![]() |
| | #1 |
| Forum Yöneticisi Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 4,035
| Kur’an’ı Kerim’de müminin temel vasıfları arasında sıkça geçen “Salih amelde bulunmak” ifadesi bu noktada en çok dikkati çeken nitelemelerden birisidir. Bir evrensel iyilik hareketi olarak İslam dinini bizlere ulaştıran Peygamber Efendimiz bu iyilik hareketine engel olacak şeylerden de müminleri sakındırmıştır. İslam dini yeryüzüne iyiliği hakim kılmak için gönderilmiş son ilahi din olarak sürekli olarak müminlere iyilik yapmaları hususunda tavsiyelerde bulunmaktadır. Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’in Maide suresinde Allah u Teâla şöyle buyurmaktadır: “İyilik ve takvâda birbirinizle yardımlaşınız.” (Mâide sûresi (5), 2) Âyette geçen ve iyilik diye tercüme ettiğimiz “ birr” kelimesi, her türlü iyiliği, hayrı, hayırda kemâli ifade eder. Dolayısı ile bu ifade sadece dini alanla ilgili değil insan yaşamının her alanıyla alakalı olarak iyilik yapmada müminlerin yarışmasını, bu konuda yardımlaşmalarını teşvik etmektedir. Çünkü iyilik bazen yoldaki insanları rahatsız eden şeyleri temizlemek gibi bireysel bir eylem olabildiği gibi, çoğu zaman da toplumsal problemlerimizi aşmada ortaklaşa yapılması gereken eylemler dizisi olabilmektedir. Hz. Peygamber bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Bir defa bir adam yolda yürürken yol üzerinde bir diken dalı bularak onu kaldırdı. Allah da ona teşekkür etti ve onu af eyledi.”(Müslim, Birr, 127). Biraz önce okuduğumuz ayette ifade edilen takva ise insanların dini görevlerini yerine getirmelerindeki şuurluluk ve bilinçlilik halleri olarak tanımlanabilir. Bu ayeti kerimede kullanılan iki ifade de, yani iyilik ve takva ifadeleri de aslında dinin özünü teşkil etmektedir. Zira dinin özü insanlara faydalı olmak, genel ifadesiyle iyilik yapmak ve bu iyiliği de kulluk bilinciyle yani takva sahibi olarak yapmak şeklinde özetlenebilir. Bunu ifade sadedinde Peygamber efendimizin çağları aşan şu ifadeleri bir müminin sürekli gündeminde olmalıdır. “İnsanların en hayırlısı onlara en çok faydalı olanıdır.” Kur’an’ı Kerim’de müminin temel vasıfları arasında sıkça geçen “Salih amelde bulunmak” ifadesi bu noktada en çok dikkati çeken nitelemelerden birisidir. Salih ameli dünya ve ahirette iyi neticelere götüren işler olarak açıklamak mümkündür. Dolayısı ile mümin kişini bu dünyadaki en temel görevlerinden birisi sürekli iyilik yapma çabası içerisinde olmaktır. İyilik hususunda takip edilecek sıra da İslam’da belirlenmiştir. İlk önce kişi yakın akrabalarından başlayarak iyilik halkasını genişletmek durumundadır. Bu noktada Müminin iyilik yapmak zorunda olduğu ilk halka onun anne-babası olmaktadır. Hatta kişinin anne-babası müşrik olsalar bile onlara iyilik etmeye devam etmesi müminin dini bir vazifesidir. ![]() Ebû Bekr'in kızı Esma (R) haber verip şöyle demiştir: Peygamber (S) zamanında annem beni özleyerek ziyaretime gelmişti. Ben Peygamber'e: — Anamla ilgilenip onu kabul edeyim mi? diye sordum. Peygamber: — "Evet (onunla ilgilenip iyilik eyle)" buyurdu.(Buhari, Edep 7) Bu hadisi bize aktaran büyük alimlerden Sufyân ibn Uyeyne söyle demektedir: Yüce Allah o kadın hakkında şu âyeti indirmiştir: "Sizinle dîn hususunda muharebe etmemiş, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış olanlara iyilik, onlara adaletle muamele etmenizden Allah sizi men' etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever" (el-Mumtehme: 8). Bu hadiste Hz. Peygamber Esmâ’nın henüz Müslüman olmamış olan annesine iyilikte bulunmasına izin vermiş ve ayeti kerimede de bu konuyla ilgili genel bir hüküm ortaya konulmuştur. Buna göre açık bir düşman olmadıkları müddetçe iyilik hususunda Müslüman olup olmamak fark etmemektedir. Ancak savaş zamanlarında karşı tarafa iyilik yapmak diye bir şeyden bahsetmek mümkün değildir. Dolayısı ile İslam’ın iyilik anlayışı dinle sınırlandırılmış sadece Müslümanlara yönelik olan bir anlayış değildir. İslam dini tüm dünyanın mutlu bir hayat sürmesi için gönderilmiştir. Bu çerçevede Müslümanın görevi, Müslüman olsun veya olmasın, yakın akrabalarından başlayarak bütün insanlığı kucaklayacak bir iyilik hareketi içinde olmak, insanın fıtratında var olan yarışma duygusunu bu alana yönlendirmek ve teksif etmek olmalıdır. Bir evrensel iyilik hareketi olarak İslam dinini bizlere ulaştıran Peygamber Efendimiz bu iyilik hareketine engel olacak şeylerden de müminleri sakındırmıştır. İyilik meşalesini söndürecek en tehlikeli rüzgar hiç şüphesiz Müslümanlar arasındaki düşmanlık ve küskünlüklerdir. Peygamber efendimiz bu konuda ise şöyle buyurmaktadır: “Cennet kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır. Ve Allah'a hiç bir şeyi ortak koşmayan her kula (günahları) mağfiret buyurulur. Yalnız din kardeşi İle aralarında düşmanlık bulunan kimse müstesna! (Onlar hakkında) şu iki kişiye barışıncaya kadar mühlet verin! Şu iki kişiye barışıncaya kadar mühlet verin! Şu iki kişiye barışıncaya kadar mühlet verin! denilir.” (Müslim, Birr, 35). Bu hadiste Hz. Peygamber Müslümanlar arsındaki küskünlüklerin ilahi rahmete engel olduğunu ifade ederek, başlatmış olduğu evrensel iyilik hareketinin önündeki engellerden birisini kaldırmak istemektedir. Çünkü Müminler bütün dünyayı iyilikte doldurmak gibi kutlu bir vazifeyle görevlendirilmişlerdir. Bu vazifeye engel olacak şeylerin ise ortadan kalkması gerekmektedir. Abdulvahap Özsoy |
| |
| Konu Araçları | |
| |