![]() |
| | #11 | |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| Alıntı:
O'nun dilinde Peygamberimiz şöyle anlatılıyor: "Sevinç sevinç berrak Ve yıldız yıldız parlak Bir dağ pınarı Üstünde beyaz bulutların Ve kuytusunda bir yeşil yamacın Aziz ruhlar sallamış beşiğini Veda edip çocuk tazeliğiyle bulutlara Raks eder gibi iner mermer kayalara Haykırır sevincini semalara Dağ geçitlerinde Önüne katar renk renk çakılları Ve bağrına basar kardeş pınarları Çiçeklenir ayak bastığı yerler Ve nefesiyle yeşerir çimenler Yoldaşı olur şimdi ırmaklar Ovaları doldurur gümüş ışıklar Bir ses yükselir pınarlardan "Kardeş ayırma bizi koynundan, Bekliyor Yaratan. Yoksa bizi çölün kumları yutacak Güneş kanımızı kurutacak Kardeş, Dağın ırmaklarını, ovanın ırmaklarını Hepimizi alıp koynuna Eriştir bizi yüce Rabbına Ezelî Deryâ'nın yanına." Peki, der, dağ pınarı Kendinde toplar bütün pınarları Ve haşmetle kabarır göğsü, kolları Ülkeler açılır uğradığı yerlerde Yeni şehirler doğar ayaklarının altında... Kulelerin alev zirvelerini Ve haşmetli mermer saraylarını Bırakıp arkasında Yürür mukadder yolunda Dalgalanır başının üstünde binlerce bayrak İhtişamının şahitleri Evlâtlarını Rabbine ulaştırarak Karışır İlâhî ummana coşarak!" Goethe, hayran, hatta müridi olduğu HAFIZ'dan naklen şöyle der: "Ne başardımsa Kur'an'a borçluyum." Kur'an'ın Almanca tercümelerini beğenmeyen Şair, bunları Kur'an tefsiri olmaya lâyık görmemiş, eksik ve noksan bulmuştur. Kur'an'dan önce Arap edebiyatının şaheserleri olan "Muallâkat-ı Seb'a" adıyla Kâbe'nin duvarlarına asılan şiirleri inceleyip Almanca'ya çevirmiştir. Onları Kur'an üslûbu ve edebiyatıyla karşılaştırdıktan sonra şöyle demiştir: "Kur'an'ın üslûbu, muhtevasına ve gayesine uygun bir şekilde, kat'i, yüce, haşyet verici ve hakikaten muhteşemdir!" Batı-Doğu Divanı'nda da Kur'an hakkında şöyle der: "Kur'an'ın içinde pek çok tekrarlar vardır. Onu okuduğumuz zaman, bu tekrarlar bizi usandıracak sanılıyor. Fakat biraz sonra bu kitap bizi kendisine çekiyor. Bizi hayranlığa ve sonunda büyük saygıya götürür. Bu kitap bir millet için gönderilmiş olmakla birlikte son derece pratik olduğundan ebediyyen te'sirini kaybetmiyecek ve diğer milletleri etrafına toplayacaktır." Kur'an hakkındaki bu tasdik ve takdirinin bir fiilî ifadesi olarak, her yıl, Kur'ân-ı Kerim'in indirilmeye başlandığı Kadir gecesini ihyâ ettiğini 70 yaşındayken açıkladı. Goethe'nin Peygamberimiz (S.A.V.) hakkındaki tesbiti de imanının bir güzel isbatıdır. Hz. İsa'yı da, Hz. Muhammed'i de birer peygamber olarak kabul eder. Bu yüzden de Peygamberimizi kabul etmeyen, Hz. İsa'yı da Allah'ın oğlu sayan İlâhiyatçılarla münakaşalar eder. Lavater adlı İlâhiyatçı arkadaşıyla bu sebepten arası açılmıştı. Daha 23 yaşındayken Peygamberimiz hakkında bir naat yazmış ve Kur'an'dan aldığı ilhamla kahramanı Peygamberimiz olan bir esere başlamış, fakat bitirememişti. Resûlüllah'a hürmet ve muhabbeti çok mükemmeldir. O'nun insanlar üzerindeki te'sirinin emsalsizliğinden ve şahsiyetinin ulaşılmazlığından bahseder. Hele Peygamberimiz hakkındaki şu tesbitleri ne kadar isabetlidir: "— Hiç kimse Hz. Muhammed'in prensiplerinden daha ileri bir adım atamaz. Avrupa'ya nasip olan bütün başarılara rağmen, bizim konulmuş olan bütün kanunlarımız, İslâm kültürüne göre eksiktir.Goethe, ihtiyarlık yıllarında ilham kaynağının artık tamamiyle İslâm olduğunu şöyle anlatır: "— İslâm, yaşıma uygun düşen bir şiir ilham ediyor bana: Allah'ın sırrına varılmaz iradesine teslimiyet, dünyanın bir karar üzere durmayan yaşayışı karşısında rindane bir tavır, iki dünya arasında yalpalayan bir sevgi, saflaşan ve bir mecazda ifadesini bulan gerçek... Bir ihtiyara yetmez mi bunlar?.."Goethe son nefesinde de imanını işaret etmekten geri durmamıştır. Bu olayın da içyüzünü öğrenmek oldukça ilgi çekicidir: "Geçen sene F. Almanya'da Rias Radyosu'nda Goethe'nin ölümününü anlatan Leo Kettler demişti ki: 'Goethe ölüm saatinde şehadet parmağıyla göğsüne devamlı (W) harfini yazıyordu. Bu işaretle belki imzasını atmaktaydı...' Muhafazakâr Hıristiyanların haç işareti ettiklerini bildiğimizden bu tahmini bizi tatmin etmedi ve dikkatimizi çekti. Akla uygun, kuvvetli bir ihtimaldir ki, Goethe Lâtin harfi (W)'yi değil, İslâm alfabesiyle Allah lâfzını yazmıştır ve bu gerçek Arapça bilmeyen şahıslar tarafından yanlış anlaşılmıştır. Arapça bilen birçok Müslümanla beraber Berlin Hürr Üniversitesi'nin İslâmiyet ve İlâhiyat Enstitüsü'nde Ord. Prof. Dr. Fritzs Steppat da bu işaretin öyle mânâsız W harfini değil, Allah kelâmını ifade ettiğini makul görüyorlar. Çünkü Merhum imanını zaten açıklamıştır. Divan'ında şöyle cesurane bir sözü vardır: "Bu eserin Yazarı Müslüman olduğunu reddetmez." Bazı muhalifleri Goethe'nin Müslüman olduğunu iddia etmekle onu zor duruma düşürüp itibarını sarsacaklarını sanmışlardı. Merhum da bu iddiayı kabul etti." Başta da belirttiğimiz üzere Goethe'nin Avrupa'da ve bilhassa da Almanya'da ve Almanca konuşulan ülkelerde İslâm konusundaki te'siri çok büyük olmuştur. Çünkü ilk kabullenen bir bakıştır. Ve inşaallah o imanla ölmüştür. Avusturyalı büyük bir Antropoloji Âlimi olan Prof. Dr. Ömer R.B. Ehrenfels, bu te'sirin canlı bir örneğidir. Berlin'de Moslemische Revue adlı mecmuanın da kurucusu tanınmış bir âlim ve yazar olan Dr. Hamid Marcus da, Goethe'nin islâm hakkındaki yazılarından etkilenmişti. Ve daha niceleri... Alman misyoneri, diplomatı ve ilim adamı olan Muhammed Emin Hobohn da, Goethe'den te'sir kapmış, müslüman olmuştur. | |
| |
| | #12 |
| Üye Değil
Mesajlar: n/a
| ayy çok mutlu oldum darısı diğer inanmayanların başına bi yerlerden duymuştum da goethe yi ama şimdi gerçekten ıspalanmış oldu allah razı olsun abii... |
| |
| Konu Araçları | |
| |