![]() |
| | #1 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Meleklere neden inanırız? Meleklerin varlığını gönülden kabul etmek, imanın temel şartlarından biridir. Kur’an’da meleklere imanın farz olduğunu bildiren birçok ayet vardır. Şeytan, günahı teşvik için önce meleklere olan imanı zayıflatmaya çalışmaktadır. Melek nedir? Meleklerin özellikleri nelerdir? Melek, Allah tarafından yaratılmış, erkeklik ve dişilikleri olmayan ve Allah’a itaatten ayrılmayan nuranî bir varlıktır. Melekler, duyu organlarıyla algılanabilecek maddî bir yapıya sahip olmamaları yönüyle gayb âlemine ait varlıklardır. Bunun için de, haklarında duyularla değil, âyet-i kerimeler ve peygamberlerin verdikleri haberlerle bilgi sahibi oluruz. Rabbimiz, gaybın son habercisi, son peygamberi Hz. Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) vahyetmiş olduğu kitabında, bize meleklerden bahseder ve onların varlığına inanmayı iman esasları içinde ifade eder: “Peygamber Rabbi tarafından kendisine indirilene iman etti, (buna) mü’minler de (iman ettiler). Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ettiler.” (Bakara, 2/285) Meleklere inanmayan kişi, ilgili âyetlerin hükmünü inkâr ettiği için iman etmiş sayılmaz. Esasında meleklere inanmamak, dolaylı olarak vahyi, peygamberi, peygamberin getirdiği kitabı ve tebliğ ettiği dini inkâr etmek anlamına gelir. Meleklerle ilgili bilgiyi biz, Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerinde görmekteyiz. Bir hadis-i şerifte “Cinlerin ve şeytanların ateşten, Hz. Âdem’in topraktan/çamurdan, meleklerin ise nurdan yaratıldığı” (Müslim, Zühd, 10) bildirilir. *Melekler günah işlemezler Melekler, öfke, kin, gazap, kıskanma ve haset gibi negatif duygulardan uzak olup, beşere ait diğer his ve meyillerden korunmuşlardır. Dolayısıyla onlar için, isyan ve başkaldırma gibi herhangi bir günah söz konusu değildir. * Yemez içmezler, evlenmezler İnsanların sahip oldukları yemek, içmek, erkeklik, dişilik, evlenmek gibi fiil ve özelliklerden uzak (Saffat, 37/49) ruhanî birer varlık olan meleklerin, makamları sabittir ve onlar için bir ücret alma da söz konusu değildir. * Son derece hızlı hareket edebilirler Melekler, kendilerine has latif ve nuranî bir yapıya sahip olmaları sebebiyle son derece süratli, kuvvetli ve mükemmel varlıklardır. Kur’an’da onların bu özelliklerini ifade adına şöyle buyrulur: “Melekler ve ruh, O(nun arşı)na -miktarı (dünya senesi ile) elli bin yıl olan- bir günde yükselip çıkarlar.” (Mearic, 70/4) * Çeşitli şekillere girebilirler Melekler, Allah’ın emir ve izni ile çeşitli şekillere girebilen varlıklardır. Onlar peygamberler tarafından hem aslî, hem de başka şekilleriyle görülmüşlerdir. Meselâ, Cebrail (aleyhisselam) Hz. Meryem’e bir insan şeklinde görünmüştür. (Meryem, 19/16-17.) Hz. İbrahim’e bir oğul müjdesiyle gelen melekler de, insan şeklinde görünmüşlerdir. Ayrıca Cibrîl hadisi olarak bilinen, -iman, İslâm ve ihsan kavramlarının tanımlarının yapıldığı- rivâyette de belirtildiği gibi, Cebrail sahabiler tarafından insan şeklinde görülmüştür. (Müslim, İman 37) |
| |
| | #2 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Melek inancı insana ne kazandırır? Meleklere inanan birisi, kendisini hiçbir zaman yalnız hissetmez. Zira böyle birisi en yalnız zamanlarında bile, kendisiyle beraber bulunan meleklerin varlığını bilir ve onların mevcudiyetlerinden duyduğu manevî bir feyizle yalnızlığını ünsiyete (sıcak bir birlikteliğe) çevirir. Her an onların kontrolü altında olduğunu bilen ve düşünen bir mü’min, günahlara doğru yürümekten hem utanır hem de çekinir. Melek inancı, manevî güzelliğin ve ahlâkî inceliğin bir sembolü olarak, insanlarda kendilerine benzemeye özlem duyulan bir hedef olarak da teşvik edici bir etkiye sahiptir. |
| |
| | #3 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| rica ederim. Allaha emanet olun. |
| |
| | #4 |
| Yarbay Katılım Tarihi: Jan 2006 Yaş: 21
Mesajlar: 2,811
| ALLAH RAZI OSUN DERDEST ARKADAŞIM ÇOK GÜZEL BİR KONU |
| |
| | #5 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| tşk. |
| |
| | #6 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
| مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلّهِ وَمَلئِكَتِه وَرُسُلِه وَجِبْريلَ وَميكَالَ فَاِنَّ اللّهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرينَBakara / 98. Kim, Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikâil'e düşman olursa bilsin ki Allah da inkârcı kâfirlerin düşmanıdır. hazır yeri gelmişken; (Risaleden) MELEKLERİN VARLIĞI Biri bedevî, vahşî, diğeri medenî, aklı başında iki adara, arkadaş olup İstanbul gibi haşmetli bir şehre gidiyorlar. O medenî, muhteşem şehrin uzak bir köşesinde bir gecekondu mahallesine rast geliyorlar. Görüyorlar ki, o mahallenin her yeri insanlarla, hayvanlarla doludur. Boş bir hane, sakin bir sokak bulmak mümkün değildir. Adım atmakta, kalabalıktan nefes almakta zorlanıyorlar. Kimi inşaat yapıyor, kimi tezgahını kurmuş çalışıyor, kimi dilencilik yapıyor, her metrede bir seyyar sergi açılıyor, çocuklar koşturuyor, tavuklar, kediler, kuşlar, anlar, böcekler o meydanda kendilerine bir yer kapabilmek için birbiriyle yanşıyor. Her biri kendilerine ve durumlarına uygun bir gıda ile besleniyor. Kimi sadece ekmek, kimi sadece ot, kimi sadece yakaladığı balığı yiyor. O iki adam, daha sonra şehrin kendilerine uzak semtlerine bakıyorlar. Binlerce muhteşem sarayı, köşkleri, geceyi gündüze çeviren ışıklan, geniş meydanlan, otoyolları, sokakları görüyorlar. Oraların, o mahalleden çok farklı olduğunu anlıyorlar. O sa-raylann sakinlerini, ya uzaklıktan, ya gözlerinin zayıflığından veya gizlenip görünmek istememelerinden göremiyorlar. O vahşi, cahil, muhakemesiz, şehir görmemiş adam, gülünç bir iddiada bulunarak, Şişli, Taksim, Beyoğlu gibi semtlere, oralardaki saray misal hanelere: "Boştur, oralarda oturanlar yoktur, oralarda canlılann yaşadığına inanmıyorum" diyor. İkinci adam diyor ki: "Ey nasipsiz bedbaht! Bu karanlık, kı-nk dökük, bozulup yıkılabilir, 'yaşamaya müsait değil' dense belki de doğru olacak bir gecekondu mahallesi, bu kadar canlılarla, buralarda oturanlarla dolu iken, o muhteşem köşkler, villalar, saraylar, meydanlar hiç boş olabilir mi? Anlaşılan sen hiç şehir görmemişsin. Elbette oralar da bütünüyle doludur, fakat oranın hayat şartlan daha başkadır. Kuru ekmek yerine börek, baklava yiyebilirler. Bizim, bulunduğumuz bu yer ve durumdan onlan göremememiz, onların yok olmasını gerektirmez. Görünmemek olmamaya delil olamaz. İşte, bu hikâyedeki gibi, dünya, kâinat âleminde, bu kadar katı, karanlık ve kararsız, her mevsim bozulup dağılabilir ve küçük olduğu halde, bu derece canlılarla dolu ise, elbette ki, dünyaya nisbetle muhteşem saraylan andıran gök cisimleri de kendilerine uygun misafirlerle doludur. Hayat, latif ve nuranidir. Dünya, kesif, katı ve karanlıktır. Bu mahiyetiyle latif ve nurani olan gök cisimleri, hayata dünyadan daha müsaittir denilebilir. Halbuki, hayvandan insana, mikroptan virüse dünya hıncahınç canlılarla doludur. Canlı olan insanın bile, sindirim sisteminde trilyonlarca canlı bakteri var iken, elinde, avucunda apatojen (zararsız) de olsa trilyonlarca canlı bakteri ve virüs vardır. Vücudun kıymeti hayat iledir. Bir iğne başı kadar canlıda bir şehir kadar sanat vardır. Onun bütün mevcudatla irtibatı, bilmesi, bilinmesi, memnuniyeti, şükrü vardır. Bilinmek murad eden, harika sanatlarını görmek isteyen Zat, hayata kıymet verir. Hayatın emaresi harekettir. Hayatı seven Zat, o sırdan ve o muhabbetten, atomdan galaksiye bütün mevcudatı cezbeye gelmiş bir Mevlevi gibi hareket ettirir. Hayata kıymet verdiği için, dünyayı bu kadar canlı ile dolu yaratan Zat'ın, semayı boş bırakması düşünülemez. Belki, buranın misafirleri buraya uygun olarak etten kemikten yaratıldığı gibi, oranın misafirleri de oraya uygun olarak nardan, nurdan, ışıktan, zulmetten, havadan, savttan, rayihadan, kelimattan, esirden, elektrikten ve sair latif şeylerden yaratılmıştır. Kur"an, onlara, "melaike ve ruhaniler' adını vermiştir. "Semavat boştur, oralarda melaike ve ruhanîler yoktur" diyen adam, şehir görmemiş bir bedevinin, "Gecekondu mahalleleri doludur, fakat o lüks yerleşim yerleri boştur." diyen ahmaktan farkı yoktur. (29. Söz l.Maksat l.Esas) |
| |
| | #7 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 1,390
| (Risaleden) MELEKLERİN TİMSALİ Nasıl ki, kocaman bir ağacın kendince kulluğu ve tesbihatı vardır. Yaprak, meyve ve çiçekleri o tesbihatın adeta kelimeleridir. Öyle de, semavat denizi de, kelimeleri hükmünde olan güneşler, yıldızlar ve aylarıyla Sani-i Zülcelâline tesbihat yapar ve hamd eder. Şuursuz oldukları halde şuurlu gibi hareken eden cansız varlıkların ve gök cisimlerinin mana alemindeki temsilcileri, teşbih ve teşekkürlerinin takdimcileri meleklerdir. O meleklerin mülk alemindeki maddî temsilcileri, timsalleri, hane ve mescitleri de gök cisimleridir. (29.Söz 1. Maksat 4.Esas) |
| |
| Konu Araçları | |
| |