![]() |
| | #1 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Bil ki, mide bedenin havuzu gibidir. Ondan yedi âzâya giden damarlar, ırmaklar gibidir. Bütün şehvetlerin (arzu ve isteklerin) menbaı midedir. Bu da insanda en kuvvetli bir arzudur. Zira Âdem (aleyhisselâm) Cennetten bu arzu sebebiyle çıkmıştır. Bu şehvet (arzu) diğer arzuların aslıdır. Zira karnı doyunca, evlenmek ister. Buna ise mal, para olmadan girişilmez. Böylece mal hırsı kendisinde meydana gelir. Mal ve paraya mevki olmadan kavuşulmaz. Makam ve mevkiyi ise insanlara hasım olmadıkça koruyamaz. Bundan da haset (kıskançlık), inad, düşmanlık, kibir ve riya meydana gelir... O halde mideyi doldurmak bütün günahların aslıdır. Emri altına alıp, açlığı âdet etmek de bütün hayırların başıdır. Kimyâ-i Saâdet (İmam-ı Gazâlî) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: ''Açlık ve susuzlukla, kendinizle cihad ediniz. Zira bunun sevabı kâfirlerle cihad sevabıdır. Allahû Teâlâ'nın indinde açlık ve susuzluktan sevgili amel yoktur.'' Yine buyurdular: ''Midesini doldurana göklerin melekûtunu göstermezler.'' Kim daha üstündür? diye sorduklarında; ''Az yiyen, az gülen ve avret yerini örtecek kadar elbiseyle yetinen.'' buyurdu. Yine buyurdu: ''Eski elbise giyiniz, karnınız yarım doyuncaya kadar yemek yiyiniz ve su içiniz. Zira bu, peygamberlikten bir cüzdür.'' Yine buyurdu: ''Düşünmek ibadetin yarısı, az yemek ise hepsidir.'' Yine buyurdu: ''Allahû Teâlâ'nın indinde en üstününüz, düşüncesi ve açlığı uzun olanınız. Allah'ın indinde en sevilmeyeniniz de çok yemek yiyeniniz ve çok uyuyanınızdır.'' Yine buyurdu: ''Allahû Teâlâ, az yiyen kulları ile meleklere övünüp: Bakın! Ona yemek hırsı verdim, o ise benim için yemiyor. Ey meleklerim şahid olunuz ki, yemediği her bir lokma için Cennette ona bir derece veririm, buyurur.'' Yine buyurdu: ''Çok yemek ve içmekle kalbinizi öldürmeyiniz. Zira kalb ekin gibi olup çok su verilirse çürür.'' Yine buyurdu: ''İnsanın doldurduğu kapların en kötüsü midesidir. İnsanın belini doğrultacak kadar birkaç lokma yemesi yetişir. Bunu yapamazsa, midenin üçte birini yemekle, üçte birini su ile, üç birini de havayla doldurmalıdır. İsa (aleyhisselam) buyurur: ''Kendinizi aç ve elbisesiz bırakınız. Belki kalbleriniz Hakkı görebilir.'' Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: ''Şeytan damardaki kan gibi, vücutta dolaşır, geçiş yolunu açlık ile daraltınız.'' Yine buyurdu: ''Mü'min bir im'a ile, münâfık yedi im'a ile yer. İm'a karındaki barsaklara denir.'' Bunun mânâsı, münâfıkın iştahı ve yemesi, mü'mininkinden yedi kat fazladır, demektir. Hazreti Aişe (radıyallahu anhâ) buyuruyor ki: Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: ''Daima Cennetin kapısını çalınız ki kapıcılar açsınlar.'' ''Ne ile?'' dedik. ''Susuzlukla ve açlıkla'' buyurdu. |
| |
| | #2 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Ebû Huzeyfe (radıyallahu anh) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yanında geğirdi. ''Bu geğirmeyi at. Zira dünyada tok olan, öbür dünyada aç olur.'' buyurdu. Hazret-i Aişe (radıyallahu anhâ) der ki: ''Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hiçbir zaman doyuncaya kadar yemezdi. Açlık ve susuzluk çektiğine acırdım. Bir gün karnına dokundum ve ''Sana fedâ olayım, dünyadan açlık çekmeyecek kadar yeseniz ne olur?'' dedim. Buyurdu ki: ''Yâ Aişe, benden önce geçen ülü'l-âzm sahibi kardeşlerim ve peygamberler Allahû Teâlâ'nın ihsanına kavuştular. Çok yersem onlardan geri kalacağım zannederim. Az yemekle birkaç gün sabretmeyi, âhirette derecemin düşmesinden daha çok severim. Kardeşlerime kavuşmaktan, onlar gibi olmaktan daha çok sevdiğim bir şey yoktur.'' Âişe (radıyallahû anhâ) buyurdu: ''Allahû Teâlâ'ya yemin ederim ki, Resûlullah bundan sonra bir haftadan çok yaşamadı.'' Fâtıma (radıyallahû anhâ) elinde bir ekmek parçasıyla Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in huzuruna geldi. ''Bu nedir?'' buyurdu. ''Bir ekmek pişirdim, sizsiz yemek istemedim'', deyince ''Üç günden beri babanın yiyeceği ilk yemek budur.'' buyurdu. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) buyurdu: ''Hiçbir zaman üst üste üç gün buğday ekmeği Resûlullah'ın hânesinde yenmemiştir.'' Ebu Süleyman-ı Dârâni (rahmetullahi aleyh) buyuruyor ki: ''Akşamleyin bir lokma az yemeyi bütün geceyi nafile namazda geçirmekten daha çok severim.'' Fudayl (rahmetullahi aleyh) kendi kendine: ''Neden korkarsın? Aç kalmaktan korkar mısın?'' dedi. ''Korkarım ki Allahû Teâlâ açlığı Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) ve ashâbına verdi, senden ve senin gibilerden ise esirger.'' Kehmeş (rahmetullahi aleyh) buyurdu: ''Yâ Rabbi! Beni aç ve çıplak tutarsın. Ben bu dereceye nasıl kavuşabilirdim. Çünkü evliyâ kullarını böyle tutarsın.'' Malik-i Dinâr buyurdu: ''İnsanlara ihtiyacı olmayacak kadar ekin ekene müjdeler olsun.'' Muhammed ibn Vâsi' (rahmetullahi aleyh) buyurur: ''Hayır, müjde ve saâdet, sabahleyin ve akşamleyin aç olana ve bu hâliyle Allahû Teâlâ'dan razı olana olsun.'' Sehl-i Tüsterî (rahmetullahi aleyh) buyurur: ''Din büyükleri ve derin düşünenler dine ve dünyaya dikkat ettiler. Dünya için az yemekten daha faydalı ve âhiret için tokluktan daha zararlı bir şey görmediler.'' Abdülvâhid dedi ki: ''Allahû Teâlâ, açlık çekenleri sever. Açlık çekenler hariç su üzerinde kimse yürümemiştir.'' Hadis-i şerifte: ''Mûsa aleyhisselâm Allahû Teâlâ ile konuştuğu kırk gün hiçbir şey yemedi.'' buyuruldu. |
| |
| | #3 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| AÇLIĞIN FAYDALARI VE TOKLUĞUN ZARARLARI Açlığın üstün olması, içinde sıkıntı olmasından değildir. Tıpkı ilâcın kıymeti acılığından olmaması gibidir. Açlıkta on fayda vardır: BİRİNCİ FAYDA: Kalb, saf ve nurlu olur. Tokluk ise insanın kalbini kör eder ve düşüncesini azaltır. Ondan beyine ulaşan buhar insanı cahil edip, düşüncelerini karıştırır. Bunun için Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: 'Az gülmekle kalblerinizi ihyâ ediniz, açlıkla temizleyiniz. Saf ve hafif olsun.' Yine buyurdu: 'Kendini aç tutanın kalbi uyanık, tefekkürü azametli olur.' Şiblî (rahmetullahi aleyh) buyurur: 'Allahû Teâlâ'ya yemin ederek söylerim ki, aç yatıp da, kalbimde yeni bir hikmet ve ibret bulmadığım gün olmamıştır.' Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu: 'Doyuncaya kadar yemeyiniz, mârifet nuru kalbinizde söner.' O halde mârifet, Cennet yolu, açlık da mârifetin dergâhı olunca, aç durmak, Cennet kapısını çalmak olur. Nitekim Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) 'Cennetin kapısını açlık ile çalmaya devam ediniz.' buyuruyor. İKİNCİ FAYDA: Kalb, ince olur. Zikir ve münâcât lezzetini duyar. Tokluktan kasvet, sert kalblilik meydana gelir. Yaptığı her zikir, dilinde kalır ve kalbin içine inmez. Cüneyd-i Bağdadî (kuddise sirruh) buyurur ki: 'Kendisi ile Allahû Teâlâ arasında yiyecek torbasını (heybesini) bulundurup, münâcâttan lezzet almak isteyen, bu isteğine hiçbir zaman kavuşamaz.' ÜÇÜNCÜ FAYDA: Fazla istek, çok neş'e ve gaflet Cehennem'in kapısıdır. Kırıklık, çaresizlik ve âcizlik Cennet'in kapısıdır. Tokluk, neş'e ve gaflet verir. Açlık ise âcizlik, kırıklık getirir. Kul bir lokmayı kendinden men edince dünya gözüne karanlık ve dar göründüğünü düşünüp, kendini âcz gözü ile görmeyince, Allahû Teâlâ'nın kudretini göremez. Bunun için yeryüzünün anahtarını Resûlullah'a arz ettiklerinde 'İstemem. Bir gün aç, bir gün tok olmayı daha çok severim. Aç olunca sabrederim. Tok olunca şükrederim.' buyurdu. DÖRDÜNCÜ FAYDA: Tok olduğu zaman, açları unutur. Allahû Teâlâ'nın kullarına şefkat ve merhamet eylemez. Ahiret azabını da unutur. Aç olunca, Cehennem'de olanların açlığını hatırlar. Susamış olunca, mahşer yerindekilerin susuzluğunu hatırlar. Ahiret korkusu ve insanlara şefkat, Cennet'in makamlarındandır. Bunun için Yusuf aleyhisselâm'a 'Yeryüzünün hazinlerine sahip olduğun halde, niçin aç duruyorsun?' dediklerinde; 'Doyarsam, aç fakirleri unutacağımdan korkarım.' buyurdu |
| |
| | #4 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| BEŞİNCİ FAYDA: Bütün saâdetlerin başı, nefsini emri altına almaktır. Şekâvetin başı da kendini, nefsine esir etmektir. Azgın hayvan, açlıktan başka bir şeyle zapt edilmediği gibi, insan da böyledir. Bu yalnız bir fayda olmayıp faydaların kimyâsıdır, menbaıdır, özüdür. Zira bütün kötülükler ve günnahlar şehvetten, şehvet ise tokluktan doğar. Zünnun-i Mısrî (rahmetullahi aleyh) buyuruyor ki: 'Doyduğum zaman, günah işlemediğim veya günah işlemek istemediğim vâki değildir.' Aişe (radıyallahu anhâ) buyurur: 'Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'den sonra ilk çıkan bid'at doyasıya yemektir. İnsanlar doyuncaya kadar yiyince, nefisleri serkeşlik yapmaya başladı.' Açlık sebebiyle hiçbir fayda hâsıl olmasaydı, konuşma ve fercin, şehvet arzusunu kırması yetişirdi. Çünkü doyuncaya kadar yiyen, lüzumsuz konuşur, ayıp aramakla meşgul olur ve fercin şehveti galib olur. Fercini korusa da, gözünü koruyamaz. Gözünü de korumuş olsa, kalbindeki düşünceleri koruyamaz. Açlık hepsine yetişir. Bunun için din büyükleri: 'Açlık, Allahû Teâlâ'nın hazinesinde bulunan bir cevherdir. Bunu sevdiğine verir, herkese vermez.' buyurdular. Hükemâdan biri, 'Hangi mürid bir sene kuru ekmek ve âdeti olanın yarısı kadarını yerse, Allahû Teâlâ onun kalbinden kadın düşüncesini yok eder.' buyurdu. ALTINCI FAYDA: Az uyumaktır. Bil ki, bütün ibadetlerin aslı az uyumaktır. Münâcât, zikir ve tefekkürün esasıdır. Bilhassa gece olursa. Tok yatan çok uyur. Ölü gibi düşer ve ömrü ziyan olur. Büyüklerden biri her akşam müridlerine sofrada iken bağırır, 'Ey müridler, çok yemeyiniz. Çok yerseniz çok su içersiniz ve çok uyursunuz. Sonra kıyamet günü, çok hasret çekersiniz.' derdi. Yetmiş kişi söz birliği ile söylüyorlar ki, çok uyumak, çok su içmektendir. İnsanın sermayesi, ömrüdür. Her bir nefes, âhiret saâdetini elde edecek kıymetli bir cevherdir. Uyku, ömrü ziyan ediyor, eksiltiyor. O hâlde uykuyu kaçıracak şeyden daha kıymetli ne olabilir? Tok olarak teheccüde kalkan, münâcât lezzetini bulamaz. Uyku bastırınca ve kuvvetli olunca da, ihtilâm olup, gece gusledemeyip, ibadetten geri kalıp, yıkanma düşüncesiyle uğraşır. Hamama gitmek mümkün olsa da, parası olmayabilir. Hamamda, gözü başkasının avret yerine de kaçabilir. Bu ise birçok zararlara sebep olur. Ebu Süleyman-i Dârânî buyurur: 'İhtilâm cezâdır.' Böyle söylemesinin sebebi, ihtilâmın tokluktan olmasındandır. |
| |
| Konu Araçları | |
| |