Peygamber Efendimiz (asm) bir gün:
“Demir paslandığı gibi, şu kalbler de paslanır”
buyurdular. Sahâbeler:
“Paslanmaması için cilâ nedir yâ Resûlallâh?”
diye sordular. Efendimiz (asm) da:
“Kur’ân okumak ve ölümü hatırlamaktır.”
diye cevab verdiler.
İhyâ-yı Ulûmi’d-Dîn
KUR’ÂN’IN USANDIRMAMASI
(Kur’ân) binler def‘a tekrar edilse usandırmıyor, belki lezzet veriyor.
Küçük basit bir çocuğun hâfızasına ağır gelmiyor, hıfzedebilir (ezberleyebilir).
En hastalıklı, az bir sözden müteezzî olan (incinen) bir kulağa nâhoş gelmiyor, hoş geliyor.
Sekerâtta (ölüm anında) olanın damağına şerbet gibi oluyor.
Zemzeme-i Kur’ân, onun kulağında ve dimağında, aynen ağzında ve damağında mâ-i zemzem (zemzem suyu) gibi lezîz geliyor.
Usandırmamasının sırr-ı hikmeti şudur ki:
Kur’ân, kulûba (kalblere) kuvvet ve gıdâ; ve ukūle (akıllara) kūt ve gınâdır (rızık ve zenginliktir); ve ruha mâ’ ve ziyâ (su ve ışık); ve nüfûsa (nefislere) devâ ve şifâ olduğundan usandırmaz. MEVLÂNÂ’DAN
Bir gün Mevlânâ Hazretleri’nin huzurunda,
Kur’ân’ı yedi tarzda okuyan ve her gece Kur’ân’ı hatmetmeden uyumayan birinden bahsedilir.
Bunun üzerine Mevlânâ: “Evet, o sâdece cevizleri iyi sayıyor, onun için bir haz almıyor.
Allah’ın kitabı dört esas üzerinde kurulmuştur:
İbâre, işaret, latîfeler ve hakîkatler.
İbâre, avâm içindir. İşâret, hâslar içindir. Latîfeler, velîler içindir. Hakîkatler de, peygamberler içindir. O azîz, dâimâ ibâreyi ta‘mîrle meşgul, onun sırlarından mahrumdur”
buyurdu