ilahi-Tr Forum  

Geri   ilahi-Tr Forum > Dini Konular > Genel Dini Konular


Cevapla
 
LinkBack Konu Araçları
Eski 07-07-2008, 23:18   #1
Teğmen
 
Katılım Tarihi: May 2008
Yaş: 24
Mesajlar: 314
Varsayılan Dünyanın Henüz Bilmedikleri

Kararlı yapı, radyasyon, kararsız yapı nasıl oluşur? Burada gerçekleşen nötron-proton ilişkisi nasıldır?
Şimdi demiştik ki; bütün elementler, dünya üzerinde ve uzayda bizim gezegenimizin dışındaki bütün hayat olan gezegenlerde, hayat olmayan gezegenlerde her element, mutlaka iki veya daha fazla hidrojen atomunun bir araya gelmesinden teşekkül eder.
1) Yerleşik kütle oluşması söz konusudur.
2) Bozulma söz konusudur.

Belirsizlik İlkesi'nin başladığı yerde, muntazam devrin mümkün olmadığı hallerde mutlaka bozulma vardır. Ne demek istiyoruz? Şunu demek istiyoruz: İki tane hidrojen atomu biraraya gelirse ne olur? Evvelâ bir hidrojen atomuna bakalım. Bir hidrojen atomu, merkezinde bir proton taşıyor, çevresinde de bir tane elektron taşıyor. Protonda eksik olan elektron, sayısal dengenin oluşması için eksik olan elektron.
Ne demek istiyoruz? Bir protonda 3676 tane pozitron var, ya da karşıt elektron var. 3675 tane de elektron var. Ama bütün hidrojen atomları dengededir. Öyleyse bir 3676'ıncı elektron olması lâzım, o da çevre elektronu. Merkezin etrafında, proton adlı merkezin, merkezî çekirdeğin, nükleusun etrafında devamlı dönen bir elektron var.
Bu elektron, 3676'ıncı elektron, tamam. Şimdi iki tane hidrojen atomunun bir araya geldiğini düşünün! Ne geliyor aklınıza? Merkezde iki tane proton, çevrede de iki tane elektron dönüyor. Hayır, böyle oluşmuyor. Yaklaşımınız akılcı. Normal standartlarda biz insanlar bunu oluşturmuş olsaydık, herhalde böyle yapardık. İki tane merkezde proton, iki tane de çevre elektronu dolaşıp duruyor.
Öyle olmuyor! Çevrede bir tane elektron dönüyor. Peki ikinci elektron ne oluyor, ikinci çevre elektronu? Merkez elektronu oluyor. Bununla dünyada bir büyük sır çözülmüştür. "Bütün elementlerin nükleusundaki devamlı değişim sırrı." Bakınız ne oluyor? İkinci hidrojen atomunun çevresindeki dönen elektron, merkezdeki iki protonun arasındaki bir yere yerleşiyor. Öyle bir merkezî yerde Allahû Tealâ onu yerleştiriyor ki; iki protonun da çekim alanına girebilir.
Allahû Tealâ'nın enerjisi, iki protona birden aynı anda gelmiyor. Diyelim ki soldaki protona enerji geldi. Soldaki proton, elektronu kendisine çekiyor. Çünkü aynı anda, o elektrona, soldaki protonla aynı anda enerji geliyor. Hem elektronun manyetik alanı yükseliyor, hem de soldaki protonun manyetik alanı yükseliyor ve elektronu, proton kendisine çekiyor. Ne vardı protonda? 3675 tane elektron vardı. 3676 tane de karşıt elektron vardı. Ne yaptı? 3676'ıncı elektronu kendisine çekti ve elektron, protonu nötron yaptı. Neden nötron yaptı? Çünkü sayısal dengeye ulaşıldı. 3676 tane artı elektrik yüklü karşıt elektronla, 3676 tane eksi elektrik yüklü elektron, birbirlerinin enerji güçlerini sıfırladılar, nötralize ettiler. Gene artı elektrik yükü var 3676 tane karşıt elektronda, gene eksi elektrik yükü var, 3676 tane elektronda.
Karşıt elektronlarla elektronlar dengeye geldi ve elektrik yükleri nötrlendi. Bu bir nötron. Nötralize olmuş bir proton, bir fazla elektron sebebiyle. İşte böyle bir dizaynda, merkez elektronunu kendisine çeken proton, onunla bir birleşim vücuda getirdi. Dengelendiği için elektronla karşıt elektron sayısı; bir nötron oluştu. Diğer proton, hâlâ proton özelliğinde. Ama ikinci defa faz geldiğinde, ikinci defa elektrik enerjisi, elektronun manyetik alanını ve ikinci protonun, sağdaki protonun manyetik alanını arttırdığı için, soldaki protona o anda enerji gelmediği için manyetik alan oluşmadığı cihetle; onda, manyetik alan oluşan, elektronu kendisine çekebilecek olan çekim gücü yok.
O elektronu, sağdaki proton bu sefer çekiyor ve bu, birinci protonun, nötron haline gelmiş olan protonun içinden, o elektronun ayrılmasına sebebiyet veriyor. Sağdaki protona ulaşıyor ve sağdaki protonu, bir elektron ilâvesi sebebiyle nötron haline getiriyor. Bundan evvelki fazda nötron haline gelmiş olan proton, aslında tekrar elektronu kaybederek protona haline dönüşmüştür.
Ne olmuştur?
Merkez elektronu, sağdaki proton tarafından çekilmiş ve elektron ve karşıt elektron dengesi kurulmuş. Sağdaki proton böylece nötron olmuştur ve bu faz değişimleri sebebiyle, devamlı sağdaki proton, nötron oluyor; soldaki proton, proton olarak kalıyor. Soldaki proton, nötron oluyor; sağdaki nötron, protona dönüşüyor. Böylece devamlı bütün nötronlar protona dönüşerek, bütün protonlar da nötrona dönüşerek, devamlı bir merkez elektronu alışverişi cereyan ediyor.
Saniyede binlerce defa, bütün protonlar nötrona, bütün nötronlar da protona dönüşmekteler. Çevrede ise bir tane elektron dönüyor. Öyleyse elektrona her enerji gelişinde, ya soldaki nötrona enerji geliyor, ya da sağdaki nötrona enerji geliyor, ya da protona enerji geliyor. Çünkü devamlı değiştiriyorlar.
Böyle bir dizaynda, merkez elektronu devamlı olarak, bir soldaki protonu nötron haline getiriyor, sonra sağdaki protonu nötron haline getiriyor. Sonra tekrar soldaki protonu nötron haline getiriyor, sonra tekrar sağdaki protonu nötron haline getiriyor. Böylece devamlı olarak protonlar nötron, nötronlar da proton oluyor. Dünya daha bundan haberdar değil, böyle bir işlem bilinmiyor.
Şimdi bir adım daha atalım, üç tane hidrojen atomu bir araya gelse ne olur?
İki hidrojen atomunun bir araya gelmesinde, iki alternatiften bahsetmiştik. Bir merkezde iki proton var, çevrede de iki tane elektron dönüyor. Bu sistem geçerli değil, bu sistem oluşmuyor. Böyle bir sistemi yok Allahû Tealâ'nın. Mutlaka merkez elektronu oluşuyor. Protonla nötron arasında devamlı gidiş-geliş yapan, protonları nötron haline getiren, nötronları proton haline getiren bir merkez elektronu oluşmuş durumda.
Şimdi üç tane olduğunu düşünün, üç tane hidrojen atomu bir araya geldi. Birinci alternatif; üç tane proton olur merkezde, çevrede de üç tane elektron döner. Olmuyor!
İkinci alternatif; merkezde üç tane protona karşılık bir tane elektron olur ve çevrede de iki tane elektron döner. Olmuyor!
Üçüncü alternatif; merkezde iki tane proton, iki tane elektron, çevrede bir elektron. O da olmuyor!
Burada, gerçekleşme söz konusu değil. Sebebi şu; Allahû Tealâ, bir sağ taraftaki protona elektrik enerjisi verdiği zaman, merkezdeki, diyelim ki; merkezde bir tane elektron var, merkezdeki elektrona da enerjiyi verdi. Şimdi merkezde üç tane proton var. Mutlaka bir fazda, üçüncü bir elektron, üçüncü bir proton orada mevcut olduğu için, ya soldaki protonla beraber ortada bulunan protona Allahû Tealâ elektrik enerjisi verecek, oradan gelen elektrik enerjisi ikisini kapsayacak. Yani bu durumda ortadaki protonla soldaki protona Allahû Tealâ, enerji verdiği zaman, sağdaki proton enerji almayacak ve merkez elektronu bu iki protonun ikisi birden tarafından çekilecek. O zaman belirsizlik ilkesi oluşuyor. Böyle bir ilke mutlaka radyasyona sebebiyet verir; birinci alternatif.
İkinci alternatif; sağdaki protona ve ortadaki protona Allahû Tealâ enerjiyi verdi, soldaki proton enerji almadı. Bu sefer de merkez elektronu, sağdaki ve ortadaki proton tarafından çekilecektir ve arada mutlaka bozunma olacaktır. Yani bir tanesinin çekmesi, ikincisinin çekmemesi halinde, problem hemen çıkıyor ortaya.
Öyleyse ikinci alternatif; merkezde iki tane elektron var, çevrede bir elektron dönüyor. Gene olması mümkün değil. Birincide sağ ve ortadaki protonla beraber elektronlardan birine Allahû Tealâ enerji verecek ve mutlaka iki proton birden elektronu çektiği için, gene birbirinin işine karışan iki tane sistemin, belirsizlik ilkesi oluşuyor. Ya ortadaki ya da soldaki tarafından çekilecek. Böyle bir sistemi Allah'ın kanunları kabul etmiyor.
İkinci devrede gene değişmeyecek olay. İkinci elektrona gelecek enerji, bu sefer de sağdaki protonla ortadaki protona enerji gelecek, gene belirsizlik ilkesi var. Diğer elektron zaten hiç çekilmiyor. Çünkü ona o anda enerji gelmiş değil. O, boş devrede, diğeri faz devrede. Faz devrede olan elektronu ise, iki tane birden proton çekeceği için gene belirsizlik ilkesi var. Yetmez! Eğer elektronlardan biri, enerji gelmeyen elektron, diğer protonun yolu üzerindeyse, bu sefer de çarpışma olacak. Her halükârda belirsizlik ilkesinin bulunduğu bütün sistemlerde bozulma vardır, radyasyon vardır.
Şimdi diyelim ki; dört tane hidrojen atomu bir araya geldi. Ne olur? Mükemmel işleyen bir sistem görürsünüz. Ne olur? İki tane çevre elektronu olur, iki tane de merkez elektronu olur. Son derece güzel bir dizayn içerisinde, Allahû Tealâ sistemi etkiler. Birinci devrede, birinci protonla elektronlardan birine enerji gelir. Sadece birinci proton çeker. İkinci devrede, ikinci protonla elektronlardan birine enerji gelir. Üçüncü devrede, üçüncü protonla elektronlardan birine gelir. Dördüncü devrede, dördüncü protonla elektronlardan birine gelir. Her seferinde olay bellidir.
Eğer Allahû Tealâ farklı bir dizayn oluşturursa, o zaman elektronların yerlerini, protonlara, bazı protonlara daha yakın kılmak suretiyle farklı bir denge uygular ki; gene bozulma olmaz. Birinci protonla ona en yakın elektrona, Allahû Tealâ enerjiyi verirken, üçüncü protonla, ona en yakın olana da elektrik enerjisini verir. Enerji geldiği zaman, bir numaralı protonla üç numaralı proton, bir numaralı elektronla iki numaralı elektronu kendisine çeker. Diğer iki tane proton çekemez. Çünkü onlar boş bir devrede.
İkinci devrede de tersi olur ve her elektron, kendisine enerji geldiğinde, kendisine en yakın olan proton tarafından çekilir. Böylece aynı anda iki proton, iki tane elektronu çeker ve bu çekim sırasında bir dizayn söz konusu ise, mutlaka çekim alanına girmeyen bir dizayn oluşmuştur. Allahû Tealâ'nın kudreti, her ikisini de oluşturur. Ama asla böyle bir dizaynda bir belirsizlik ilkesi oluşmaz. Çünkü elektron sayısı çifttir, proton sayısı da çifttir.
İki tane elektrona mukabil dört tane proton, her biri arasında muhteşem bir denge unsuruyla olaylar birbirinin arkasından gider. Sırayla bütün protonlar, bir sıra dahilinde nötron olur, bütün nötronlar bir sıra dahilinde tekrar proton olur ve elektron alışverişi, bir numaralı, iki numaralı, üç numaralı, dört numaralı proton arasında, iki tanesi bir elektronla, diğer ikisi de ikinci elektronla ilgilenmek üzere, devamlı bir muhteşem sistem kurulur.
İşte bu, dengedir. Eğer beş tane hidrojen atomuyla bu dengeyi kurmak isterseniz, kuramazsınız, belirsizlik ilkesi gene ortaya çıkar. Belirsizlik ilkesi varsa, radyasyon vardır. İşte bir atom bombasının oluşmasında, bu denge bozulduğu için; çekim alanları, birbirinden değişik statüde, devamlı elektronları çevreye gönderen bir radyasyon oluşur ve böyle bir dizaynda atom bombası, dünyadaki en tehlikeli silahlardan birisini oluşturur.
Radyasyonu oluşturan elektronlar, öyle küçücük parçadırlar ki; vücudunuzun her noktasına ulaşabilirler ve hedeflerini, vücudunuzun her noktasında vücuda getirirler. Yani vücudunuzun her noktasını tahrip ederler. İşte mağara devrini yaşayan insanlardan bahsediyor ilim kitapları. Yontma Taş Devri, Cilâlı Taş Devri, bilmem ne taş devri, mağara adamları.
Bunlar, dünya üzerinde ilk insanlar değildir. Dünya üzerindeki ilk insanlar, Âdem (A.S) ve onunla beraber yaşayanlar, biz medenî insanlar nasıl yaşıyorsak onlar da öyle yaşadılar. Ev inşa ediyorlardı, koyun besliyorlardı, yününü eğiriyorlardı, elbise yapıyorlardı, ateşi biliyorlardı, buğday ekiyorlardı, ekmek yapıyorlardı, hamur oluşturuyorlardı. Allahû Tealâ, Âdem (A.S)'a bunların hepsini öğretmişti. Hiçbir zaman Âdem (A.S) ve onun kabilesi, yani ondan olan bütün oğulları, torunları, torunlarının torunları. Bir ara hesaplamıştık, yirmi küsür nesil oluyordu galiba. Hiçbiri mağara devri yaşamadan yaşadılar.

Vahdette Kesret
Kararlı yapıları kararsız hale; kararsız yapıları da kararlı hale getirmek mümkün olabilir mi?
Olamaz. Bu kontrolü, Allah'ın o insan aklının alamayacağı mükemmellikteki otomatik sistemleri gerçekleştiriyor. Bunu insanoğlunun yapması, bu aşamada mümkün görünmüyor.
Aynaya bakıyorsunuz, orada kendinizi görüyorsunuz. Kaç kişi görüyorsunuz? Bir kişi görüyorsunuz. Bu bir kişi, her şeyden evvel, bir fizik vücudun kendisi olarak kendisini temsil eder. Aynı özelliklerin sahibi olarak görünen nefsi temsil eder. Aynı özelliklerin sahibi olarak görünen ruhu temsil eder. Daha bir görüntü. Başlangıç itibariyle, kendi bünyesine eşdeğer görüntüde olan nefsi de, ruhu da temsil eder. Aynaya baktığınız zaman, kendinizi görürsünüz. Ama o sırada ruhunuzu görseydiniz, aynı özelliğin sahibi olduğunu görecektiniz. Nefsinizi görseydiniz, onun da aynı görüntüde olduğunu görecektiniz. Evvelâ üç vücudunuzun birden temsilcisidir fizik vücudunuz, bütün aynalarda.
Ama bununla bitmiyor. İki hücreden hayata başlıyorsunuz ve bu hücre, siz büyüyüp gelişene kadar, bu iki hücre, iki yüz trilyon hücre oluyor. Bütün insanlar yaklaşık olarak iki yüz trilyon hücre ihtiva ederler. Bu iki yüz trilyon hücrenin her biri, 23 çift kromozom taşır. Her kromozom, sizi her şeyinizle yeniden inşa edebilecek olan bütün özelliklerin sahibidir.
Öyleyse; 200 Trilyon x 2 tane 23, yani 46 = 9.2 katrilyon siz, bir tek görüntünüzle temsil ediliyorsunuz. Her saçınızın teli, yüz binlerce sizi ihtiva eder, milyonlarca sizi ihtiva eder ve bu sebeple artık adlî tıp, DNA moleküllerinden hareket ediyor. Bir tek saç teli, o kişinin bütün özelliklerini veriyor. Başka bir saç teli ile karşılaştırdığınız zaman, aynı özellikler, tıpa tıp diğer saçlarda da olduğu için, bu bir delil hüviyetinde artık.
Öyleyse aynada gördüğünüz fizik vücudunuz, tekliği temsil eder, kendisi. Ama muhtevasına ve derûnuna baktığınız zaman; orada kesreti görürsünüz, çokluğu görürsünüz. Vahdet, aynaya baktığınız tekliktir. Ama onun içinde olan 9.2 katrilyon siz, işte o kesrettir. Bu, vahdette kesrettir.
Şimdi sizin küçüldüğünüzü, küçüldüğünüzü, sonsuz bir küçüklüğe ulaştığınızı düşünelim. Eğer oradan kendinize bakabilmiş olsaydınız, bu kâinatın aynını görecektiniz. Allahû Tealâ, kalp gözünüzü açtıktan sonra, eğer salâh makamının Allah'a köle olma noktasına ulaşabilirseniz, sizi mutlaka "Adem"den kâinata baktırır. Adem'den; yani yokluktan, varlıklar âleminin ötesinden, varlıklar âlemine, kâinata baktığınız zaman, 250 milyar galaksisi ile bir sonsuz kâinat dizaynı görürsünüz. Ama bir şey dikkatinizi çekecektir; gördüğünüz şey, bir insan vücududur. Cinsiyetsiz bir insan vücudu göreceksiniz. O, 250 milyar galaksinin muhtevası, bir insan vücudu oluşturuyor. "Yedi tane gök katının sonunda, kader hücrelerine ulaşıyorsunuz." demiştik.
Bu kader hücreleri, insan vücudu şeklindeki bir kâinatın tam alnına isabet ediyor. "Alnımızın kara yazısı" falan diye laflar edilir halk arasında. İşte bunu ifade eder o. Bu kâinatın bütün dizaynı, işte böyle bir muhteva kazanıyor ve eğer siz sonsuz derecede küçülebilseydiniz ve oradan kâinata baksaydınız, sonsuz yıldızlardan oluşan sizi görecektiniz.
Şimdi gelin beraber düşünelim! İki yüz trilyon hücre var vücudumuzda. Bu iki yüz trilyonun her birisi atomlardan oluşur. Bu atomların her birisi, 3676 tane elektronla 3676 tane karşıt elektrondan oluşur ve böylece bir sonsuz diziyle karşılaşacaksınız. 250 milyar galaksinin, aslında sizin vücudunuzda atomlar olarak mevcut olduğunu idrak edeceksiniz.
İşte Adem'den kâinata bakıyorsunuz. Kâinatı insan vücudu şeklinde görüyorsunuz.
O insan vücudunun muhtevası ise, tam o 250 milyar galaksiyi ihtiva eden statü. İşte eğer bu sefer, o atomlardan kendinize bakabilmiş olsaydınız, o gördüğünüz trilyonlarca şeyin muhtevasına varacaktınız. Bir gün Allahû Tealâ, size o sonsuz kâinatın bir insan vücudu şeklinde tecelli ettiğini ispat ettiği zaman da, kesrette vahdeti teşekkül ettireceksiniz kafanızda, tecessüm edeceksiniz, şekillendireceksiniz. O zaman kesin olarak şunu idrak edeceksiniz ki; Allah'ın kâinatta en çok sevdiği mahlûk insandır. Kâinatı da bir insan vücudu şeklinde Allahû Tealâ yaratmış ve bu yaratışının ötesi hep insanlar için.
Öyleyse insan bir vahdette kesrettir, öyleyse insan bir kesrette vahdettir. Kâinat bir kesrette vahdettir, kâinat bir vahdette kesrettir. İşte şimdi biz, buradan kâinata bakıyoruz ve bir kesret görüyoruz. 250 milyar galaksiden oluşan bir korkunç, sonsuz büyüklükte bir kâinat. Ama şu anda biz kesretin içindeyiz. Aynı kâinata eğer, Adem'den kalp gözümüzle bakarsak, o kâinatın o kadar galaksisini bir insan vücudu şeklinde göreceğiz.
Birincisi kesrettir. Bizim şu anda kâinata bakışımız, kesrete bir bakıştır. Ama Adem'den aynı kâinata baktığınız zaman, bir tek insan vücudu görünecek karşınızda. İnsan vücudu şeklinde bir kâinat. İşte bu da kesretin vahdetidir. Eğer Adem'den bakıyorsanız, vahdette kesret söz konusudur. Eğer bizim dünyamızdan bakıyorsanız, kesrette vahdet söz konusudur.
  Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Konu Araçları

Gönderme Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Forum saati Türkiye saatine göredir. Şu an saat 17:43


vBulletin® Version 3.7.3, Telif Hakkı ©2000 - 2008 Jelsoft Enterprises Ltd.
Content Relevant URLs by vBSEO 3.2.0
© 2005 - 2008 ilahi-Tr Forumları
Web Stats