşıyor. Aile kurumu çöktüğü için nüfusu artmayan, büyük çoğunluğu alkol ve uyuşturucu bağımlısı, her türlü suça meyilli, manevi bağları yok denecek kadar azalmış bir insan kitlesi onlar. Bu misyonerlik faaliyetlerinin siyasi boyutu bir tarafa bırakılırsa, aslında onlar kendilerini kurtarmak için r0;taze kanr1; arayışı içerisindeler. Madem dinleri insanlığı barış ve huzura kavuşturacak, önce kendi bünyelerinde bunu sağlasınlar. Biz, vaad ettikleri insan sevgisinin, barışın ne olduğunu daha dün Bosnar17;da, Kosovar17;da gördük. Halen dünyanın dört bir yanında görmeye de devam ediyoruz. Evet, gençliği bir suç ve sapıklık makinasına dönüşmüş hıristiyan camiası, geleceklerini kaybetme paniği yaşamaktalar. Uzun yıllardır uyguladıkları r0;beyin göçür1; kurtaramadı. Şimdi bununla yetinmeyip, r0;kalp göçür1;ne talipler. Diğer bir vazifemiz de, misyonerlerden önce çocuklarımıza onların iç yüzünü kendimiz anlatmak. Yavrularımızın ön bilgileri olduğu zaman misyoner faaliyetlerini daha farklı değerlendirebileceklerdir. Böylece misyonerlerin propagandalarının önü, karşıt propaganda ile kesilmiş olur. Kendi dinimizi öğretmenin ve mümkün olduğunca güzel örneklerle yaşatmanın yanı sıra, diğer dinleri de tanıtmak bir direnç oluşturur. Propagandaların arka plânında yer alan diğer sosyal ve siyasal faktörler hakkında da çocuklarımızı onların anlayacağı bir dil ile bilinçlendirmeliyiz. Mesela Haçlı Seferlerir17;nin ne demek olduğunu, bu savaşların çağa göre maske değiştirdiğini ve nasıl korunacağımızı anlatmalıyız. Bir kez daha hatırlatmak gerekiyor: Bunlar kurumların veya sistemlerin görevidir diyerek pasif davranmak, ancak bize gençlerimizi kaybettirir. Biraz daha duyarlı olalım, gözümüz onların üzerinde olsun. İşte o zaman, bir okyanusun ortasındaki küçük bir adayı binlerce azgın dalga nasıl aşındırıp yok edemiyorsa, derin temelleri, köklü bir geçmişi, rahmanî koruması olan manevi değerlerimizi de kimse yok edemez.

Alıntıdır...
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 00:58


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats