![]() |
| | #1 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Hz. Ebû Hureyre (ra) anlatıyor. Resûlullâh (asm) buyurdular ki: “Kim ilim aramak düşüncesiyle bir yola düşerse, Allah onun cennete olan yolunu kolaylaştırır. Bir grup, Allah’ın kitâbını okumak ve aralarında ders vermek üzere Allah’ın evlerinden birinde toplanırsa, üzerlerine mutlakā sekîne (kalplere huzur veren bir sâkinlik) iner ve onları rahmet kaplar, melekler onları sarar. Allah da onları yanında bulunan mukarreb meleklere anar.” Ebû Dâvud İLİM VE DUÂ İnsanın vazîfe-i fıtriyesi (yaratılış vazîfesi) taallümle tekemmüldür (öğrenerek mükemmelleşmektir), duâ ile ubûdiyettir (kulluktur). Yani: ‘Kimin merhametiyle böyle hakîmâne (hikmetle) idâre olunuyorum? Kimin keremiyle (lûtfuyla) böyle müşfikāne (şefkatlice) terbiye olunuyorum? Nasıl bir lütufla böyle nâzenînâne (nazlı nazlı) besleniyorum ve idâre ediliyorum?’ bilmektir. Ve binden ancak birisine eli yetiştiği hâcâtına (ihtiyaçlarına) dâir, Kâdıyü’l-Hâcât’a (ihtiyaçları karşılayan Allah’a) lisân-ı acz ve fakr ile yalvarmaktır ve istemek ve duâ etmektir. Yani aczin ve fakrın cenahlarıyla (kanatlarıyla) makam-ı a‘lâ-yı ubudiyete (kulluğun en yüksek makamına) uçmaktır. Demek insan bu âleme (dünyâya) ilim ve duâ vâsıtasıyla tekemmül etmek (olgunlaşmak) için gelmiştir Târih biyografisi ve monografisi sahalarında erişilmesi zor bilgisiyle dünyâ çapında bir şahsiyet olan İbnü’l-Emin Mahmud Kemâl’e sormuşlar: “Sizdeki bilginin çok azına sâhib olmalarına rağmen sizden daha fazla tanınanlar var. Bunun sebebi nedir?” O zât şu veciz cevâbı vermiş: “Ben bilmek için öğrendim, onlar ise bilinmek için!..” *** RABBİM bilmek için öğrenenlerden eylesin cümlemizi(amin) İlim Öğretme'nin Fazileti Ayetler Dönüp kavimlerine geldiklerinde (Allah'ın yasak kıldığı şeylerden) kaçınmaları için onları uyarmaları gerekmez miydi? (Tevbe/122) Bu ayette geçen inzar kavramından ilim öğretmenin ve irşadda bulunmanın vâcib olduğu anlaşılmaktadır. Allah, kendilerine kitab verilenlerden, onu mutlaka insan lara beyan edecekleri ve hiçbir şekilde gizlemeyecekleri hu susunda söz almıştı.(Âlu îmran/187) Bu ayette, ilim öğretmenin farz olduğu açıklanmaktadır. Buna rağmen onlardan bir grup bildikleri halde hakikati gizlerler.(Bakara/146) Bu ayette de hak ilmi saklayıp öğretmemenin haram olduğu beyan edilmektedir. Nitekim başka bir ayette, ilmin gizlenmemesi gerektiği gibi, şahidlikten de kaçınmamak gerektiği bildirilmiştir: Şehadeti gizlemeyin. Kim onu gizlerse bilsin ki kalbi günah kârdır.(Bakara/283) Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: Allah Teâlâ peygamberlerden aldığı sözü (âlimlerden de) almadan herhangi bir âlime ilim vermez. Alman bu söz de ilmi halka açıklayıp gizlememeleridir.45 Allah'a çağıran, salih amel işleyen ve 'Ben müslümanlar danım' diyenden daha güzel sözlü kim vardır? (Fussilet/33) Ey Râsûlüm! İnsanları Kur'anla, güzel söz ve nasihatla rabbinin yoluna (İslâm nizâmına) dâvet et. (Nahl/125) Allah onlara Kitab'ı ve Hikmet'i öğretir. (Âlu İmran/48) Hadîsler Hz. Peygamber (s.a) Hz. Muaz'ı Yemene gönderirken kendi sine şöyle demiştir: Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın senin vasıtanla bir kişiyi doğru yola iletmesi, senin için dünya ve dünyanın içinde bu lunanların tümünden daha hayırlıdır.46 İlimden birşey öğrenip, öğrendiği şeyi halka öğreten bir âlime, yetmiş sıddık'ın sevabı verilir.47 Öğrenip amel eden ve öğrendiklerini öğreten bir kimse, gök ler âleminde hayırla yâd edilir.48 Kıyamet günü geldiğinde Allah Teâlâ âbid ve mücahid kul larına 'Cennete girin' deyince, âlimler Allah'a şöyle derler: 'Ey âlemlerin rabbi! Âbidler ve mücahidler bizim kendile rine öğrettiğimiz ilim sayesinde ibadet edip cihad ettiler'. Bunun üzerine Allah Teâlâ âlimlere 'Sizler benim nez dimde meleklerimden bazıları gibisiniz. İstediğiniz kimse lere şefaat ediniz, şefaatiniz kabul olunacaktır' der ve bu il âhî müjde üzerine âlimler, istediklerine şefaat ettikten, sonra cennete girerler.49 Bu fazilet, sadece başkalarına ilim öğreten âlimlere mahsus tur. İlmini başkalarına aktarmayan âlimin bu fazilete sahip ol ması sözkonusu değildir. Hiç şüphesiz Allah Teâlâ verdiği ilmi insanların göğsünden söküp almaz. Ancak âlimlerin gitmesiyle (ölmesiyle) ilim gider. Çünkü her giden âlim, kendisiyle birlikte kendinde var olan ilmi de götürür. Bu öyle bir durum meydana getirir ki, halkın içinde sadece cahil kişiler öne geçerler. Bunlardan birine ilmî bir mesele sorulduğu zaman, ilimleri olmadığı halde fetva verirler. Kendileri dalâlette oldukları gibi, verdikleri fetva (cevap)larla halkı da dalâlete sevkeder ler.50 Bir ilmi öğrendiği halde, o ilmi ketmeden, (başkalarından esirgeyen) kimseyi, Allah Teâlâ kıyâmet gününde ateşten yapılmış bir gemle gemler.51 Hediyelerin en güzeli, ilmi dinleyip, anlayıp, bu ilmi olduğu gibi müslüman kardeşine öğretmendir. Bu, bir yıllık nafile ibadete denktir.52 Dünya lânetlenmiştir (kıymetsizdir), dünyanın içindekiler de lanetlenmiştir. Ancak Allahın zikri ile birlikte onu öğreten ve öğrenen bundan müstesnadır.53 Allah Teâlâ, melekler, göklerin ve yerin ehli, hatta yu vasında bulunan karıncalar, denizdeki balıklar; halka hayır yollarını gösteren kişi için rahmet dilerler.54 Bir müslümanın bir başka müslümana, dinlediği bir hadîsi olduğu gibi aktarmasından daha büyük bir yardımı ola maz.55 Mü'minin, dinlediği hayırlı bir kelimeyi başkasına öğretmesi vc onunla amel etmesi, bir senelik (nafile) ibadet ten daha hayırlıdır.56 Birgün Hz. Peygamber (s.a) evinden çıkıp mescide geldi. Mescide girdiği zaman, toplanmış iki grup gördü. Bu grup lardan biri dua ve zikir ile meşgul oluyordu. Öbürü ise, ilimden bahsc3diyor ve birbirlerine ilim öğretmeye çalışıyordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber zikir halinde olanlara işaret ederek şöyle buyurdu: 'Bunlar Allah'tan is terler. Allah Teâlâ dilerse onlara verir, dilemezse vermez. (Sonra ilim üzerine konuşanlara işaret ederek şöyle bu yurdu): 'Bunlar ise, halkı eğitip, ilim öğretmeye çalışıyorlar. Ben de sizlere bir muallim (öğretici) olarak gönderildim'57. Daha sonra Hz. Peygamber ilim öğretenlerin meclisine gi derek onların aralarına oturdu. Allah Teâlâ'nın benim vasıtamla gönderdiği ilim ve hidaye tin misali, bolca yağıp bir araziye isabet eden yağmurun mi saline benzer. Yağmur alan arazinin bir kısmı suyu kabul eder, bol bol otlar yetiştirir. Arazinin diğer bir kısmı ise, yağan suyu biriktirir. Biriken o sudan Allah Teâlâ halkı ya rarlandırır. Halk ondan içer, (hayvanlarını ve) arazilerini sulayarak ekin eker. Aynı arazinin üçüncü bir kısmı da (taşlık ve kaygan bir zemine sahip olduğu için) ne suyu üs tünde tutar, ne de (suyu emerek) mahsul verir.58 Hz. Peygamber, birinci grubu ilimden menfaat sağlayanlara; ikincisini başkalarına menfaat sağlayanlara, üçüncüsünü de bu iki faziletten de mahrum kalanlara benzetmiştir. Ademoğlu öldüğü zaman bütün amelleri kesilir (defteri dü rülür). Fakat ölüp de defteri dürüldükten sonra bile üç şey devam eder: Yararı olan ilim, sadaka-i câriye, salih evlât. Böyle bir evlât, babası öldükten sonra babası için bol bol hayır işler, dualar eder.59 Hayra delâlet eden (hayır yolunu gösteren), o hayrı bizzat işlemiş gibi sevabına nail olur.60 Hiçbir şeyde hased (imrenme) doğru değildir; ancak iki kişinin hâline imrenmek bu hükmün dışındadır: a) Allah Teâlâ'nın ilim ve hikmet öğrettiği kimsenin hali ki, bu kimse (aynı zamanda) öğrendiği ilmi halka öğretip müşkilleri hakkında bu ilimle hüküm verir; Allah Teâlâ'nın kendisine mal vermiş olduğu kimsenin hâli ki, Allah ona elindeki malı hayra sarfetmeyi nasip etmiştir.61 Allah'ın rahmeti benim halifelerimin üzerine olsun! 'Senin halifelerin kimlerdir yâ Rasûlullah?' diye sorulduğunda Hz. Peygamber şöyle cevap vermiştir: 'Benim sünnetimi ihya eden ve sünnetimi Allah'ın kullarına öğreten kimselerdir'.62 |
| |
| | #2 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| paylasım için sağol... |
| |
| | #3 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 1,226
| A R O CENGİZ KARDEŞ... |
| |
| | #4 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| |
| |
| | #5 |
| Teğmen Katılım Tarihi: Jan 2008
Mesajlar: 103
| Allah razı olsun RABBİM bilmek için öğrenenlerden eylesin cümlemizi(amin) AMİNN!! |
| |
| Konu Araçları | |
| |