![]() |
| | #1 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 30
| DİN İÇİNDE DİN” OLUŞTURMANIN “ALTIN” KURALLARI “Din içinde din” oluşturma olgusu ile “Allah ile aldatma” olgusu birbirine yakın akrabadırlar. Hem de ne yakın... Bu yakın akrabalık ilişkisi aynı zamanda “Bazı insanlar neden bu oluşuma gereksinim duyarlar?” sorusunun da yanıtıdır. “Din içinde din” oluşturma heveslisi insanlar, aslında dini yalnız Allah’a özgülemenin yani Hanif=Muvahhid Müslümanlığın da baş düşmanıdırlar. Zira bu oluşumun mimarları, odağında öncelikle kendilerinin olduğu bir yapı tesis etmektedirler. Bu açıdan bakıldığında onlar, kula kulluğun prim yaptığı ve kurtuluşun ancak böylece mümkün olduğunun vehmedildiği bir dini yapının başındadırlar. DİN İÇİNDE DİN OLUŞTURMANIN 10 ALTIN KURALI 1-) Öncelikle sükse yapacak, sizi ayrıcalıklı kılacak ve böylece sizi kalabalıklar içinden sıyırıp ön tarafa taşıyacak bir söylem geliştirmelisiniz. Bu söyleminizi “unutulduğunu ve yüzyıllardır terk edildiğini” iddia edebileceğiniz bir kavramın üzerine bina edeceksiniz. Bu kavram sizin “taşıyıcı” kavramınızdır. Hansçılarda bu “taşıyıcı kavram” hanifliktir. İskendercilerde ise Hidayettir. 2-) Tespit ettiğiniz bu “yüzyıllardır terkedilmiş ve unutulmuş” kavramın önce içini boşaltacaksınız. Gerçi kavramınıza bu etiketi vurduğunuzda zaten boşaltma işlemini yapmış oluyorsunuz. Ama bu yetmez. O kavramı kendi felsefenize bir taşıyıcı yapabilmeniz için o kavramın içini bu felsefenize uygun olarak yeniden dolduracaksınız. Hansçılar da bu “doldurulmuş” kavram Hanifçiliktir. İskenderciler de ise Hidayetçilik. 3-) Şimdi de felsefenize maksimum dozda inandırıcılık katmak için bazı Kur’an ayetlerini malzeme olarak kullanmalısınız. Direkt malzeme olarak kullanabileceğiniz ayetlerde sorun yok. Diğerlerini ise paranteziçi yada dışı yorumlarla çarpıtmalı ve ideolojinizi böylece Kur’ani(!) delillerle desteklemelisiniz. Bunu yaparken de işinize yaramayan yada felsefenizi çürütecek ayetleri gözardı etmekten çekinmemelisiniz. Hansçılar Haniflik bağlamındaki ayetleri tahrif ederler ve bu kavramın müşrikliğin zıddı olmasını gözardı ederler. Bu bağlamdaki diğer bazı alakasız ayetleri öne çıkarırlar bazılarını ise işlerine gelmediğinde ötürü es geçerler. İskenderciler ise örneğin 50 tane ayeti seçerler. Bu seçilen ayetlerdeki bazı kavramlar onların anlayışlarına özellikle ve öncelikle malzeme edebilecekleri türdendir. Örneğin Ruh, Zikir, Hidayet, Allah’a Ulaşmak. Bu seçilmiş 50 ayet bile hala İskendercilerin anlayışına direkt altyapı oluşturmadığından sorun alakasız paranteziçi yorumlarla halledilmektedir. İskenderciler de Hansçılar gibi bazı ayetleri görmezlikten gelmek zorundadır. Örneğin Ulul Elbab konusunda bir tek ayeti referans alırlar ama aynı kavramın geçtiği diğer on küsür ayete karşı kördürler. Ahiret kavramını “Ruhun Ölmeden önce Allah’a ulaşması” olarak tanımlarlar ama aynı kavramın diğer onlarca ayette dünya hayatının sonu ve ölümötesi hayatın başlangıcı ve devamı anlamında olduğunu kabul ederler ama gözardı ederler. İskender’in parantez zengini Kur’anında bile bu böyle. Ahiret kavramıyla ilgili kimi ayetler parantezli kimileri ise parantezsiz. Malzeme edebilme yada edememe durumları… 4-) Bu “doldurma” ve sonrasında tartışılmaz ilan ederek mutlaklaştırmak suretiyle “dondurma” işleminden sonra artık “Bulunmaz Hint Kumaşı” olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Müslümanların yüzyıllardır unuttuğu(!) yada yanlış(!) bildiği pek değerli kavramları siz asli hüviyetine kavuşturdunuz. Artık insanoğlunun sizlere minnettarlık duyma zamanı tabiki geldi. 5-) İlk etapta, yola devam etme adına bir kısım insanlar bu minnettarlığı izhar ediyorsa yani küçük bir kitleyi kandırabilmişseniz işlem tamamdır. Artık “seçilmiş” ve “gönderilmiş” etiketiyle en azından o gruba lider oldunuz demektir. 6-) “Lider olmak değil lider kalmak önemlidir” diyorsanız aslında daha fazlasını yapmalısınız. Mutlaka ama mutlaka Hz. Muhammed’i (sav) solladığınızı kitlenize itiraf(!) etmelisiniz. Onun omuzlarına “kibarca” basarak yükselirseniz şanınız artar, namınız daha hızlı yürür. Hansçılar Hz. Muhammed (sav) için “o hanif bile değildi” derler. “Hanif değildi” demek “müşrikti” demektir. Onu haniflikten, kör bir sahabeye karşı “yüzünü ekşittiği” için aforoz ederler. Yüzün ekşiltilmesiyle müşriklik arasındaki yani Dinin yalnız Allah’a özgülenmesi arasındaki alakasızlık... Ama olsun, onlar apaçık sırıtan bu alakasızlıktan rahatsızlık duymazlar. Çünkü Hans’ı Hz. Muhammed’in üzerine çıkarmak zorundadırlar. Hans önceleri Hz. Muhammed için “o bir hanifti” dese de bu laf en ufak bir arlanma ve darlanma olmaksızın sırf bu altıncı madde gereği unutulmalıdır. Unutuldu da… Bu da yetmez. Adamlar efendilerinin ululuğunu katlamak için diğer tüm Peygamberlere çamur atmak zorundadırlar. Hans’ı tüm zamanların en ulu ikinci kişisi ilan edebilme adına Hz. İbrahim hariç diğer tüm peygamberlerin hanif olamadığını yani müşrik olduğunu iddia edebilmektedirler. Böylece Hans’ı Hz. İbrahim’den sonra uydurdukları Hanifçilik Dininin ikinci Peygamberi ilan etmeleri mümkün olabilmektedir. |
| |
| | #2 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 30
| İskendercilerde de durum Hansçılarınkinden farklı değildir. İskender de Hz. Muhammed’den üstün olduğunu , onu çoktan solladığını hem de üstü açık bir şekilde ifade edebilmektedir. Kendisine Tanrısı tarafından inzal edilen Risalet Nurları isimli kitapta o Hz. Muhammed’e bahşedilmeyen ve hatta yalnız Allah’a atfedilebilen bazı olağanüstü sıfatların sahibi olarak gösterilmiştir. Kadir-i Mutlaklık, El-Ekber’lik, Yerlerin ve Gökleri Hakimliği vd. İskender yine aynı kitapta Hz. Muhammed dahil diğer tüm Peygamberlerin ve gelmiş geçmiş bütün bir insanlığın toplam bilgi birikimine sahip gösterilmiştir. Bu da yetmez o Mehdi Aleyhisselamdır. Tüm Peygamberler onun gelişini dört gözle beklemişlerdir ve destekleri onunladır. Hiçbir peygamber Altınçağı(!) tesis edememiştir ama İskender öyle mi? Bu haliyle o harikulade sıfatlarla donatılmış halde tüm Resullerin (haşa) beceremediği bir işi becerecektir. Peygamberlerin, insanlık aleminin, yerdekilerin ve göktekilerin onun gelişine duyduğu özlem ve hasret nihayet bitmiştir. O bir Super-man, He-man, Bat-man, Spider-man olarak tüm Resullerin gözbebeği ve biz insanlığın biricik kurtarıcısıdır. Her ne kadar halen Amerika’da tipik bir marjinal mürşid(!) profili çizerek tatlısu mehdiliği yapsa da müritlerin inancı böyle. İşte bu atıflar İskender’i Resullerin Resulü ilan etmekten başka bir şey değildir. Yani durum Hansçılarınkinden farklı değilidir. Peygamberlerin omuzuna bas ve yüksel. 7-) Etrafınıza toplanan insansıların sayısı kafi miktara gelince artık siz “Allah adına söz söyleme” yetkisinin ancak sizde olduğunu iddia etmelisiniz. Artık sizin yorumlarınız Allah buyruğudur. Size “seçilmiş kişi” ve fikirlerinize de “ilahi buyruk” nazarıyla bakanlar mümin, diğerleri ise kafirdirler. Sizin müminleriniz Cennete, kalan herkes yani kafirler ise haliyle Cehenneme gidecektir. Cennet ve Cehennemin (haşa) patronu haliyle sizsiniz. Kimi nereye isterseniz oraya gönderirsiniz. Hansçılar hanifliği (tanımını bile bilmedikleri halde) tekellerine almışlarıdır. Onların haniflik tanımına uyanlar mümin geri kalanlar müşriktir. İskenderciler ise Hidayeti tekellerine almışlardır. Onların hidayet tanımı kendilerine özgüdür ve bu tanıma uyanlar mümin geri kalan herkes ise kafirdir. Bunlar hanifliği ve Hidayeti tekellerinde varsayarak Hanifçilik ve Hidayetçilik yapmaktadırlar. Kısacası Hanifçilik=Hansçılık ve Hidayetçilik=İskendercilik olmuştur artık. Önce bu kavramların içi boşaltılmış, sonra anlayışa uygun olarak yeniden doldurulmuş, sonra bu yeni tanımlama dondurulmuş ve sonra da bu kavramlar Tekelciliğe malzeme oldurulmuştur. Bir kavramdan yola çıkılarak din içinde yeni ve sapkın bir din böylece oluşturulmuştur. Artık muhataplarınızı süfyani, kafir, müşrik, purperest, cehennem Kütüğü vs. olarak görmeniz de bir beis tabiki yoktur. 8-) Grup içindeki birlikteliği ve azmi artırmak için mensuplarınıza ayrıcalıklı olduklarını söylemelisiniz. O kadar insan içinden kurtuluş ancak sizin müritlerinize nasip olmuştur. Bu ne “bulunmaz” bir nimettir. Müritlere mutlaka “iyi ki efendimize kul olduk, ne mutlu bize, sonra nolurdu bizim halimiz” cümlelerini söyletmelisiniz. 9-) Siz tesis ettiğiniz kula kulluk dininin formatı gereği müritlerinizi Allah’a değil Allah’a da taptırmaktasınız. Fakat bunun sırıtmaması için yani aslında hadisenin odağındaki Tanrının siz olduğunun sezilmemesi için Allah ,Din , İman edebiyatını dilinizden düşürmemelisiniz. Marifet Allah diyerek kendine taptırmakta, marifet Hz. Muhammed “efendimiz” diyerek onu tepelemekte. Yani sizler meselenin çakılmaması için müritlerinize daha dindar(!), çok daha dindar(!) olmalarını öğütlemelisiniz. Ki müritler “eğer bizim efendi de sakatlık olsaydı dindarlığı öğütlemezdi” desinler ve böylece kara büyünün farkına varmasınlar. 10-) Evet geldik altın kuralların en ballı olanına. İşte şimdi devşirme ve hasat zamanı. Mukaddesat Tüccarlığının ün, nam, şeref, hava, itibar, koltuk, tapındırmanın verdiği “doyumsuz haz” ve diğer kaymaklı getirilerinin yanı sıra maddi bir getirisi de olmalı. Ne de olsa “akıl namuslarını” hiç utanmadan size teslim edebilenler elbette paralarını da teslim ederler. Artık müritleri bir inek sürüsü olarak görme ve etinden, sütünden, derisinden faydalanma zamanı. Hansçılar da bu tokatlama Jana adlı BEBELERE BALON misali uydurulmuş hatun aracılığıyla oldu. Bu sanal hatun adına nice paralar toplandı. Müritlerin çoğunluğunun öğrenci yada işsiz gençler olduğuna bakılmaksızın vurgun yapıldı. Bu vurgunun bir kısmı Hanifçilik Dininin ikinci Peygamberi Hans-ül Emin efendiye Laptop ve Suziki marka otomobil olarak geri döndü. İskendercilerde durum farklı mı? Tabiki hayır. Çünkü yapı ve hedef aynı. Onlar da Allah Üniversitesi adlı bir “Soygun Düzeneği” oluşturmuşlar. Müritler Allah’a “kestirme” yoldan ulaşmak istiyorlarsa buraya 100$ mukabili kaydoluyor ve uçuş başlıyor. Bu derme-çatma bilgilerle oluşturulmuş site pardon üniversite ile tokatlama yetmiyor olacak ki İskender zaten günün 24 saati çene çaldığı Nur TV’de anlattıklarını daha doğrusu dönüp durup sayıkladıklarını kitaplaştırıyor ve maliyetinin on-onbeş katı mukabili “almazsan yolda kalırsın” propagandasıyla pazarlıyor. |
| |
| | #3 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 30
| .Netice: İnsanı Din içinde din” oluşturmaya sevkeden yegane etmen maddi ve manevi çıkar temin etme dürtüsüdür. İnsanları madden ve manen yolunacak kaz sürüsü olarak görme eğiliminde olan bu insanlar üstte maddeler halinde saydığımız tutumlarıyla aslında birer ŞEYTAN (SAPTIRICI ODAK) EVLİYASI’dırlar. Bu DİN BOZGUNCUSU ŞARLATANLAR bizim saf ve cahil insanlarımız sayesinde sömürmekte ve semirmektedirler. Bunların “İslamdan Bozma” sapkın Dinlerine mümin olmama ve sonrasında yolunmama ve ahirette dövünmeme adına tüm insanlarımızı uyarıyoruz. Lütfen uyanık olalım. Sahtekarlara aldanmayalım. En temel farz olan düşünme ve sorgulama melekemizi devreden asla çıkarmayalım. Akıl bizlere bahşedilen en güzel nimettir, unutmayalım ve küfranı nimette bulunmayalım. KUL ODAKLI DİN ANLAYIŞINDAN ALLAH ODAKLI DİN ANLAYIŞINA. NE MUTLU DİNİ YALNIZ ALLAH’A ÖZGÜLEYEN HANİF MÜSLÜMANLARA. |
| |
| | #4 |
| Teğmen Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 24
Mesajlar: 313
| 2- “Resuller Kendilerine kitap verilen peygamberlerdir” ifadesi 2 açıdan da yanlıştır. 2-1- Bütün Resuller değil, Resullerin pek azı Peygamber oldukları için, 2-2- Kendilerine kitap verilen Peygamberler Resul değil Nebî oldukları için. 2-1- Bütün Resuller değil Resullerin pek azı, Peygamber (Nebî) oldukları için “Resuller kendilerine kitap verilen peygamberlerdir” ifadesi yanlıştır, Kur'an'a ters düşmektedir. 2-1-1- Nebiler yani Peygamberlerin Kur'an'daki sayısı bütün çağlar boyunca 30'a ulaşamamıştır. Çünkü Allah “biz Kur'anda herşeyi yazdık, hiçbir şeyi eksik bırakmadık” buyuruyor. Bu durumda bütün peygamberler (Nebîler) Kur'anda yer almıştır. Buna karşılık Nebi olmayan Resuller, (Velî Resuller) bütün çağlarda ve bütün kavimlerde yaşamışlardır. 2-1-1-1- Bütün kavimlerde Resul beas ettiğini söylüyor Allah. Nebiler sadece 1 kavimde mevcut olabilir ve dünyanın hâttâ kâinatın Peygamberidirler. Peygamberin mevcut olduğu devrelerde de, mevcut olmadığı devrelerde de her kavimde mutlaka velî Resuller mevcuttur. -16/NAHL-36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne). Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah’a ulaşmayı dileyerek) Allah’a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah’a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün). Hz.İsa'dan Hz.Muhammed SAV'e kadar geçen 600 yıllık sürede sadece 2 Peygamber (Nebî) var olmuştur. Aslında muhakkak çok daha fazla kavim mevcuttur ama biz 100 kavim mevcut kabûl edelim. Ortalama resul ömrünü de olmaz ama 100 yıl kabul edelim. 600 yılda her kavimde en az 6 resul mevcut olacağına göre 2 nebî'ye karşılık en az 600 resul söz konusudur ve sadece 600 yılda. Ya bugüne gelene kadar geçen 1400 yıllık bir Nebî'siz devrede en az 1400 kavim resulû? Hepsi beraber 2 Nebî'ye karşılık 2000 kavim resulü. Ne diyorsunuz? Nebîler resullerin en çok binde biri kadar olduğuna göre resullerin pek azı Peygamberdir (Nebîdir) ifadesi doğru değil mi? 2-1-1-2- Kur'an-ı Kerim boyunca bütün kavimlerde ardarda gönderilenlerin hepsinin sadece Resuller olduğu ifade buyruluyor. Allah asla bütün kavimlere Nebî göndermiyor. Bütün Resuller Nebî olsaydı kavim resullerinin en az bir kısmı için Nebî kelimesi kullanılacaktı. Öyleyse kavim Resullerinin hepsinin Nebî olmayan Resuller olduğu kesinleşiyor. -23/MU'MİNÛN-44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne). Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun. -2/BAKARA-87: Ve lekad âteynâ mûsâl kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus(kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn(taktulûne). Andolsun ki Biz, Musa’ya kitap verdik ve ondan sonra da birbiri ardından (araları kesilmeksizin, peşpeşe) resûller gönderdik. Ve Meryem’in oğlu İsa’ya beyyineler (açık kanıtlar) verdik ve onu Ruh’ûl Kudüs ile destekledik. Her ne zaman size bir resûl, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle (emirle) geldiyse, hemen kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürdünüz. -17/İSRÂ-15: Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen). Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık. 2-1-1-3- Bütün devirlerde bütün kavimlerde Allah'ın Resullerinin var olduğu kesin. Çünkü cehenneme giren herkese Resulün kendilerini uyarıp uyarmadığı soruluyor ve herkesten aynı cevap alınıyor “Evet uyardı”. -39/ZUMER-71: Vesîkallezîne keferû ilâ cehenneme zumerâ(zumeran), hattâ izâ câuhâ futihat ebvâbuhâ, ve kâle lehum hazenetuhâ e lem ye’tikum rusulun minkum yetlûne aleykum âyâti rabbikum ve yunzirûnekum likâe yevmikum hâzâ, kâlû belâ ve lâkin hakkat kelimetul azâbi alel kâfirîn(kâfirîne). Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya geldikleri zaman, onun (cehennemin) kapıları açılır. Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: “Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) geleceğinizi (söyleyerek) uyarsın? (Cehenneme gidenler) dediler ki: “Evet (geldiler).” Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu. -10/YÛNUS-47: Ve likulli ummetin resûl(resûlun), feizâ câe resûluhum kudıye beynehum bil kıstı ve hum lâ yuzlamûn(yuzlamûne). Her ümmetin bir resûlü vardır. Onlara, resûlleri geldiği zaman onların aralarında adaletle hükmolundu. Onlara zulmedilmez. 2-2- Kendilerine kitap verilen Peygamberler Resul değil Nebi oldukları için. 2-2-1- Allah'u Tealâ buyuruyor ki Ey Nebiler size kitap verdik ve hikmet verdik. -3/ÂLİ İMRÂN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunneh(tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne). Hani o zaman ki; Allah, peygamberlerin (nebîlerin) MİSAK’ini (yeminini) almıştı: “Andolsun ki; size Kitap ve hikmet verdim, sizlerden sonra sizinle beraber bulunanı (Allah’ın sizlere verdiği kitapları) tasdik eden Resûl gelince, O’na mutlaka îmân edecek ve O’na mutlaka yardım edeceksiniz. Bunu ikrar ettiniz mi ve bu ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?” “İkrar ettik.” dediler. “Öyle ise şahit olun. Ben de sizinle beraber şahitlerdenim.” buyurdu. 2-2-2- Allah kitapları hep Nebilerine verdiğini söylüyor. -2/BAKARA-87: Ve lekad âteynâ mûsâl kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus(kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn(taktulûne). Andolsun ki Biz, Musa’ya kitap verdik ve ondan sonra da birbiri ardından (araları kesilmeksizin, peşpeşe) resûller gönderdik. Ve Meryem’in oğlu İsa’ya beyyineler (açık kanıtlar) verdik ve onu Ruh’ûl Kudüs ile destekledik. Her ne zaman size bir resûl, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle (emirle) geldiyse, hemen kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürdünüz. -2/BAKARA-213: Kânen nâsu ummeten vâhıdeten fe beasallâhun nebiyyîne mubeşşirîne ve munzirîne, ve enzele meahumul kitâbe bil hakkı li yahkume beynen nâsi fî mâhtelefû fîh(fîhi), ve mâhtelefe fîhi illellezîne ûtûhu min ba’di mâ câethumul beyyinâtu bagyen beynehum, fe hedâllâhullezîne âmenû li mâhtelefû fîhi minel hakkı bi iznih(iznihî), vallâhu yehdî men yeşâu ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin). İnsanlar bir tek ümmetti. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler beas etti (hayata getirdi, gönderdi). Ve onlarla birlikte insanların aralarında, ayrılığa düştükleri şey hakkında hüküm vermeleri için hak ile kitap indirdi. Kendilerine (apaçık) beyyineler (belgeler) geldikten sonra kendi aralarındaki çekememezlik (ve haset yüzünden) onun hakkında ayrılığa düşenler, sadece kendilerine (kitap) verilenlerdir. Bu sebeple âmenû olan (Allah’a ulaşmayı dileyen) o kimselerin haktan yana ayrılığa düştükleri şeyi (hidayeti) açıklamaları için Allah, Kendi izniyle onları hidayete erdirdi. Allah, dilediği kimseyi Sıratı Mustakîm’e iletir. -5/MÂİDE-44: İnnâ enzelnet tevrâte fîhâ huden ve nûrun, yahkumu bihen nebiyyûnellezîne eslemû lillezîne hâdû ver rabbâniyyûne vel ahbâru bimestuhfizû min kitâbillâhi ve kânû aleyhi şuhedâe, fe lâ tahşevûn nâse vahşevni ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlâ(kalîlen). Ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humul kâfirûn(kâfirûne). Muhakkak ki Tevrat’ı Biz indirdik, onda hidâyet ve nur vardır. Kendileri (Hakk’a) teslim olmuş peygamberler, yahudilere, onunla hükmeder. Rabbaniler (kendilerini Rabb’lerine adamış olanlar) ve Ahbar olanlar da (zahidler, yahudi âlimler, hahamlar) Allâh’ın Kitab’ından korumakla görevli oldukları ile hüküm verirler ve onlar, onun üzerine şahidler oldular. Artık insanlardan korkmayın, Ben’den korkun ve Benim âyetlerimi az bir değere satmayın. Ve kim, Allâh’ın indirdiği ile hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar kâfirlerdir. 2-2-3- Allah kitabı ve nübüvveti (Peygamberliği) beraberce verdiğini söylüyor. Bu durumda kitap (Her peygamber zamanında mutlaka aynı şeriatı ihtiva eden kitap) nübüvvetin bir parçası oluyor. -3/ÂLİ İMRÂN-79: Mâ kâne li beşerin en yu’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yekûle lin nâsi kûnû ıbâden lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bi mâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûn(tedrusûne). Hiçbir insana yakışmaz ki, Allah ona kitap, hikmet ve peygamberlik versin de sonra o, insanlara: “Allah’ı bırakın da, bana kul olun.” desin. Fakat “(en üst seviyede) ders alan ve Kitab’ı öğreten “RABBANİYYİN” (mürşid) lerden olun.” der. -6/EN'ÂM-89: Ulâikellezîne âteynâhumul kitâbe vel hukme ven nubuvveh(nubuvvete), fe in yekfur bihâ hâulâi fe kad vekkelnâ bihâ kavmen leysû bihâ bi kâfirîn(kâfirîne). İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Onlar eğer, onu inkâr ederlerse artık, onu inkâr etmeyecek bir kavmi ona vekil ederdik. -19/MERYEM-30: Kâle innî abdullâh(abdullâhi), âtâniyel kitâbe ve cealenî nebiyyâ(nebiyyen). (Bebek) şöyle dedi: “Muhakkak ki ben, Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni nebî (peygamber) kıldı.” 2-2-4- Allah kitapları o kitaptaki şeriat hükümleri ile hükmetmek üzere Peygamberlere (Nebilere) vermiştir. -4/NİSÂ-105: İnnâ enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı li tahkume beynen nâsi bimâ erâkallâh(erâkallâhu), ve lâ tekun lil hâinîne hasîmâ(hasîmen). Şüphesiz insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hükmetmek için Biz, sana Kitab’ı hak olarak indirdik. Ve hainlerin savunucusu olma (hainleri müdafaa edenlerden olma). 2-2-5- Allah hepsi Nebî (Peygamber) olan Hz.İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, Musa'ya, İsa'ya onların Nebiler olduğunu vurgulayarak kitap indirdiğini söylüyor. -3/ÂLİ İMRÂN-84: Kul âmennâ billâhi ve mâ unzile aleynâ ve mâ unzile alâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ven nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum, ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne). De ki: “Biz Allah’a, bize indirilen’e, İbrâhîm’e, İsmail’e, İshak’a, Yâkub’a ve esbat''a (oğullarına torunlarına) indirilenlere, Musa’ya, İsa’ya ve Peygamberlere Rab’leri tarafından verilenlere îmân ettik. Onlardan hiçbirini (diğerlerinden) ayırt etmeyiz. Ve biz, O’na (Allah’a) teslim olanlarız.” Yukarıdaki bütün ayetler hükmedecekleri kitapların (Şeriat kitaplarının) kavim Resullerine (Nebî olmayan Resullere) değil, Nebîlere (Peygamberlere) indirildiğini kesinleştirmiyor mu? Daha da önemlisi kavimlerdeki Resullere ne hükmetme görevinin ne de hükmedecekleri şeriat kitabının verilmediğini, sadece uyarmak ve Allah'a kul etmekle görevli olduklarını ayetler net olarak ortaya koymaktadır. Allah hepinizden razı olsun. |
| |
| | #5 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 30
| NE Diyeyim Mantık yahudi mantığı olunca Allah"tum insanları sizin şerinde Korusun. |
| |
| | #6 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 30
| YOL GÖSTERİCİLİK VASFI (MUHARREF OLMAYAN) ZEBUR, TEVRAT, İNCİL VE TABİKİ KUR’AN ARTI DİĞER KUTSAL SAYFALARIN BİR VASFI OLDUĞU GİBİ AYDINLATICILIK VASFI DA YİNE BU KUTSAL KİTAPLARINDIR. BİRİLERİ REZALET NURLARINI KUR’ANA EŞDEĞER GÖSTERME ADINA KUR’AN’IN DAHA DOĞRUSU KUTSAL KİTAPLARIN BÜTÜN VASIFLARINI HEM DE DAHA ABARTILI BİR ŞEKİLDE BU REZİL KİTABA DA HASRETMİŞLERDİR. ALLAH KUR’AN YOL GÖSTERİCİDİR DEMİŞ, BUNLAR ALTTA KALMAYARAK BİZİM KİTABIMIZ DA YOL GÖSTERİCİDİR DEMİŞ. ALLAH KUTSAL KİTAPLARI AYDINLATICI OLARAK NİTELENDİRMİŞ, BUNLAR YİNE ALTTA KALMAYARAK BİZİM KİTABIMIZDA AYNI NİTELİKTEDİR DEMİŞ. HEM DE NE DEYİŞLER? ABARTILI BALLANDIRMALAR EŞLİĞİNDE. KUR’ANDAN ANLAMAKTAYIZ Kİ RABBİMİZ ÜMMÜL KİTAPTAN, LEVHİ MAHFUZDAN DÖRT BÜYÜK KİTAP İNZAL ETMİŞTİR. VE SON İNZAL EDİLEN KİTAP DA SON NEBİ HZ. MUHAMMED (SAV) OLDUĞUNDAN DOLAYI KUR’ANDIR. EVET SON NEBİ HZ. MUHAMMED (SAV) OLDUĞUNDAN DOLAYI YANİ SON HABERCİ O OLDUĞUNDAN DOLAYI VAHYİN KURUMSAL YÖNÜ ONUNLA NOKTALANMIŞTIR. SON KİTAP ONUNLA İNZAL EDİLMİŞTİR. ALLAH’IN SON HABERİ KUR’AN, SON HABERCİSİ DE HZ. MUHAMMED’DİR. HERKİM KUR’ANDAN SONRA KENDİSİNE BİR KİTAP İNZAL EDİLDİĞİNİ SÖYLÜYORSA YALANCIDIR. HERKİM SON HABERCİDEN SONRA BİZLERE ALLAH’IN MESAJLARINI İLETTİĞİNİ SÖYLEYEN RESUL POZLARINA YATIYORSA O BİR YALANCIDIR. İSKENDER’E OLAN DÜŞMANLIĞIMIZIN KÖKENİNDE BU GERÇEK YATIYOR. KENDİSİNE TANRISI TARAFINDAN VAHYEDİLEN KİTABA GÖRE İSKENDER HZ. ŞAN, ŞEREF, EHLİYET VE LİYAKAT BAKIMINDAN HZ. MUHAMMED’DEN ÇOK ÇOK DAHA ÜSTÜNDÜR. HATTA NE HZ. MUHAMMED’İ (SAV). BU REZİL KİTABA GÖRE O TANRININ YERYÜZÜNDEKİ GÖLGESİDİR. TANRI BEDENLENMİŞ VE İSKENDER’İN SURETİNDE TECELLİ ETMİŞTİR. YERLERİN VE GÖKLERİN HAKİMİ, EL-EKBER GİBİ SIFATLARI TANRISININ BİLE ELİNDEN ALAN İSKENDER SÖZDE BİR YERYÜZÜ İLAHIDIR. İŞTE SAPIKLIĞIN SEVİYESİ… İŞTE BU YÜZDEN GÜZEL DİNİMİZİ DEJENERE ETMEYE ÇALIŞAN BU SOYSUZU SEVMİYORUM. |
| |
| | #7 |
| Onbaşı Katılım Tarihi: Aug 2008
Mesajlar: 30
| Şimdi ayetlere bakalım ve İskenderin Tanrısının nasıl bir "kötü kopyacı" olduğunu ibretle görelim. AYDINLATICILIK VEYA AYDINLIĞA İLETİCİLİK HANGİ KİTAPLARIN VASFI? Maide 16. Allah, rızasına uyanları o Kitap'la esenlik ve barış yollarına iletir ve onları kendi izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp şaşmayan ve sapmayan dosdoğru yola kılavuzlar. Yusuf 1. Elif, Lâm, Râ. O apaçık, apaydınlık Kitap'ın ayetleridir bunlar. İbrahim 5. Yemin olsun ki, biz Mûsa'yı, "Toplumunu karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlatıp bellet!" diye ayetlerimizle gönderdik. Şu bir gerçek ki, bunda iyice sabreden, çokça şükreden herkes için sayısız ayetlerler vardır. Hadid 9. O, odur ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın diye kulu üzerine, gerçeği apaçık gösteren ayetler indiriyor. Allah size karşı gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir. Fatır 25. Seni yalanlıyorlarsa, onlardan öncekiler de yalanlamıştı. Resulleri onlara açık-seçik mesajlar, sayfalar ve aydınlatıcı kitap getirmişlerdi. SONUÇ: İSKENDER REZALET NURLARINDA HZ. MUHAMMED'DEN (SAV) ÜSTÜN GÖSTERİLEREK VE HATTA ALLAH'IN SIFATLARINA ORTAK EDİLEREK KAFİRLİK YAPMAKTADIR. VE AÇIKTIR Kİ REZALET NURLARI DA KUR'ANIN VASIFLARI ARAKLANARAK REKLAM EDİLMEK SURETİYLE ONA (KUR'ANA) ORTAK KOŞULMAKTADIR. MÜRİTLER BU REZİL KİTABIN KONUŞULMASINDAN GAYET MÜTEESSİR OLMAKTADIRLAR VE OLDUKÇA DA HAKLIDIRLAR. "BU KİTAP EFENDİMİZLE TANRISI ARASINDA BİR SOHBET KİTABIDIR, KİMSEYİ İLGİLENDİRMEZ" DİYEREK KONUYU ÖRTBAS ETMEK İSTEMEKTEDİRLER. FAKAT GERİZEKALI MÜRİTLER ŞUNU AKLETMEMEKTEDİRLER. ALLAH BİR RESULE BAŞKA HİÇKİMSEYİ İLGİLENDİRMEYECEK BİR KİTABI NEDEN İNZAL ETSİN? BU ALLAH'A İFTİRA DEĞİL DE NEDİR? ALLAH ANCAK MİZAH MALZEMESİ OLABİLECEK BİR GIRGIR KİTANINI (REZALET NURLARI) İNZAL ETMEKTEN KUŞKUSUZ Kİ BERİDİR. BU VE BENZERİ BİNLERCE SUALİMİZ ASLINDA MUTLAK BİR SUSTURUCULUK NİTELİĞİ TAŞIMAKTADIR. AMA PİŞKİN MÜRİTLER HER HALÜKARDA EFENDİLERİNİ SAVUNMAYI ALLAH BUYRUĞU SANMAKTADIR. BU YÜZDEN ONUN UÇKURUNU BİLE HARARETLE SAVUNMAKTADIR. EN TEHLİKELİ YANLIŞLAR DOĞRUYA EN YAKIN OLANLARDIR. FAKAT İSKENDER DOĞRUYA EN UZAK YANLIŞLARI SAYIKLAMAKTADIR. BU GERÇEK BU FORUMDA DELİLLERİYLE APAÇIK GÖSTERİLDİĞİ HALDE ÖYLEYSE BU MÜRİTLER NEDEN HALA YERİNDE SAYMAKTADIR? MÜŞRİKLİK ADAMI İŞTE BÖYLE APTALLAŞTIRIR... |
| |
| | #8 |
| Teğmen Katılım Tarihi: May 2008 Yaş: 24
Mesajlar: 313
| Allah insana kitap yazdırır mı? ( "Allah insana kitap yazdırır mı yazdırmaz mı ?" konusuna açıklık getirilmesi gerekmektedir. Çünkü günümüzdeki din bilginlerimiz Allah ile kulu arasındaki bu tür bir ilişkiyi reddediyorlar. Sahip oldukları Allah’ın ihsanları arasında kalp kulağı olmadığı için bunu reddediyorlar. Allah kuluyla konuşamaz, Kitap yazdıramaz, İlham veremez diyorlar. Ne yazıkki onların sözlerinin neye dayalı olarak söylendiğini burada yazamayacağız. Çünkü sözlerinin dayandığı hiçbir ispat vasıtası yok. Allah’ın güzelliklerini yaşayamamaları gösterecekleri tek sebeb olabilir. Bu sebebte geçerli olamaz. Hele Allah bu konudaki hükümlerini Kur’an’a koymuşsa ve bu konuda önümüzde birçok yaşanmış örnek varsa... Aşağıdaki bölümde bu konuya ışık tutacak ve ispatlayacak kanıtları bulacaksınız. Allah insana kitap yazdırır mı yazdırmaz mı görelim...) Abdülkadir Geylâni Hz.nin RİSÂLEİ GAVSİYE tercümesinden: " Ya Gavsı Âzam dedi Allah Lebbeyk Rabbi gavs dedim. Ya Gavsı â’zam hiçbir şeyde zahir olmazdım, İnsanda zahir oluşum gibi... Ya Gavsı â‘zam insan sırrımdır ve onun sırrıyım. Gavs dedi Rabbim teâlayı gördüm ve sordum yarabbi aşkın manâsı nedir. Ya Gavs dedi aşık ol bana, aşık benim ve aşk benim. Kalbini benden gayrımdan çevir ve fariğ kıl. Rabbimi gördüm ve miraçtan sordum." Görülüyor ki Abdülkadir Geylâni Hz.ne de Allahu Tealâ "RİSALE-İ GAVSİYE" ismiyle bir kitap yazdırmış. Allah kendisine "GAVSI AZAM" diye hitap ediyor. Ve de Allah’ı gördüğü kesin... Diğer taraftan Abdülkadir Geylâni Hz.ne yazdırılan kitabın da adı "Risale" , yani bize yazdırılanın aynı. Ayrıca Bediüzzaman Saidi Nursi Hz. ne Allah tarafından yazdırılan 132 kitaba da Risale-i Nur adını vermiş Allahu Teâlâ. gene ayni ismi kullanmış. Bilindiği gibi "Risalei Nur" ‘un arapcası "RİSALET-ÜN NUR" dur. Mevlâna Celaleddini Rumî Hz.ne Mesneviyi Allah’ın yazdırdığı, Mesnevinin takdim yazısında açıkça yeralmaktadır. Âlemlerin Rabbinden inmiştir; bâtıl, ne önünden gelebilir, ne ardından. - Mevlânâ’nın övgüleri, " Mesnevi" nin, Kur’ân-ı Mecîd’in, hadîs-ı şeriflerin meâlini, tefsirini, şerhini ihtiva eden bir ilham eseri olduğunu bildirmek içindir. - Burada vahiy hakkında da biraz söz söylemek lüzumunu duyuyoruz. - Mevlânâ "Mesnevî"nin Allah tarafından verilmiş başka lâkapları da olduğunu, fakat azın çoğu, bir yudum suyun gölü, bir avuç buğdayın harmanı göstermesi dolayısıyle bu kadarını yeter bulduğunu söylüyor. Bu sözle de " Mesnevî "nin ilhama dayanan bir eser olduğunu bildiriyor; ilâhî hükümlerden hiçbir suretle ayrı bir hükmü ihtiva etmediğini anlatıyor. -Böylece de dostların, yalnız Mevlânâ’nın sözlerini okumalarının sağlanmasını rica etmiş, Mevlânâ hemen sarığının arasından, "Mesnevî‘"nin ilk 18 beyti yazılı olan bir kâğıt çıkararak, bu düşünce sizin kutlu gönlünüze doğmadan bizim gönlümüze doğdu buyurmuştur. - 1014. Bu beyitte "Ve Rabbin balarısına, dağlarda ağaçlarda ve çardak kurulan yerlerde kovan yapın diye emretti" âyetine işaret edilmektedir. (Kur’ân, onaltıncı, Nahl, 67). - Yahut dilden bellenen bilgisi az olsaydı da gönüle gelen vahiy bilgisini Tanrı dostundan kapsaydı. - Böyle bir ışığa karşı tutar da kitabı açarsan, vahiyle huzûra eren can, seni azarlar. - Zamãnın kutbunun sözüne, soluğuna karşı, dilden aktarılan bilgiyi, su varken teyemmüm bil. - Bu yolda şanı, şerefi bırak; kılavuzun kımıldamadıkca kımıldama. "EŞref Rumî Hz."nin Divanı da Allah tarafından yazdırılmıştır. Aşağıdaki mısralar bunu kesinleştiriyor. Ol dost sultandır ben ona kul, Her dem yeni yeni nüzul, Andandır bu cümle usul Andandır her bahşişimiz. And olsun senden önce de biz resuller gönderdik onlara eşler ve çocuklar kıldık(verdik). Allah’ın izni olmaksızın bir resul için ayet gelmesi mümkün değildir. Her ecel (zaman) için bir kitap vardır. Rad -38 Görülüyor ki her ecel (vade, zaman) için bir kitap vardır. Tabii yaşadığımız zaman için de bu husus geçerlidir. Ne varki bu kitap (Risalet Nurları) bir şeriat kitabı değil, Mesnevî gibi Eşref Rumî Hz. nin dîvanı gibi bir sohbet kitabıdır. Ve bir Peygambere değil, Allah’ın bir Velîsine indirilmiştir. Şeriat açısından bir değer taşımadığı cihetle de neden Velîye indirildiği açıklık kazanmaktadır. Bu ayet-i Kerime "RİSALET NURLARI"nın kapak ve birinci sayfasındaki "Allah’u Tealâ’nın izniyle indirilmiştir" mealindeki ifadenin neden kitaba konduğunu da açıklamaktadır. Peygamber efendimiz S.A.V. son Peygamberdir. Dolayısıyla " O ‘ndan sonra asla Peygamber gelmeyeceğine göre kitap da indirilmeyecek" tarzındaki bir hüküm ise Kur’ân-ın temel hükümlerine uymamaktadır. Allah’u Teâla sadece Peygamberlere değil Peygamberlerin dışındaki insanlara da ayet indirdiğini açık birşekilde beyan etmektedir ki bu ayetler sureleri, sureler de kitabı oluşturacaktır. İşte araf suresi 175. Ayet-i Kerime, Allah’u Teâlâ buyuruyor: " Onlara O kimsenin haberini oku ki kendisine ayetlerimize vermiştik te o bunları inkâr ederek imandan çıkmıştı, böylece şeytan onu arkasına takmışta azgınlardan olmuştu." Değil sadece herhangibir Allah’a inanan insana, şeytana uyan insana bile Allah’u Tealâ’nın ayet indirdiği açık bir şekilde Kur’ân-ı Kerim’de ifade edilmektedir. Görülüyor ki Peygamberlerin dışındaki insanlara da ayet indirilmektedir. Kur’ân-ı Kerim bu konuda son derece açık olarak Peygamberlerin dışındaki insanlara da hatta hayvanlara da vahiy gelebileceğini ifade buyurmaktadır. Nahl suresi 68. Ayeti Kerime: "Rabbin bal arasına vahyetti." Zilzal suresi 5. Ayeti Kerime: "Çünkü Rabbin yere vahyetti." Maide suresi 3. Ayeti Kerime: "Ve o zaman havarilere Allah vahyetmişti." Taha suresi 38. Ayeti kerime " O zaman annene vahyedilicek şeyi vahyetmiştik." Abdülkadir Geylani Hz. "SOHBETLER" kitabında (Sf. 578) şöyle buyuruyor. Sf.578- Allah’ın gayrı şeylerden kopup O’na yönelen ve meleklerle ünsiyeti neticesi onların sözlerini işitmeye ve muhtelif suretlerde kendilerini görmeye başlayan kişi, meleklerin sözlerine iyice alıştığı ve yüzlerini görmeye iştiyak duyduğu anda kendisi ile onlar arasında perde kaldırılır. Kalp bu safhaya geldikten sonra tekrar Allah onu perdeler. Kendi yakınlığının ünsiyetine getirir. Burada ise sûkuttan sonra olanlar olur. Allah onun kalbine vahyedeceğini vahyeder. Tıpkı Musa A. S’ın annesine vahyettiği gibi. Yunus Emre şöyle buyuruyor: " Çalaptır, (Allahtır) söylettirir. Yunus bilmez kendi hal" " Düşmüş idik Hak kaldırdı Birliğin bize bildirdi." " İçimize aşk doldurdu, Dürüst oldu imanımız." Ahmet Yesevi Hz. ise şöyle buyuruyor: " Garip fakir yetimlere kılsen şamdan, Parçalayıp aziz canın eyle kurban, Yiyecek bulsan cemil ile kıl sen ihsan, Haktan işitip bu sözleri dedim işte" Demekki Allah’u Teâlâ’dan Allah’ın sözlerini işitmek, emir almak, sadece Peygamberlere has bir olgu değildir. Kur’ân-ı Kerîm’imiz de böyle söylüyor. Görülüyor ki Allah’ın insanları hidayete ulaştırmakla vazifeli kıldığı mürşidler (imamlar) bu görevlerini Allah’tan aldıkları emirleri tebliğ suretiyle yapmak mecburiyetindedirler |
| |
| Konu Araçları | |
| |