ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Genel Dini Konular


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 07-07-2008, 10:50   #1
Forum Yöneticisi
 
Katılım Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 3,948
Varsayılan Çıktıkça alçaltan tepe


Beşerin kendini beğenmesi, pratik hayattaki bencil duygu, düşünce ve eylemlerinin adıdır kibirlenme. Esasen hem fıtratla hem de kainatla barışık olma düşüncesine muhalif bir tutumdur.Vahyin ortaya koyduğu temel prensiplere taban tabana zıt, bireyi Rabbin rızasından uzaklaştıran bir eylem biçimidir.

"Kibirlenenler için cehennem'de bir yer yok mudur?"(Zümer-60)

"O, büyüklük taslayanları sevmez" (Nahl-23)

"Yeryüzünde kabara kabara yürüme. Çünkü, sen yeri yırtamazsın, boycada dağlara erişemezsin"(İsra-37)

"İnsanlara yanağını dönme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenip övünen kimseyi sevmez"(Lokman-18)

Bu dinin temel bir özelliği vardır ki; Alemlerin Rabbi olan Allah(cc) kendi yolunda mücadele eden ve bunun ahlaki donanımını yüklenmiş alçakgönüllü, mütevazi müntesiplerini yükseltirke, kendini beğenmiş, pratik hayatta her hal ve durumda kendini yeterli gören, kısacası azgın ve müstagnileri alçaldır ve zelil kılar.Esasen kibir ve müstağniliğin bir nedeni de bireyin dünyasını kuşatan zillettir. Bir nevi Allah Rasulünün tanımıyla deliliktir!. Aklın ve iradenin koordinasyonunun iflas etmesidir. Bunun karşıtı olan alçakgönüllülük, mutevazilik ise Rasul (as) ifadesiyle ona yakın olmak, ona yakın durmaktır.

"Bana en sevimli gelenleriniz ve kıyamet günü bana en yakın bir yerde oturacak olanlarınız, ahlakı en güzel olanlarınız ve en fazla mutevazi olanlarınızdır. Bana en uzak olanlarınızda kendini begenenleriniz, büyüklük taslayanlarınızdır."(El-Bihar,C.2,Sh.209)

Yine İmam Sadık (ra)'tan rivayeten gelen bir haberde Rasul(as) bir gün bir kalabalığın yanından geçerken; peygamber "Niçin toplandınız?" sorusuna karşı derler ki:"Bir deli var nöbet geçiriyor. Onu seyrediyoruz" cevabi sözleri karşısında Rasul(as):"Bu deli değildir. Belki mübteladır. Size gerçek delinin kim olduğunu söyleyeyim mi?" buyurmakta ve hemen her dönemdeki muvahhidlerin her daim dikkat etmesi gereken bireysel ve toplumsal yapıları sarsan virusleri sıralamakta;

"Böbürlenerek yürüyen, insanlara gözucuyla bakan, omuzlarını yana eğerek hareket ettiren, Allaha isyan etmesine rağmen cennetini uman, kötülüğünden emin olunmayan, hayrı umulmayan kişidir asıl deli olan..."(El-Bihar,C.3,Sh.125)

Kibirlilik öyle müzmin bir hastalıktır ki fıtri kabiliyetleri tahakkümü altına almaya başladığı zaman artık bencillik duyguları, ferdin kendini beğenmişliği ve pratik hayatta kendi kendine yeterliliği duyguları sarar bünyeyi. Artık insan hatalarını, yanlışlarını, eksikliklerini göremez. Vahyin ortaya koyduğu, Rasul(as) şahsında beliren o Ahlak'tan artık eser görülmez. Enaniyet ve bencillik duyguları fıtri kabiliyetler üzerinde hakim olur. Birey artık tedric-tertil eksenli Rabbani tekamülden uzaklaşır. Sahip olunan bilgi saf, arı özelliğini yitirdiğinden bu bilgi hayatın merkezine taşınmaya çalışılır. Neticede müstağni bir karekter kendiliğinden belirir. Nitekim Kur'an bize değil kuşatıcılık bir anlık kibrin amelleri nasılda boşa çıkardığını örneklemektedir. İblis'in Adem(as)'a secde etme emri karşısında kibri, müstağniliği,kendini yeterli görmesi,hali hazırda ki cahili bilgisi,enaniyeti,bencillik duygusu isyanınında ifadesi olmuştur. Nehcu'l-Belaga'da İmam Ali(ra)'da bu noktaya dikkat çekmekte ve bir hutbesinde;

"Yüce Allah'ın İblis'e yaptıklarından ibret alın. Onun uzun süreli amellerini ve büyük çabalarını boşa çıkardı. Ondan sonra kim, onun gibi bir günah işleyip de Allah'ın azabından emin olabilir? Asla. Yüce Allah, bir meleğin cennetten çıkarılmasına gerekçe kıldığı bir ameli işleyen bir insanı cennete sokmaz. Dolayısıyla zamanın musibetlerine karşı Allah'a sığındığınız gibi, kibre yol açan davranışlarda da Allah'a sığının. Eğer Allah, kulalrından birinin kibirlenmesine izin verseydi, kuşkusuz peygamberlerine ve elçilerine bu hususta izin veiridi. Ama yüce Allah, onlar için kibirlenmeyi uygun görmemiş, onlar açısından mutevazilik niteliğinden hosnut olmuştur" demektedir.

Tüm bunlarda göstermektedir ki, Tekebbür(Kibirlenme) hali muvahhid(e) bir kimlik için duruşla bağdaşmayacak ahlaki bir marazdır. Böylesi bir kimlikten cahili toplumlardaki bireysel ve toplumsal değişim yasalarını işlerlik kazandırması beklenemez. Lakin mustazaf toplumlar söze değil, işe,eyleme bakmakta, etkili ve kalıcı örneklikte ancak bu şekilde sağlanmaktadır. Kibir'in esiri olmuş fıtratta vahyin inkışafını beklemek mümkünd eğildir. Çünkü böyleis bir ahlaki maraza sahip bir birey, umutsuzluğa mahkumdur. Fert veya toplum tarafından dışlanıp, yalnızlığa itilecek neticede mütecaviz tavırlar sergileyecektir. Bu kimseler nefislerine değer vermekte, egolarını aşamamakta, bir de sahip olunan entellektüel bilginin sarhoşluğunu yaşamaktadırlar. Velhasıl böylesi bir karekter neticede Rasul(as) ifade ettiği gibi, kötülüğünden emin olunmayan, hayrı umulmayan(adı müslümanda olsa) bir tip olacaktır.

Kibir,enaniyet,kendini beğenmişlik duyguları cahili birer örtüdür. Bu örtü; vahyin gölgesinde tedric-tertil eksenli bir terbiye ile eritilmeli, henüz hareketleşmemiş oluşum aşamasındaki duyarlı yüreklerin teşekkülünde, bu karekterler mercek altına alınmalıdır. Tekebbür hali adeta damarlarda dolaşan bir virüs gibidir. Her geçen gün bünyeye yerleşmekte; halsiz,bitkin bırakıp koskoca yürüyen bir cüsseyi dizleri üzerine oturtabilmektedir. Gerek asrı saadette gerekse günümüz yapılanmaları bunun tezahürleriyle doludur. Kibir ve enaniyet,kendini beğenmişlik duygularının esiri olmuş marazlı yürekler her dönemde bireysel ve toplumsal anlamda ses çıkaran nice yapılanmaları bir anda mitoz bölünme kulvarına sokmuş, muvahhidi yüreklerin cehd,gayretlerine,şevk ve heyecanlarını dumura uğratmıştır. Böylesi problemlerle tekrar karşılaşılmamasının yegane reçetelerinden biride, fertlerin yakinen tanınması, fıtri temayüllerinin tesbiti ve kabiliyetleri noktasında görevlendirilmesidir. Gerektiğinde böylesi problemli karekterlerle ilişkilerin öncelikle uyarma; aksi halde ilişkilerin sınırlandırılması, merkezden uzaklaştırılması maslahat gereği kaçınılmaz olacaktır.
Amelleri zayi eden böylesi bir ahlaki duruştan ancak vahyin ifadesiyle doğrularla beraber olmakla mümkündür.

"Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun"(Tevbe-119)

"Bu doğrulara, doğruluklarının fayda sağladığı gündür. Onalr için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler vardır"(Maide-119)

O halde alemlerin rabbince konulan, bireysel ve toplumsal yasaların tahakkukuna aday olan muvahhid(e)lerin böylesi riskli bir virüs karşısında her daim uyanık olması, devamlı bir otokontrol mekanizmasının işler tutması gerekmektedir. Böylesi bir hissiyata kapılır kapılmaz hemen zaaflarımız gözden geçirilmeli, bünyeye virüsün giriş kapılarını kapama yolları aranmalıdır.Bu cahili örtüden bir an evvel sıyrılıp, vahyin sınırlarını şekillendirdiği takva örtüsüne sarılmalıdır. Unutmamalı ki;

"Allah muttakileri sever"(Tevbe-4) ve "Allah takva sahipleriyle ve muhsinlerle beraberdir"(Ahzab-70-71)

Bizler kibirlilik,enaniyet,bencillik gibi bizi çıktıkça alçaltan tepelere değil de, çıktıkça, tırmandıkça yücelten,yükselten, razı olan ve razı olunan tepelere yönelmenin yollarını aramalı ve bu noktada dua ve niyazda bulunmalıyız. Çünkü hidayet ve başarı o'ndandır.
Yıldırım BULUT
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 12:10


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats