ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Genel Dini Konular


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 18-05-2008, 23:17   #1
cengiz hacılar
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Kuran'ı Kerime Muhabbet Ve Hizmet ....

Kur’ân-ı Kerîm’e Muhabbet ve Hizmet 11/05/2008 pazar

Kur’ân-ı Kerîm mü’minler için büyük bir hürmet ve muhabbet merkezidir.

Çünkü o, bizim için bizâtihî Rabbimizin kelâmı ve aynı zamanda “hidâyet rehberi” olması dolayısıyla Cenâb-ı Hakk’ı hatırlatır.

Bu sebeple de Kur’ân, “Rabbini tanıyan ve O’na muhabbetle yönelen” her gönülde engin bir muhabbet mevzuudur.

Çünkü Muhammed ümmeti için en büyük ilâhî lutuflardan biri de Kur’ân-ı Kerîm’le şereflenmek olmuştur. Cenâb-ı Hak bu hakîkati şöyle ifâde buyurur:

“And olsun, size öyle bir kitab indirdik ki, bütün şan ve şerefiniz ondadır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (el-Enbiyâ, 10)

Hakîkaten Hazret-i Âdem’le başlayan ve Âhir Zaman Nebîsi -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’de kemâle eren İslâm’ın,

Kur’ân-ı Kerîm’le vâsıl olduğu ufuk, insanoğlu için şeref ve fazîletin son merhalesini teşkîl eder.


Böylece, o muazzam ilâhî kitapla -lâyıkı vechile-yoğrulan gönüllerin ulaşabilecekleri mânâ ufku,

akıl ve havsala ötesi enginlikleri içine alır.

Zîrâ Kur’ân-ı Kerîm’in nûrânî ışıklarına muhâtab olunmaksızın,

Yaratıcının zât ve sıfat hakîkatlerini kavramak ve insanın nereden gelip nereye gittiği sırrına âşinâ olabilmek mümkün değildir.

Bu sebeple Kur’ân-ı Kerîm, her bakımdan gözümüzün nûru, kalbimizin sürûru ve hidâyetimizin en feyizli kaynağıdır.

O kurtuluş rehberi ve mânâ güneşi olan Kitabullâh ki,

câhiliye karanlıklarına gömülmüş birer korkunç kan gölü hâlindeki bedevîlik çöllerini, nûrlu medeniyet bahçelerine dönüştürmüş;

düşmanlıklar, kavgalar ve cinâyetlerle dolu zulüm bataklıklarını da, din kardeşliğinin huzûr ve muhabbet iklîmine çevirmiştir.

İslâm’dan önce birbirini yiyen kabîlelerin hayâtı, tatlı bir sükûna kavuşmuştur.

O öyle bir hidâyet yıldızıdır ki, kendisine tâbi olan toplulukları bütün zaman ve mekânlarda huzûr ve saâdetin zirvesine yükseltir.

İnsanlığın elinde, dünyâ hayâtını cennete çeviren bu derece müessir bir vâsıta,

şimdiye kadar mevcûd olmadığı gibi bundan sonra da mevcûd olmayacaktır…

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kur’ân bir zenginliktir ki ondan sonra fakirlik olmaz ve ondan başka zenginlik de yoktur.” (Heysemî, Mecmau’z-zevâid, VII, 158)

Yine bir hadîs-i kudsîde Azîz ve celîl olan Allâh Teâlâ:

“Kur’ân-ı Kerîm okumak ve Ben’im zikrim, her kimi, Ben’den bir şey istemekten meşgul eder, geri bırakırsa,

Ben ona, isteyenlere verdiğimden daha fazlasını veririm.” buyurmaktadır. (Tirmizî, Fedâilu’l-Kur’ân, 25)


Kur’ân-ı Kerîm’e Muhabbet ve Tâzim

Bizler için örnek şahsiyetler olan ashâb-ı kirâmın ve evliyâullâhın Kur’ân-ı Kerîm’e karşı hissettikleri büyük mes’ûliyet duygusu,

onu ne derecede hayatlarının mihveri hâline getirdikleriyle sâbittir.

Her bakımdan onların Kur’ân-ı Kerîm’e olan tâzim ve hürmeti, bizler için en güzel nümûneler sergisidir.

Onlar bir ömür Kur’ân-ı Kerîm’i baş tâcı etmiş, âdeta canlı bir Kur’ân hâlinde yaşamışlardır.

Bu da hiç şüphesiz Hazret-i Peygamber’in ahlâkı ile hâllenmelerinin bir netîcesidir. Şöyle ki:

Hazret-i Ömer ve Hazret-i Osman -radıyallâhu anhümâ-,

her sabah kalktıklarında Mushaf-ı Şerîf’i öpmeyi âdet hâline getirmişlerdi.

Abdullâh bin Ömer -radıyallâhu anh- da her sabah Mushaf’ı eline alır,

öper ve duygulu bir şekilde: “Rabbimin ahdi, Rabbimin açık fermânı!” diyerek muhabbetini ızhâr ederdi. (Kettânî, Terâtib, II, 196-197) İkrime -radıyallâhu anh- Mushaf-ı Şerîf’i alır,

yüzüne gözüne sürerek ağlar ve “Rabbimin kelâmı! Rabbimin kitâbı!” diyerek Cenâb-ı Hakk’a olan tâzîm ve muhabbetini ifâde ederdi. (Hâkim, el-Müstedrek, III, 272)

devamı var.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-05-2008, 23:20   #2
cengiz hacılar
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Yanıt: Kuran'ı Kerime Muhabbet Ve Hizmet ....

Kur’ân-ı Kerîm’e Muhabbet ve Hizmet -devamı- 14/05/2008 çarşamba

Onların zamanında mürekkeple yazılan yazılar silinmek istendiğinde, su ile yıkanırdı.


Enes -radıyallâhu anh-, Hulefâ-i Râşidîn zamanındaki talebelerin, kendisiyle Kur’ân âyetlerinin yıkandığı suları rasgele sağa sola atmadıklarını,

bilâkis husûsî bir kapta biriktirerek kabir kenarlarında veya ayak basılmayan yerlerde açılan temiz kuyulara döktüklerini bildirmektedir.

Aynı zamanda bu suları şifâ niyetiyle kullandıkları da olmuştur. (Kettânî, II, 200)

Hak dostlarının bu tâzîmine mukâbil, Kur’ân’ın fazîlet ve rûhâniyetine en fazla muhtaç olduğumuz günümüzde,

maalesef bazı nâdan kimselerin abdestsiz olarak Kur’ân okuma ve okutma husûsunda fetvâ vermeye kalkışmaları ne büyük hüsrândır. Hâlbuki

âyet-i kerîmede açık ve kesin olarak şöyle buyrulmaktadır:

"Ona tam bir sûrette temizlenmiş (yâni tertemiz) olanlardan başkası dokunamaz." (el-Vâkıa, 79)

Bu âyette küçük abdest, büyük abdest ve kadınların muayyen hâlleri1 mevzubahistir.

Dört hak mezheb de, Mushaf’a abdestsiz el sürmenin haram olduğu görüşünde ittifak etmişlerdir.2 (el-Mevsûatü’l-Fıkhıyye, XVIII, 322)


Hazret-i Peygamber’den îtibâren 1400 küsur senedir bu böyle tatbik edilmiştir.

Hadîs-i şerîflerde buyrulur:

"Ne hayızlı kadın, ne de cünüp kimse Kur’ân’dan hiçbir şey okuyamaz." (Tirmîzî, Tahâret, 98/131)

"Kur’ân’a temiz olan dışında hiçbir kimse dokunmasın!" (Hâkim, I, 553/1447)

Yine Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Amr bin Hazm’ı Yemen’e gönderirken ona farzları, sünnetleri ve hukûkî durumları açıklayan bir beyannâme yazmıştı.

O yazıda Hazret-i Amr’ın insanlara Kur’ân’ı öğreteceği, bilgi ve hikmetlerini tebliğ edeceği söylendikten sonra, insanları,

temiz olmadıkları takdirde Kur’ân’a dokunmaktan nehyedeceği bildirilmektedir. (Kettânî, I, 216)

Kur’ân-ı Kerîm’e Muhabbet ve Hizmet -devamı- 15/05/2008 perşembe

Bir müsteşriğe âit olan şu cümleler de, müslümanların târih boyunca Kur’ân’a ne derece hürmet ve titizlik gösterdiklerine şâhidlik etmektedir:


"Kur’ân’ın lisânı son derece sâde ve güzeldir. Dünyâda hiçbir kitap Kur’ân’ın gördüğü hürmeti görmemiş ve görmemektedir.

Hattâ müslümanlar, tamamıyla temiz olmayınca kitaplarına dokunmamaktadırlar." (Eşref Edib,

Kur’ân’ın Azamet ve İhtişamı, s. 58)

Kur’ân-ı Kerîm, en mühim "Şeâir-i İslâm", yani İslâm’ın nişânelerinin başında gelir.

Âyet-i kerîmede ise:

"…Kim Allâh’ın şeâirine tâzim ederse, şüphe yok ki bu kalplerin takvâsındandır." (el-Hac, 32) buyrulmaktadır.


Ashâb-ı kirâm, tâzim ve hürmetleri yanında

Kur’ân-ı Kerîm’i çokça okur; onu okumadıkları ve sayfalarına bakmadıkları bir günün geçmesini istemezlerdi.


Günlerine Kur’ân’la başlarlar, göz rahatsızlığı olanlara da Mushaf-ı Şerîf’e bakmayı tavsiye ederlerdi.

Hatta Hazret-i Osman, çok okuduğu için iki Mushaf eskitmişti. (Kettânî, II, 197)

Cenâb-ı Hak, tıbbî şifâların yanında Kur’ân ile de dilediğinde nice gözlere şifa bahşetmiştir.

Nitekim gözleri rahatsız olduğu hâlde hâfızlığa çalışan genç bir delikanlının hâlisane gayret ve niyetinin eseri olarak hâfızlık sonrası tamamen iyileştiğine şâhid olduk.

Kur’ân muhabbetinin târihteki en zirve misâllerinden biri de Osmanlı Devleti’nin velî kurucusu Osman Gâzi Hazretleri’nin sergilediği mâlum hâdisedir.

O büyük insan, devrinin Hak dostlarından Şeyh Edebali Hazretleri’nin hâne-i saâdetlerinde misâfir edildiği bir gece,

odasının duvarında Kur’ân-ı Kerîm bulunduğundan, ona hürmetsizlik olacağı endişesiyle yatıp uyumaktan ictinâb etmiştir.

devamı var.


  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-05-2008, 23:22   #3
cengiz hacılar
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Yanıt: Kuran'ı Kerime Muhabbet Ve Hizmet ....

Kur’ân-ı Kerîm’e Muhabbet ve Hizmet -devamı- 16/05/2008 cuma

Devletinin dünya hâkimiyetine nâil olacağı şeklinde tabir edilen meşhur rüyâsını da bu büyük tâzim gecesinin nihâyetinde,


oturduğu yerde uyuklarken gördüğü nakledilir.

Umûmî kanaate göre o mübârek insanın temellerini attığı büyük devlet,

Kur’ân-ı Kerîm’e gösterdiği bu hürmet ve muhabbetin bereketi ile uzun bir ömür sürmüş ve ilâhî teyîde mazhar olmuştur.

Orhan Gâzî’nin, oğlu Murad Hân’a olan şu nasihatleri de bu tâzîmin diğer bir ifadesidir:

"Oğul! Kur’ân-ı Kerîm’in hükmünden ayrılma! Adâletle hükmet! Gâzîleri gözet! Fakirleri doyur!

Dîne hizmet edenlere, bizzat hizmet etmeyi şeref bil! Zâlimleri cezâlandırmakta gecikme!

En kötü adâlet, geç tecellî edendir.

Sonunda hüküm isâbetli dahî olsa, geciken adâlet de bir nevî zulümdür."


Bu kıymetli ifâdelerde de açıkça görüldüğü üzere, öğüt ve nasîhatlerin özü, "Kur’ân’a hürmet ve emirlerine itaat"in emredilmesidir.

Dolayısıyla her anne-babanın, evlâdına verebileceği en büyük hazîne ve en kıymetli hediye, onu Kur’ân kültürüyle tezyîn etmesidir.


Ecdâdımızın, Kur’ân-ı Kerîm’e son derece hassâs hürmeti, Cenâb-ı Hakk’a duydukları muhabbetin en bâriz bir tezâhürüdür.

Allâh Teâlâ da kelâmına muhabbet besleyen ve onunla hemhâl olan kullarını sevmektedir.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

"Allâh, geceleyin iki rekat namaz kılan (ve Kur’ân okuyan) bir kulu dinlediği kadar hiçbir şeyi dinlemez.

Allâh’ın rahmeti, namazda olduğu müddetçe kulun başı üstüne saçılır.

Kullar, Kur’ân’la hemhâl oldukları andaki kadar hiçbir zaman Allâh’a yaklaşmış olamazlar." (Tirmizî, Fedâilu’l-Kur’ân, 17)

Kur’ân-ı Kerîm’e Muhabbet ve Hizmet -devamı- 17/05/2008 cumartesi

Ebû Zerr -radıyallâhu anh-:


"–Yâ Rasûlallâh! Bana nasihatte bulun!" dediğinde Âlemlerin Efendisi:

"–Kur’ân okumaya ve Allâh’ı zikretmeye bak, çünkü Kur’ân yeryüzünde senin için bir nûr, gökyüzünde de bir azıktır." buyurmuştur. (İbn-i Hibbân, Sahîh, II, 78)

Kur’ân-ı Kerîm, kalblerimizin tabîbi, rûhlarımızın gıdâsı ve şifâ kaynağıdır.

Kur’ân’a muhabbetimiz ve sadâkatimiz ne kadarsa, onun devâ ve şifâsı da o nisbette tecellî eder.

Zîrâ Rabbimiz onu "şifâ ve rahmet" olarak lutfetmiştir.

Âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır:

"Biz Kur’ân’dan mü’minlere rahmet ve şifâ olan şeyler indiriyoruz..." (el-İsrâ, 82)


Kur’ân-ı Kerîm’e Muhabbet ve Hizmet -devamı- 17/05/2008 cumartesi


Kur’ân-ı Kerîm’i Anlayarak,

Hissederek ve Feyz Alarak Okumak

Kur’ân-ı Kerîm’in umûmî ve yegâne maksadı, akılları ve tefekkürleri gaflete

düşüren hevâ ve heveslerle meşgûliyetten kurtarmak sûretiyle gönülleri

Marifetullâh’a ve Allâh’a yakınlığa sevketmektir.

Bu maksada nâil olabilmek için de dâimâ Kur’ân ile hemhâl olmak îcâb eder.

Birgün Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

"–Şüphesiz insanlardan Allâh’a yakın olanlar vardır!" buyurmuştu. Ashâb-ı kirâm:

"–Ey Allâh’ın Rasûlü! Onlar kimlerdir?" diye sordular. Peygamberimiz:

"–Onlar Kur’ân ehli, Allâh ehli ve Allâh’ın has kullarıdır!" cevâbını verdiler. (İbn-i Mâce, Mukaddime, 16)

devamı var
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-05-2008, 23:24   #4
cengiz hacılar
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Yanıt: Kuran'ı Kerime Muhabbet Ve Hizmet ....

Kur’ân-ı Kerîm’e Muhabbet ve Hizmet -devamı- 18/05/2008 pazar


Her mü’minin Kur’ân ehli olarak onu anlayıp hayatına tatbik etmesi, îmânının muktezâsı ve takvâsının bir ölçüsüdür.

Nitekim ashâb-ı kirâm, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’den on âyet öğrendiklerinde, bunlardaki emir ve hikmetleri iyice anlayıp tatbîk etmeden diğer on âyete geçmemişlerdir. (İbn-i Hanbel, V, 410)

Meselâ Abdullâh bin Ömer -radıyallâhu anh-, Bakara Sûresi’ni sekiz senede bitirebilmiştir. (Muvatta, Kur’ân, 11) Hâsılı sahâbe, Kur’ân’daki ilimlerle âmil olmuş ve yine Kur’ânî hikmetlerle de kâmil hâle gelmişlerdir.

Abdullâh bin Mes’ûd -radıyallâhu anh-, Kur’ân-ı Kerîm hâfızlarının bu ilâhî kelâmdan nasıl müteessir olmaları lâzım geldiğini şöyle ifâde eder:

"Kur’ân’ı ezberlemiş olan kimse, insanlar uykuda iken gece kalkıp ibâdet etmesiyle, halk yemek yerken oruç tutmasıyla, başkaları sevinip eğlenirken âkıbeti için kederlenmesiyle,

insanlar gülerken kulluktaki acziyetinden dolayı ağlamasıyla, halk birbiriyle konuşurken sükûtuyla, insanlar kibirlenirken tevâzuuyla tanınmalıdır.


Kur’ân’ı ezberlemiş birisinin ağlaması, üzgün durması, vakarlı ve bilgili olması, tefekkür ve sükût hâlinde bulunması îcâb eder.

Kur’ân ehli; katı yürekli, gâfil, çığırtkan ve hemen öfkelenen biri olmaktan da sakınmalıdır." (Ebû Nuaym, Hilye, I, 130)

Bu îtibarla Kur’ân’ı ruhâniyetten mahrûm olarak ezberleyen ve ruhsuz bir şekilde yalnız güzel sesle okuyan kimseler,

o Kitâbullâh ile hemhâl olup emir ve hikmetleriyle amel etmedikleri müddetçe "Kur’ân ehli" sayılamazlar.

Zîrâ müslümanlar için aslolan, hayatlarını Kur’ân’la yoğurma, yâni kendilerini canlı bir Kur’ân hâline getirme niyeti, düşüncesi ve gayretidir.

Bu sebeple gerçek bir mutasavvıf da ancak Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye’yi ibâdet, muâmelât ve ahlâk mükemmelliği ile bizzat yaşayan kimsedir


( Osman Nuri Topbaş)
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 20-05-2008, 00:17   #5
cengiz hacılar
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan Yanıt: Kuran'ı Kerime Muhabbet Ve Hizmet ....

Kur’ân-ı Kerîm’e Muhabbet ve Hizmet -devamı- 19/05/2008 pazartesi


Diğer bir ifâdeyle Kur’ân-ı Kerîm, her şeyiyle bütün bir kâinâtın, kelâm aynasına aksetmiş hâlidir.

Bu sebeple kâinâttaki bütün hakîkatler Kur’ân’da da mevcuttur.

Zîrâ Kur’ân, rüşdünü idrâk etmiş insanoğluna son mesaj ve son çağrıdır.

Kâinâtta gizli olan hakîkatler; Tıp, Botanik, Astrofizik ve Embriyoloji gibi alanlarda tabiat âlimlerince incelendiği ve onların idrâk ve ihâtaları

nisbetinde keşfedildiği gibi Kur’ân-ı Kerîm de İslâm âlimleri tarafından incelenmekte ve hakîkatleri zamanla gün yüzüne çıkarılmaktadır.

1400 küsûr seneden beri onun engin muhtevâsı içinde dolaşarak ihtivâ ettiği hakîkatleri araştıran sayısız Hak dostu âlimler,

ondan akıl, idrâk, iz’an, kâbiliyet ve rûhî derinlikleri nisbetinde nasîb almaktadırlar.

Bu faaliyet, kıyâmete kadar devam edecek ve yine de Kur’ân’ın ihtivâ ettiği hakîkatler tamâmen keşfedilip nihâyete erdirilemeyecektir.

Zîrâ Kur’ân’ın her kelimesi, onu telâkkî eden âlimin idrâki kadar olmayıp aksine sonsuz bir mânâ derinliğine sâhiptir.

Lâkin insanların ekserîsine lâzım olan onun zâhirî muhtevâsıdır.

Bu da, beşer hayatını mükemmel bir sûrette tanzîme kâfîdir.

Zâten o hakîkat ummânının bütününü idrâk aslâ mümkün değildir.

Bu, ancak Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e âit bir keyfiyettir.

Zîrâ Kur’ân, âciz bir insanın ilmi değil, bu dünyadaki bütün ilimlerin kâidelerini vazederek insanlara lutfeden Rabbin ilmidir.

Aynı zamanda ilmî keşiflere vâsıta olan idrakleri yaratan da o kelâmın sâhibi olan Hak Teâlâ’dır.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 23:51


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats