![]() |
| | #1 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,783
| "Hz. Adem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise diğer bir rivayette daha büyük bir fitne yoktur."(1) hadis-i Şerif' in de ifade ettiği gibi Deccalın fitnesi yeryüzünün en büyük fitnesidir. önemli olan Deccalı nasılsa öyle öğrenmektir. Bu önemi sebebiyledir ki, İslâm âlemleri daha küçük yaşlardayken çocuklara Deccalle ilgili bilgilerin verilmesini, hattâ okullarda ders programlarında yer almasını istemişlerdir. DECCAL KONUSUNDA âlimler de ifrat ve tefrite düşüyor, yanlış kanaatler içerisine giriyorlarsa, halk da doğruyu bulamayacak, şüphe ve tereddütlerden kurtulamayacaktır Deccal kolayca nasıl tanınır? Allah Resûlü, Deccalın özelliklerini bir bir anlatmış ve buna rağmen, "Karıştırırsınız diye endişe ediyorum"(4) diye düşüncesini belirtmekten de geri kalmamıştır. Çünkü îman nuru ve ferasetiyle bakılmazsa, karıştırma her zaman söz konusudur. a. Yahudîliği Deccal Yahudîdir. İcraatı dikkate alındığında, onun bir Yahudî oluşu, insana hiç de şaşırtıcı gelmez. Yahudîler de zâten bunu övünelecek bir davranış olarak görürler. Alûsî tefsirinde anlatıldığına göre, bir gün Yahudîler, Resûlullaha (a.s.m.) gelmiş, "Âhirzaman Deccalı bizden olacak, şöyle yapacak, böyle yapacak" demişlerdi. Cenab-ı Hak da bunun üzerine Mü'min Sûresinin 56. âyetini göndermişti. Ebu's-Suud tefsirinde belirtildiğine göre de, Yahudîlerin, Resûlullaha şöyle dedikleri bildirilir: "Bizim Tevrat'ta zikredilen sahibimiz sen değilsin. Davud'un oğlu Mesih'tir. Yani sizin Deccal dediğiniz. O, âhirzamanda çıkacak, bütün dünyaya hâkim olacak, artık mülk ve saltanat da bize geçecek." Gönderilen—yukarıda bahsi geçen—âyette Allah, onlara şu cevabı vermişti: "Kendilerine gelen hiçbir delil olmadığı halde Allah'ın âyetleriyle mücadele edenler, hak dini söndürmek gibi, aslâ erişemeyecekleri büyük bir hevesi gönüllerinde taşıyorlar. Sen Allah'a sığın. Muhakkak ki O, herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla görür." b. Vücut yapısı Deccal cüsseli, heybetli(5) kızıl renkli,(6) kıvırcık saçlı,(7) ensesi kalın ve alnı geniş(8) bir kimsedir. Kısa ve ayrık bacaklıdır.(9) Alnında "kâfir" yazısı vardır.(10) Okuma yazması olsun olmasın onu her Müslüman okur. İcraatlarını beğenmeyen herkes o yazıyı okuyacaktır.(11) Bir insanın alnında açık açık kâfir yazısının bulunması, herkes bilir ki imtihan sırrına ters düşer. Öyleyse bununla başka bir mânâ kastedilmiş olmalıdır. Şuâlar'da buna şöyle tevil getirildiğini görüyoruz: "Bunun bir tevili şudur ki: o Süfyan, kendi başına Frenklerin serpuşunu koyup, herkese de giydirir. Fakat, cebir ve k�*nun ile tamim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye gittiği için, inşaallah, ihtidâ eder (hidayete gelir); daha herkes, yalnız istemeyerek onu giymekle kâfir olmaz."(12) c. Tek gözlülüğü Deccal tek gözlüdür.(13) Resûllullah birgün Deccaldan söz açarak, “Şüphesiz, ben sizi, ona karşı uyarıyorum. Hiçbir peygamber yoktur ki, gönderildiği toplumu ona karşı uyarmamış olsun. Nitekim Hz. Nuh da (a.s.) kavmini ona karşı uyarmıştı. Ama ben size Deccal hakkında hiçbir peygamberin kavmine söylemediği bir söz söyleyeceğim. Haberiniz olsun ki, o kördür, Halbuki Allah asla kör değildir."(14) buyurmuşlardı. “Kör olduğu halde insanlara, "Ben sizin Rabbinizim' der. Halbuki sizin Rabbiniz kör değildir (yaratıklara benzemekten, her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır).”(15) “Allah kör değildir. Dikkat edin. Mesih-ı Deccalın sağ gözü kördür. Gözü sanki fırlamış bir üzüm tanesi gibidir.”(16) "Silik gözlüdür."(17) Rivayetlerde Deccalın gözünün yeşil renkli bir cama,(18) ve parlak bir yıldıza benzetildiği de görülmektedir.(19) Kurtubî bu rivayetlere dayanarak, Deccalın iki gözünün de kusurlu olduğunu, bir gözünün nurunun çekilmiş, diğerinde de yaratılıştan bozukluk olduğunu söylemektedir.(20) Bu körlüğün onun kalb gözünün kör olduğu anlamına geldiği de belirtilmiştir.(21) Tek gözü kör anlamına gelen Arapça a'ver kelimesinin "içinde asla hayır bulunmayan kimse" için de kullanılması(23) oldukça mânâlıdır. Nitekim Muhammed Abduh, Deccalı hurafelerin, yalancılık ve kötülüklerin sembolü olarak görür. Muhammed el-Behî ise Deccalın çıkışını, toplumda fesat ve anarşinin yaygınlaşması ve materyalizmin hâkimiyet kurması olarak değerlendirir ve "Deccal zirveye çıkacak olan materyalizmin sembolüdür" der. Muhammed Esed'e göre ise bu özellik sadece maddeyi gören, mâneviyata kapalı, bir kısım olağanüstülükleri olan Batı medeniyetine tıpa tıp uymaktadır. Esed’in bu yorumu, Bediüzzaman'ın gerçek İsevîlikten uzaklaşan Batı için kullandığı, "Deccal gibi bir tek gözü taşıyan kör dehâ"(24) ifadesiyle uyum arz etmektedir.(25) Acaba Deccalın bir gözünün kör olmasının özellikle bildirilmesinin hikmeti ne olabilir? Müslümanların kolayca onu tanımalarını sağlamak için olabilir. Tanısınlar ki, gösterebileceği harikulâdeliklere, hilelere, büyüleyiciliğine aldanmasınlar. Gerek maddeten kör olduğunu ve gerekse âhireti inkâr edip dünyayı gâye-i hayat yaptığını görenler onu tanımakta güçlük çekmezler, münkirliğini hemen fark eder, kusurlu haliyle kendini ilahlaştırmasına sadece gülüp geçerler. d. Çocuğunun olmaması Resûl-i Ekrem (a.s.m.), Deccal konusunda ümmetini dikkate davet ederken, zaman zaman Sahabîlerinin, Deccal hakkında, merak ve korkuyla sordukları sorulara da cevap vermiş, tanımada zorluk çekmemeleri için özelliklerini anlatmıştır. Bunlardan biri de onun çocuğunun olmayacağıdır.(29) Onun bu hali, Kevser Sûresindeki "ebter," yani "soyu kesik" tabiriyle bütünüyle uygunluk arz etmektedir. Sûrenin, ayrıca ebced hesabıyla ona işaret ettiği belirtilmektedir. e. Minareden yüksek oluşu Rivayetlerden Deccalın fevkalâde büyük, hatta minareden daha yüksek, Hz. İsa'nın da ona nisbeten çok küçük olduğunu(30) öğreniyoruz. Hatta Hz. İsâ onu öldüreceği vakit, on arşın yukarıya atladığında ancak kılıcıyla dizine vurabilmektedir. Demek ki Deccal Hz. İsa'dan on yirmi misli daha büyüktür. Hz. Ali'nin belirttiğine göre Süfyan da cüsseli biridir. Önce etrafını yakıp yıkar, sonra da Doğu ülkelerini dolaşıp meliklerini mağlup eder.(31) Tamamen maddeci, tabiatçı, Allah'ı inkâr eden, kendinde bir nevî sahte tanrılık tahayyül eden, heykellerine rükûa vardırır gibi boyun büktüren Deccalın boyunun minareden daha yüksek gösterilmesi, Hz. İsa'ya göre çok büyük olması, iktidar ve icraatının büyüklüğüne, maddî ve siyasî gücünün fazlalalığına işaret eder. Rivayetlerden, âhirzamanda çıkacak şahısların fevkalâde iktidarlara sahip olduğunun anlaşıldığını belirten Bediüzzaman, bunu tevil ederken, o şahısların temsil ettikleri mânevî şahsiyetin büyüklüğünden kinaye olduğunu söyler ve bir zaman Rusya'yı mağlup eden Japon başkumandanının sûretinin, bir ayağının Büyük Okyanusta, diğer ayağının da Port-Artür kalesinde gösterildiğini, bu sûretle şahs-ı mânevîsinin dehşetli büyüklüğünün o şahsiyetin mümessilinde ve büyük heykellerinde ifade edildiğini anlatır.(32) Diğer bir yerde ise şu teviline rastlıyoruz: "'Lâ ya'lemü'l-gaybe illallah (Gaybı ancak Allah bilir) bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselâmı nûr-u îman ile tanıyan ve tâbi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidînin kemiyeti (mücahid ruhânî cemaatinin sayısı), Deccalın mektepçe ve askerce ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir."(33) İktidarlarının fevkalâde ve harika görülmesinin diğer bir sebebini ise şöyle izah eder Bediüzzaman: “Ekser icraatları tahribat ve müştehiyyat (nefsin hoşuna giden şeyler) olduğundan fevkalâde bir iktidar görünür, çünkü tahrip kolaydır. Bir kiprit bir köyü yakar. Müştehiyyat ise, nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder.”(35) Rivayetlerde her iki Deccalın da harikulâde icraat, fevkalâde iktidar ve heybetli gösterilmeleri, hatta bedbaht bir kısım kimselerin onlara ilahlık isnad etmelerinden bahsedilir.(36) f. Kırk günde dünyayı gezmesi Rivayetlerden, Deccal çıktığında bütün dünyanın işiteceğini, kırk günde dünyayı gezeceğini, harikulâde bir eşeğe sahip olduğunu öğreniyoruz.(38) Deccalın eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafe ise kırk arşını bulmaktadır. (yaklaşık 27 m).(39) Çağdaş bazı âlimler bundan maksadın iki kanadı arası kırk arşını bulan bir uçak olduğunu söylerler. Herhalde “yeryüzünün ayaklarının altında koçun derisinin yünden dürüldüğü gibi dürülmesi (öylesine hızlı gitmesi)(40) bundan olsa gerek. "Deccal önüne bulutu katan rüzgâr gibi hızlı gider"(41) rivayetinden de onun hızlı araçlardan yararlanacağını, sür'atli icraat yapacağını anlıyoruz. Allah Resûlü, kırk günde dünyayı dolaşan Deccalın Mekke ve Medine hariç ayak basmadık belde bırakmayacağını bildirir.(42) g. Harikulâdelikleri Deccalın bir kısım harikulâdelikleri vardır. Sihir, manyetizma, ispirtizma gibi istidracî harikalarla kendini muhafaza eder, birçoklarını emri altına alır.(46) Peki, Deccal inançsız biri olduğu halde nasıl olur da böylesine olağanüstülükler gösterebilir ?Bilindiği gibi kâfirlerin gösterdikleri olağanüstülüklere "istidraç" denilir. Bunlar onlara bir üstünlük sağlamaz, sadece inançsızlıklarını arttırır. Tabiî bunu şerre âlet ettikleri için baskı kurar, etkili olur, etraflarında o ölçüde de insan toplarlar. Deccal da böyledir. Ebû Hanife'nin dediği gibi ondaki bu haller istidraç k�*bilindendir.(47) Her ne kadar Firavun gibi ilâhlık dâvâsında da bulunsa, birkısım harikulâdelikler de gösterse, nihayet Deccal doğup büyüyen, beşerî özelliklere sahip bir yaratıktan başka birşey değildir. Ve îmanlı gönüller onun bu hîlekârlığını anlamakta zorlanmazlar. Deccala birçokları boyun büktükleri halde gençlik dolu bir mü'min karşı çıkar. Deccal da onu başından ikiye böler. Sonra da diriltip îman etmesini ister. Fakat tam aksi mü'minin onun Deccallığı hakkındaki kanaati daha da pekişir. Resûlullahın âhirzamanda çıkacağını bildirdiği Deccalın o olduğuna şâhit olur. Bunun üzerine Deccalın gücü gider, artık kimseyi öldürüp diriltemez hale gelir.(48) Bunu yine mecaz olarak düşünmek mümkündür. Halimî (öl. 1012) ise Deccalın öldürüp diriltmesinin bir çeşit tedavî yoluyla olacağını söylemektedir.(49) h. Cennet ve cehenneminin bulunuşu Kur’ân-ı Kerimde meşhur bir Talut kıssası vardır. Talut askerleriyle birlikte bir nehir imtihanına tâbi tutulur. Deccalın yanında da iki nehir vardır ve âhirzamanın insanları da bu nehirlerle imtihan edilirler. Şimdi Resûlullahın bahsettiği Deccalın bu iki nehrine geçelim. Bir gün Allah Resûlü (a.s.m.), Sahabîlerine Deccalı anlatırken, "Ben Deccalın yanında neler bulunduğunu, kendisinden daha iyi bilirim" diye söze başlıyor ve şunları anlatıyor: "Onun yanında akan iki nehir vardır. Biri dış görünüşüyle beyaz bir sudur. Diğeri de parlak bir ateş olarak görülür. Kim ona yetişirse, ateş olarak görünen nehrin yanına varsın ve başını eğip ondan içsin. Zira bu parlak ateş gibi görünen nehir, soğuk bir sudan ibarettir."(51) Başka bir rivayette Deccalla birlikte su ve ekmek dağlarının bulunduğu da belirtilir.(52) Müslim'de yer alan başka bir hadiste ise onun cennet ve cehennemi bulunduğu, cehenneminin cennet, cennetinin de cehennem olduğu bildirilir.(53) Kendine tâbi olanları cennetine, tâbi olmayanları da cehennemine atar.(54) Âlimler, bu hadisleri yorumlarken, Deccalın kendisine boyun bükmeyen mü'minleri eziyet ve işkencelere atacağını belirtirler. Aliyyü'l-Karî, "Onun suyu nimet ve lezzet, ateşi de meşakkat, azap ve elemdir"(55) der. Deccalı tanımayan mü'minlerin sıkıntı, belâ, çile ve meşakkat içerisinde kalacaklarını, buna rağmen Allah'ın lütuf ve ihsanıyla rıza, şükür ve sabır gösterecekleri anlatır.(56) Bir hadis-i şerifte bu durum anlatılırken, Deccalı tanımayan, reddeden topluluğun kıtlığa maruz kalacağını, mallarına el konulacağını, aksine onu kabul edenlerin nimetlere mazhar olacakları açıkça bildirilmektedir.(57) Askalanî de cennetten maksadın lezzet ve nimet, cehennemden maksadın da işkence ve azap olabileceğini belirtmektedir.(58) Elindeki maddî güç ve imkânla, zekâ ve kurnazlığıyla istibdat kuran Deccal, kendini kabul etmeyen bir kavmi kıtlık belâsına atar, ellerinde hiçbir mal bırakmaz.(59) Evet, fitneyi en büyük koz olarak kullanan Deccal, medeniyetin zevk ve eğlencelerini, nefsin hoşuna gidecek her şeyi taraftarlarının, dostlarının önüne serer, onları makam, mevkî ve maddî imkânlarla el üstünde tutar, refah ve saadet sunar, yani onlara bir nevi cennet hayatı yaşatır. Kendini tanımayan kimseleri yokluk, azap, işkence ve sıkıntılara atar, hayatlarını zindana çevirir. Hapishaneler onun zamanında bir nevi cehenneme döner. Onun zamanında okullar hûrî ve gılmanın çirkin bir sûreti, hapishane de azap yeri ve zindan haline dönerken, onun merkebinin, yani bindiği trenin bir kulağı, yani bir tarafı dostları için ziyafet alanı, diğer kulağı da, ateş ocağı olur.(60) ı. Bilginleri kendine bende etmesi Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak; ilim ile dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar."(61) Çağımız âlimlerinden Muhammed Gazalî, Deccalı tabiat ilimlerine vâkıf bir Yahudî âlimi olarak nitelendirir ve onun haktan sapan Yahudîlerin vicdanını temsil ettiğini söyler.(62) Bediüzzaman'ın belirttiğine göre ise Deccal birkısım padişahlar gibi kuvvet, kudret, kabile, aşiret, cesaret ve servet gibi bir saltanat vasıtası olmadığı halde, zekâveti, fenni ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır. Ve aklıyla birçok âlimin aklını emri altına alır, etrafında fetvâcı yapar. Birçok öğretmenleri de kendine taraftar eder, dinderslerinden soyutlanan millî eğitimi rehber edip tamimine şiddetle çalışır.(63) Birer İslâm Deccalı olan Cengiz ve Hülagu; Cafer Hoca, Danişmend Hacip gibi hocaları destekçi buldukları gibi, büyük Deccalla Süfyan da bir kısım hocaları kendilerine fetvacı edineceklerdir. i. Bağırınca bütün dünyanın duyması Deccal çıktığında müthiş bir şekilde bağırır, nâra atar ki, Doğu ve Batının bütün halkı onu duyar.(64) İslâm Deccalı öldüğünde de, ona hizmet eden şeytan, İstanbul'da Dikilitaş'ta "O öldü!" diye bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek.(65) Normal şartlarda bir insanın sesi ne kadar gür olursa olsun, sesini dünyaya duyurması mümkün olmaz. Böyle olsa bu insan yaratılışına ve imtihan sırrına ters düşer. Çünkü o zaman Deccalı herkes tanır. Mâdem ki bunu Resûl-i Ekrem (a.s.m.) bildirmiştir; doğrudur, haktır. Ama te'vili vardır. Bugün artık herkes biliyor ki, radyo, televizyon gibi cihazlarla herhangi bir konuşma, hem de ânında dünyanın dört bir yanında işitilebilmektedir. Demek ki, Deccal, teknolojinin böylesine geliştiği bir devirde çıkacak, bunlardan da faydalanarak icraatını sürdürecektir. İşte Deccalın kuvvetli görünmesinin sebeplerinden biri de, bu harika âlet ve cihazlardan faydalanması, sûistimal etmesidir. Yeri gelmişken Resûlullahın, keşiflerinden yüzyıllarca önce telgraf, telefon, radyo, televizyon gibi cihazların keşfedileceğine ve Deccalın böyle bir zamanda geleceğine işaret etmesini onun ap açık gaybî bir mûcizesi olarak tecellî ettiğini belirtelim. j. Elinin delik olması Deccalın elinin delik olması ise, onun israfa düşkün birisi olduğunu gösterir. "Falan adamın eli deliktir" dediğimizde, onun müsrif birisi olduğunu nasıl anlatmaya çalışıyorsak; Deccalın elinin delik oluşundan da, oyun, eğlence ve sefahet yolunda elinde para tutmaz bir kimse olduğunu anlıyoruz. "Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamaı uyandırarak insanların o zaif damarlarını tutup kendine musahhar eder... İsraf eden ona esir olur, onun dâmına düşer."(66) Bediüzzaman'a Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiyede iken Süfyan'dan sorarlar: "Bir su içecek, onun eli delinecek ve bu hâdise ile 'Süfyan' olduğu bilinecek." O da şu cevabı verir: "Bir darb-ı mesel var: Çok israflı adama 'Eli deliktir' denilir. Yani elinde mal durmuyor, akıyor, zâyi oluyor' deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya mübtelâ olup, onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfâta girecek, başkalarını da alıştıracak."(67) k. Fitnesinin câzip olması Bir rivayette bildirildiğine göre, "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olamaz."(68) Bu sebepledir ki, mü'minler kabir azabından sonra, "Bizi Deccalın ve âhirzamanın fitnesinden koru" (69) duâsını vird-i zebân etmişlerdir. Çünkü o fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftûn eder; insanlar istekleriyle, belki zevkle içine atılırlar. Meselâ o devirde Rusya'da hamamlara kadın erkek beraber çıplak girerler. Kadın kendi güzelliklerini göstermeye fıtraten meyyal olduğundan, seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar. Fıtraten güzelliğe düşkün erkekler de nefsine mağlup olup, o ateşe sarhoşâne bir sürûr ile düşer, yanar. İşte dans ve tiyatro gibi zamanın oyunları, büyük günah ve bid'aları, birer câzibedarlık ile, pervâne gibi, nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder.(70) Deccal, sefahetin her türlüsünden istifade eder, kendisi sefahete düşkün olduğu gibi, nefislerine düşkün insanları da câzip fitnesine çeker. Kolayca taraftar bulduğu için taraftarları çok olur. ------------------------------ (1) Müslim, Fiten: 126. (2) Nursî,Şuâlar, s. s. 299. (3) Tirmizî, Fiten: 56. (4) Ebû Davud, Melahim: 14. (5) Buharî, Fiten: 26; Müslim, Îman: 277; Müsned, 2:122, 144. (6) Buharî, Fiten: 26. (7) Buharî, Libas: 68; Müslim, kitabü'l-Fiten: 20. Ebû Davud, Kitabü'l-Melahim: 14. (8) Müsned, 2:191. (9) Ebû Davud, Kitabü'l-Melahım:14. (10) Buharî, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 101-102; Tirmizî, Fiten: 62; Müsned, III:115, 211. (11) Müslim, Fiten: 95, 101-102; Ebû Davud, Melahim: 14; Tirmizî, Fiten: 56; Müsned, III:103, 173, 201. (12) Nursî, A.g.e., s. 358, 502. (13) Buharî, Enbiya: 3; Rüya: 11. (14) Buharî, Fiten: 26, Enbiya: 77; Müslim, Fiten: 95, 100, 109; Ebû Davud, Melahim: 14; Tirmizî, Fiten: 56, 62; Müsned, 1:176, 182; II:27, 149. (15) Müsned, 3:367-368.13 (16) Buharî, Fiten: 26; Müslim, Kitabü'l-Fiten: 20; Müsned, II:33. (17) Ebû Davud, Kitabü'l-Melahim (Deccalın çıkışı babı) 4:116-117. (18) Müsned, 5:123-124. (19) Müsned, 1:374; 3:79. (20) Kurtubî, et-Tezkire fî Ahvali’l-Mevtâ ve’l-âhire, I-II (Kahire: 1406/1985), 2:397-398. (21) Ali el-Karî, Ali bin Sultan el-Herevî, Mirkatü’l-Mefatih (Kahire: ts.), 5:190. (22) Sarıtoprak, A.g.e., s. 128. (23) İbni Manzur, Lisanü'l-Arap, a-v-r md. (24) Nursî, Lem'alar, s. (25) Sarıtoprak, A.g.e., s. 117. (26) Nursî, Şuâlar, s. 499. (27) A.g.e., s. 513-514. (28) Canan, A.g.e. (İstanbul: Akçağ Yayınları, 1992), 13:458. (29) Müslim, Fiten: 89. (30) el-Münavî, Feyzü'l-Kadir Şurhu Câmii’s-Sağîr, I-IV. Beyrut: 1392 (1972), Hadis no: 4249; el-Heytemî, Mecmaü'z-Zevâid ve Menbâü’l-Fevâid, I-VIII (Beyrut: 1403/1982), 8:344. (31) el-Berzencî, es-Seyyid eş-Şerif Muhammed bin Resûl, el-İşâa fî Eşrâti’s-Sâa (Kahire: Selimağa Kütüphanesi, No: 582, ts), s. 167, 168. (32) Nursî, Şuâlar, s. 505. (33) A.g.e., s. 508. (34) Nursî, Kastamonu Lâhikası, s. 53-54. (35) Nursî, Şuâlar, s. 492. (36) Kenzü'l-Ummal, 14:334. (37) Nursî, A.g.e., s. 513-515. (38) Kenzü'l-Ummal, 14:330. (39) Müsned, 3:367-368; Hâkim, Müstedrek: 4:530. (40) Hâkim, Müstedrek: 4:529-530. (41) Müslim, Fiten: 110; Ebû Davud, Melahim: 14; Tirmizî, Fiten: 59; İbni Mâce, Fiten: 33, Müsned, 6:455-456. (42) Müslim, Fiten: 91. (43) Nursî, A.g.e., s. 509. (44) Necmeddin Şahiner, Son Şahitler Bediüzzaman Said Nursî’yi Anlatıyor (İstanbul: Yeni Asya Yayınları, 1993), II:242-243. (45) Kastamonu Lâhikası, s. 53. (46) Nursî, Şuâlar, s. 506. (47) İmam-ı Azam Ebû Hanife, el-Fıkhu'l-Ekber, (Kahire: ts), s. 5. (48) Buharî, Fiten: 27; Fezâilü'l-Medine: 9; Müslim, Fiten:110, 112-113; İbni Mâce, Fiten: 33; Tirmizî, Fiten: 59; Müsned, 5:434-435; 6:456. (49) Sarıtoprak, A.g.e., s. 84. (50) el-Bürhan, s. 57. (51) Buharî, Fiten: 25, Enbiya: 50; Müslim, Fiten: 105 (H. 2935); Ebû Davud, Melahim: 14 (H. 4315). (52) Buharî, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 114; İbni Mâce, Fiten: 33; Müsned, 4:248, 252. (53) Müslim, Fiten: 20. (54) Müslim, Fiten: 104; İbni Mâce, Fiten: 33. (55) ez-Zebidî, Zeynüddin Ahmed bin Ahmed bin Abdi’l-Latif, çev. Kâmil Miras, Sahih-i Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi (Ankara: DİB Yayınları, 1973), 9:184. (56) Aliyyü'l-Karî, Mirkat, 5:196. (57) Müslim, Kitabü'l-Fiten: 110. (58) el-Askalanî, Fethü'l-Barî, 16:214. (59) İbni Kesir, Muhtasar-ı Tefsir-i İbni Kesir Tercümesi, (Beyrut: İhyâü Türasi’l-Arabî, s. 491. (60) Nursî, Şuâlar, s. 503,509. (61) İhyâü Ulûmiddin, 1:59 (62) Sarıtoprak, A.g.e., s. 121. (63) Nursî, Şuâlar, s. 504. (64) İbni Kesir, en-Nihaye, 1:96. (65) Nursî, Şuâlar, s. 500. (66) A.g.e., s. 491. (67) A.g.e., s. 358. (68) Fethu'l-Kebîr, 1:315, 2:185, 3:9; Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs, 1:266. (69) Buharî, Daavat: 39; Müslim, 2:2200; Müsned, 2:185-186, 288. (70) Nursî, A.g.e., s. 504. |
| |
| | #2 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 1,146
| bilmediğim başka özelliklerinide öğrendimm..paylaşım için teşekkürler.. |
| |
| | #3 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,783
| Aklımızda Deccalle alakalı soru işaretlerini en aza indirmek için bide Şban Döğenin konu ile alakalı yazısına bakalım . Ahirzamanla alakalı rivayetlerde geçen önemli şahıslar: Deccal, Mehdî ve Hz. İsa... Birincisi din, îman, ahlâk, fazilet ve insanlık namına ne varsa tahrip eden, istibdat, zulüm ve terör estiren, diğerleri de ona karşı çetin bir mücadele veren üç insan... İşte Deccalın icraatını ortaya döktüğü böyle korkunç bir dönemde Mehdî ve İsa (a.s.) iştiyakla beklenmeye başlar. Bu mânevî kurtarıcılar inançsızlığa büyük darbeler indirerek inananlar için en büyük dayanak; güç, moral ve ümit kaynağı olurlar. Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) hem Büyük Deccal, hem de İslâm Deccalı Süfyan'dan bahsetmiştir. Halbuki bunların özellikleri, sıfatları ayrı ayrıdır. Rivayetlerde bir sınırlama olmadığı, mutlak bırakıldığı için birkısım râvî ve âlimler birini diğerine karıştırmış, birini öteki zannetmişlerdir. Bu bakımdan müteşabih hadis hükmüne geçmektedir. Deccal Rivayetlerde Deccalın çıkışı, kâinatın en korkunç hadiselerinden birisi olarak gösterilmiştir. Bundan dolayıdır ki Peygamberimiz (a.s.m.), ümmetine özellikle onu haber vermiş, fitnesinden sakınmış ve ümmetini de sakındırmıştır. "Hz. Adem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."(1) buyurmakla da, onun tahribatının dehşet ve büyüklüğünü nazara vermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde ise onun şerrinin şeytandan daha etkili olduğunu bildirirler.(2) Sadece Resûl-i Ekremin (a.s.m.) değil, istisnasız bütün peygamberlerin ümmetlerini ondan sakındırması,(3) Firavunların, Nemrudların fitnesinin onun fitnesi yanında küçük kalacağına dikkatleri çekmek içindir. Deccalın şerri öylesine büyüktür ki, Peygamberimizin bildirdiğine göre o çıktığında, korkudan, onun şerrinden kurtulmak için insanlar dağlara kaçma zorunda kalacaklardır.(4) Şer ve fitnesinin büyüklüğü, dehşeti sebebiyledir ki, Allah Resûlü çoğu zaman olduğu gibi, ana hatlarıyla İslâmın bir özetini verdiği Veda Haccında okuduğu Veda Hutbesinde de Deccaldan bahsetmeyi gerekli görmüş, diğer peygamberler gibi, o da ümmetini uyarmıştır.(5) Deccal, Arapça bir kelimedir, "decl" kökünden gelir. Sözlüklerde verilen mânâya göre Deccal, "yalancı, hîlekâr; zihinleri, gönülleri, iyi ile kötüyü, hak ile bâtılı karıştıran, bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen, bucak bucak her yeri dolaşan müfsid ve mel'ûn bir kişidir." Bir hadis-i şerifte, özellikle onun, “yalancı, dalâlete sürükleyici"(6) özelliğine dikkat çekilmiştir. Deccal, aldatıcı ve inkârcı, dehşetli fitne dolaplarını döndüren bir kimsedir. Fitnesinin en dehşetli tarafı, dinsizliğe dayalı bir sistem kurup insanları îmansız yaparak hem dünya, hem de ebedî hayatlarını mahvetmeye çalışmasıdır. O, ateizme, ahlâksızlığa, yalana dayanan saltanatını tek başına değil, kendisine gönül veren komitesiyle, temsil ettiği kâfirane ve münafıkâne sistemiyle birlikte yürütür. Deccala, “Mesih” kelimesi eklenerek Mesih-i Deccal da denilir. Onun bu ünvanla anılmasının sebebi, gözlerinden birinin silik olmasıdır. Sözlüklerde Mesihe değişik bir çok mânâlar verilmiştir. Deccala sıfat olabilecek tarzdaki bu mânâlardan bir kısmı şöyledir: Yüzünün bir tarafında kaşı ve gözü olmayan, yaratılıştan bozuk, kötü, uğursuz, yalancı, çok öldüren. Bir hadis-i şerifte ondan, “Mesihü'd-Dalâle," “Sapıklık Mesihi” diye söz edilir.(7) Süfyan Bir hadis-i şerifte, “Âhirzamanda bir adam çıkacak ve ona Süfyan denilecek”(8) buyurulmaktadır. Mahiyeti ise : "Sahih hadislerde bildirildiğine göre âhirzamanda gelecek ve ümmete karanlık günler yaşatacak, şeâir-i İslâmiyeyi tahribe çalışacak dehşetli ve münafık bir şahıstır."(9) Çoğu kere onun harikalıklarından bahsedilir. Bu arada komutanlığına da dikkat çekilir.(10) Büyük Deccal, dinsizliği program edinip daha çok Hıristiyanlığa savaş açarken, İslâm Deccalı Süfyan, Allah katında yegâne hak din olan İslâma hem de açıkça savaş açmaktadır. Onun için de daha dehşetli görülmüştür. Elbette, yürürlükten kalkmış ve tahrif edilmiş bir dini terk etmek hak, ebedî ve hükmü devam eden bir dine ihanet etmek derecesinde gayretullaha dokunmayacaktır.(11) Deccal hakkında tevatür var İlim adamlarının çoğu Deccal hakkında tevatür bulunduğunu, inkârının mümkün olmadığını söylerler.(12) Hatta bu konuda Allame Şevkanî, Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması adında bir kitap bile yazmıştır. Şevkanî, bu eserinde Mehdî ve İsa Aleyhisselâmın inişi hakkındaki hadislerin olduğu gibi Deccal hakkında rivayet edilen hadislerin de tevatüre ulaştığını anlatır.(13) İbni Mende, Deccalın çıkışına inanmanın vacip olduğunu söyler.(14) Onun geleceğini inkâr etmek ise en azından dalâlettir. Süfyanla ilgili hadis var mıdır? Şüphesiz. Hem de pek çok vardır. Yoktur demek ya cehaletten, ya da kasıttan kaynaklanır. Bediüzzaman, mahkemede savcının, "Süfyan'la ilgili hadis yoktur" şeklindeki iddiâsını cevaplandırırken bu gerçeğe dikkat çekmişti: "'Süfyan'a dâir hiçbir hadis yoktur; varsa mevzûdur' diyen müddeî, hiç hadis kitaplarını okumadığı, belki Kur'ân'ın sûrelerinin ne kadar olduğunu bilmediği halde, biri bir milyon, diğeri beş yüz bin hadisi hıfzına alan İmam-ı Ahmed İbni Hanbel ve İmam-ı Buharî gibi müçtehidlerin, böyle küllî ve umûmî bir tarzda cesaret edemedikleri halde, o müddeî, küllî bir sûrette ve umûmî bir tarzda 'Süfyan hakkında hiçbir hadis yoktur, varsa mevzûdur' demesiyle, haddinden binler defa tecavüz edip, büyük bir hatayı irtikâb etmiş. Farz-ı muhal olarak, hadis de olmasa, ümmet-i İslâmiyede bir hakikat-i içtimâiye ve müteaddit defalar eseri görülmüş, vâkî ve hak bir hâdise-i istikbaliyedir."(15) Deccalların sayısı çoktur. Her asrın deccalları vardır. Bir hadis-i şeriften bunların sayısının otuzu bulacağını öğreniyoruz.(16) Bunlar arasında âhirzaman deccallarının ap ayrı yeri vardır. Çünkü daha dehşetlidirler. Bunlar da iki tanedir. Biri, büyük Deccal'dır, dünya çapında çıkar; diğeri de İslâm Deccalıdır. Buna —ki Hz. Ali(17) ve birkısım ehl-i tahkik Süfyan demişlerdir(18) ve Hz. Ali hep bu Deccalden bahsetmiştir.(19) Süfyan Müslümanlar içinde çıkacak ve aldatmakla iş görecektir. Deccalla ilgili Buharî ve Müslim dahil birçok hadis kitabında çokça sahih hadis bulunmaktadır. Doğrusu Deccalın vasıfları ve icraatı hariç geleceğiyle ilgili hiçbir tartışma bulunmamaktadır. Öyleyse Deccalın geleceği ne kadar kesinse Mehdî'nin gelişi de o ölçüde kaçınılmazdır. Çünkü zehir panzehirsiz düşünülemez. Nemrudu Hz. İbrahim'siz, firavunu Hz. Musa'sız düşünemeyeceğimiz gibi Deccalı da Mehdîsiz düşünemeyiz. Deccal varsa Mehdî de vardır. Hiç akıl kabul eder mi ki, Deccal meydanı boş bulup alabildiğine at oynatsın, maddî ve mânevî istediği her türlü tahribatı yapsın, bâtılları yerleştirmeye çalışsın da onun karşısında duracak, onunla mücadele edecek, tahribatını engelleyip hakkın yerleşmesini sağlayacak kimseler bulunmasın. Bunu akılla, mantıkla, ilimle, dinle bağdaştırmak mümkün değil, âdetullaha da ters düşer. Bediüzzaman'ın dediği gibi, "Cenab-ı Hak kemâl-i rahmetinden, şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevî Mehdî hükmünde mübarek zâtları göndermiş; fesadı izâle edip, milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş. Mâdem âdeti öyle cereyan ediyor; âhirzamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem Mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zât–ı nurânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır.”(20) ---------------------------- (1) Müslim, Fiten: 126. (2) Ramûzü’l-Ehadis, s. 518. (3) Buharî, Fiten: 26; Müslim, Fiten: 101. (4) Müslim, Fiten: 125; Tirmizî, Kitabü'l-Menakıb: 70. (5) Buharî, Kitabü'l-Meğazî: 64. (6) Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I-VI (Kahire: 1313), 5:372. (7) el-Heytemî, Mecmaü'z-Zevâid-I-VIII (Beyrut: 1403/1982), 7:348. (8) Hakim en-Nisaburî, Ebû Abdullah Muhammed, Müstedrek, I-IV (Beyrut: Dâru’l-Marife, ts.), 4:520; Kenzü’l-Ummal, 14:272. (9) Alâeddin el-Müttekì bin Hüsameddin bin İsmail el-Hindî, Kenzü'l-Ummal (Beyrut: 1989), 11:125; Bursalı İsmail Hakkı, Ruhu'l-Beyan fî Tefsîri’l-Kur’ân, I-X (İstanbul: 1330), 8:197. (10) Müslim, Fiten: 125. (11) Nursî, Sözler, s. 158. (12) el-Münavî, Feyzü'l-Kadîr (Beyrut: 972), 3:537; Said Havva. el-Essas fi's-Sünne-İslâm Ak�*idi. çev. M. Ahmed Varol, Orhan Aktepe v.d. (İstanbul: Aksa Yayın-Pazarlama, 1992), 9:335. (13) Sıddık Hasan Han, el-İzaa, s. 114; Said Havva, el-Essas fi's-Sünne, 9:335-336. (14) Sarıtoprak, A.g.e., s. 67. (15) Şuâlar, s. 360. (16) Buharî, Fiten: 25; Menakıb: 25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten: 1. (17) Gazalî, A.g.e., 1:59 (18) Berzencî, el-İşâa fî Eşrâti's-Sâa, s. 95-99; Muhtasar u Tezkireti'l-Kurtubî, s. 133-134; Şuâlar, s. 501, 504. (19) Şuâlar, s. 501. (20) Mektûbât, s. 425 Şaban Döğen |
| |
| | #4 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,783
| Deccal Ne Zaman Çıkacak? Bu soruya daha net bir cevap verebilmek için Deccalın çıkacağı atmosferi bilmekte fayda vardır. Bu bilinirse onun ne zaman çıkacağını anlamak kolaylaşır. Bilindiği gibi, çöplükler, bataklıklar haşerâtın menbaıdırlar. Deccal da çıkmak için kendine manevî bir bataklık bulacaktkır. Mikropların zayıf bünyede at oynattığı gibi Deccal da zayıf bir mânevî atmosferi kollar, ortaya çıkar ve faaliyetini sürdürür. Bir hadis-i şerifte bu gerçeğe şöyle dikkat çekilir: “Deccal dinin güçsüzleştiği, ilmin yetersiz hale geldiği bir anda ortaya çıkar."(1) Evet, Deccal dinî duyguların zayıfladığı, sulhün sükûnun kalktığı, insanların ihtilâfa düştüğü, kin ve düşmanlık duygularının kol gezdiği bir anda zuhur edecektir.(2) O günler, îman ve küfrün açıkça kamplaştığı, kesin hatlarla birbirlerinden ayrıldıkları günlerdir.(3) O günler, akılların çelindiği günlerdir. İnsanlar birbirlerini öldürürler. Öyle ki kişi komşusunu, amcaoğlunu, yakınını öldürür de(4) öldüren de, öldürülen de niçin olup bittiğini bilmezler.(5) Başka bir hadiste ise bu ortam şöyle anlatılır: "Kitap ve Sünnet ne tarafa dönerse siz de o tarafa dönünüz. Haberiniz olsun kitap ile hükümet birbirlerinden ayrılacaktır. İşte o zamanda sizler sakın Kitabın emrinden ayrılmayınız. Haberiniz olsun, şu muhakkak ki başlarınıza bir takım âmirler ve devlet başkanları gelecek de, onlar (siz yardıma muhtaç iken, devlet hazinesinden ) sizlere vermezlerken, (hakları yokken) kendilerine verilmesini hükme bağlayacaklar. Eğer sizler onlara karşı gelirseniz sizi öldürürler, kendilerine itaat edip uyarsanız sizi (Şeriat yolundan) saptırırlar."(6) Deccal ve Süfyan âhirzamanın insanlarıdır. Dönemlerinde herşey alt üst olur, bozulur; hele insanlar görülmedik derecede bozulurlar. Bir rivayette bildirildiğine göre, o devirde bir kısım kimseler dinle dünyayı talep ederler. İnsanlara karşı yumuşak, dindar görünmek için koyun postuna bürünürler. Dilleri şekerden tatlıdır, fakat kalbleri canavarların kalblerine benzer. Allah onlara içlerinden öyle bir fitne gönderir ki, değil sadece kötülük işleyenler iyiler bile şaşkına dönerler. Ne onu uzaklaştırabilirler ve ne de paçalarını ondan kurtarabilirler.(7) İşte Deccal ve Süfyan böyle anları kollarlar. Bir rivayette Deccalın büyük bir savaştan sonra çıkacağı bildirilir.(8) Her asır büyük savaşlar görmüştür ve kendilerine göre deccalları da bulmuştur. Meselâ zamanlarının büyük savaşlarının baş aktörleri olan Cengiz ve Hülagu birer deccal idiler. Ama yaşlı dünyamız, daha nice büyük savaşlara sahne olacak, ağrımayan başını ağrıtacak, saçlarını ağartacak, ölüm fermanını çabuklaştırmak için âhirzamanın dehşetli şahıslarına meydan açacaktı. Birinci ve ikinci Cihan Savaşları, çağların en büyük savaşları arasında yerlerini almıştır. Acaba böyle bir anda Deccal ve Süfyan çıkamazlar mıydı? Bediüzzaman, İkinci Cihan Savaşına katılan devletleri ele alırken, Büyük Deccalın çıktığının sinyallerini verir. Bu savaşta, "Allah’a dayanıp dinsizliği kaldıracağım. İslâmiyeti ve İslâmları himaye edeceğim” diyen Almanya, Büyük Deccalın şahs-ı mânevîsini temsil eden dinsizliği yaymaya çalışan Rusya, Çin ve müttefiklerine karşı kahramanca mücadele vermiş, Büyük Deccalın çıkışının değişik mânâlarından bir mânâsının mu’cizâne haberini fiilen göstermiştir." (9) “Din afyondur” sloganıyla ortaya çıkıp bütün dinlere savaş açan, 1917’de Rusya’da çöreklenen, sonra da etrafına dal budak salan komünizmin çıkış zamanı da başka bin büyük savaş olan Birinci Cihan Savaşı yıllarına denk gelmektedir. Bu da yine Resûlullahın gaybî bir ihbarının, mu’cizâne bir tarzda gerçekleşmesinden başka birşey değildir. İslâm Deccalı Süfyanın çıkış yılları da Büyük Deccalın çıkışıyla hemen hemen aynı yıllardadır. Hz. Ali’nin (r.a.) istikbalden haber veren meşhur Kaside-i Ercûze'sinde Süfyanın çıkacağı zamanı bildirdiğini görüyoruz. Şeyh Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevî Hazretleri, Mecmuatü'l-Ahzab isimli matbû eserinin 582-597 sayfaları arasında yer alan bu kasidenin Süfyan'dan bahseden bölümüne tarih bile düşmüştür. Bediüzzaman Hazretleri, Kaside-i Ercûze hakkında bilgi verirken, bu husustan da bahseder: "1350 sene evvel Hazreti Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmın bir şâkirdi ve esrar-ı Kur'âniyenin dersini bizzât Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmdan alan Hz. Ali (r.a.) meşhur ve matbû kasidesinde demiş ki:...... İşte bu kasidede Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmdan aldığı derse binâen diyor ki: Huruf-u Arabiye Acemî, yani Frengî hurufuna tebdil edildiği zaman Deccalı intizar ediniz [bekleyiniz>."(10) Bu ifadelere göre İslâm Deccalı Süfyanın çıkmış olması gerekiyor. Önceden siyaseti İslâma âlet edip o yolla da önemli hizmetler veren Bediüzzaman’ın, gün gelip siyaseti terk ettiğini ve mesâîsini bütün bütün îman hizmetine tahsis ettiğini görüyoruz. Sebebini ise şöyle açıklar: "Beşinci Şuâ'nın aslının verdiği haberin bir kısmını, orada bir adamda gördüm. Mecbûriyetle o çok ehemmiyetli vazifeleri bıraktım. Ve bu adamla başa çıkılmaz, mukabele edilmez diye, dünyayı ve siyaseti ve hayat-ı içtimâiyeyi terk edip yalnız îmanı kurtarmak yolunda vaktimi sarf ettim."(11) Bu durum talebelerinin kaleme aldığı ve kendi tashihinden geçen Tarihçe-i Hayat isimli eserinde ise şöyle anlatılır: "Bediüzzaman, rivayetlerde gelen eşhas-ı âhirzamana [hadislerde âhirzamanda çıkacağı belirtilen şahıslara> ait haberlerin mühim bir kısmını ve Hürriyetten evvel İstanbul'da tevilini söylediği hadislerin ihbar ettiği âhirzamanın dehşetli şahıslarının âlem-i İslâm ve insaniyette zuhur ettiğini görür. Ve yine gelen rivayetlerden, onlara karşı çıkacak ve mukabele edecek olan Hızb-i Kur'ân hakkında, 'O zamana yetiştiğiniz zaman, siyaset cânibiyle onlara galebe edilmez; ancak mânevî kılınç hükmünde i'caz-ı Kur'ân'ın nurlarıyla mukabele edilebilir' tavsiyesine uyarak Van'a gider." (12) Bu ifadeler, bir yandan açıkça Süfyanın çıktığını bildirirken, öte yandan da ona karşı siyasetle değil, maddî güçle de değil, ancak mânevî kılınç hükmündeki îman ve Kur’ân hakikatleriyle durulabileceğini göstermektedir. Büyük Deccal, İkinci Dünya Savaşıyla dünyayı kasıp kavururken, İslâm Deccalı da âlem-i İslâmda sinsî plânlarını uygulayacaktır. Tefekkürnâme-Mârifetnâme isimli eserinde Bediüzzaman, "Allah, bu ümmetin üzerinde Deccalın kılıncıyla büyük harb kılıncını bir arada tutmayacaktır" hadis-i şerifi altına düştüğü bir notla bu noktaya işaret eder: "Melhame-i Kübrâ [Büyük Savaş> olan İkinci Harb-i Umûmî âlem-i İslâmı hırpalamadığı işaretiyle İslâmlar içinde bir Deccal, âlem-i İslâmı başka bir tarzda hırpalayacak."(13) Kalacağı süre Deccalın yeryüzünde kalacağını süreyle ilgili olarak değişik rivayetler vardır. Kırk sabah,(14) kırk gece,(15) kırk yıl(16) gibi. Deccalın uzun veya kısa süre kalması o kadar önemli midir? Aslında bundan daha önemli olan onun, ister uzun, ister kısa süre kalsın, yaptığı tahribattır. Çünkü o çok kısa zamanda çok büyük tahribât yapacaktır. Yıkmanın kolay, yapmanın zor olduğu düşünülürse, tamirâtının yıllar alacağı da kendiliğinden ortaya çıkar. Deccalın dört gününün bulunduğu; birinci gününün bir sene, ikinci gününün bir ay, üçüncü gününün bir hafta, dördüncü gününün de normal günler gibi olduğu şeklindeki rivayet,(17) aynı zamanda Deccalın icraatının dehşetini de haber vermektedir. Şuâlar'da belirtildiğine göre hem büyük Deccalın, hem İslâm Deccalının üç istibdat dönemi mânâsında, üç günleri bulunmaktadır: Birinci gün ve devresinde üç yüz senede, ikinci devresinde otuz senede, üçüncü gün ve devresinde bir senede yaptığı değişiklikler on senede yapılmaz. Dördüncü günü ve devresi âdîleşir, birşey yapmaz, yalnız vaziyeti muhafazaya çalışır.(18) Deccalın dönemi uzun gelir insanlara. Çabuk bitmez. Çünkü yokluklar, sıkıntılar, çileler dönemidir. Evet, sıkıntılı günler çabuk geçmez. --------------------------------- (1) Müsned, 3:367. (2) Abdülkadir Badıllı, Risale-i Nur'un Kutsî Kaynakları (İstanbul: Envar Neşriyat, 1992), s. 561. (3) Ebû Davud, Fiten: 1. (4) İbni Mâce, Fiten: H. 3959. (5) Müslim, Fiten: 55. (6) Şârânî, Ölüm, Kıyamet ve Âhiret ve Âhirzaman Alâmetleri (İstanbul: Bedir Yayınları), s. 350. (7) Tirmizî, Zühd: 60. (8) Tirmizî, Fiten: 58; İbni Mâce, Fiten: 35; Ebû Davud, Melahim: 7, 9. (9) Nursî, Kastamonu Lâhikası (Germany: 1994), s. 53-54. (10) Rumuzât-ı Semâniye, 4. Remiz. (11) Şuâlar, s. 314. (12) Nursî, Tarihçe-i Hayat (Germany: 1994), s. 131-132. (13) Nursî, Bedüzzaman Said, Tefekkürnâme-Mârifetnâme, çev. Dr. Abdülaziz Hatip (İstanbul: Gençlik Yayınları, 1993), s. 248. (14) Müsned, 5:364, 434-435. (15) Müsned, 3:367 (16) İbni Mâce, Fiten: 33. (17) Müslim, Fiten: 110; Ebu Davud, Melahim: 14; Tirmizî, Fiten: 59; Müsned, 6:455-456. (18) Nursî, Şuâlar, s. 506. Şaban Döğen |
| |
| | #5 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,783
| Deccal Nereden Çıkacak? Deccal söz konusu olunca, nereden ve ne zaman çıkacağı hususları da ister istemez akla gelir. Peygamberimizin, bunlara da cevap verdiğini görüyoruz. Büyük Deccal kuzeyden çıkacaktır. Bunu "Deccalın birinci günü bir sene, ikinci günü bir ay, üçüncü günü bir hafta, diğer günleri de normal günler gibidir"(1) hadis-i şerifinden öğreniyoruz. Çünkü, Kuzey kutup bölgesinde bütün sene, bir gece bir gündüzdür. Yazın, trenle birgün güneye doğru gelinse bir ay güneşin batmadığı görülür. Sonra otomobille birgün daha gelinse bir hafta boyunca güneş batmaz. İşte bu durum büyük Deccalın kuzeyden çıkıp güneye doğru tecavüz edeceğini mu’cizâne haber verir.(2) Resûl-i Ekrem (a.s.m.), Süfyanın da ümmeti içerisinden çıkacağını44 bildirirken, çıkış yerinin Doğu olacağına da dikkat çekmiştir. Buna Resûlullah, öylesine önem vermiştir ki üç defa tekrarlama ihtiyacı hissetmiştir. Bir rivayette Horasan denilen Doğu tarafında bir yerden çıkacağı bildirilmektedir.(3) Başka bir rivayette daha detaya inilerek, "Isbahan (Isfahan) Yahudiyesinden çıkacağı" bildirilmektedir.(4) Isfahan bölgesinde yer alan Şehristan ve Yahudiya’nın, Yahudîlerin en çok bulundukları iki şehir olduğunu biliyoruz. Şuâlar'da bu tip rivayetlere şöyle bir açıklık getirilir: "Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi ve İslâmiyetin en kahraman ordusu olan Türk milleti, o rivayet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu'yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle, Süfyanî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder."(5) Bununla birlikte Deccal'ın Şam'dan çıkacağı(6) şeklindeki rivayetler de bulunmaktadır. Allah Resûlü, "Sizleri benden sonra çıkacak yedi fitneden sakındırırım" buyururken, "Şam'ın merkezinde zuhur edecek Süfyanî fitneyi de bunlar arasında saymıştır.(7) Hâkim'in Müstedrek'inde yer alan bir rivayette Süfyanî Deccalden bahsedilirken, Dımaşk'ın [Şam> ortasından çıkacak bu adamın zâlim birisi olduğu, kendisine tâbi olanların çoğunu Kelb Oğullarının teşkil edeceği, ayak basmadık yer bırakmayacağı, sonunda Âl-i Beytten çıkan bir adam tarafından askerleriyle birlikte öldürüleceği bildirilir.(8) Bu rivayetler, öncekilerle çelişki teşkil etmez. Aksine birbirini destekler, tamamlarlar. Çünkü Doğu, Horasan bölgesi, Resûlullah bu sözlerini söylediği anda Deccalın içerisinden çıkacağı kavmin bulunduğu yerdi. Şam ve civarı da o kavmin sonradan hâkim olduğu hilafet merkezlerden biriydi. Şam değil de, daha başka bir merkez de olabilir. Bu farklılığın sebebi râvîlerin meseleye kendi yorumlarını da katmış olmalarıdır. Çünkü, "Merkez-i hilafet eski zamanda Şam'da, Irak'ta ve Medine'de bulunduğundan ravîler, kendi içtihadlarıyla daimî öyle kalacak gibi mânâ verip, merkez-i hükümet-i İslâmiye yakınlarında tasvir etmişler, Halep ve Şam demişler, hadisin mücmel haberlerini kendi içtihadlarıyla tafsil etmişlerdir."(9) Bununla birlikte bu rivayetlerde, İslâm deccalı Süfyanın, uzun yıllar İslâma başkentlik yapan Şam'da inançsızlığa dayalı sisteminin projelerini hazırlayabileceğine de bir işaret vardır. Çünkü Hz. Mehdî de yangını suyla söndürürcesine, “Şam’ın minberine çıkıp”(10) meşhur hutbesini okuyarak onun sinsî plânlarını akamete uğratmaya çalışacaktır. Deccal'ın Mekke ve Medine'ye girememesi Müthiş, korkunç bir âfet olan Deccalın şerri, bulaşıcı hastalık gibi her yere yayılır, sadece Mekke ve Medine'ye giremez. Allah Resûlü onun ayak basmadık yer bırakmayacağını, ancak Mekke ve Medine’ye giremeyeceğini bildirmişlerdir. (11) Deccalın hükmü heryere ulaştığı halde(12) Medine'ye girmesi haram kılınmış,(13) korkusunun bile orada hissedilmeyeceği beyan buyurulmuştur.(14) Resûl-i Ekremin (a.s.m.) vefatından sonra bile şerefli yurdunun böyle bir felâketten korunmuş olması, oldukça önemlidir. Cenab-ı Hak, onun hürmetine harb, v.s. gibi çeşitli sebeplerle bu mübarek beldeleri Deccalın tasallutundan kurtarır, onun sistem ve rejiminin girmesine engel olur. ------------------------------- (1) Müslim, Fiten: 110; Ebu Davud, Melahim: 14; Tirmizî, Fiten: 59; Müsned, 6:455-456. (2) Nursî, A.g.e., s. 506. (3) Müslim, Fiten: 17; İbni Mâce, Fiten: 33. (4) Müslim, Hac: 486; Fiten: 119-121; Ebû Davud, Melahim: 15; Tirmizî, Fiten: 57, 66; İbni Mâce, Fiten: 33; Müsned, 6:412-413. (5) Tirmizî, Fiten: 57; İbni Mâce, Fiten: 33; Kenzü'l-Ummal, 11:261, 301. (6) Müsned, 3:224. (7) Nursî, A.g.e., s. 515. (8) Müslim, Fiten: 34; Muhammed Aliyyü’s-Sabban, İs'âfü'r-Râğıbîn (Mısır: 1367/1948 [Nuru’l-Ebsar’la birlikte>) s. 150, 151; Ali bin Hüsamüddin. el-Bürhan fî Alâmeti Mehdî Âhiri’z-Zaman. Konya Yusuf Ağa Kitaplığı, no: 312.), v. 89a. (9) Gümüşhanevî, Ahmed Ziyaeüddin, Râmûzü'l-Ehadis, çev. Abdülaziz Bekkine (İstanbul, ts.), 1:18. (10) Hâkim, Müstedrek, 4:520. (11) Müslim, Fiten: 91. (12) Müsned, 5:16. (13) Buharî, Fezâilü'l-Medine: 9. (14) Buharî, Fiten: 26; Tevhid: 17; Tirmizî, Fiten: 61. Şaban Döğen |
| |
| | #6 |
| Er Katılım Tarihi: May 2008
Mesajlar: 15
| peygamberin bir sözü aklıma geldi. "kişinin ölümü kıyametidir" deccali bir an maddi değil de manevi bir gerçek gibi düşündüm. her insan deccalle karşılaşacak ve onunla sınava tutulacak. bu sınav ölümüne yakın başlayacak. |
| |
| | #7 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Sep 2007
Mesajlar: 1,783
| Rabbim bizleri deccalin fitnesinden ve sekeratül mevtte kalplerimizi korusun inşAllah ... |
| |
| | #8 |
| Binbaşı Katılım Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 1,146
| |
| |
| Konu Araçları | |
| |